İnsansız hava araçlarının (İHA) savaş alanında yoğun olarak kullanılmaya başladığı 1970'lerden itibaren ana görevleri keşif ve gözetleme oldu. Başlangıçta topçu hedef tespit ve atış tanzimi başta olmak üzere savaş alanı taktik keşif görevlerine koşturulan İHA'lar, zamanla daha uzun menzile, daha yüksek irtifada ve daha fazla faydalı yük ile uçmaya başladılar.
1980'lerde ivmelenen bilişim ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler de İHA'ların,
- Taşıdıkları elektrooptik ve elektromanyetik algılayıcıların performanslarının,
- Yer kontrol istasyonu (YKİ) ile iletişim kapasitelerinin,
- Topladıkları verilerin dağıtım, depolama ve değerlendirme imkânlarının hızla artmasını sağladı.
Böylelikle de, İHA'ların koşturuldukları görevlerin sayı, nitelik ve karmaşıklığı arttı. Bu, aynı zamanda İHA'lardan çok daha yaratıcı şekillerde faydalanılmasının da önünü açtı. Ayrıca sahip oldukları veri bağı ve algılayıcı sistemleri vasıtasıyla gerçek anlamda ağ mimarisine sahip ordulara giden kapıyı açmış oldular.
Bu sürecin en önemli dönemeci de, insansız sistemlerin insanlı platformlarla birlikte, tam bir eşgüdüm içinde görev yapmasını hedefleyen MUM-T (Manned - Unmanned Teaming; İnsanlı - İnsansız İşbirliği) konsepti.
































