18 Eylül 2014 Perşembe

Bilişim Teknolojileri ve HD Savaşlar Devri

1991 Körfez Savaşı'nın en önemli özelliklerinden biri, savaşın neredeyse anbean televizyonlardan naklen izlenmesiydi. CNN kanalı aracılığı ile Bağdat'ın bombalanması, şehirdeki uçaksavar bataryalarının gökyüzüne açtığı yaylım ateş, güdümlü bombaların hedefleri vurması, dünya çapında milyonlarca seyirci tarafından izlendi. Çok net hatırlıyorum, televizyon yayınları sık sık ya iki tarafın yetkililerinin açıklamaları ya da Bağdat'ta sirenlerin çalması ile kesilir, olay yerine canlı bağlantılar yapılırdı.

Kitle iletişim araçları ve bilişim teknolojilerindeki gelişmeler ile takip eden yıllarda gerçekleşen savaş ve çatışmalar daha net, aracısız ve sansürsüz evlerimize girmeye başladı. Savaşlar artık HD kalitesinde.

Birinci Dünya Savaşı, savaşın sadece meydanlarda değil şehirlerde de savaşılmaya başladığının habercisiydi. Cephe gerisindeki halk, savaşın etkilerini, dehşetini ve sıcak nefesini daha yakından hissetmeye başlamıştı. İkinci Dünya Savaşı ile bu dönüşüm tamamlandı: Savaş orduların değil, ulusların topyekûn dahil olduğu bir olgu haline geldi. Ve artık teknoloji sayesinde savaş CNN ile naklen izletilen değil, internet üzerinden anlık takip edilebilen bir şeye dönüştü.

6 Eylül 2014 Cumartesi

28 Ağustos 2014 Perşembe

Savunma Reformu: Ne? Ne İçin? Nasıl?

Cumhurbaşkanlığı internet sitesinde 22 Ağustos günü "Savunma Reformu Raporu" başlıklı 43 sayfalık bir belge yayınlandı. Belge, 10 Ağustos seçimlerinde 12'nci Cumhurbaşkanı olarak seçilen Recep Tayyip Erdoğan'a görevini devretmeye hazırlanan Abdullah Gül'ün son icraatlerinden birini temsil ediyor.

PDF biçemindeki 43 sayfalık belge aslında 2013 Haziran ayında oluşturulan Savunma Reformu Çalışma Grubu'nun hazırlamış olduğu ve Türkiye'nin savunma mekanizmasının reformuna ilişkin tespit ve çözüm önerilerinden oluşan 220 sayfalık raporun, gizlilik dereceli olmayan ("Tasnif Dışı") kısımlarından oluşuyor. Cumhurbaşkanı Gül'ün rapora dair önsözü, "Yönetici Özeti", "Değerlendirmeler ve Öneriler" ile "Sonuç ve Uygulama Esasları" başlıklı bu kısımlar, raporun özüne dair derinlemesine ayrıntılı olmasa da genel bir çerçeve sunuyor. Raporun aslı, 13.08.2014 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısında kurul üyelerine takdim edilmiş.

Savunma Reformu'na ilişkin değerlendirmelerde bulunmadan önce raporun dikkat çeken kısımlarını incelemekte fayda var. Konunun, Türkiye'nin ulusal savunma ve güvenlik gündeminin en önemli  ve en acil maddelerinden olduğunu düşünüyorum ve hem bu raporu hem de parçası olduğu reform sürecini bu nedenle önemsiyorum.

16 Ağustos 2014 Cumartesi

Başlıksız

Değerli okur

Bugün çok güzel bir şey oldu.

Baba oldum.

Bir oğlum oldu.

Hissettiklerimi nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum.

Paylaşmak istedim.

A.

14 Ağustos 2014 Perşembe

Ana Muharebe Tankı Tasarımı Üzerine Notlar: Beka Kabiliyeti

Tank tasarımında üç temel bileşenden, yani hareket kabiliyeti, beka kabiliyeti ve ateş gücü arasında yapılacak önceliklendirme, tasarım ve harekât isterlerine bağlıdır.

Ancak şurası kesindir ki, sıralamada nerede yer alırsa alsın, beka kabiliyeti etkin olmayan bir tankın muharip değeri yoktur.

Beka kabiliyetini, hayatta kalma yeteneği olarak ifade etmek mümkün. Bu da, tankın sadece zırhından çok daha fazlasını kapsayan bir tanıma getirir bizi: Zırh koruması, tankın hayatta kalması için kullanacağı önlem, sistem ve tedbir sıralamasında belki de en sonlarda yer almaktadır.

Dolayısıyla bir ana muharebe tankının beka kabiliyeti, aşağıda sıralanan reçeteyi uygulamadaki performansına bağlıdır:

1. Görülme
2. Görülürsen hedef olma
3. Hedef olursan vurulma
4. Vurulursan delinme
5. Delinirsen imha olma

Sıradan gidelim:

9 Ağustos 2014 Cumartesi

22 Temmuz 2014 Salı

Bütün Deve Kuşlarını Öldürün! Hepsini!


- 2 dakika!

Pilotun hem interkomdan hem de iki parmağı ile verdiği mesaj ile Fuat Yüzbaşı son hazırlıklarını yapmaya başladı: Gece görüş gözlüğünü kaskına taktı ve kontrol etti, silahını da, sırt çantasını da. Timinin diğer dört üyesinin de aynısını yaptığını, görmese de biliyordu.

Toroslar'ı soluna alan S-70, aysız gecenin karanlığında ağaç tepelerini yalayacak kadar alçaldı. Akdeniz'in akşamları romantik olabilirdi ama o gün değil. Her iki tarafta açılan sürgülü kapılardan içeri hücum eden rutubetli hava Özel Kuvvetler timine hatırlattı bunu.

- 1 dakika!

Emniyetler açıldı, kaslar gerildi.

- Hazır!

Kurumuş bir dere yatağının S yaptığı açıklığa inen S-70'den inen iki komando hemen çevre emniyeti aldı. Motorunu kapatan helikopterden inen diğer üç asker hızla kurumuş dere yatağını takip ederek ilerlemeye başladı. Helikopter, sadece onları değil, beraberlerinde getirecekleri doküman ve cihazları da bekleyecekti.

Fuat Yüzbaşı, bileğindeki bilgisayardan Operatör'e görevin başladığı mesajını geçti. Üç özel eğitimli asker, karanlığın sadece koyu gri rengi hayatta bıraktığı gecenin içine doğru hızlı adımlarla gözden kayboldular. Somali'den Kırgızistan'a, Fransa'dan İran'a çok sayıda farklı ülkede göreve birlikte çıkmış, birlikte mermi sıkıp hayatlarını tehlikeye atmış bu üç asker, şimdi kendi ülkelerinde, içeriğini tam olarak anlamadıkları bir operasyon için geceye daldılar.

*          *          *

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Müşterek?

Geçtiğimiz ayın son günü Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan bir açıklama ile 2 - 3 Temmuz tarihleri arasında Karadeniz ve Marmara Denizi'nde Hava Kuvvetleri, Kara Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri unsurlarının katılımı ile Müşterek Hava Sahası Kontrol ve Yönetimi Tatbikatı'nın düzenleneceği duyuruldu. [*]

Tatbikatın amacı, "...müşterek bir harekatta, hava sahası kontrol ve yönetimi usullerini denemek ve problem sahalarını tespit etmek, müşterek görevlerde nokta hava savunma unsurlarının birlikte çalışabilirliğini test etmek, atış görevlerinin müşterek icrasını deneyerek hava savunma personelinin eğitimlerini arttırmak..." olarak belirtildi.

Genelkurmay Başkanlığı, tatbikata Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan hava savunma unsurlarının, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan bir fırkateyn, bir korvet, iki hücumbot; Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan ise Havadan Erken İhbar ve Kontrol Uçağı, Havadan Yakıt İkmal Uçağı, F-4 ve F-16 uçakları ile arama kurtarma helikopterinin katılacağını açıkladı.

Tatbikatın icrası ile ilgili ayrıca bir basın açıklaması ya da bilgiye rastlamadım. Gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini bilemiyorum, zira buna dair bir habere de ulaşamadım. Ancak bu tatbikat, en başta ismindeki "müşterek" ifadesi nedeniyle dikkatimi çekti.

3 Temmuz 2014 Perşembe

24 Haziran 2014 Salı

Sorunlar... Ve Çözüm?

Etki Odaklı Harekât döngüsü
Kaynak: "Effects Based Operations: Change in the Nature of Warfare",
Deptula, A., 2001
ABD Hava Kuvvetleri’nin bütçe kesintileri tasarruf planı dahilinde A-10 Thunderbolt II taarruz uçağını emekliye ayırmak istemesi, bu ülkede yoğun tartışmalara neden oldu. Bu uçağın Afganistan ve Irak’ta önemli görevler üstlenmiş olmasından hareketle, büyük bir kitle tarafından asimetrik tehditlerle ve terörizmle mücadele için varlığının gerekli olduğu savunulmakta. Öte yandan A-10’un emekliye ayrılmasını savunan grubun başlıca argümanı ise, sadece tek bir görev tipi için tasarlanmış bu uçağın artık teknolojik ömrünün sonuna geldiği, işletme ve idamesinin yüksek maliyetli olduğu, özellikle yer hedeflerine saldırı görevlerinin F-16, İHA’lar ve yakın gelecekte hizmete girmesi umulan F-35 tarafından devralınacağı şeklinde.

ABD Temsilciler Meclisi’nin aldığı karar, şimdilik A-10’u emeklilikten kurtarmış gibi. Ancak bu tartışmaların, 21’nci yüzyılda savunma ve güvenlik planlamasını şekillendiren özünü yakalamak gerek.

A-10, ABD Hava Kuvvetleri’nin açtığı A-X ihalesi kapsamında Fairchild Republic firması tarafından geliştirilen ve ilk uçuşunu 1970’li yılların başında gerçekleştirmiş, iki jet motorlu bir taarruz uçağı. Esasen, 30mm Gatling tipi bir top olan GAU-8’i taşımak için tasarlanmış bir uçak. A-10’un ana görevi, Avrupa’da gerçekleşmesi beklenen bir NATO – Varşova Paktı savaşında, kıtanın geniş düzlüklerine akacak olan Sovyet zırhlı birliklerini hızlı ve etkin bir biçimde imha etmek idi. Bu, asla gerçekleşmedi. Bunun yerine zaman içinde güdümlü silah taşıma ve gece ya da kötü hava koşullarında uçuş yeteneği kazanan A-10, 1991 Körfez Savaşı, 2001 Afganistan Harekâtı ve 2003 Körfez Savaşı gibi görevlerde, özellikle yakın hava desteği görevlerinde önemli başarılar elde etti.

Ancak burada bir sorun var.

20 Haziran 2014 Cuma

Durumlar


Son bir ay biraz yoğun geçti.

7 Haziran günü ODTÜ Vişnelik Tesisleri'nde Proje Yönetim Derneği için "ArGe ve İnovasyon: Doğru Bilinen Yanlışlar" başlıklı bir söyleşi verdim. Sunumumda, çok kullanılan, dillere pelesenk olan ve bir o kadar da bağlamından uzaklaştırılmış inovasyon ve ArGe kavramlarının tanımları ve genel içeriklerini sunup, İsrail ve Güney Kore örnekleri üzerinden Türkiye'deki mevcut duruma ve geleceğe yönelik beklentilere değinmeye çalıştım. ArGe çok kabaca paranın bilgiye, inovasyon ise bilginin paraya dönüştürülmesi sürecidir ve ne yazık ki Türkiye'de ArGe ya da inovasyon yaptığını iddia eden neredeyse hiçbir kişi ya da kuruluş aslında bu kavram ve süreçlerin doğrusundan haberdar değil. Benim buradaki amacım, temel teorik çerçeveyi çizebilmek ve bu farkındalık yaratmak idi. Sunum dosyasına buradan erişebilirsiniz.

10 Haziran günü, ODTÜ Modelleme ve Simülasyon Topluluğu'nun düzenlediği Simathon simülasyon yarışması kapsamındaki söyleşide, sektöre ilişkin bilgi ve deneyimlerimi öğrenci arkadaşlarımla paylaştım. Modelleme ve Simülasyo sektörü, benzer bazı teknoloji alanları ve sektörlerle birlikte henüz kaçırmamış olduğumuz bir tren. ABD ve Avrupa'daki simülasyon sektöründe tartışılan pek çok konu Türkiye'deki sektörde de gündem maddesi halinde. Buradaki avantajımız, dünyanın geri kalanı ile başabaş rekabet şansına hala sahip olabilmemiz. Bu rekabeti artı değere dönüştürmek ise, özellikle genç girişimci ve alan uzmanlarının sayısının artmasına bağlı. Söyleşide bu hususa vurgu yapmaya çalıştım ve gençlere naçizane hata yapmaktan korkmamaları gerektiğini, istikrar ve üretkenliğin anahtar olduğunu söyledim.

18 Haziran günü Hava Harp Okulu'nun düzenlediği III. Ulusal Havacılıkta İleri Teknolojiler Konferansı'nın ilk gününde, "Bilgi Harbinde Hâkim Konumu Elde Etme Ve Korumada Hava Gücünün Etkisi" başlıklı bildiriyi sundum. Bu bildirimde bilgi kavramı ve bilgi harbinin esaslarına değindikten sonra, ağ merkezli muharebe ile ilgili genel bir çerçeve çizip, hava gücü odağında 5 maddeden oluşan bir tartışma sundum. Bu 5 madde şunlar:

1. Ağ merkezli muharebe kavramı iletişim sistemleri değil, iletişimin kendisi ile ilgilidir. Odak noktası platformlar değil, bilgiyi üreten, işleyen, paylaşan ve depolayan düğüm noktalarıdır.
2. Ağ merkezli muharebe, ancak ve ancak bilgi üstünlüğü üzerinde inşa edilmiş bir vurucu güç ile anlam kazanır. Esas sonucu alıcı unsur silahın ya da platformun kabiliyeti değil, onu sevk ve idare eden bilincin kalitesidir
3. Ağ merkezli muharebede sonuç alıcı etken, hasımla arada asgaride sabit bir δbilgi farkının korunmasıdır. Hava gücü, çok çeşitli algılayıcı sistemlerin irtifa parametresinden dolayı çok geniş bir alanı kapsayacak biçimde kullanılabilmelerine izin vermesinden ötürü, bahsi geçen ağın özkütlesi en yüksek birimidir. 
4. Bilgi harbi ve ağ merkezli muharebe konseptleri ışığında platformdan kabiliyete kayan odak noktası, hava araçlarını taşıyıcı birer unsur haline getirmiştir. Taşınan / entegre edilen sistemlerin kabiliyetleri ön plana çıkmıştır.
5. Savaşuzayının tüm katmanlarına sirayet eden bu kabiliyet dönüşümü, komuta – kontrol katmanında kurumsal ve kültürel bir dönüşümü de kaçınılmaz kılmaktadır.

Siyah Gri Beyaz okuru zaten bildirinin genel içeriğini tanıdık bulacaktır.

Bunların dışında,

Marine and Commerce dergisinin MAST 2014 fuarı için hazırlanan özel sayısı için askeri denizcilik sektörünün güncel durumuna ilişkin bir makalem yayınlandı. Makaleye buradan erişebilirsiniz.

Air Forces Monthly dergisi için Türk Kara Havacılığı, Air International dergisi için ise Türk Hava Kuvvetleri'nde KC-135R ve Türk Hava Kuvvetleri için F-35 tedariği projesindeki güncel duruma dair makaleleri hazırladım. Zannediyorum Kara Havacılık ve F-35 makaleleri Temmuz ayında yayınlanacak.

ODTÜ Bilim ve Teknoloji Politikası Çalışmaları bölümündeki yüksek lisans programım için de "Service Oriented Economies: By-Product of ICT or Myth?", "Global Production Networks, Technology Transfer and Developing Countries" ve "A Different Space Odyssey" başlıklı birer makale / dönem projesi yazdım. Her ne kadar ilk ikisi doğrudan Siyah Gri Beyaz'ın genel içeriğine uymasa da paylaşmayı düşünüyorum. Üçüncü çalışmamda ise, uzayın askeri amaçlarla kullanımını, Stanley Kubrick'in "2001: A Space Oddyssey" adlı kült filmi doğrultusunda sunmaya çalıştım.

Sanırım biraz yoruldum.


17 Haziran 2014 Salı

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Dört Deniz Raporu

Türkiye'nin yakın çevresinde bulunan ülkelerin savunma tedarik ve modernizasyon projelerinin açık kaynaklardan derlediğim bir dökümünü, Dört Deniz Raporu başlığı altında yayınladım. Ana başlık altındaki menüden de erişilebilir.

Rapor, Microsoft Excel Web App uygulaması ile hazırladığım etkileşimli bir excel tablosu halinde. Burada, verilerin bir dökümü incelenebilir. Ayrıca her bir aşağı açılan (drop down) menüdeki "Filter..." seçeneği ile isteğe bağlı filtreler oluşturulabilir. Söz gelimi sadece belli bir ülkenin belli bir alandaki ihaleleri filtrelenebilir.

Dört Deniz Raporu yaşayan bir veritabanı. Devamlı olarak güncelleyip doğrulamaya çalışıyorum. Bu süreçte Siyah Gri Beyaz okurunun desteğine müteşekkir olurum.

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Kurumsal Geri Zekâlılık

Grafik: Michael Kreil
Zekânın sözlük karşılığı, "insanın düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamı, anlak, dirayet, zeyreklik, feraset" olarak geçiyor. Dolayısıyla zekâ, elde edilen verileri işleyebilme, mevcut verilerle karşılaştırabilme, birleştirebilme ve yeni veri oluşturabilme gibi bir dizi süreci içeren bir kabiliyet. Daha doğrusu kabiliyetler bütünü: Bu yüzden duygusal zekâ, matematik zekâ gibi alt dalları var.

Buradan hareketle zekâ geriliğini, söz konusu kabiliyetlerin noksanlığı ya da belirgin biçimde zayıflığı olarak tanımlamak mümkün. Zayıflığın "belirgin" olması, bir kıyaslamaya işaret eder. Ortalama bir seviyenin ciddi miktarda aşağısı, geri zekâlılık olarak nitelendirilecekse eğer, bu seviye nasıl belirlenecek? Yukarıda saydığım kabiliyetlerin, benzer unsurlar için ayrı ayrı ölçülmesi, ortalama bir seviyenin tespiti ile.

Bu temel tanımlar da bizi, zekânın sadece bireyler için değil, kurumlar, teşkilâtlar için de uygulanabilir bir özellik olduğu olgusuna götürüyor. Aynı şahıslar gibi, kurumların da veri toplama, işleme, yeni veri oluşturma ve bunları paylaşma kabiliyetleri vardır. Bu kabiliyetlerinin gelişkinliği ya da zayıflığı ölçüsünde kurumsal zekâlarının ileri ya da geri olduğundan söz edilebilir.

Açmak gerek. Bunun için de en temel bileşeni, bilgiyi irdelemek gerek.

16 Mayıs 2014 Cuma

25 Nisan 2014 Cuma

Siyah Gri Beyaz 9 Yaşında

Eser: "Man Writing"
Oliver Ray
Kaynak: http://www.oliverray.ca
Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini ölçmek için, izlerine bakmak gerekli. Ve nasıl geçtiğini de.

Bu hariç Siyah Gri Beyaz'da yayınladığım, çoğu orta halli birer makale boyutundaki 619 yazının her birinin ayrı hikayesi var. Her biri, kişisel yolculuğumdaki birer menzil taşıdır; öğrendiğim, düşündüğüm, tasarladığım ya da araştırdığım konularla ilgili yansımalardır. Çoğu zaman yazdıktan ve yayınladıktan sonra, ilginç bir şekilde, tatmin yerine tatminsizlik, eksiklik ve yoksunluk hissi duyuyorum: Konuyu daha ayrıntılı nasıl ele alabilirdim, daha nasıl açabilirdim, daha neleri araştırmam gerekirdi nitelikli bir içerik için... Her bir yazı, kafamı kaldırmaya yeltendiğimde öğretmenimin eliyle bastırıp yüzümü kitaba gömmesi gibi bir etki yapıyor.

Yazdıkça ve okudukça aslında ne kadar az şey bildiğimi farkediyorum. Kişisel öykümün vazgeçilmez bir parçası olan Siyah Gri Beyaz bu nedenle, her geçen gün, daha doğrusu her yeni yazıda daha da fazlası için zorlayan, talepkâr bir öğretmene dönüşüyor.

Değerli Siyah Gri Beyaz okuruna, bu öğretmen karşısında beni yalnız bırakmadığı için teşekkürlerimi sunuyorum.

0, 0

"Ortadoğu" adı, hangi bölgeyi tanımlar? Yaygın kullanıma göre Arap Yarımadası, İran, Kuzey Afrika'nın doğusu, Türkiye (genelde Anadolu yarımadası). Bir Çinli'ye göre ise bu bölge ne "orta"dır ne de "doğu"dur. Dünyanın merkezinin Avrupa olduğu eski çağlara ait bir tanım "Ortadoğu"; ekonominin, ticaretin, teknolojinin, siyasetin ve entrikaların kaynağının, merkezinin Avrupa olduğu dönemlerde türetilmiş; "Yakın Doğu" ile birlikte kullanılmış bir terim. Gücün merkezinin 20'nci yüzyılın ilk yarısından itibaren Avrupa'dan Amerika'ya kayması da bu durumu değiştirmemiş. Güç savaşları, "dolaylı savaşlar" sıkça Ortadoğu'da yapılmış ve tabi "Uzak Doğu"da.

Burada bir sorun var. Dünyanın ortasının Ekvator çizgisi olduğu tartışılma bir gerçek ancak dünyanın "merkezi"ni belirlemek için gerekli boylamın, en azından jeostratejik olarak, Greenwhich'ten geçmesi artık şart değil. Beijing'in bulunduğu konumdan geçen bir boylam ile belirlenecek bir 0, 0 koordinatına göre "Ortadoğu", Avrupa'nın ta kendisi olmaz mı? Bilim, teknoloji, ekonomi, askeri güç açısından Çin tarafından hızla geçilmekte olan, köhnemiş ve ilkel kalmış bir Avrupa, yeni çağın Ortadoğu'su olarak nitelendirilemez mi? Irkçılığın, faşizmin, iki dünya savaşının doğum yeri olan bu topraklara Çinliler ya da Japonlar medeniyet taşıma sorumluluğu hissetmezler mi mesela, bir 20 - 30 yıl sonra? Belki. En azından artık, bir 20 - 30 yıl önceki kadar bilim - kurgu gelmiyor.

Şurası kesin ki, 0, 0 koordinatlarının tanımladığı nokta değişiyor; artık 130 yıldır gösterdiği yerde değil, Doğu'ya doğru kayıyor. Ekonomik, teknolojik, siyasi ve askeri ağırlık merkezleri ile birlikte.

9 Nisan 2014 Çarşamba

25 Mart 2014 Salı

Bir İhalenin Hikayesi

25 Mart 2044 Cuma

Geçtiğimiz Cuma günü Milli Savunma Bakanlığı’nın (MSB) altyüklenicisi firma tarafından, İran’ın Hazar Denizi kıyısındaki Mahmudabad kenti yakınlarındaki hava savunma merkezine düzenlenen başarısız hava saldırısı, taktik harekât ihtiyaçlarında hizmet tedariği (outsourcing) uygulamaları ile ilgili tartışmaları yeniden gündeme getirdi.

Yüklenici firma olan Shangai Strategic Services (SSS), 2039 Eylül ayında imzalanan sözleşme uyarınca, Türk Hava Kuvvetleri’nin (HvKK) 5 yıl süre ile düşman hava savunma sistemlerinin bastırılması (SEAD; Suppression of Enemy Air Defence) ve imhası (DEAD; Destruction of Enemy Air Defence) görev ihtiyaçlarının tek tedarikçisi olarak belirlenmişti. Firmanın personel kaynağının önemli kısmını, Malakka Boğazı Çatışması’nda görev almış eski Çin hava ve deniz kuvvetleri personeli oluşturmakta; dolayısıyla insan kaynağının tecrübe ve yetkinlik açısından kayda değer bir zafiyetinin olmaması beklenir. Firmanın Türkiye hizmetlerine tahsis ettiği sistemler ise CH-12 insansız saldırı uçak sistemi ile J-22 çok rollü savaş uçaklarından oluşuyor. Her ne kadar hem SSS hem de HvKK kaynakları, bu sistemlerin HvKK’nin stratejik muhabere ve komuta kontrol ağı ile entegrasyonunda bir sorun olmadığını savunsa da, eldeki veriler, saldırının başarısızlığının ardındaki ana etken olarak eşgüdüm eksikliğine işaret etmekte. Ve ne yazık ki bu eşgüdüm sorunu, taktik harekat hizmet alım tedarik süreçlerine ilişkin yapısal bir sorundan kaynaklanıyor.

Söz konusu sorunu analiz etmek için öncelikle geçtiğimiz Çarşamba günü Mahmudabad’da neler yaşandı, kısaca inceleyelim:

24 Mart 2014 Pazartesi

Kırım Krizi: Ukrayna Deniz Kuvvetleri'nin Sonu

Kırım Krizi, yarımadanın önce Ukrayna'dan bağımsızlığını ilan etmesi ve ardından halkoylaması ile Rusya'ya bağlanma kararı ile bambaşka bir boyuta taşındı.

Rusya, Kırım'ı resmen topraklarına kattı. Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kırım'ın Rusya Federasyonu'na bağlanmasını içeren beyannameyi imzaladı. Rusya'nın müttefiki ya da yakın ilişkide olduğu bazı ülkeler de bu kararı tanıdı.

Bu arada yarımadadaki Ukrayna askeri birliklerinin durumu da belirsizliğe düştü. Ancak Ukrayna Deniz Kuvvetleri'nin Kırım'daki unsurları için böyle bir belirsizlik söz konusu değil, zira neredeyse tamamı Rusya tarafından müsadere edildi.

17 Mart 2014 Pazartesi

Kırım Krizi: Ukrayna Silahlı Kuvvetleri'ne Genel Bakış

Ukrayna'da Kasım 2013'te Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinin askıya alınmasından sonra başlayan halk gösterileri ve protestolar, şiddeti giderek artan çatışmalara ve Şubat ayında yönetim değişikliğine neden oldu. Tam bu süreçte, Rus ordusunun Kırım Yarımadası'ndaki önemli üs ve tesisleri işgali ve kuşatması, bir anda dünyayı yeni bir krizle karşı karşıya bıraktı.

Etnik olarak nüfusunun çoğunluğu Ruslar'dan oluşan Kırım'ın Ukrayna'dan bağımsızlığı ve Rusya'ya katılması olasılığı konuşulmakta. Bu durum, Ukrayna'nın bölünmesi, iç savaş yaşanması ya da Rusya ile bir çatışma ihtimallerini de beraberinde getiriyor. Rus ordusunun agresif duruşu, süreç boyunca başta ABD olmak üzere Batı dünyasının Rusya ile artan gerilimi de, bu riskleri artırmakta.

Kırım Krizi'nin savaşa dönüşmesi durumunda, Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü nasıl savunabileceği önemli bir soru. Bu olasılığı irdelemek için öncelikle Ukrayna Silahlı Kuvvetleri'nin mevcut durumuna göz gezdirmek gerekli.

13 Mart 2014 Perşembe

4 Şubat 2014 Salı

27 Ocak 2014 Pazartesi

Bilgi Harbinin Boyutları - 2: Bilgi Çağı (mı?)

3 Ekim 1993 günü Somali’nin başkenti Mogadişu’nun üzerinde uçan helikopterlerin içindeki Amerikan askerleri, şehrin dört bir tarafındaki yoğun siyah dumanları ilk gördüklerinde bunlara bir anlam veremediler. En son teknoloji ürünü sensörler ve haberleşme sistemleri ile donatılmış helikopterleri ile karargaha anlık raporlar veriyorlardı. Karargâh bu bilgileri, bölgede uçan diğer hava araçlarının sensörlerinden ve istihbarat uydularından gelen bilgilerle birleştiriyor, ortaya geniş açıdan devasa bir taktik resim çıkartıyor ve bu resimden oluşturulan istihbaratı, yine helikopterlerdeki askerlere iletiyordu. Askerler yere indiklerinde, nerede kaç tane düşmanla karşılaşacaklarını, hangi düşmanın ne tip bir silaha sahip olacağını şimdiden biliyordu.

Ama yine de, askerlerin kafasını o rahatsız edici düşünce kurcalıyordu: Bu yoğun siyah dumanlar neyin nesiydi?

O dumanlar, şehrin dört bir yanına yayılmış Somalili militan grupların, birbirleri ile haberleşme yöntemiydi. Gruplar birbirlerine, düşmanın (Amerikan helikopterlerinin) gelmekte olduğu bilgisini iletiyordu. Düşmanın geliş yönü doğrultusunda yakılan araba lastiği kümeleriydi bu dumanların sebebi. Helikopterdeki askerler kadar, yerdeki çıplak ayaklı, kaburgaları sayılan Somalililerin de bir istihbarat ağı vardı, kendi yöntemleri ile tabi ki.

Bu lastiklerin yakılmasının üzerinden 24 saat geçmeden, Mogadişu’da iki Amerikan helikopteri düşürüldü, 18 Amerikan askeri öldürüldü ve kısa süre içinde ABD birlikleri, utanç verici bir şekilde Somali’yi terketmek zorunda kaldı. Mogadişu’da dağınık biçimde örgütlenmiş ancak birbirleri ile farklı bir “teknolojik” seviyede iletişimi bulunan militan gruplar, savaş tecrübesi bulunan ve en son haberleşme teknolojilerini kullanan profesyonel askerleri bertaraf etmişti. Ağ merkezli muharebe felsefesi uyarınca donatılmış ve örgütlenmiş bir ordu, ağ merkezli –ama ordu denemeyecek- başka bir silahlı grup tarafından yenilmişti. Ancak görünüşte büyük bir adaletsizlik vardı. Bu nasıl olabilirdi?

15 Ocak 2014 Çarşamba

2013 Muhasebesi

Bir önceki "Başlıksız" yazımda, muhasebe yapmanın önemine dikkat çekmeye çalışmıştım. Muhasebe, gelinen noktanın görülmesi için önemli. Bir çeşit geribesleme sistemi aslında, zira hedefe ne kadar yaklaşıldığını ölçmek mümkün olabiliyor, daha ne kadar yürünmesi gerektiğini de (ve belki yürümekten koşmaya geçmenin zamanının geldiğini de)

Kendi iç muhasebemi yaptım. Ancak içim rahat etmedi, Türkiye için de yapmak istedim. Bu konuda yeteri kadar done ve veri mevcut, tek yapılması gereken biraz daha yakından bakmak ve zaman ayırmak.

2013'te Türkiye neredeydi? Innovation Union Scoreboard ve Global Innovation Index başlıklı araştırmalar, bilim, teknoloji ve inovasyon alanlarında (yani bir ülkenin gelişmesinin ve kalkınmasının sacayakları) Türkiye'nin fotoğrafını çekmişler bile. Her ne kadar geçtiğimiz sene pek çok ülkede gündemin birinci sırasına oturup uzun süre tartışılmış olsalar da, Türkiye'de öksüz ve yetim kalmışlardı.

13 Ocak 2014 Pazartesi

30 Aralık 2013 Pazartesi

Başlıksız

Eser: "Sadness"
Tang Hai Guo
Zaman, hızı göreceli ama akışı durdurulamaz bir biçimde ilerliyor. Ancak ne kadar acıdır ki, insanın zaman algısı geriye doğru. Zamanın ilerlemiş olduğu hissine, geçmiş zamana bakarak sahip oluyor. Bu bir zayıflık, bakış muhasebeyi içermiyorsa eğer.

İleri dönük hedefler koymak kolay, önemli olan o hedefleri takip edebilmek. Zaman, her 365 günde bir bu muhasebe için bir fırsat sunuyor insanın karşısına. Bir sonraki 365 günde daha uslu durmak yegâne hedefi olabilir (genç) bir insanın ya da ev taksitlerini zamanında ödemek ve işte daha fazla performans göstermek de.

Her yeni yıl, eskiz defterindeki yeni bir sayfa gibi, esas resmin taslaklarının çizileceği. Esas resim nedir? Eskizlerin toplamı belki de. Önemli olan muhasebeyi dürüst yapabilmek, yeni yılda daha güzel eskizler çizebilmek.

2014'ün, Siyah Gri Beyaz okuruna silgiye ihtiyaç duymayacağı eskizler çizme fırsatı vermesini diliyorum.

29 Aralık 2013 Pazar

Bilgi Harbinin Boyutları - 1: Dakiklik

Bilginin (*) bir silah ya da daha doğru bir ifade ile kuvvet çarpanına dönüşebilmesi, ölçülebilmesi ve ölçeklenebilmesine bağlıdır. Bilgi, sayısı ve tanımı üzerinde genelgeçer bir mutabakat olmayan bir dizi nitelik üzerinden tanımlanır. Bu niteliklerin içeriği ve sayısı, bilginin hangi amaçla kullanılacağı ile de ilişkilidir.

Bilgi Küpü” başlıklı yazıda, bilginin bir silah olarak kullanılabilmesinin, 10 adet boyuta sahip olmasına bağlı olduğundan bahsetmiştim. Bu 10 boyut şunlar idi:

1. Dakiklik (Timeliness)
2. Kesinlik (Accuracy)
3. Alaka (Relevance)
4. Bütünlük (Completeness)
5. Tutarlılık (Coherence)
6. Biçem (Format)
7. Erişilebilirlik (Accessibility)
8. Uyum (Compatilibity)
9. Güvenlik (Security)
10. Geçerlilik (Validity)

Adı geçen bu boyutlar, bilginin niteliğini ya da kalitesini tanımlamak için kullanılan parametrelerden en yaygın olanları. Kullanım amacına bağlı olarak bu sayı artırılabilir, azaltılabilir ya da terimlerin adı değişebilir.

Bilginin bu şekilde çeşitli başlıklar altında incelenmesinin en başta gelen sebebi, niteliğinin (kalitesinin) ölçülebilir bir hale getirilmesi ihtiyacı. Bilgi eğer nitel olarak takip edilebilen bir unsur haline getirilebilirse, paylaşımı, değerlendirilmesi ve üzerinden karar alınması gibi işlemler süreçlere bağlanabilir. Bilginin nitel ölçümü ve takibi, bilgi ihtiyacının saptanması, ihtiyacın karşılanması gibi süreçler için gereklidir. Bilgi, ölçülebilir olduğu sürece artı değer yaratımında kullanılabilir.

Bilginin boyutlarını incelemeye, “dakiklik” kavramı ile başlayalım. Konunun popülerliğine paralel olarak açık kaynaklarda tanım, kavram ve kaynak bolluğu var. O yüzden bu ve takip edecek yazıların amacı tanım oluşturmak ya da teorik çerçeve çizmek değil, Bilgi Harbi ve Ağ Merkezli Muharebe kavramlarını odak noktasına alarak konunun ana hatlarını tespit etmeye çalışmak olacaktır.

4 Aralık 2013 Çarşamba

26 Kasım 2013 Salı

Bilgi Küpü

"Emekliliğime kaç gün kaldı"
uygulamasını çökerten şahıs
Sabahları erken kalkıp işe gitmek zor geliyor mu? Her sabah aynı rutin, duş, traş (ya da makyaj), giyinme.. Takım elbiseden bıktınız mı? Emekliliğinize kaç gün var? Her hafta başında cumayı iple çekmek, her pazar akşamı haftasonu tatiline sıkı sıkıya yapışmak... Kaç yıldır bu döngünün içindesiniz? Kaç yıl daha dayanacaksınız?

Ya "O" ne yapsın? 93 yaşında. Tam 40 yıldır aynı dairede çalışıyor. O daireye 52 yaşında atanmıştı, iş hayatına ise 28 yaşında başladı, 64 yıllık bir kariyer yani. Sayısız hükümet ve bakan eskitti ve ölümsüzlüğün sırrını bulmuşçasına çalışıyor, yeni fikirler üretip genç yetenekleri keşfediyor. Emekli olmayı unutmuş sanki.

Andrew W Marshall ile tanıştırayım. Ve 40 yıldır çalıştığı dairesi ile.

Adı çok ön planda olmasa da Marshall, çağımızın en önemli kanaat önderlerinden aslında. Nasıl biri olduğu hakkında fikir vermesi için: 1980'lerin başında Sovyetler Birliği'nin çöküş sürecine girdiğini ve dünyanın yeni ağırlık merkezinin Asya olacağını ilk öngören adam oydu.

Marshall'ı tanımak demek, 40 yıldır başında olduğu daireyi, "Net (Safi) Değerlendirme Bürosu"nu (Office of Net Assesment; ONA) incelemek demek aslında. ABD'de bütçe kesintileri ile ilgili tartışmalarda kapanması gündeme gelen, ulusal bütçe içindeki payı mikroskobik ancak etkisi tam ters oranda, ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı bir çeşit "think tank" aslında ONA. Bugün savunma ve havacılık gündemindeki pek çok sistem, teknoloji ve konsept ile stratejinin çıkış merkezi. ABD'nin ulusal savunma stratejisi, yatırım yapacağı ve ağırlık vereceği teknolojiler, uygulamalar ve doktrinler ONA'da doğuyor.

12 Ekim 2013 Cumartesi

3 Ekim 2013 Perşembe

03.10.2013 SSM Basın Sohbeti

Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) tarafından bugün düzenlenen basın sohbeti toplantısına, ulusal basın ile birlikte Siyah Gri Beyaz blogunun yazarı olarak ben de davet edildim.

Diğer devlet kurumlarında bir örneği oldu mu bilmiyorum ancak ilk kez bir internet blog sitesi, SSM nezdinde akredite olarak bu tür bir etkinliğe çağırılmış oldu.

Kurumsal iletişim açısından oldukça sevindirici olan bu gelişme, şahsım için de büyük bir gurur ve mutluluk kaynağı oldu.

Toplantıya ulusal çapta yayın yapan gazetelerin ve haber ajanslarının muhabirleri ile SSM yetkilileri katıldı.

26 Eylül Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısının ve bu toplantıda kararı alınan hava ve füze savunma sistemi projesinin hemen ertesine denk gelmesi nedeniyle, toplantının ana gündemi daha baştan belliydi.

Bayar'ın bu proje ve diğer konular ile ilgili yaptığı açıklamaların satırbaşları şu şekilde:

2 Ekim 2013 Çarşamba

Yüksek İrtifa, Uzun Menzil, Karışık Kafalar - II


Savunma Sanayii İcra Kurulu'nun 26 Eylül tarihli toplantısı [1], savunma kamuoyu tarafından uzun yıllardır sonucu merakla beklenen bir projede karara sahne oldu.

T-LORAMIDS (Turkish Long Range Air and Missile Defence System; Türk Uzun Menzilli Hava ve Füze Savunma Sistemi) olarak da bilinen Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi Projesi'nde [2], Çin Halk Cumhuriyeti'nden  China Precision Machinery Import and Export Corporation (Çin Hassas Makina İthalat ve İhracat Şirketi; CPMIEC) firmasının seçildiği duyuruldu. Darısı başta ağır nakliye ve genel maksat helikopterleri olmak üzere diğer projelerin başına diyelim.

Yüksekirtifa - uzun menzil hava savunma sistemi gibi kritik bir sistemin Çin'den seçilmesi siyasi, askeri ve stratejik ölçekte çok sayıda soru işareti doğurdu. Bu normal ve beklenen bir durum, zira savunma sistemlerinin ölçek ve boyutu büyüdükçe ekonomik ve siyasi özkütleleri de artıyor.

Siyah Gri Beyaz'da ihalelerin kime ve neden, nasıl verildiğinden ziyade, geri plandaki konsept, felsefe ve stratejilere odaklanmaya çalışıyorum. Bu nedenle LORAMIDS de dahil olmak üzere yürürlükteki projelerle ilgili çok fazla yorum yapmıyorum. Daha ziyade bu projelerin ya da projelere konu sistemlerin varlık nedenleri ve kullanım felsefeleri ile ilgileniyorum. LORAMIDS projesindeki bu çok tartışma yaratan karara ilişkin de bir süredir herhangi bir değerlendirme kaleme almamış olmamın nedeni bu idi. Ancak Siyah Gri Beyaz okurundan gelen talepler o kadar arttı ki, kararı, mümkün mertebe teknik sınırlar içinde kalarak, nasıl gördüğümü paylaşmak farz oldu.

25 Eylül 2013 Çarşamba

Calût'u Davud Yapmak Mümkün mü?



Mark Bowden'ın The Atlantic için kaleme aldığı ve 14 Ağustos tarihinde yayınlanan "The Killing Machines - How to Think About Drones” (Ölüm Makinaları – Dronlar Hakkında Nasıl Düşünmeli) başlıklı makale ve makalenin girişinde kullandığı benzetme, uzun zamandır taslak halinde olan ve bir türlü bitiremediğim bu yazı için hem ilham kaynağı hem de ateşleyici oldu.

Bu son derece kapsamlı ve bir o kadar da dolu makalesinde Bowden, insansız hava araçlarının (İHA) çıkış noktasını, içerdikleri temel teknolojileri ve halen devam eden çeşitli teknolojik, hukuki ve siyasal tartışmalardaki yerlerini oldukça yalın bir dille okuyucuya sunuyor.

Bowden, yazısına Davud (David) ve Calût’un (Goliath) efsanevi düellosuna atıfta bulunarak başlıyor. Benim de taslağımın girizgâhı bu şekilde idi. Ancak ben bu düelloyu, sadece İHA değil, daha geniş bir bağlam içinde kullanmayı düşünüyorum. Çığır açmak ya da “gerçekleri göz önüne sermek” gibi bir niyet ya da hevesim yok, sadece kafamın içindeki tilkilerden bir kısmını kuyruğundan yakalayıp teşhir etmek, soruyu ya da sorunu maddeler halinde özetlemek istiyorum, bulutlar ardında gizlenmiş olsa da.

Kahve stoğum taze olduğuna göre yakalayacağım tilki sayısı az olmayabilir.

17 Eylül 2013 Salı

Levant'ta Kriz: Türk Jetleri, Suriye Helikopterini Düşürdü

16 Eylül 1430 sularında Doğan Haber Ajansı, "Hatay'ın Yayladağı İlçesi'nde Suriye sınırına 400 metre uzaklıkta, Suriye topraklarında savaş uçağı düştüğü ihbarı üzerine bölgeye ekipler sevk ediliyor" şeklinde bir haber geçti. Haber zaten bir süredir kimyasal silah krizi ve uluslararası müdahale tartışmaları nedeniyle yüksek olan tansiyonun daha da artmasına neden oldu. 2012 Haziran ayında Suriye'nin Türk Hava Kuvvetleri'ne ait bir RF-4ETM keşif uçağını düşürmüş olması akıllara geldi hemen.

Kısa süre sonra haber değiştirildi ve bir Suriye helikopterinin, sınırın Suriye tarafında 400m öteye düştüğü bilgisi verildi. Bu bilgi tansiyonun kısmen düşmesini sağladı.

Derken akşam 1845 sularında Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç'ın açıklaması, tam anlamıyla gündeme bomba gibi düştü: Arınç, "Suriye’ye ait bir Mi-17 helikopteri bugün Hatay Güveçli bölgesinde 2 km hava sahası ihlalde bulunmuştur. Tüm uyarılara rağmen ihlalin devam etmesi nedeniyle söz konusu helikopter Malatya’dan havalanan hava kuvvetlerimize ait jetlerimizle füze ile vurularak düşürülmüştür" şeklinde konuştu. Kısa süre sonra da Genelkurmay Başkanlığı, radar iz kayıtlarını içeren bir harita ile birlikte bir basın açıklaması yayınladı.

Olay özellikle Türk kamuoyunda birden "savaşa mı girildiği" endişesine sebep oldu. Kadrolu tele-stratejistler ekranlarda komutancılık oynamaya başladılar. Geçtiğimiz sene yaşanan RF-4 krizinde aşina olduğumuz isimler, aynı şekilde saçmalamaya devam ettiler.

16 Eylül günü yaşanan olay önemli, ancak ne komplo teorilerine ne de savaş borularına mahal verecek bir içeriğe sahip. Olayın bileşenleri tek tek dikkatlice incelendiğinde bu manzara açığa çıkıyor zaten. Şöyle ki:

10 Eylül 2013 Salı

22 Ağustos 2013 Perşembe

Gökyüzünde Yalnız Duran Sensörler: Aerostatlar

"Hey Rob, dünkü maç ne oldu?"

"Rangers, Brewers'ı ezdi. Milwaukee hiç bu kadar aşağılanmamıştı herhalde"

"Texas sürpriz yapmadı da diyebiliriz aslında"

Zulasında sakladığı birasını açarken John, Rob'un tespitini ince ve alaycı bir gülümseme ile onayladı. Rob'a da bir kutu uzattı ama arkadaşı reddetti. İstemediğinden değil, misafiri oldukları ülkedeki kısıtlı bira kaynaklarını idareli kullanması gerektiğini bildiği için.

Dondurucu çöl gecesinde biraya fazla da ihtiyacı yoktu zaten.

Hızlı yudumlarla birasını çabucak bitiren John gözlerini ovuşturarak ekrana baktı. Rob ise önceki gece kalibrasyon için söktükleri devre kartını inceliyordu. Kart kalibrasyonundan nefret eden arkadaşının şimdiden sıkıldığını hisseden John, onu sohbetle oyalamaya karar verdi:

"Sence savaş çıkacak mı?"

"Sanmıyorum. Adam ülkesini 8 senede mahvetti zaten. Sanırım bağırıp çağırıp tehditlerle istediğini koparmaya çalışacak"

"Umarım öyle olur. Ama her halükarda bir an önce defolup gitmek istiyorum."

"Ev sahiplerimiz iyi para veriyorlar, benim şikayetim yok".

"Ev sahiplerimiz TCOM'a iyi para veriyorlar. TCOM bize hakettiğimizi vermiyor bence"

Rob sessiz kalarak onayladı. TCOM'un Kuveyt'ten aslında resmî sözleşme bedelinden çok daha fazla para aldığı, derin bağlantıları olduğu gibi dedikodular zaten kafasını yeterince karıştırmıştı. Tüm bu ilişkiler yumağında kendini ucuz bir paralı asker gibi hissediyordu. Elektronik mühendisliği derecesi almak için uğraştığı senelerin karşılığı, üzerine radar takılı bir zeplinin düşük maaşlı operatörlüğünü, hem de bir çölün ortasında yapmak olmuştu. Kendini sıklıkla kendine ihanet etmiş gibi hissetmeye başlamıştı. Keşke Honeywell'den gelen teklifi kabul etseydi...

"Rob bu nedir sence?"

John'un ekranda gösterdiği parıltıya bakan Rob'un gözleri yuvalarından fırladı. Deneyimi, ekranda gördüğünün John'un az önceki sorusunun yanıtını almış olduklarını söylüyordu.

Ekranda, yukarıdan aşağıya doğru akmakta olan, en az birkaç kilometre uzunluğunda metal bir kütle görünmekteydi. Ağır ağır akan parlak ve kalın bir nehir gibi Mutla Tepesi'ne doğru iniyordu. Bu kadar yoğun bir görüntüye ancak tek bir şey neden olabilirdi: Yüzlerce tank, zırhlı araç ve kamyondan oluşan bir konvoy. Korktukları başlarına gelmişti.

Telefona sarılan Rob hemen Kuveyt'teki Amerikan askeri misyonu USLOK'un komutanını aradı.

"Albay Mooneyham? Özür dilerim efendim, gecenin 11'inde rahatsız etmek istemezdim ancak çok önemli bir durum var"

"Sorun değil.. Nedir durum?"

"Efendim, Balondaki radarımız Irak sınırından güneye doğru çok büyük bir mekanize birlik hareketi tespit etti. Doğruca sınırı geçmek üzere ilerliyorlar"

"Emin misiniz?"

"Evet efendim. Şu anda saat 11. Bu hızla ilerlemeye devam ederlerse saat 01 gibi Abdali Otoyolu'na ulaşırlar"

"Tamam. Siz balonun istasyonla bağlantısını kesin ve derhal orayı terkedin. Büyükelçiliğe ulaşmaya çalışın. Ben ilgili yerleri bilgilendireceğim".

13 Ağustos 2013 Salı

Irak Hava Savunma Şemsiyesini Yeniden Kuruyor



ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı Savunma Güvenlik İşbirliği Dairesi (Defense Security Cooperation Agency; DSCA) tarafından 5 Ağustos günü ABD Kongresi'ne, Irak için USD2.403 milyar azami bedel ile tümleşik hava savunma sistemi (Integrated Air Defense System; IADS) satışı ile ilgili bir bilgi notu iletildi. Yabancı askeri satışlar (Foreign Military Sales; FMS) kanalı ile finanse edilecek satış kapsamında çok sayıda alçak ve orta irtifa hava savunma füze sistemi; hedef tespit, teşhis ve takip radarları ile komuta kontrol sistemleri bulunuyor.

Söz konusu satış, 2003'teki işgalden sonra yeniden kurulmakta olan Irak'ın hava savunma altyapısını inşa için attığı en büyük adımlardan biri. Pek çok açıdan dikkat çekici de: 20 yıl önce söz konusu ülke, dünyanın en gelişmiş ve karmaşık hava savunma sistemlerinden birine sahipti. Bu sistemin zayıflatılıp çökertilmesi için neredeyse 10 yıl sürecek bir düşük yoğunluklu bombardıman harekatı gerekti. Şimdi de o bombaları atanlar, yerine yenisini kuruyor. Doğal olarak bu yeniden yapılanma çalışmasının önemli politik boyutları da mevcut.

Irak'ın hava savunma altyapısını üç ana aşamada incelemek isabetli olacaktır: 2003 öncesi durum, 2003'ten bu yana yürütülen faaliyetler (ve güncel durum) ve yakın gelecekte faaliyete geçecek altyapı.

1 Ağustos 2013 Perşembe

21 Temmuz 2013 Pazar

Hesap Kitap İşleri - Havacılıkta Tedarik Yönetimi (Rus Uçakları Neden Bu Kadar Ucuz?)

Çkalov tesisindeki üretim bandında bir Su-34
Kaynak
Suhoy tarafından Rus Hava Kuvvetleri için üretilen Su-34 taktik bombardıman uçaklarından üçü, 9 Temmuz günü Novosibirsk'teki Çkalov uçak fabrikasında düzenlenen bir törenle teslim edildi. [1] 2020 yılında tamamlanması planlanan teslimatlar, 2012 Mart ayında imzalanan yaklaşık USD3.03 milyar tutarındaki bir sözleşme kapsamında gerçekleştirilmekte. [2] Sözleşme, 92 adet Su-34'ün üretimini içeriyor.

Su-34, Soğuk Savaş'ın sonlarına doğru tasarlanmış bir uçak. Suhoy firmasının başarılı çok görevli taktik savaş uçağı olan Su-27 (NATO kodu "Flanker") tasarımının bir türevi. Yeni geliştirilen havadan havaya ve havadan yere hassas güdümlü silah sistemleri ile donatılmış, uzun menzilli bir saldırı uçağı olan Su-34'ün en dikkat çekici özelliği, iki pilotun yan yana oturduğu kokpiti. Uçağın tasarım amacı, Rus Hava Kuvvetleri hizmetindeki Su-24 (NATO kodu "Fencer") taktik bombardıman uçaklarının yerini almak.

Çift motorlu, yaklaşık 4,000km menzile ve 8,000kg faydalı yük taşıma kapasitesine sahip bir uçak Su-34. Bu uçaktan 92 adet satın almanın Rusya'ya maliyeti, sözleşme bedeli üzerinden (yani işletme/idame ve bakım giderleri hariç) uçak başına yaklaşık USD33 milyon. Karşılaştırma için, Türkiye'nin 30 adet gelişmiş F-16 Block 50 alımı için ABD hükümeti ile imzaladığı Peace Onyx IV programının sözleşme bedeli USD1.8 milyar idi. [3] Yani uçak başına USD60 milyon.

Çift motorlu, büyük gövdeli ve ağır Su-34'ün tanesi USD30 milyon, tek motorlu, daha hafif ve küçük F-16'nın tanesi USD60 milyon. Burada bir terslik yok mu?

Aslında pek yok. Hatta bazı açılardan Su-34'ün F-16'dan daha pahalıya geldiğini dahi iddia etmek mümkün. Peki nasıl?

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Ana Muharebe Tankı Tasarımı Üzerine Notlar: Hareket Kabiliyeti

Bir ana muharebe tankını tanımlayan üç temel bileşen bulunur:

1. Zırh koruması (ya da daha geniş bir ifadeyle beka kabiliyeti)
2. Hareket kabiliyeti
3. Ateş gücü

Bu etkenlerin birbirine göre ağırlığı ve önem sıralaması, tankın karakterini belirler. İhtiyaca göre hafif zırh korumalı ve orta derecede ateş gücüne sahip ancak son derece çevik bir tank ya da hantal ancak üst seviye korumaya sahip bir tank gibi. (Konu ile ilgili olarak bkz: Modern Ana Muharebe Tankı Tasarımı)

Bu etkenlerden aktif ve pasif özsavunma sistemleri zırh korumasının, atış kontrol sistemi ile hedef tespit / teşhis / takip sistemleri ise ateş gücünün etkinliğine katkıda bulunurlar. Dolayısıyla bu unsurların yan bileşenleri olarak değerlendirilebilirler.

Bir ana muharebe tankının "başarılı" olup olmaması, tasarlandığı ihtiyaçlara ne derece yanıt verebildiği ile orantılıdır. Bir başka kıstas ise, çağdaşı ve muhtemel hasımlarına karşı durumudur.

Ana muharebe tankı otomotiv sektörü ile büyük bir kesişim kümesi olan ama başlı başına bağımsız bir branş olarak ele alınması gereken bir konu. Bunun sebebi, söz konusu üç tasarım sacayağı için isterlerin son derece zorlayıcı olması, bu isterlere yüksek performansta yanıt verirken bunu aynı zamanda muharebe şartlarında ve kısıtlı lojistik destek ile gerçekleştirmenin gerekliliği.

Bir tankın değerlendirmesini pek çok farklı kritere göre yapmak mümkün. Şimdilik hareket kabiliyeti (mobility) büyüteci ile bakalım.

8 Temmuz 2013 Pazartesi

28 Haziran 2013 Cuma

TFX Projesi: Ne? Ne İçin? Nasıl? - 2


7 – 10 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen IDEF uluslararası savunma sanayii fuarında TAI, milli muharebe uçağı geliştirme projesi kapsamında üzerinde çalışılan üç ayrı tasarım seçeneğini ilk kez kamuoyu ile paylaştı.


Kavramsal tasarım sözleşmesi için TAI ile sözleşme görüşmelerine başlanması için Savunma Sanayii İcra Komitesi’nin (SSİK) 15.12.2010 tarihli toplantısında karar alınmıştı. TAI ile USD20 milyon bütçeli kavramsal tasarım projesi sözleşmesi 23.08.2011 tarihinde imzalanmıştı.

Proje kamuoyuna duyurulduktan kısa süre sonra görüş ve izlenimlerimi “TFXProjesi – Ne? Ne İçin? Nasıl?” başlıklı yazı ile paylaşmıştım. Üzerinden yaklaşık 2.5 yıl geçen bu yazıyı, IDEF’te sergilenen kavramsal tasarımların da yardımıyla güncellemek istedim.

Öncelikle mevcut durumun resmini çekmekle işe başlayayım. Önceki yazıdan bu yana bu resmin içeriği de değişti. Sonra resmi nasıl yorumladığımı aktaracağım.

19 Haziran 2013 Çarşamba

Geribesleme Mekanizması

Amaç – araç uyumu, ilerlemenin ya da başarının özüdür. Bu uyum, belirgin, somut bir hedef ile bu hedefe ulaşmak için kullanılacak aracın bir birine uygunluğunu gerektirir. Başka bir deyişle araç, amaca ulaşmak için gerekli niteliklere sahip olmalıdır.

Kontrol Teorisi bu aracı “kontrol sistemi” olarak adlandırır. Kontrol sistemi, içinde bulunulan odanın sıcaklık ve nemini, 100 metre koşucusunun hız ve temposunu, yolcu uçağının irtifasını, güdümlü füzenin tarayıcı başlığını, şirket yönetim kurulunun finansal stratejilerini belirler.

Bir kontrol sisteminin üç temel bileşeni vardır: Kontrolün amaçları (girdiler), kontrol sistemi ögeleri ve sonuçlar (çıktılar). Kontrol sisteminin amacı, bileşenler vasıtası ile girişleri, istenen sonuca ulaşacak çıktıları elde etmek için kullanmaktır. Bir kontrol sistemi olarak otomatik pilot, istenen irtifa seviyesine ulaşmak için hız ya da motor devri gibi girdileri kullanır.

İster bir makine olsun ister siyasi ya da ticari bir mekanizma, sistemler iki ana kategoriye ayrılır: Açık çevrim ve kapalı çevrim sistemler.

13 Haziran 2013 Perşembe

Türk Hava Kuvvetleri’nde F-100 Super Sabre, Bölüm - 2

Havacılık araştırmacısı Levent Başara, ilki 2011'de yayımlanan "Türk Hava Kuvvetleri'nde F-100 Super Sabre" adlı çalışmasının ikinci cildini Hobbytime Yayıncılık ile çıkardı.

Türkçe ve İngilizce hazırlanan kitap, 76 sayfadan oluşuyor. Başta Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı arşivi olmak üzere, yurtiçi ve yurtdışındaki kaynaklardan sağlanan görsellerle içeriği zenginleştirilen kitapta, birçoğu daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış yaklaşık 230 fotoğraf bulunuyor. F-100 Super Sabre'nin 30 yıllık tarihine ışık tutan serinin son kitabı, tüm havacılık meraklıları ve özellikle modelciler için önemli bir başucu kitabı niteliğinde.

Türk Hava Kuvvetleri tarihine ilgi duyan tüm araştırmacılara şiddetle tavsiye ederim. Hava kuvvetlerimizin tarihine ilişkin kaliteli, doyurucu ve özenli çalışmalar ne yazık ki bir elin parmak sayısına henüz ulaşabilmiş değil. Başara'nın kitabı bu açıdan çok değerli ve önemli.

Çalışmanın bu cildinin konu başlıkları:
  • F-100'ler Kıbrıs Üzerinde
  • Kıbrıs Barış Harekâtı’nda F-100'ler
  • Danimarka F-100'leri
  • F-100’lerle Harbe Hazırlık Eğitimi
  • F-100’lerin Envanterden Çıkışı
  • ABD’ye Geri Dönüş
  • Son Durak Hurdalık
  • Geriye Kalanlar
  • Çeşitli F-100 Fotoğrafları
  • Kuyruk Numaraları
  • Şehitler Listesi

7 Haziran 2013 Cuma

28 Mayıs 2013 Salı

Doğu Akdeniz'de Kim Daha İyi Görüyor, Kim Daha İyi Duyuyor?

Doğu Akdeniz'de yeni bulunan enerji kaynakları ve bunların paylaşımı konusundaki ihtilaflar, bölgeyi yeni bir potansiyel "sıcak nokta" haline getirdi. Arap Baharı sürecinin devamında 2011'den bu yana devam eden iç savaş ile mahvolan Suriye'nin oluşturduğu jeopolitik kara delik, Türkiye - İsrail gerginliği, İsrail'in bölgedeki askeri - politik açılımları gibi etkenler de bu noktanın sıcaklığını artırdı.

Bilhassa münhasır ekonomik bölge paylaşım krizi ile ortaya çıktı ki, kıyıdaş ülkelerin askeri - istihbari kaynakları, iddialarını savunmada son derece hayati öneme sahip. Bu önem, 2012 Haziran'ında Türk Hava Kuvvetleri'ne ait bir RF-4ETM keşif uçağının Suriye tarafından düşürülmesi olayı ile daha da dramatik şekilde vurgulandı.

Anlaşıldı ki, Doğu Akdeniz'deki stratejik resmi tam ve net gören ülke, bu bölgedeki hak ve hukukunu korumada tartışmasız güce sahip.

Peki bu konuda durum nedir? Doğu Akdeniz ülkelerinin hava ve deniz konuşlu istihbarat, keşif ve gözetleme (İGK; Intelligence, Surveillance, Reconnaissance; ISR) kabiliyetleri ne seviyede? Açık kaynakları tarayarak, Mayıs 2013 itibariyle bölge ülkelerinin elindeki aktif hizmette bulunan İGK kabiliyetlerinin bir dökümünü çıkardım.

Umarım bölge dengeleri ve jeopolitiğen ilgi duyan okura yardımı olur.

23 Mayıs 2013 Perşembe

IDEF 2013 İzlenimleri

IDEF 2013 11. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı, 7 - 10 Mayıs tarihleri arasında İstanbul'daki TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi'nde düzenlendi.

Fuara 52 ülkeden toplam 794 firma katıldı. Bu firmalardan 255'i yerli, 539'u yabancı idi. IDEF'e çeşitli ülkelerden 22 Bakan, 4 Bakan Yardımcısı, 5 Genel Kurmay Başkan Yardımcısı, 6 Kuvvet Komutanı ve 8 Müsteşar katıldı.

Fuarın tamamına katıldım. Bu açıdan oldukça yorucuydu. 1999'dan bu yana katıldığım IDEF, farkettim ki artık eskisi gibi heyecan vermiyor bana. Belki de yaşlanıyorumdur.

Fuarda dikkatimi çeken firmalara ilişkin notlarımı en sona ekledim, öncesinde gözlemlerimi paylaştım. Bu sefer fuar yazısını tek seferde yazmak istedim, biraz uzun oldu bu yüzden. Sabrı veya gözleri yorulan ya da bu yazıyı iki haftadır beklemekten sıkılan okuyucudan peşinen özür dilerim.

Not: Fuarda çekmiş olduğum fotograflara buradan erişebilirsiniz.

17 Mayıs 2013 Cuma

VII. Ulusal Uçak, Havacılık ve Uzay Mühendisliği Kurultayı


Makine Mühendisleri Odası (MMO) Eskişehir Şubesi tarafından düzenlenen VII. Ulusal Uçak, Havacılık ve Uçak Mühendisliği Kurultayı (UHUMK), 3 – 4 Mayıs tarihleri arasında Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde gerçekleştirildi.

Düzenleme Kurulu’nda yer aldığım kurultaya, “İnsansız Hava Aracı Görev Ve Performans İsterlerlerinin Tanımlanmasında Simülasyon Teknolojilerinin Kullanımı” başlıklı bildiriyle katıldım.

MMO Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Ünal konuşmasında, Türkiye’de havacılık ve uzay sektörünün, toplam isithdamdaki payının binde 5 olduğunu, bu oranın gelişmiş ülkelerde yüzde 1’den fazla olduğunu söyledi. AB üyesi ülkelerin havacılık ve uzay sektörlerinden elde edilen gelirin 10% kadarının ArGe çalışmalarına aktarıldığını söyleyen Ünal, bu oranın Türkiye’de 4% ile sınırlı kaldığını, ayrıca yeterli altyapı ve fizibilite çalışması yapılmadan, plansız ve programsız şekilde çok sayıda havacılık fakülte ve yüksekokulu açıldığını söyledi.

Açılış konuşmalarından sonra, “Özgün, Çağdaş ve Özgür Hava Aracı Tasarımında Yazılım Sorunları” başlıklı bir panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Arsev Eraslan, ODTÜ’den Prof. Dr. İsmail Hakkı Tuncer, İTÜ’den Prof. Dr. Adil Yükselen, TOBB ETÜ’den Prof Dr. Ünver Kaynak ile TAI’den Gürsel Eraslanoğlu katıldı. Konuşmacıların değindikleri hususlar, ana başlıkları ile şöyle: