8 Aralık 2017 Cuma

30 Kasım 2017 Perşembe

26 Ekim 2017 Perşembe

Uçağın Gemisi


Kuvvet aktarımı, bir ülkenin askeri, siyasi, ekonomik, kültürel varlığını sınırları ötesinde bir bölgeye, belirlenmiş bir hedef doğrultusunda aktarabilme ve bu hedefe varmak için eşgüdümlü şekilde kullanabilme olarak tanımlanabilir. Bu kabiliyetin belki en önemli bileşeni deniz kuvvetleri, deniz kuvvetleri açısından da en önde gelen aracı uçak gemileri kuşkusuz.

Tabi ki kuvvet aktarımı kabiliyetini inşa eden diğer bileşenler de mevcut: Hava ve deniz kargo vasıtaları, denizaltılar, ulaşım ve iletişim sistemleri gibi. Ancak konu askeri bağlamda ele alındığında, uçak gemileri en önemli kuvvet aktarımı araçları olarak öne çıkıyor. Bunda, uçak gemilerinin sağladığı askeri ve teknik imkânların yanında, taşıdıkları siyasi ve psikolojik özgül ağırlıkları da önemli rol oynuyor.

Uçak gemisi aslında çok geniş bir yelpazeye yayılan gemileri tanımlayan bir terim. Çok kabaca "üzerinden uçakların iniş - kalkış yapabildiği gemi" şeklinde nitelendirilebilir. Bu tanım, ABD Deniz Kuvvetleri'nde bulunan nükleer tahrikli, 90 - 100 bin ton deplasmana sahip gemileri de, 25 - 30 bin tonluk uçak taşıyabilen çıkarma gemilerini de kapsayabiliyor. Teknik olarak çok yanlış bir ifade de olmuyor belki. Ancak bu gemilerin siyasi ve psikolojik önemleri devreye girince tanımlar, terimler önemlerini de etkilerini de kaybedebiliyor.


Uçak gemisi ihtiyacını, harekât konseptini, askeri, siyasi ve psikolojik etkisini kapsamlı bir şekilde tanımlayabilmek kolay değil, konunun girift niteliğinden dolayı. Meseleyi çok farklı yönlerden ele almak mümkün.

“Uçak” tarafından başlayalım.

24 Ekim 2017 Salı

27 Eylül 2017 Çarşamba

Hava ve Füze Savunması: Basit Bir Simülasyon

Hava savunması oldukça karmaşık ve teknik boyutu derin bir kavram. Bunun nedeni hem hava savunmasına konu tehditlerin (seyir füzeleri, uçaklar, balistik füzeler vb) hem de bunları algılayacak ve önleyecek sistemlerin farklı niteliklere sahip olması. Kamuoyu bu olgu ile yakın zamanda epey hemhal olmuş durumda.

Bu konuya farklı bir açıdan bakış getirebilmek için oldukça basit bir deney yaptım. Bilgisayar ortamında bir simülasyon ile yaptığım bu deney, hava savunmasına dair çok temel bazı kaideleri bir kez daha hatırlattı.

Bu deneyde, bir seyir füzesi saldırısını simüle ettim. Bu füzeyi erken tespit edebilmek için en uygun hava savunma erken ihbar radar ağını kurmaya çalıştım.

Senaryonun ve çıktılarının ayrıntılarına girmeden önce seyir füzelerine kısaca değinmekte fayda var.

22 Eylül 2017 Cuma

DSEI 2017 İzlenimleri

DSEI 2017 fuarı, 12 - 15 Eylül tarihleri arasında Londra'daki ExCeL fuar merkezinde gerçekleştirildi.

DSEI, iki yılda bir düzenlenen ve daha ziyade kara ve deniz sistemlerine odaklanan bir fuar. Hava sistemlerine yönelik olarak ürün ve çözümler, Farnborough Hava Şovu'nda sergileniyor.

Fuarda ev sahibi İngiltere’nin gündemindeki proje ve ihtiyaçlar yanında, özellikle Irak, Suriye ve Afganistan’daki çatışmalar ile gündeme gelen sistem ve çözümlerin inceleme fırsatı vardı. Ayrıca son dönemde artan Rusya tehdidi karşısında savunma bütçelerini artıran ve çok sayıda tedarik ve modernizasyon projesi başlatan Doğu Avrupa ülkelerinin gündemlerini de incelemek mümkündü.

Fuarda çektiğim fotograflara buradan ulaşabilirsiniz.

8 Eylül 2017 Cuma

22 Ağustos 2017 Salı

Kore Yarımadası’nda Kriz ve Bazı Değerlendirmeler

Anadolu Ajansı için kaleme aldığım ve 21.08.2017 tarihinde "Kore Yarımadası'nda 'zafer'in bedeli ağır olacak" başlığı ile yayımlanan makalem:

Kuzey Kore ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında bir süredir devam eden ve özellikle son bir ayda tırmanan gerilim, dünya kamuoyunda bir nükleer savaş endişesine neden oldu. Nükleer silahlara sahip Kuzey Kore’nin ABD ve Güney Kore’ye karşı meydan okuyucu tavrı, birbiri ardına gerçekleştirdiği füze denemeleri ve karşılıklı tehditler, bu son krizin sıcak çatışmaya dönüşme riskini artırdı. Kaygıların, önceki krizlere kıyasla daha yüksek olmasının en önemli nedenlerinden birinin, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in, Kuzey Kore’ye gösterilen “stratejik sabır döneminin” sona erdiğini açıklamış olduğunu iddia etmek mümkün.

Nitekim ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford 14-17 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirdiği Çin ziyaretinin son gününde Kuzey Kore'ye askeri müdahalenin "korkunç" olacağı ancak ihtimaller arasında yer aldığı şeklinde bir açıklama yaptı. Dunford’dan kısa süre sonra da Savunma Bakanı Jim Mattis, Kuzey Kore’nin Güney Kore’ye ya da ABD’ya yapacağı bir saldırının ciddi askeri sonuçları olacağını, bu ülkeye karşı askeri seçeneklerin masada olduğunu söyledi. Bu açıklamaların, Kuzey Kore’nin, ABD üslerinin bulunduğu stratejik öneme sahip Pasifik’teki Guam Adası’na füze saldırısı tehdidinden geri adım atmasından sonra gelmesi dikkat çekici.

14 Ağustos 2017 Pazartesi

Karadeniz'de Sessiz Rekabet

2015 Kasım ayında bir Su-24 savaş uçağının düşürülmesinin ardından Türkiye – Rusya ilişkileri kopma noktasına gelmişti. Bu gerilim, geçtiğimiz yıl 15 Temmuz darbe girişiminden kısa süre sonra yerini yakınlaşmaya ve ilişkilerin tamirine bıraktı. Bu sürecin en medyatik yansımalarından biri de S400 hava savunma sistemi alımı için yürütülen görüşmeler oldu.

S400, Türk kamuoyunu yalnızca hava savunma sistemi ihtiyacına yönelik alınması düşünülen bir sistem olması nedeniyle ilgilendirmiyor. Bu sistem aynı zamanda Rusya’nın Karadeniz Havzası’nda bir süredir uygulamakta olduğu A2/AD (Anti Access – Area Denial; Erişimi Engelleme / Alan Hakimiyeti) stratejisinin temel unsurlarından biri. Rusya A2/AD’yi, çeşitli uzun menzilli füze sistemleri ile deniz ve hava gücünün modernizasyonu ile Karadeniz’de uygulamakta.

Ve dolayısıyla Karadeniz’de Türkiye ile belli bir mesafeyi korumaya özen gösteren bir rekabet yürütmekte.

7 Ağustos 2017 Pazartesi

31 Temmuz 2017 Pazartesi

28 Haziran 2017 Çarşamba

31 Mayıs 2017 Çarşamba

18 Mayıs 2017 Perşembe

IDEF 2017 İzlenimleri


Uluslararası savunma sanayii fuarı IDEF’in 13’üncüsü, 9 – 12 Mayıs tarihleri arasında TÜYAP Beylikdüzü Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Bu yıl ilk kez Cumhurbaşkanlığı himayesinde gerçekleştirilen IDEF’e, TÜYAP verilerine göre 50 ülkeden 818 firma ile 135 heyet katıldı. Fuarı ayrıca iki devlet başkanı 30 Bakan, 6 Genelkurmay Başkanı, 16 Bakan Yardımcısı, 5 Genelkurmay Başkan Yardımcısı, 10 Kuvvet Komutanı ve 15 Müsteşar ziyaret etti. Karşılaştırma için IDEF 2015'e 54 ülkeden 781 firma ve kurum katılmış; 77 ülkeden 20 bakan, 6 genelkurmay başkanı, 20 bakan yardımcısı, 3 genelkurmay başkan yardımcısı, 7 kuvvet komutanı ve 15 müsteşar ziyaret etmişti.

Fuarı ikinci gününden itibaren takip ettim. Fuar süresince çektiğim fotograflara buradan erişebilirsiniz.

Fuara ilişkin gözlem ve değerlendirmelerim şu şekilde:

29 Nisan 2017 Cumartesi

Füze Tehdidi ve Türkiye'nin Yaptıkları (ve yapmadıkları?)



Türkiye’nin hava savunma şemsiyesi kurma yönündeki çalışmaları, özelikle son birkaç yıldır gündemin üst sıralarında yer alıyor. Bu konunun bu kadar yoğun tartışılmasının belki de en önemli sebebi, T-LORAMIDS (Turkish Long Range Air and Missile Defence System) ihalesinde Çin’in teklifinin seçilmesi oldu. Bu seçim, Türkiye – NATO ilişkilerinde ciddi bir gerilime neden oldu ve zaten ihale 2015 Kasım ayında iptal edildi.

Ancak bu ihaleyi doğuran ihtiyaçlar, 1970’li yıllardan bu yana sürüyor. Türkiye ne yazık ki, başta uzun menzil yüksek irtifa olmak üzere çok katmanlı, etkili bir hava savunma sistemi ağı kurabilmiş değil. Bu şemsiyeyi yerli olanaklar kurmak için çok ciddi atılımlar yapıldı; Korkut, Hisar ailesi, önce TKRS (TRS-22XX) ve ardından EİRS radar projeleri gibi. Görünen o ki, bağımsız ve etkili bir hava savunma ağının işler duruma geçmesi, 2020’lerin ilk yarısını bulacak.

Burada, geçmişe göz atıp, stratejik hava savunma sistemi ihtiyacımızı doğuran balistik (ve akabinde seyir) füze tehdidinin yıllar içinde gelişimini incelemekte fayda var. Zira böylelikle, Türkiye’nin bu konuda aldığı (ve almadığı) tedbirleri, bunların muhtemel nedenlerini anlamak kolaylaşıyor.

27 Nisan 2017 Perşembe

Stajyer Kurmaylık: ABD'nin SDCFP Sistemi

Değişen ortam koşullarına uyum sağlayabilmek, varlığı sürdürmenin en önde gelen koşulu. Değişim ve dönüşüm, kontrollü bir şekilde uygulanabilirse, gelişmenin aracı olabiliyor. Bu kontrolü sağlayabilmek de kendi niteliklerine hakim olmaya ve değişim ihtiyaçlarının neler olduğunu tespit edebilmeye bağlı. Bu, hem bireysel hem de kurumsal bazda geçerli.

Günümüzde (hem bireysel hem de kurumsal ölçekte) değişim ve dönüşümü etkileyen etkenlerin en başında teknoloji geliyor. Teknolojinin hızlı değişimi, hayat koşullarımızı, yaşam biçimimizi, iş ve ticaret hayatını, sanatı ve doğal olarak savaşı değiştiriyor; bunlara yeni biçimler, anlamlar ekliyor. Dolayısıyla iş yapmak, ülke yönetmek, ilham vermek ya da savaşmak için yenilikçi ve çok katmanlı şekilde düşünebilmek, farklı görüş açılarından bakabilmek gerekiyor.

Askerlerin, özellikle stratejik vizyona sahip olması gereken lider personelin, yani kurmayların bu değişim ve dönüşümün öncüleri olabilmesi gerekli. Ancak burada şöyle bir açmaz var: Bu personel, kurmay olana kadar belli bir düşünce ve eylem teorisi ve pratiği içinde tecrübe kazanıyor. Ancak teknoloji altlığında değişim ve dönüşümü yönetebilmek için, klasik, geleneksel kalıpların dışına çıkabilmeleri gerekli. Başka bir ifade ile, sadece asker değil, aynı zamanda iş adamı, teknokrat ve girişimci ruhlarına sahip olmalılar.

Ancak bu "çok ruhluluk" ile askeri devrim (AD) yönetilebilir*. Nitekim ABD, bu ihtiyaca yönelik olarak 1990’larda çok ilginç bir uygulama başlatmış: Secretary of Defense Corporate Fellows Program (SDCFP; Savunma Bakanlığı Kurumsal Burs Programı).

SDCFP basitçe, ABD ordusunda geleceğin kurmaylarının savunma & havacılık sanayii ve diğer sektörlerde önde gelen şirketlerde bir yıl süreyle staj yaptığı bir ordu - özel sektör işbirliği programı.

24 Nisan 2017 Pazartesi

Siyah Gri Beyaz 12 Yaşında

Eser: Otoportre
Emile Friant
İlkokul ve ortaokuldaki günlük tutma denemelerim hep hüsranla sonuçlanmıştı. En uzun süreli günlük tutma girişimimin, Mayıs ayına kadar dayandığını hatırlıyorum. Sonra da bir daha denemedim zaten.

Şimdi düşünüyorum da, bunun en başta gelen sebebi galiba, her gün bir şeyler yazmak için kendimi zorlamamdı. O gün ne yaşamış olursam olayım, yazmam gerekiyordu. "Günlük" tutmayı kelime anlamı ile uygulamaya çalışıyordum. Kendimi böyle bir boyunduruğa sokunca, heves ve enerjimin bir yerden sonra tükenmesi doğal sonuçtu.

Halbuki günlüğü, o gün yaşadıklarımı kayda geçirmek yerine, hayal ettiğim, düşündüğüm şeyleri tarihe not etmek için tutsaydım, muhtemelen şimdi ciltler dolusu günlüklerim olacaktı.

Siyah Gri Beyaz, bunun farkına varmamı sağladı: Mesleki ve akademik günlüğüm olarak. Sık sık geriye gidiyor, eski yazdıklarımı okuyor, hem hafızamı tazeliyor hem de geçmişteki kendimle hasret gideriyorum.

Siyah Gri Beyaz okuruna da, geride kalan 12 yılda beni yalnız bırakmadığı için en içten şükranlarımı sunuyorum.

14 Nisan 2017 Cuma

Füze Savunması Üzerine: “Left of Launch”



Musudan (Hwasong 10) balistik füzesi
fırlatma anında
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Kuzey Kore arasındaki gerilim, karşılıklı tehditler ve gövde gösterileri ile hızla tırmanıyor. Kuzey Kore’nin ardı ardına gerçekleştirdiği füze denemeleri ve göreve yeni başlayan ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamaları, dünyanın dikkatini Kore Yarımadası’na çevirmiş durumda. Bu gerginliğin bir sıcak çatışmaya dönüşmesi çok uzak bir olasılık değil. Ancak bu olasılığı dünya güvenliği için kaygı verici hale getiren esas etken, Kuzey Kore’nin sahip olduğu füzeler ve daha da önemlisi nükleer silah kapasitesi.

Bu gerilimin merkezinde, Kuzey Kore’nin füze gücü bulunuyor. Ülke, kaynaklarının büyük kısmını balistik füze geliştirme programlarına ayırmış durumda. Bu çalışmaların sonucunda da çok sayıda farklı menzil ve kabiliyetlerde füzeler üretti. Ayrıca bu füzeleri ve üretim teknolojilerini Suriye, Mısır, İran gibi ülkelere sattı.

Kuzey Kore’nin füzelerine karşı ABD, Güney Kore ve Japonya uzun süredir füze savunma sistemlerine yoğun yatırımlar yapmakta. Bu sürecin son hamlesi olarak ABD Mart ayında, Güney Kore’ye THAAD (Terminal High Altitude Air Defense) füze savunma sistemi konuşlandırmaya başladı. ABD ayrıca bölgeye ilave kuvvet sevketmeye devam ediyor.

Ancak anlaşılan o ki, Kuzey Kore’nin füze gücüne karşı ABD bir süredir sessiz bir savaş yürütmekte. ABD basınına geçtiğimiz ay yansıyan haberlere göre ABD’nin, yeni uygulamaya koyduğu “Left of Launch” (Fırlatmanın solu) doktrini kapsamında yürüttüğü siber harp ve sabotaj faaliyetleri, Kuzey Kore’nin füze programlarına ciddi zarar verdi.

Peki nedir “Left of Launch”?

12 Nisan 2017 Çarşamba

23 Mart 2017 Perşembe

Hava Savunma Füzelerinin Düellosu



16 Mart'ı 17 Mart'a bağlayan gece İsrail Hava Kuvvetleri'ne bağlı savaş uçakları, Suriye hava sahasına, ülkenin güneybatısından girerek bir taarruz gerçekleştirdiler. Suriye ordusundan 17 Mart günü yapılan açıklamada, dört İsrail savaş uçağının Palmira yakınlarında bir hedefi vurduğu, Suriye hava savunması tarafından açılan ateşle bir İsrail uçağının düşürüldüğü, bir diğerinin ise hasar aldığı iddia edildi.

İsrail Savunma Kuvvetleri'nden 17 Mart günü yapılan açıklamada ise Suriye'deki bir hedefin vurulduğu, İsrail jetlerine atılan uçaksavar füzelerinden birinin savunma sistemi tarafından havada imha edildiği bildirildi. Aynı sabah bir füze parçası, Ürdün'ün kuzeybatısındaki İrbid yakınlarına düştü.

İsrail'in açıklaması iki nedenden ötürü son derece dikkat çekici: 1. İsrail, bugüne kadar Suriye'de gerçekleştirdiği saldırıların neredeyse hiçbirini resmen kabul etmemekteydi. 2. Bu, bir hava savunma füzesinin havada başka bir hava savunma füzesi tarafından vurulmasına dair bilinen ilk olay.

17 Mart 2017 Cuma

21 Şubat 2017 Salı

Ateş Gücünün Dağıtılması – Distributed Lethality

Eğer yüzüyorsa savaşır!” Bu slogan, ABD Deniz Kuvvetleri’nin (US Navy; USN) bir süredir gündeminde. Çıkış noktası ise, Rusya ve Çin’in deniz kuvvetlerine yaptıkları yatırımlar ve uyguladıkları A2AD (Anti Access Area Denial; Erişimi Engelleme / Bölgeden Men etme) stratejisi. Rusya A2AD’yi Karadeniz’de, Çin ise Güney Çin Denizi’nde etkin bir biçimde yürütmekte.

A2AD kabaca, düşmanın belli bir bölgeye erişimini veya o bölgede harekât yapmasını engellemek amacıyla kullanılan taktik ve teknikler bütünü olarak tanımlanabilir. Türkiye aslında A2AD’nin tarihteki en başarılı örneklerinden birini uygulamıştır: Çanakkale Harbi’nin deniz safhası, İtilaf donanmasının Çanakkale Boğazı’ndan geçişinin kıyı topçusu ve mayınlar marifetiyle engellemesi ile sonuçlanmıştır. Müteakiben kara harbi safhası ile kesin sonuç alınmıştır.

Modern A2AD stratejilerinin odağında, yüksek süratli ve hassas güdüm kabiliyetli füzeler (balistik füzeler ve seyir füzeleri), deniz mayınları, hava savunma topçu ve füze sistemleri bulunuyor. Korvet ve hücumbotlar, denizaltılar, seyir / gemisavar füzesi ateşleyebilen uçaklar da A2AD’nin öne çıkan platformları. Farklı yönlerden gelen çok sayıda gemisavar füzesi ve akıllı deniz mayınları ile mücadele etmek, bunu aynı anda çok sayıda küçül, hızlı ve atik hücumbot / korveti takip kovalarken yapabilmek, Soğuk Savaş’ın simetrik harp ortamına göre şekillendirilmiş günümüz donanmalarının harcı değil.

8 Şubat 2017 Çarşamba

31 Ocak 2017 Salı

TFX Projesi: Ne? Ne İçin? Nasıl? - 4

İngiltere Başbakanı Theresa May'in Ankara ziyareti sırasında 28 Ocak günü, iki ülke başbakanları huzurunda İngiliz BAE Systems ve TUSAŞ şirketleri genel müdürleri, bir anahat anlaşması imzaladılar.

Müzakereleri bir süredir devam eden ve imza aşamasına gelmiş GBP100 milyonluk (yaklaşık USD125.15 milyon) anlaşmanın ilk aşaması olan bu imza ile, TFX olarak da bilinen Milli Muharip Uçak (MMU) projesinde önemli bir aşama tamamlanmış, uzun ve çetrefilli bir yolun ilk adımı da atılmış oldu.

Bu proje ile ilgili daha kaç "Ne? Ne İçin? Nasıl?" yazısı yazılacağını tahmin etmek çok zor. Yolun bundan sonrasının nasıl olacağına dair fikir yürütmeden önce, geriye bakıp şimdiye kadar kat edilmiş kısmını hatırlamakta fayda var.

26 Ocak 2017 Perşembe

Ulusal Savunma Sanayiinin Aşil Topuğu, Test ve Değerlendirme

Yeşil Vadi Faciası Arapsaçına Dönüştü

Geçtiğimiz ay yaşanan Yeşil Vadi Faciası'ndan sonra açılan soruşturma, bürokratik bir arapsaçına dönüştü. Beş ilkokul öğrencisi ve iki öğretmenin hayatlarını kaybettiği olayda, test sahasının ve test faaliyetinin sorumlusu tespit edilemiyor. Silah sisteminin üreticisi, kazanın, altyüklenici tarafından üretilen bileşenin testi sırasında gerçekleştiğini, sorumluluğun altyükleniciye ait olduğunu iddia ederken, tedarik makamının hukuki bir sorumluluğu olmamasına rağmen teste onay verdiği anlaşıldı.

Yeşil Vadi'de Ne Olmuştu?

19 Ocak 2017 Perşembe

Asimetrik Harp, Beka Kabiliyeti ve Fırat Kalkanı

Güney Lübnan'daki Mlita Direniş Anıtı
Kaynak: socks-studio.com
24 Ağustos günü başlayan Fırat Kalkanı Harekâtı, halen Halep'in kuzeydoğusundaki el Bab kasabası odağında devam ediyor. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve onu destekleyen Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) unsurları, bu stratejik kasaba ve çevresinde IŞİD terör örgütü ile şiddetli çatışmalara girmekte.

Harekât, ÖSO'nun TSK'nın zırhlı ve topçu birlikleri ile hava kuvvetleri desteğinde ilerlemesi şeklinde başladı. Cerablus ve çevresindeki yerleşim yerlerinin ele geçirilmesi ve PYD'nin kurmaya çalıştığı "Kürt Koridoru"nun engellenmesini içeren ilk aşama büyük ölçüde bu hareket tarzı ile tamamlandı.

Harekâtın sonraki safhalarında TSK'nın bölgeye sevkettiği takviye kuvvetlerin, özellikle zırhlı birlik ve özel kuvvet unsurlarının arttığı gözlemlendi. Nitekim el Bab'a gelindiğinde harekâtın momentumunun ÖSO değil, TSK tarafından belirlendiği şeklinde bir görüntü vardı.

Öte yandan, aradan geçen beş aylık sürede kayıplar yaşanmadı değil. Harekâta katılan Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na (KKK) ait bazı ana muharebe tankları, zırhlı muharebe aracı (ZMA) ve zırhlı personel taşıyıcı (ZPT) araçlar, başta tanksavar güdümlü füzeleri olmak üzere düşman ateşi ile hasar aldı, bazıları tümden imha oldu.

Dolayısıyla Fırat Kalkanı, özellikle yerleşim bölgeleri (meskûn mahal) içinde ve çevresinde gerçekleşen asimetrik nitelikli harekâtlara yönelik beka kabiliyetini artırıcı tedbir ve teknikleri gündeme getirdi.

16 Ocak 2017 Pazartesi

Yunanistan'ın EDA Hamlesi, OH-58D ve Diğerleri

Kasım 1994: OH-58D bir deneme uçuşu için
Güvercinlik'te kalkışa hazırlanıyor
Kaynak: Savunma ve Havacılık, No: 5/94
Kısa süre önce yayın hayatına son veren Air Forces Daily ve ardından Kokpit.aero web siteleri, Yunanistan ile ilgili ilginç bir haber paylaştı. Buna göre Yunanistan, ABD'den 70 adet Bell OH-58D Kiowa Warrior tipi silahlı keşif helikopteri alımına hazırlanıyordu.

Bilginin kaynağı, ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı Savunma ve Güvenlik İşbirliği Dairesi (Defense Security Cooperation Agency; DSCA) idi. DSCA tarafından yayımlanan İhtiyaç Fazlası Savunma Malzemesi (Excess Defense Articles; EDA) programı listelerinde, Yunanistan'ın talepte bulunduğu ya da transferi onaylanan kalemler arasında OH-58D Kiowa Warrior helikopteri de bulunuyordu.

OH-58D transferi ile birlikte dikkat çeken diğer iki alım, CH-47D nakliye helikopterleri ve J85-GE-4A turbojet motorları. Bu hamleler, Yunanistan'ın yürüttüğü savunma politikasına dair ipuçları içermekte.

12 Ocak 2017 Perşembe

31 Aralık 2016 Cumartesi

Başlıksız

Eser: Joey im Café
Angela Selders-Kanthak
Zor bir yıl oldu 2016. Takip eden yılın daha rahat geçeceğine dair pek işaret yok.

Bu, çok olağanüstü bir şey değil. Hiç bir şey zamanla kolaylaşmıyor. Hemen hemen hiç bir şey.

Ve bu, güzel bir şey: Yaşamak, üretmek, ilerlemek için gerekçe sunuyor insana. Zorlukları aşmadıktan, geçmedikten sonra yürümenin de yaşamanın da ne değeri var ki?

Ne değeri var söğüt gölgesinde dinlenmenin, tarlada ayaklar su toplayıncaya kadar çalışmadıkça?

Ne tadı var suyun, kör kuyular kadar susamadıkça?

2017'nin kazandıracaklarını ve kaybettireceklerini görmek için sabırsızlanıyorum.

Siyah Gri Beyaz okuruna da hak ettiği gibi yaşayacağı bir yıl diliyorum.

Dört Deniz Bülteni - Kasım 2016



Karadeniz, Akdeniz, Kızıldeniz ve Gökdeniz havzasında savunma ve güvenlik gündemi
[PDF]

30 Kasım 2016 Çarşamba

Endotermik Güvenlik

"Endotermik", daha ziyade kimya alanında kullanılan bir terim. Kelime anlamı itibariyle "ısı alan" (endo = içeri, iç; termik = ısıl) kimyasal tepkimeleri tanımlıyor.

Endotermik tepkimeler, gerçekleşmek için dışarıdan gelecek enerjiye ihtiyaç duyarlar. Çoğu endotermik tepkimede bu enerji, ısı formundadır. Zıddı ise "egzotermik", yani ısıveren tepkimelerdir: Bunlar ise gerçekleşince enerji açığa çıkarırlar.

Bu kavramı savunma ve güvenlik alanında, düşünce yapısı ("paradigma") veya sistemin işleyişi için de uyarlamak mümkün. Güvenliğin endotermik ve egzotermik çeşitleri olduğu iddia edilebilir. Hatta çok daha genel olarak devletin yapısı ve işleyişi için de kullanılabilir; "endotermik devletlerin" varlığından bahsedilebilir (*).

Peki nedir endotermik güvenlik?

24 Kasım 2016 Perşembe

Bir Sempozyum, Bir Seminer, İki Konferans

Kasım ayı yoğun geçiyor. Her sene sonbahar ayları, seminer, konferans ve benzeri etkinliklerle sıkışıktır ancak bu sene savunma sektöründe Ekim - Kasım arasında ciddi bir yığılma oldu.

Siyah Gri Beyaz'a bir süredir fazla vakit ayıramıyorum. Bahanesini bu sıkışıklığa atıp vicdanımı temizleyerek katıldığım etkinliklere dair izlenimlerimi paylaşayım.

Katıldığım dört etkinlik şunlar idi:

Yük Sertifikasyonu Testleri Sempozyumu: 1-2 Kasım, Crowne Plaza Otel, Ankara
İstanbul Güvenlik Konferansı: 2-4 Kasım, Raddison Blu Otel, İstanbul
Kara Sistemleri Semineri: 7-8 Kasım, ODTÜ Kongre ve Kültür Merkezi, Ankara
2. Ulusal Radar Konferansı: 17 Kasım, Savunma Sanayii Müsteşarlığı

15 Kasım 2016 Salı

30 Ekim 2016 Pazar

26 Eylül 2016 Pazartesi

Başlıksız

Çok güzel bir şey oldu bugün
Bütün bu toz ve dumanın içinde
Dünyamıza bir güneş gibi
Kızımız Umay doğdu

22 Eylül 2016 Perşembe

Palavra Dedektörü: Özel Olarak Zırhlandırılmış Yalanlar

Yeni Şafak gazetesinde Kıymet Sezer imzasıyla 21 Eylül günü yayımlanan "Özel Zırhıyla Bab'a Girecek" başlıklı haber, ulusal savunma ve güvenlik konularında kamuoyunun nasıl yanıltıldığı ve yanlış yönlendirildiğine dair güzel bir örnek teşkil ediyor.

Haber metni ilk bakışta çok sayıda yanlış ve yanıltıcı bilgi içeriyor. Daha da ilginci, satır aralarında İsrail propagandası olarak değerlendirilebilecek bazı kısımları mevcut. Gazetenin ideolojik duruşu ile karşılaştırıldığında dikkat çekici bir tezat.

Madde madde gidelim.

15 Eylül 2016 Perşembe

2016 DefenseNews Top 100 Listesi ve Bazı Tespitler

Önde gelen savunma yayınlarından DefenseNews sitesi, her yıl hazırladığı "Top 100" adlı, dünyanın en büyük 100 savunma ve havacılık şirketi listesinin 2016 sürümünü 11 Eylül günü yayımladı.

Bu listede bir süredir Türkiye'den iki şirket; Türk savunma sanayiinin iki devi ASELSAN ve TUSAŞ da yer alıyor. Bu listede iki Türk şirketinin yer alıyor olmasına, özellikle Türk savunma sanayiinin karar alıcıları ve sektörün önde gelenleri tarafından büyük önem veriliyor. Bu liste, hem siyasiler hem de sektör liderleri tarafından çeşitli vesilelerle hatırlatılıyor. Bu bakımdan, DefenseNews Top 100 listesinin, Türk savunma sanayii tarafından bir nirengi noktası ya da bir "benchmark" olarak alındığını söylemek mümkün.

Listeyi birkaç yıldır yakından takip edip, içerdiği göstergeleri akademik çalışmalarımda kullanıyorum. 2016 verilerini de, kısıtlı vaktimde elimden geldiğince değerlendirip bazı tespitlere ulaşmaya çalıştım.

Türkiye’nin Savunma Reformu

15 Temmuz darbe girişiminin ardından kamuda oldukça geniş kapsamlı bir temizlik ve yeniden yapılandırma çalışması başlatıldı. Bu çalışmaların odağında ise, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bulunuyor. Yapılan kanuni düzenlemelerle TSK'nın kuruluş, işleyiş ve yapısında kapsamlı bir değişim yaşandı, bu değişim ve dönüşüm süreci bir süre daha devam edeceğe benziyor.

Bu kapsamda doğal olarak TSK özelinde Türkiye'nin savunma ve güvenlik mekanizmasının yenilenmesi de gündeme geldi. Soğuk Savaş'ın ortam ve şartlarına göre şekillenmiş savunma ve güvenlik mimarisinin, Türkiye'nin kendi ihtiyaçları ve koşullarına göre değişim ve dönüşüme tabi tutulması gerekmekte. Sadece organizasyonel değil aynı zamanda kültürel ve düşünsel bir dönüşümü de zorunlu kılan bu süreç, pek çok farklı disiplinden asker ve sivil uzmanın birlikte çalışmasını gerektiriyor.

Bu sürece düşünsel bir katkı sağlamak amacıyla kaleme aldığım, "Türkiye'nin Savunma Reformu: Tespit ve Öneriler" başlıklı analiz raporum, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Bilimleri Vakfı tarafından yayımlandı. Raporun tam metnine buradan erişebilirsiniz.