NCW etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NCW etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25/09/2020

“Silahların İnterneti”: JADC2 ve ABMS

ABD Hava Kuvvetleri yaklaşık bir yıldır çeşitli testlerde BQM-167 uzaktan kumandalı jet motorlu hedef uçaklar vuruyor.

Bu, tek başına haber niteliği dahi taşımayan bir cümle. Zira ABD Hava Kuvvetleri, "hedef dron" olarak da bilinen bu tür uçakları test ve eğitimlerde sıkça vuruyor. Pek çok başka ülke gibi. Zaten bu tip uçakların görevi de bu: Eğitim, test ve değerlendirme faaliyetlerinde takip ya da hedef olarak uçmak; çoğu zaman da gösterişli bir şekilde patlayarak düşmek.

Ancak son bir yıldır BQM-167'ler, kendi elektromekanik beyinlerinin de muhtemelen hiç öngörmediği şekillerde ve silahlarla vuruluyorlar. Bunlar arasında, bir savaş uçağının ateşlediği havadan karaya lazer güdümlü roket; bir insansız hava aracından ateşlenen kısa menzilli havadan havaya füze, kundağı motorlu obüsten ateşlenen güdümlü top mermisi bulunuyor.

Bu tuhaf atıcı - silah - hedef eşleşmelerinin her biri bir haber. Ancak esas önem taşıyan, bunu mümkün kılan veri iletişim ve komuta - kontrol omurgası. Zaten bu testler de bahse konu omurganın geliştirme çalışmaları kapsamında gerçekleştirilen faaliyetler.

Kurulmaya çalışılan yapı, tüm silah, sensör ve bilgi-iletişim sistemlerini birbirine bağlayacak bir çeşit "nesnelerin interneti" (Internet of Things - IoT) olarak nitelendirilebilir. Bu yapıya, daha doğrusu konsepte ABD Savunma Bakanlığının verdiği isim ise Joint All Domain Command and Control (JADC2).

21/02/2017

Ateş Gücünün Dağıtılması – Distributed Lethality

Eğer yüzüyorsa savaşır!” Bu slogan, ABD Deniz Kuvvetleri’nin (US Navy; USN) bir süredir gündeminde. Çıkış noktası ise, Rusya ve Çin’in deniz kuvvetlerine yaptıkları yatırımlar ve uyguladıkları A2AD (Anti Access Area Denial; Erişimi Engelleme / Bölgeden Men etme) stratejisi. Rusya A2AD’yi Karadeniz’de, Çin ise Güney Çin Denizi’nde etkin bir biçimde yürütmekte.

A2AD kabaca, düşmanın belli bir bölgeye erişimini veya o bölgede harekât yapmasını engellemek amacıyla kullanılan taktik ve teknikler bütünü olarak tanımlanabilir. Türkiye aslında A2AD’nin tarihteki en başarılı örneklerinden birini uygulamıştır: Çanakkale Harbi’nin deniz safhası, İtilaf donanmasının Çanakkale Boğazı’ndan geçişinin kıyı topçusu ve mayınlar marifetiyle engellemesi ile sonuçlanmıştır. Müteakiben kara harbi safhası ile kesin sonuç alınmıştır.

Modern A2AD stratejilerinin odağında, yüksek süratli ve hassas güdüm kabiliyetli füzeler (balistik füzeler ve seyir füzeleri), deniz mayınları, hava savunma topçu ve füze sistemleri bulunuyor. Korvet ve hücumbotlar, denizaltılar, seyir / gemisavar füzesi ateşleyebilen uçaklar da A2AD’nin öne çıkan platformları. Farklı yönlerden gelen çok sayıda gemisavar füzesi ve akıllı deniz mayınları ile mücadele etmek, bunu aynı anda çok sayıda küçül, hızlı ve atik hücumbot / korveti takip kovalarken yapabilmek, Soğuk Savaş’ın simetrik harp ortamına göre şekillendirilmiş günümüz donanmalarının harcı değil.

26/03/2016

Havada İnsan - Makina İşbirliği (MUM-T)

İnsansız hava araçlarının (İHA) savaş alanında yoğun olarak kullanılmaya başladığı 1970'lerden itibaren ana görevleri keşif ve gözetleme oldu. Başlangıçta topçu hedef tespit ve atış tanzimi başta olmak üzere savaş alanı taktik keşif görevlerine koşturulan İHA'lar, zamanla daha uzun menzile, daha yüksek irtifada ve daha fazla faydalı yük ile uçmaya başladılar.

1980'lerde ivmelenen bilişim ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler de İHA'ların,

- Taşıdıkları elektrooptik ve elektromanyetik algılayıcıların performanslarının,
- Yer kontrol istasyonu (YKİ) ile iletişim kapasitelerinin,
- Topladıkları verilerin dağıtım, depolama ve değerlendirme imkânlarının hızla artmasını sağladı.

Böylelikle de, İHA'ların koşturuldukları görevlerin sayı, nitelik ve karmaşıklığı arttı. Bu, aynı zamanda İHA'lardan çok daha yaratıcı şekillerde faydalanılmasının da önünü açtı. Ayrıca sahip oldukları veri bağı ve algılayıcı sistemleri vasıtasıyla gerçek anlamda ağ mimarisine sahip ordulara giden kapıyı açmış oldular.

Bu sürecin en önemli dönemeci de, insansız sistemlerin insanlı platformlarla birlikte, tam bir eşgüdüm içinde görev yapmasını hedefleyen MUM-T (Manned - Unmanned Teaming; İnsanlı - İnsansız İşbirliği) konsepti. 

21/10/2014

Bölgesel Jeopolitik Gelişmeler ve Savunma Teknolojileri: 2020 Öngörüleri

Eser: "Geopoliticus Child Watching
the Birth of the New Man"
Salvador Dali
Bu makaleyi, geçtiğimiz hafta Bahçeşehir Üniversitesi tarafından düzenlenen İleri Teknolojiler Çalıştayı için hazırlamıştım. Çalıştay programında son gün oturumunda konuşmacı olarak duyurulmuş olmama rağmen, herhangi bir açıklama ya da mazeret göstermeden bildirimi sunmama fırsat verilmedi. Her ne kadar önemli eksiklikleri olsa da, makaleyi aşağıda paylaşıyorum. Çalıştay için hazırlamış olduğum sunumu da geliştirip ayrıca paylaşacağım.


1.   Giriş

Savunma teknolojileri, doğası gereği ekonomik, ticari, askeri ve bilimsel çok sayıda boyuta sahip, disiplinlerarası bir konudur. Savunma teknolojilerinin yönünü ve kapsamını belirleyen ana etken, ülkelerin askeri güçlerinin ihtiyaçlarıdır. Bu ihtiyaçlar ise, ulusal güvenlik algısının ve ulusal stratejilerin ışığında şekillendirilmektedir. Dolayısıyla savunma teknolojileri, üreten ya da tedarik eden (müşteri) ülkelerin jeopolitik gündemleri ve güvenlik ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilmektedir.

Savunma sanayiinin sadece ulusal güvenliği kurma ve korumada bir araç değil, aynı zamanda ulusal ekonomiye katma değer sağlayan bir sektör olduğu hususu gözden kaçırılmamalıdır. Bu katma değer, sadece ulusal ihtiyaçların karşılandığı, iç pazara yönelik bir sektörel faaliyet olarak değerlendirilmemelidir. Savunma sanayii bir dışsatım (ihracat) kalemi olarak aynı zamanda bir uluslararası ilişkiler ve yumuşak güç (soft power) unsurudur. Başka bir deyişle savunma teknolojilerinin ihracatı, ülkelerin uluslararası ilişkilerinin ana konularından biridir.

Bu ana hususlardan hareketle, savunma teknolojilerine yönelik kısa, orta ve uzun vadeli eğilimleri tespit etmek için, bu teknolojilerin geliştirilmesine yön veren bölgesel jeopolitik gelişmelerin incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, dünya çapında halen gündemde olan başlıca jeopolitik kriz bölgeleri ve bu bölgelerin savunma sistem ihtiyaç ve eğilimlerine etkileri genel bir çerçevede incelenecek, tespitler ışığında 2020'li yıllara dair değerlendirme ve görüşler paylaşılacaktır.

24/06/2014

Sorunlar... Ve Çözüm?

Etki Odaklı Harekât döngüsü
Kaynak: "Effects Based Operations: Change in the Nature of Warfare",
Deptula, A., 2001
ABD Hava Kuvvetleri’nin bütçe kesintileri tasarruf planı dahilinde A-10 Thunderbolt II taarruz uçağını emekliye ayırmak istemesi, bu ülkede yoğun tartışmalara neden oldu. Bu uçağın Afganistan ve Irak’ta önemli görevler üstlenmiş olmasından hareketle, büyük bir kitle tarafından asimetrik tehditlerle ve terörizmle mücadele için varlığının gerekli olduğu savunulmakta. Öte yandan A-10’un emekliye ayrılmasını savunan grubun başlıca argümanı ise, sadece tek bir görev tipi için tasarlanmış bu uçağın artık teknolojik ömrünün sonuna geldiği, işletme ve idamesinin yüksek maliyetli olduğu, özellikle yer hedeflerine saldırı görevlerinin F-16, İHA’lar ve yakın gelecekte hizmete girmesi umulan F-35 tarafından devralınacağı şeklinde.

ABD Temsilciler Meclisi’nin aldığı karar, şimdilik A-10’u emeklilikten kurtarmış gibi. Ancak bu tartışmaların, 21’nci yüzyılda savunma ve güvenlik planlamasını şekillendiren özünü yakalamak gerek.

A-10, ABD Hava Kuvvetleri’nin açtığı A-X ihalesi kapsamında Fairchild Republic firması tarafından geliştirilen ve ilk uçuşunu 1970’li yılların başında gerçekleştirmiş, iki jet motorlu bir taarruz uçağı. Esasen, 30mm Gatling tipi bir top olan GAU-8’i taşımak için tasarlanmış bir uçak. A-10’un ana görevi, Avrupa’da gerçekleşmesi beklenen bir NATO – Varşova Paktı savaşında, kıtanın geniş düzlüklerine akacak olan Sovyet zırhlı birliklerini hızlı ve etkin bir biçimde imha etmek idi. Bu, asla gerçekleşmedi. Bunun yerine zaman içinde güdümlü silah taşıma ve gece ya da kötü hava koşullarında uçuş yeteneği kazanan A-10, 1991 Körfez Savaşı, 2001 Afganistan Harekâtı ve 2003 Körfez Savaşı gibi görevlerde, özellikle yakın hava desteği görevlerinde önemli başarılar elde etti.

Ancak burada bir sorun var.

29/12/2013

Bilgi Harbinin Boyutları - 1: Dakiklik

Bilginin (*) bir silah ya da daha doğru bir ifade ile kuvvet çarpanına dönüşebilmesi, ölçülebilmesi ve ölçeklenebilmesine bağlıdır. Bilgi, sayısı ve tanımı üzerinde genelgeçer bir mutabakat olmayan bir dizi nitelik üzerinden tanımlanır. Bu niteliklerin içeriği ve sayısı, bilginin hangi amaçla kullanılacağı ile de ilişkilidir.

Bilgi Küpü” başlıklı yazıda, bilginin bir silah olarak kullanılabilmesinin, 10 adet boyuta sahip olmasına bağlı olduğundan bahsetmiştim. Bu 10 boyut şunlar idi:

1. Dakiklik (Timeliness)
2. Kesinlik (Accuracy)
3. Alaka (Relevance)
4. Bütünlük (Completeness)
5. Tutarlılık (Coherence)
6. Biçem (Format)
7. Erişilebilirlik (Accessibility)
8. Uyum (Compatilibity)
9. Güvenlik (Security)
10. Geçerlilik (Validity)

Adı geçen bu boyutlar, bilginin niteliğini ya da kalitesini tanımlamak için kullanılan parametrelerden en yaygın olanları. Kullanım amacına bağlı olarak bu sayı artırılabilir, azaltılabilir ya da terimlerin adı değişebilir.

Bilginin bu şekilde çeşitli başlıklar altında incelenmesinin en başta gelen sebebi, niteliğinin (kalitesinin) ölçülebilir bir hale getirilmesi ihtiyacı. Bilgi eğer nitel olarak takip edilebilen bir unsur haline getirilebilirse, paylaşımı, değerlendirilmesi ve üzerinden karar alınması gibi işlemler süreçlere bağlanabilir. Bilginin nitel ölçümü ve takibi, bilgi ihtiyacının saptanması, ihtiyacın karşılanması gibi süreçler için gereklidir. Bilgi, ölçülebilir olduğu sürece artı değer yaratımında kullanılabilir.

Bilginin boyutlarını incelemeye, “dakiklik” kavramı ile başlayalım. Konunun popülerliğine paralel olarak açık kaynaklarda tanım, kavram ve kaynak bolluğu var. O yüzden bu ve takip edecek yazıların amacı tanım oluşturmak ya da teorik çerçeve çizmek değil, Bilgi Harbi ve Ağ Merkezli Muharebe kavramlarını odak noktasına alarak konunun ana hatlarını tespit etmeye çalışmak olacaktır.

26/11/2013

Bilgi Küpü

"Emekliliğime kaç gün kaldı"
uygulamasını çökerten şahıs
Sabahları erken kalkıp işe gitmek zor geliyor mu? Her sabah aynı rutin, duş, traş (ya da makyaj), giyinme.. Takım elbiseden bıktınız mı? Emekliliğinize kaç gün var? Her hafta başında cumayı iple çekmek, her pazar akşamı haftasonu tatiline sıkı sıkıya yapışmak... Kaç yıldır bu döngünün içindesiniz? Kaç yıl daha dayanacaksınız?

Ya "O" ne yapsın? 93 yaşında. Tam 40 yıldır aynı dairede çalışıyor. O daireye 52 yaşında atanmıştı, iş hayatına ise 28 yaşında başladı, 64 yıllık bir kariyer yani. Sayısız hükümet ve bakan eskitti ve ölümsüzlüğün sırrını bulmuşçasına çalışıyor, yeni fikirler üretip genç yetenekleri keşfediyor. Emekli olmayı unutmuş sanki.

Andrew W Marshall ile tanıştırayım. Ve 40 yıldır çalıştığı dairesi ile.

Adı çok ön planda olmasa da Marshall, çağımızın en önemli kanaat önderlerinden aslında. Nasıl biri olduğu hakkında fikir vermesi için: 1980'lerin başında Sovyetler Birliği'nin çöküş sürecine girdiğini ve dünyanın yeni ağırlık merkezinin Asya olacağını ilk öngören adam oydu.

Marshall'ı tanımak demek, 40 yıldır başında olduğu daireyi, "Net (Safi) Değerlendirme Bürosu"nu (Office of Net Assesment; ONA) incelemek demek aslında. ABD'de bütçe kesintileri ile ilgili tartışmalarda kapanması gündeme gelen, ulusal bütçe içindeki payı mikroskobik ancak etkisi tam ters oranda, ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı bir çeşit "think tank" aslında ONA. Bugün savunma ve havacılık gündemindeki pek çok sistem, teknoloji ve konsept ile stratejinin çıkış merkezi. ABD'nin ulusal savunma stratejisi, yatırım yapacağı ve ağırlık vereceği teknolojiler, uygulamalar ve doktrinler ONA'da doğuyor.

25/09/2013

Calût'u Davud Yapmak Mümkün mü?



Mark Bowden'ın The Atlantic için kaleme aldığı ve 14 Ağustos tarihinde yayınlanan "The Killing Machines - How to Think About Drones” (Ölüm Makinaları – Dronlar Hakkında Nasıl Düşünmeli) başlıklı makale ve makalenin girişinde kullandığı benzetme, uzun zamandır taslak halinde olan ve bir türlü bitiremediğim bu yazı için hem ilham kaynağı hem de ateşleyici oldu.

Bu son derece kapsamlı ve bir o kadar da dolu makalesinde Bowden, insansız hava araçlarının (İHA) çıkış noktasını, içerdikleri temel teknolojileri ve halen devam eden çeşitli teknolojik, hukuki ve siyasal tartışmalardaki yerlerini oldukça yalın bir dille okuyucuya sunuyor.

Bowden, yazısına Davud (David) ve Calût’un (Goliath) efsanevi düellosuna atıfta bulunarak başlıyor. Benim de taslağımın girizgâhı bu şekilde idi. Ancak ben bu düelloyu, sadece İHA değil, daha geniş bir bağlam içinde kullanmayı düşünüyorum. Çığır açmak ya da “gerçekleri göz önüne sermek” gibi bir niyet ya da hevesim yok, sadece kafamın içindeki tilkilerden bir kısmını kuyruğundan yakalayıp teşhir etmek, soruyu ya da sorunu maddeler halinde özetlemek istiyorum, bulutlar ardında gizlenmiş olsa da.

Kahve stoğum taze olduğuna göre yakalayacağım tilki sayısı az olmayabilir.

20/12/2012

Makinaların Yükselişi

X-47B, USS Harry Truman uçak gemisinin güvertesinde
taksi denemelerinde. Normalde kokpitteki pilotları
el ve vücut hareketleri ile yönlendiren yer personeli
neler hissediyordur acaba?
Aralık ayının başı, insansız hava aracı (İHA) teknolojileri açısından son derece önemli iki gelişmeye sahne oldu. Önce 1 Aralık günü erken saatlerde çeşitli Avrupa ülkelerinin birlikte geliştirdikleri nEUROn insansız muharip hava aracı (İMHA), Fransa'nın Istres şehrindeki Dassault tesislerinde ilk uçuşunu gerçekleştirdi. [1] 9 Kasım günü ise, Northrop Grumman tarafından geliştirilen bir İMHA prototipi olan X-47B, ABD Deniz Kuvvetleri'ne ait CVN75 Harry S. Truman uçak gemisinin güvertesinde taksi denemelerine başladı. [2]

İMHA'ların gelişimi açısından önemli iki dönüm noktası aşıldı. Peki gidişat hangi yönde? İnsansız savaş uçakları gökyüzünün tek hakimi olabilecek mi? Savaş pilotları görevlerine klimalı ofislerde mi devam edecek?

Bu soruların yanıtlarına odaklanmadan önce X-47B ve nEUROn projelerine genel hatları ile bakmakta fayda var.

18/07/2012

Görüş Alanını Genişletmek: Gorgon Stare WAAS

İnsansız Hava Aracı (İHA) sistemlerinin istihbarat ve görüntüleme kabiliyetleri için "BBG Evi" benzetmesi, ne yazık ki kamuoyunun bilinçaltına işlenmiş durumda. Bu sistemlerin havada olması, uçtukları bölge üzerindeki her hareketi, şüpheli her durumu ya da her hedefi her şekilde görebileceklerine dair bir beklentiyi doğuruyor. "BBG Evi" söyleminin, muhtemelen kasıtsız ve yine muhtemelen dolaylı olarak sebep olduğu bu algı, İHA'ların görev yaptığı bir bölgede gerçekleşen bir baskın, saldırı ya da pusu durumunda kitlesel bir tepkiye dönüşebiliyor.

Genel olarak İHA'ların standart görev sistemi, çoğunlukla burun kısımlarına monte edilmiş bir kameradan oluşuyor. Çoğu MALE (Medium Altitude Long Endurance; Orta İrtifa Uzun Havada Kalış) tipi İHA'da ayrıca SAR (Synthetic Aperture Radar; Yapay Açıklıklı Radar) tipi radarlar ve/veya elektronik istihbarat / sinyal istihbaratı (ELINT / SIGINT) sistemleri de bulunuyor. ISR (Intelligence, Surveillance, Reconnaissance; İstihbarat, Gözetleme, Keşif) görevleri tek sistem ve tek tip sensöre bağlı gerçekleştirilmiyor; aynı hava savunması gibi iç içe geçmiş katmanlardan oluşan bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekiyor.

Öte yandan, İHA'ların taşıdıkları kameralar sadece gündüz görüş tipi kameralar olmuyor. Bunlar FLIR (Forward Looking Infrared; İleri Bakışlı Kızılaltı) tipi, ısıl kameralar. Ortamın ve hedeflerin ısıl izlerini görüntüye çevirebilen, dolayısıyla gündüz ve gece her hava şartında görüntü sağlayabilen, bazı modelleri ayrıca lazerle işaretleme de yapabilen tümleşik sistemler. Bu son özellikleri ile hedef aydınlatmada da kullanılabiliyorlar. Dolayısıyla dost topçu ve hava birlikleri için hedef tespit, teşhis ve tayininde de kullanılabiliyorlar.

Ancak klasik İHA FLIR sistemlerinin çok önemli bir dezavantajı var.

24/05/2012

İnsansız Hava Araçları: Quo Vadis?

İnsansız Hava Araçları (İHA), gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda. Bu sistemlerin kullanılması, satın alınması ya da geliştirilmesi, ulusal ve uluslararası ilişkiler gündemini şekillendiren bir güce sahip oldu. ABD'nin Pakistan'daki İHA saldırıları, İran'ın bir ABD İHA'sını düşürmesi, Uludere Olayı ya da Türkiye'nin ABD'den alacağı Reaper İHA'ları, çok karmaşık askeri ve siyasi yan etkiler doğurdu örneğin.

Bu kadar güçlenen" robot uçaklar", yakın gelecekte "savaşuzayı"nın dinamiklerini kökünden değiştirecek muhakkak. Peki bu değişim nasıl olacak?

Ben şu şekilde bir öngörüde bulunuyorum.

11/04/2012

Teknolojik Muhafazakârlığı Yenebilmek

ABD Ordusu, Future Combat Systems projesindeki
insansız araç operatörleri için XBox oyun
konsolu joysticklerini kullanmıştı. (Kaynak)
Teknolojideki hızlı gelişim, farklı bilim dallarından gündelik hayata çeşitli alanlardaki gelişme ve yenilikleri açıklarken kullanılan anahtar bir kalıp ifade haline gelmiş durumda. "Teknolojik gelişmelerin sağladığı..." şeklinde bir başlangıç, kolaycı bir girizgâh niteliği taşıyor. Ancak teknoloji, sadece imkân ve kabiliyet kazandırmak ya da iyileştirmek için bir araç değil, aynı zamanda insanın çevresini algılaması ve çevresi ile etkileşimini düzenlemesi için de bir ortam (medyum) görevi de görüyor. Başka bir ifade ile teknolojiyi, insanın algılama, yorumlama ve düşünce mekanizmasından soyut bir şekilde ele almak pek mümkün değil gibi.

Bu iç içe geçmişliğin esas nedeninin de, 19. yüzyıl ile birlikte sürekli bir evrim halinde olan sanayi devrimi olduğunu düşünüyorum. Yani Sanayi Devrimi, insan makina arayüzünün kurulmasını sağladı: Bu arayüzün nitelik ve niceliği devamlı gelişmekte, evrilmekte.

Şöyle ki:

28/03/2011

Savaş Uzayı Yönetiminde Modelleme Ve Simülasyon Yazılımlarının Eşgüdümlü Kullanımı

GİRİŞ
Bilişim ve muhabere tekonolojilerindeki gelişmelere paralel olarak, savaş uzayını teşkil eden unsurlar arasındaki etkileşim, çok katmanlı bir nitelik kazanmıştır. Bu çok katmanlı yapının merkezinde ağ odaklı iletişim sistemleri bulunmaktadır. Klasik dikey hiyerarşik yapının yerine, tüm unsurların birbiri ile çift yönlü etkileşimde bulunduğu bu yapı, planlama, sevk ve idare hususlarına yönelik olarak yeni yaklaşım ve metodolojilerin geliştirilmesini zorunlu kılmıştır.

Modelleme ve simülasyon teknolojilerindeki gelişmeler, savaş uzayını teşkil eden tüm unsur ve etkenlerin yüksek hassasiyette modellenmesini mümkün kılmıştır. Bu kabiliyet, harekât planlamasından sistem tedariğine kadar pek çok süreçte kullanılmaya başlanmıştır. Ne var ki, söz konusu unsurların sahip oldukları ana ve alt sistemlerin sayılarının artıp niteliklerinin giderek karmaşıklaşması, anılan sistemlerin benzetiminde de benzer şekilde katmanlı bir yapının oluşturulmasını zorunlu kılmıştır. Başka bir deyişle, bir sistemler sistemi haline gelen savaş uzayının benzetimi, ancak bir simülasyonlar sistemi ile mümkün olmaya başlamıştır.

02/02/2011

Uzaktan Kumandalı Savaşçılar

Askerlik, insanın fiziksel ve psikolojik varlığını en fazla zorlayan "meslek"lerin başında gelir herhalde. Meslek kelimesini özellikle tırnak içine aldım zira, askerliğin sözgelimi doktorluk, mühendislik ya da avukatlık gibi mesleklerden çok farklı yönleri olduğunu düşünüyorum. Askerlik ya da asker olmak bir hayat kazanma ve geçinme biçimi değil, insan doğasındaki daha derinlerde bir yerlerden çıkmış bir niteliği var. Mızrak - kılıçla olsun, güdümlü füze ile olsun öldürme ve hayatta kalma üzerine kurulu, sistemler, teknikler ve kurallardan müteşekkil bir olgu.

13/09/2010

Ağ Merkezli Muharebe Üzerine Notlar - II: Durumsal Farkındalık

Grafik: http://www.dir-diver.com/en/knowledge/situational_awareness.html
PKK’nın sözde eylemsizlik kararına kadarki süreçte artan saldırılarda, karakol baskınları özellikle kamuoyunun gündeminde çokça yer aldı.

Bunun sebebi, bazı tarafların yürüttükleri psikolojik harekât doğrultusunda yaydıkları kara ve gri propaganda ürünü haberler. Hatırlanacağı üzere bu haberlerin ekserisi, Heron insansız hava araçları üzerine yoğunlaşmıştı.

“Her şerde bir hayır vardır” misali, bu saldırıların ön plana çıkardığı önemli bir husus var, üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken: Durumsal Farkındalık.

03/02/2010

On the Threshold of Digital Battlefields

Aylık jeopolitika ve güvenlik dergisi olan Eurasia Critic Ocak 2010 sayısında, "2020: Projections" (2020: Öngörüler) özel dosyası ile, önümüzdeki 10 yıl için savunma, güvenlik, politika ve istihbarat alanına dair öngörü çalışmalarına yer verdi.

Bu özel sayıda, bilişim teknolojilerinin savunma ve güvenlik alanına verdiği yönü incelemeye çalıştığım, "On the Threshold of Digital Battlefields" (Sayısal Savaşalanlarının Eşiğinde) başlıklı makalem de yayınlandı.

Makaleye buradan ulaşabilirsiniz.

31/01/2010

Füzeyle Bisiklet Vurmak, Muhriple Sandal Kovalamak

Bir süre önce, İngiliz Kraliyet Donanması’nda görev yapmış emekli bir subayla sohbetimde çok ilginç bir anekdot dinledim. Kendisinin aktardığına göre, Afganistan’daki İngiliz birliklerinin halen en çok sarfettikleri mühimmatın başında Javelin güdümlü tanksavar füzesi gelmekte imiş. Bu füzelerin de en çok kullanıldıkları hedefler, motosiklet ve bisiklet kullanan, RPG roketatarları ile silahlanmış Taliban / El Kaide militanları imiş. Cepheden saldırırken görece hızlı hareket eden ve çok ince bir hedef teşkil eden bu militanların piyade tüfeği ve makinalı tüfeklerle etkisiz hale getirilmesi çok zor olduğundan, çoğunlukla uzak mesafeden güdümlü tanksavar füzesi ile ateş edilmekte imiş (Nitekim İngiltere kısa süre önce Raytheon’a 176 Milyon Dolar karşılığı 1,300 adet Javelin füze siparişi verdi. Teslimatların 2012’ye kadar tamamlanması öngörülüyor).

Konuştuğum emekli subay, tank ve koruganlara karşı kullanılmak için tasarlanan füzelerin bisiklet gibi asimetrisi yüksek hedeflere karşı ateşlenmesinin ilk bakışta çok komik göründüğünü ancak birliklerin başka çarelerinin olmadığını söyledi.

Bu örnek aslında, modern orduların karşı karşıya oldukları meydan okumanın ulaştığı boyutu çok güzel özetlemekte. Javelin gibi füzeler tankları, Fulda Ovası’na akan Sovyet / Varşova Paktı tanklarını durdurmak için tasarlanmıştı. Bisiklet üzerindeki RPG’li, sivil kıyafetli militanları değil.

16/06/2009

Bir Süreç Yönetimi Olarak Ağ Merkezli Muharebe

Bir savunma sistemi alalım. İlerleyen satırlarda ortaya çıkacak ki, aslında ele aldığımız ürünün bir “savunma” sistemi olması o kadar da elzem değil. Otomotiv, elektronik, mobilya vb de olabilir.

Ama biz “savunma”dan gidelim (”saldırı”dan değil!)

Bu bir insansız hava aracı olsun. İstihbarat, keşif ve gözetleme (ISR: Intelligence, Reconnaissance and Surveillance) görevlerinde kullanılacak bir İHA.

Bu sistemi silahlı kuvvetler envanterine alıp kullanıma sokup kullanmak ve daha sonra emekliye ayırıp hurdalığa göndermek, birbirini takip eden süreçler silsilesini gerektirir. Bu süreçler kabaca şu şekilde özetlenebilir:

22/04/2009

Ağlarla Donatılan Savaş Alanları

Son yıllarda savunma sistemleri ile ilgili değerlendirme, haber yorum ve sair yazılarda sıkça adı geçen bir kavram var: Ağ Merkezli Muharebe (Network Centric Warfare). Bu kavrama eşlik eden ve klişeleşmeye başlayan pek çok da terim bulunuyor: “Transformation”, “Situational Awareness”, datalink gibi. Peki nedir bunlar? Nedir bu kavramların ifade ettiği şey?

Aslında çok yeni ya da devrimsel şeyler değil. Bir örnek üzerinden gidelim:

14/04/2009

Gates'den Toplu İnfaz

ABD Savunma Bakanı Robert Gates, geçtiğimiz hafta Pazartesi günü, ABD Savunma Bakanlığı 2010 mali yılı bütçesine ilişkin tavsiye kararlarını, bir basın toplantısı ile açıkladı. Selef George Bush yönetiminin 2006 yılında göreve getirdiği ve çiçeği burnunda Demokrat Partili başkan Barack H. Obama’nın kabinede tuttuğu Gates’in kararları büyük gürültü kopardı. Son bir haftadır uluslararası savunma kamuoyunun gündeminin büyük ölçüde bu konuya odaklanmış olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Nitekim bu kararlar ABD’nin yeni savunma stratejisinin ve yeniden yapılandırma faaliyetlerinin bir yansıması niteliğinde.

Anti parantez olarak Savunma Bakanı Gates’in önümüzdeki günlerde Türkiye’yi ziyaret etmesinin beklendiğini eklemek gerek.

Peki nedir bu çok ses getiren, tartışılan kararlar?