06 Eylül 2010 Pazartesi

Terörle Mücadelede Askeri Yöntemlerin Değerlendirilmesi

Terörle mücadele, askeri, ekonomik, sosyal bir çok alanda topyekün ve eşgüdümlü hareketi gerektiriyor. Bu mücadelenin askeri boyutu ise, teknik, taktik ve stratejik son derece karmaşık boyutlara sahip. 

Teori rumuzlu araştırmacının, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terörle mücadelesine ilişkin yapıcı eleştiriler ve fikir bazında katkılarda bulunmayı amaçlayan derlemeyi, okuyucunun değerlendirmesine sunuyorum. Siyasal / ideolojik güdümlenmeden uzak, meseleyi anlama ve çözüm aramayı hedefleyen her bireyin okuyup üretmesi gereken günlerdeyiz.

Derlemeye buradan erişebilirsiniz (pdf formatındadır).



01 Eylül 2010 Çarşamba

Far East Military Aviation Monitor: August 2010






August 2010

China Launches Tian Hui-1 Mapping Satellite
Dirgantara eyes big share of MRO market
US to supply Taiwan air force radar equipment
China warns US against selling Taiwan radars
Evaluating China's Military Strength
US donates equipment to Sri Lanka Air Force
Japan Should Ease Weapons Export Ban, Defense Official Nagashima Says
Question about MiG-29s in North Korea
U.S. Releases Radar Upgrades for Taiwan Fighters
PLAAF 15th Airborne Corps Attack Helicopters
ChangKong-1 Unmanned Aerial Vehicle & Target Drone
A Super Hornet for Japan?
China Finishes Construction of Space Station Module
SAAB Unveils Thai Air Defence Solutions
Chinese Naval Aviators Proliferate
China holds first large-scale paratrooper airdrop drill over Tibet
Crashed Plane Confirmed From North Korean Air Force
Su-30 to open the Chinese Air Force "total defense" of the times
Pilot Killed in China Crash Believed to Be Korean Defector
F-15 new JASDF skin
China and Pakistan Push Chengdu JF-17 Fighter for Export
Xiaolong fighters and police 200 AWACS air debut Airshow
China's Eyes in the Skies
Chinese Air Force tests missile movements by train to Tibet?
Chinese Air Force in Night Drill Over West Sea
Sri Lanka Air Force delivers aid to Pakistan flood victims
Japan could better exploit its defense technology
JASDF to get upgrade F-15Js or new F-2s
ARINC Supports Indonesia C-130H
China and Pakistan Push Chengdu JF-17 Fighter for Export
China air force drills under way
J-11s Briefly Appear Over Tibet
South Korean Air Force to Upgrade Faulty F-5 Ejection Seats
South Korea's Air Force to upgrade F-5 ejection seats
Japan Eyes Further Mitsubishi F-2 Procurement
China enters global fighter aircraft market through Pakistan's JF-17
About the Chinese aircraft J-11
Report says RoKAF F-5F pilots ejected too low, parachutes failed

27 Ağustos 2010 Cuma

(En Azından Kağıt Üstünde) İlk Türk Hafif Nakliye Uçağı: TC-111

Ahmet Kayalı, Ucuyorum.com sitesinde, havacılık tarihimizde sayısı bol miktarda bulunan gerçekleşmemiş üretim projelerinden  bir başkasını gündeme getirdi.

Söz konusu proje, 1970'lerin ortalarında gündeme gelen, STOL kabiliyetli hafif nakliye uçağı, TC-111.

Türk Hava Kuvvetleri'nin Hafif Nakliye Uçağı İhtiyacı


Kıbrıs'ta 1960'ların ilk yarısından itibaren artan kriz ve Rumlar'ın adadaki Türkler'e yönelttiği vahşet politikası, Türkiye'nin garantörlük haklarını kullanarak müdahalede bulunmasını zaruri kıldı. Ancak Türkiye'nin, yanıbaşındaki bir adaya askeri müdahalede bulunacak ve asayişi sağlamaya yetecek kuvveti nakledecek imkanı bulunmuyordu. Bu yüzden yoğun bir tedarik ve modernizasyon programı ile genel maksat helikopterleri, nakliye uçakları ve çıkarma gemileri inşa ve tedarik edildi, kuvvet aktarımı kabiliyeti artırıldı.

Kıbrıs Barış Harekâtı, Türk Hava Kuvvetleri'nin (HvKK) bölgedeki kriz noktalarına hızlı kuvvet aktarımı ile ayrıca keşif, gözetleme ve haritalama yeteneklerinin en üst seviyede olması gerekliliğini gösterdi. Bu görevler için de, bozuk ve kısa pistlerden iniş kalkış yapma kabiliyetine sahip, paraşüt ve hava indirme harekâtlarına uygun şekilde tasarlanmış, tedarik, işletme ve idame maliyeti düşük ve bakım onarımı kolay bir nakliye uçağı gerekmekteydi. 

Bu doğrultuda HvKK, 1973 yılında başlayan "Kendi Uçağını Kendin Yap" ulusal kampanyasının da gücü ile, anılan ihtiyaçları karşılayabilecek bir hafif nakliye uçağının Türkiye'de üretimi için çalışmalara başladı. Proje için çalışmaya başlayan HvKK, ortak üretim için bir program başlattı . Değerlendirilen seçenekler arasında, Alman Air Metal firması ve bu firmanın tasarımı olan AM-C 111 STOL (Short Take off & Landing; Kısa Kalkış ve İniş) hafif nakliye uçağı öne çıktı.

Air Metal

Air Metal, işadamı Wolfgang Grabowski tarafından 1964 yılında bir hafif uçak bakım onarım şirketi olarak, Münih yakınlarındaki Landshut'ta kuruldu. Yaklaşık 9 sene uçak bakım onarımı alanında faaliyet gösteren şirket, 1973 yılında çıtayı yükselterek hafif nakliye uçağı tasarım çalışmalarına başladı. Şirketin,  AM-B ve AM-C olarak sınıflandırdığı bu uçakların ortak özelliği kısa kalkış ve iniş kabiliyetini haiz olmaları ve hafif-orta sınıfta, hem askeri hem de sivil görevler için kullanılabilmeleri idi. Münih'teki merkez ofis ve Landshut'taki atölyede toplam ortalama 40 - 45 çalışana sahip olan şirket, tüm yeni uçak projelerini, başta Grabowski olmak üzere hissedarların katkıları ve kendi özkaynakları ile finanse etti.
 
Air Metal'in STOL kabiliyetli olarak geliştirdiği AM-C 111, 2 adet Pratt & Whitney PT-6 turboprop motora sahip çok amaçlı bir hafif nakliye uçağı. Air Metal'in tasarımına 1972 - 1973 dolaylarında başladığı uçağın ilk prototipinin Haziran 1976'da ilk uçuşunu gerçekleştirilmesi planlanmıştı. Öncelikle bölgesel kısa mesafeli yolcu taşıma pazarı hedeflenerek geliştirilen uçağın parçalarının üretimi için ABD, Kanada, İngiltere ve İtalya'daki çeşitli üreticilerle ortaklık görüşmeleri gerçekleştirilmişti.

Air Metal'in, projenin başından itibaren amacı, AM-C 111 için FAA-25 sertifikasını aldıktan sonra üretim için bir ortak bulmaktı. Bu yüzden de sivil ve askeri pazardaki muhtemel müşterilerle temaslara başlandı. Hafif nakliye uçağı ihtiyacı aynı dönemde gündeme gelen Türkiye ile firmanın yolu da işte bu şekilde kesişti.
TC-111 versiyonları

Air Metal ile Görüşmeler: Kayseri'ye Uçak Fabrikası

AM C-111'in çizim masasında olan versiyonunun yük taşıma ve yapısal özellikleri, HvKK'nin ihtiyaçlarını karşılamak için geliştirildi. Motor gücü daha yüksek PT-6A-45 takıldı ve kanat kirişleri güçlendirildi.

HvKK ve Air Metal yetkililerinin gerçekleştirdiği ortak üretim görüşmelerinde, Kayseri'de uçağın ürtimi için yeni bir fabrika kurulması kararlaştırıldı. Gövdesinin yaklaşık 75% kadarı Türkiye'de  imal edilecek ve TC-111 olarak adlandırılan uçaktan senede 15 adet üretilmesi planlanıyordu.  Landshut'taki prototipin uçuş testlerini müteakip Türkiye'deki üretim için hazırlıklara başlanacaktı. Öte yandan söz konusu prototipin uçuş testlerini de Türkiye'de gerçekleştirmesi gündemde idi. Uçağın yolcu, foto-keşif, cankurtaran, paraşütçü / nakliye, harita ve meteoroloji ölçüm versiyonlarında üretilerek HvKK hizmetine alınması planlandı.

1975 boyunca süren görüşmeler, bir ön anlaşmanın imzalanması ile sonuçlandı.

Lockheed Skandalı TC-111'i Öldürüyor

Ancak proje bir türlü hayata geçemedi. Air Metal ile varılan mutabakat ertesinde Türkiye, Alman Hükümeti'nden Air Metal firması için garantörlük (ya da bir çeşit teminat) talep etti. Bu
talebin geri çevrilmesi sonrasında projenin geleceği tehlikeye girdi. 1976 Nisan'ında, dönemin Milli Savunma Bakanı Ferit Melen ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Emin Alpkaya, basına, Air Metal ile anlaşmaya varıldığını ve uçağın üretileceğini söylediler. Ancak tam da bu dönemde patlak veren Lockheed Skandalı, ve Alpkaya'nın Aeritalia şirketinden para aldığının ortaya çıkması, ihalesiz olarak Air Metal'e verilen hafif nakliye uçağı projesi üzerine dikkatlerin yoğunlaşmasına, bu projenin de töhmet altında kalmasına neden oldu. Şirketini kurtarmak için TC-111'e bel bağlayan Grabowski o kadar  zor durumdaydı ki, Alman Der Spiegel dergisine "yolsuzluk suçlamalarından korkmuyorum, çünkü şirketimin hiç parası yok!" demişti.
Milliyet Gazetesi, 01.10.1975
Milliyet Gazetesi, 15.11.1975
Nitekim TC-111 projesinin çıkmaza girmesinden sonra HvKK, hafif nakliye uçağı ihtiyacı ile ilgili olarak yabancı üreticilere davet gönderdi. Davete, Dornier Do-28 Skyservant, Swearingen Metro, Shorts Skyvan, CASA C-212 Aviocar, Fokker F-27, de Havilland Twin Otter, Air Metal AM-C 111 ve Aerospatiale 262 Fregate ile cevap verdi. Proje, hazır alım ve ortak üretim aşamalarından oluşmaktaydı. Hazır alım miktarı, her biri 6'şar uçaktan oluşan 6 parti ve 14 uçaklık 7'nci partide toplam 50 uçak olarak belirlenmişti. 50'nci uçaktan itibaren de Kayseri'deki fabrikada ortak üretime geçilecekti. Bu projenin içeriği de zaman içerisinde değişti / gelişti ve CASA CN-235M-100 hafif nakliye uçağının seçimi ile sonuçlanan proje ortaya çıktı.

AM-C 111 ile Malezya ve Endonezya ciddi şekilde ilgilendi, ancak bunlar da sonuçsuz  kaldı. Nitekim firma, bel bağladığı TC-111 projesinin sonuçsuz kalması neticesinde 1976 yılında iflas etti. 

AM-C 111'in Berlin Teknik Müzesi'nde sergilenen prototipi

TC-111 projesi hayata geçmiş olsaydı bugün havacılık sanayimiz ne durumda olurdu tahmin yürütülebilir. Ancak Kayseri'de bir uçak fabrikasının kurulması, 2. Hava İkmal Bakım Merkezi ile birlikte bu şehrin, Ankara ve Eskişehir'den sonra bir başka havacılık merkezi olmasını sağlayacaktı kuşkusuz, özellikle yan sanayi ile birlikte.


AM-C 111'in tamamlanamayan prototipi halen Berlin'deki Teknik Müze'de sergileniyor. Prototip restore edildi, ayrıca uçağın maket ve çizimleri de sergileniyor. (ayrıca bkz)




Air Metal AM-C 111 Teknik Özellikler
Uzunluk 16.80m
Kanat açıklığı 19.20m
Kanat alanı 37.50m2
Kanat profili NACA 23015 (kanat kökü)
NACA 23012 (kanat ucu)
Kuyruk yüksekliği 6.40m
Motor
2 x Pratt & Whitney

PT-6A-45
Motor gücü 2 x 1,120bg
Boş ağırlık 3,630kg
Azami kalkış ağırlığı 8,450kg
Menzil 1,500km (24 yolcu, sivil konfigürasyon)
2,000km (20-21 yolcu, sivil konfigürasyon)
2,000+km (2,000kg yük, askeri konfigürasyon)
2,750km (azami)
Servis tavanı 7,750m
Azami sürat 415 km/saat
Seyir sürati 400 km/saat
Tırmanma sürati 10.20 m/s
Kalkış rulesi 450m
İniş rulesi 235m



Kaynaklar

  1. Flight Global, muhtelif sayılar, 1975-1976
  2. Milliyet, "İlk Türk Uçağı", 01.10.1975, sayfa 10 
  3. Milliyet, "İlk Türk Uçağı Mayısta Uçacak", 15.11.1975, sayfa 6
  4. Rolf Wurster: 50 Jahre Deutsche Motorflugzeuge. Books on Demand GmbH, 2001, ISBN 3-8311-1854-X
  5. Flugzeugforum
  6. Secret Projects Forum

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Rusya'nın Yeni Nesil Korvet Projesinde Hayal Kırıklığı

Rus Deniz Kuvvetleri'nin modernizasyon faaliyetlerinin en önemli adımlarından biri olan Proje 20380 Stereguşçi korvet projesi, en son gelen haberlere göre, bir hayal kırıklığı haline gelmiş durumda (ayrıca bkz: http://warfare.ru/?linkid=2179&catid=271)

Kommersant gazetesinin 23 Ağustos tarihli haberini aktaran RIA Novosti ajansına göre Rus Savunma Bakanlığı, Proje 20380 tasarımının "modern ihtiyaçlara cevap veremediği"ni ifade ederek, yeni bir korvet tasarımı için ihale düzenleyecek.

Suüstü, Denizaltı Savunma Harbi (DSH) ve çıkarma harekâtlarına destek görevleri için tasarlanmış Stereguşçi korvetlerinden, sınıfın ilk gemisi Stereguşçi, Kasım 2007'de hizmete girmişti. İkinci gemi Soobrazitelni 31 Mart'ta denize indirildi ve halen görev sistemlerinin entegrasyonu devam ediyor. Üçüncü gemi Boikiy Temmuz 2005'te, dördüncü gemi Soverşenniy ile beşinci gemi Stoikiy sırasıyla Haziran ve Kasım 2006'da kızağa konmuştu. Bu beş gemiden Soverşenniy Komsomolsk, geri kalanı Severnaya Tersanesi'nde inşa edildi. 

Proje başlangıcında ihtiyaç miktarı 50 adet olarak belirlenmişti, ancak kuvvetle muhtemel, inşası süren gemilerden sonra proje sürdürülmeyerek, program yeni ihale ile üretilecek gemilere kaydırılabilir.

Habere göre açılacak ihaleye 5 tersanenin katılması bekleniyor. Bunlardan üçü, United Shipbuilding Corporation (USC) çatısı altındaki Zelenodolsk, Severnaya Verf ve Almaz. Bir diğer muhtemel aday olarak Yantar'ın adı geçmekte. Ayrıca yabancı bir tersanenin de daveti söz konusu.

Bu sürpriz gelişmenin iki boyutu bulunuyor:

1. USC'nin Rus deniz kuvvetleri için bir tekel olarak güçlenmesi ve/veya devlet tarafından sübvanse edilmesi. Nitekim kısa süre önce, USC firmasının itirazı neticesinde, Fransız DCNS firması ile ihalesiz, doğrudan görüşmeler iptal edilerek amfibik taarruz gemisi için ihaleye çıkma kararı alınmıştı. Rus Savunma Bakanlığı'nın bu kararına paralel olarak USC, açılacak ihalede doğal olarak en güçlü aday olan DCNS'e ortaklık için teklif götürmüştü. Yeni korvet projesi USC'nin yerini pekiştireceği gibi, muhtemel bir yabancı ortaklık ile teknoloji transferi ve dolaylı olarak siyasi - ekonomik atılımları doğurabilir.

Eğer yeni ihalede yabancı ortak gündeme gelirse, kişisel tahminim en kuvvetli iki aday Fransız DCNS'den Gowind ve Hollandalı Schelde'den SIGMA bazlı çözümler olur.

2. Rus Deniz Kuvvetleri'nin suüstü filosu oldukça zor durumda. Uzun süredir büyük bir suüstü savaş gemisi hizmete alınmış değil; bakım, onarım ve modernizasyon için yeterli bütçe olmadığı için de harbe hazırlık seviyesi düşmüş durumda. Buna ilaveten enerji nakil hatlarının güvenliği, terörizm ve korsanlıkla mücade ve denizaşırı harekâtlar gibi ihtiyaçlar nedeniyle korvet ve firkateyn gibi gemilere acil ihtiyaç bulunuyor. Rusya'nın özellikle Kuzey Denizi ve Karadeniz'deki ulusal menfaatlerinin korunması için modern, reaksiyon süresi kısa bir suüstü filosuna ihtiyacı var. İşte Proje 20380 bu nedenle çok önemli bir proje idi. Projenin dondurulması / erken iptali ve yeni bir ihalenin açılması, inşa programı ve yeterli sayıda geminin hizmete alınması için geçecek zaman hesaba katılırsa, Rus Deniz Kuvvetleri suüstü muharebe filosu, önümüzdeki en az 10 yıl ı daha güçten düşmüş bir şekilde geçirmek zorunda kalacak gibi görünüyor.

Aslında bu gelişmenin kanımca bir başka üçüncü etkisi daha var: Karadeniz'deki Türk deniz hakimiyetinin daha uzun bir süre rakipsiz kalacak olması. Bu ise, Montrö odaklı ABD - Türkiye - Rusya Karadeniz çekişmesinde önemli bir etken. Zira Karadeniz'de aşırı güçlenen Rus donanması, ABD'nin bölgeye girmek için Türkiye üzerinde çok daha büyük baskı yapmasına neden olabilir. Ancak mevcut durumun devam etmesi, Karadeniz'in Atlantik Bloku namına güvenliğinin sağlanmasında Türk Deniz Kuvvetleri'nin bir sıkıntısının olmadığı argümanını etkin bir şekilde kullanmamıza yardımcı olabilir.

20 Ağustos 2010 Cuma

Rusya'nın Mistral Projesinde Pürüz

Rus Deniz Kuvvetleri'nin, amfibik güçlerinin modernizasyonu çerçevesinde Fransa'dan 4 adet Mistral sınıfı amfibik taarruz gemisi satın almak için görüşmelere başlaması, savunma kamuoyunda büyük yankı bulmuştu. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana yurtdışından yapılan en büyük savunma sistemi tedariği olma özelliğini taşıyan bu proje, harbe hazırlık oranı son derece düşük olan Rus Deniz Kuvvetleri için de büyük önem taşımaktaydı. Rus Savunma Bakanlığı ile Fransız DCNS tersanesi arasında sürdürülen ve yaklaşık USD 2,000,000,000 mali boyuta ulaştığı tahmin edilen sözleşme görüşmeleri, ilk ikisi Fransa'da, geri kalan ikisi teknoloji transferi ile Rusya'da inşa edilecek ve Ka-52 Alligator helikopterlerinin operasyonuna uygun pist ve hangarlara sahip 4 adet modifiye edilmiş Mistral tasarımı gemisini kapsamaktaydı.

Geçmiş zaman kipini kullanıyorum, zira Defense Update sitesinin haberine göre Rusya sözleşme görüşmelerini durdurma kararı almış durumda.

Rus gemi üreticisi United Shipbuilding Corporation (USC) firmasının Federal Antitröt Kurumu'na yaptığı itiraz sonucu Rus Savunma Bakanlığı, ihalesiz doğrudan alım yerine yerli tersanelerin de katılacağı uluslararası bir ihale açmaya karar verdi. Haberdeki yorumda, USC'nin de davet edildiği ihalenin şartnamesinin yine de DCNS'in kazanacağı şekilde düzenlenmesi kuvvetle muhtemel. İhalenin Eylül ayında açılması bekleniyor. Yantar merkezli USC firmasının yetkilileri, istenen gemileri tanesini USD 500 - 700,000,000 arası maliyetle 30 ayda inşa edebileceklerini, Savunma Bakanlığı'na bildirmişler. DCNS'in teklifindeki gemi birim maliyeti ise USD 430 - 540,000,000 olarak veriliyor.

Bu arada USC, DCNS firmasına ihale için ortaklık teklifinde de bulunmuş. DCNS yetkililerinin önümüzdeki günlerde Yantar Tersanesi'ni ziyaret ederek incelemelerde bulunacakları bildiriliyor. Eğer bu haber doğruysa, USC, söz konusu ihaleden payını kapmak için AntiTröst Kurumu'nu kullanmış olabilir.

Rus Deniz Kuvvetleri'nin kuvvet aktarımı ve müşterek hava-deniz harekâtlarındaki sıkıntısı 2008 Kafkasya Savaşı'nda açığa çıkmıştı. Deniz Kuvvetleri için kapsamlı bir modernizasyon programı yürüten Rusya, askeri gemi inşa sanayiindeki teknik ve ekonomik sorunlar nedeniyle savaş gemilerinin inşa, bakım, onarım ve modernizasyonunda ciddi sıkıntılar yaşamakta.

 
 
Ayrıca bkz:

19 Ağustos 2010 Perşembe

İnsan İstihbaratı - MİT'in Twitter Uyarısı

Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinin istihbarat ve istihbarata karşı koyma alanında yaratabilecekleri tehlikelere dikkat çeken Robin Sage Deneyi'ni ve konuyla ilgili düşüncelerimi bir süre önce paylaşmıştım.

Habertürk gazetesinin 19 Ağustos tarihli sayısında, konuyla ilgili Türkiye'den ilginç bir haber yer alıyor. 

Habere göre, Milli İstihbarat Teşkilatı, kamu kurum ve kuruluşlarına bir bilgi notu göndererek, Twitter paylaşım sitesinin teşkil edebileceği risklere dikkat çekmiş. Haberde aktarıldığına göre bilgi notunda Twitter'ın özellikle, güncel olaylarda kamuoyu tepkisini maniple edebilme avantajı verdiği, bunun da "karşı unsurlar" tarafından devlet ve kamu aleyhine kullanılabileceğine dikkat çekilmiş.

Haber metni aşağıdadır. Konuyla ilgili belli bir hassasiyet seviyesine yaklaşıldığını görmek sevindirici.
MİT’in gözü Twitter’da

“Karşıt unsurlar, bürokrat ve gazetecileri istihbarat için kullanabilirler”

19 Ağustos 2010 Perşembe, 08:14:48

Milli İstihbarat Teşkilatı, kamu kurum ve kuruluşlarına bir bilgi notu göndererek, kullanıcıları Twitter’ın avantajları ve olası tehlikeler konusunda uyarıp, önlem alınması için tavsiyelerde bulundu. MİT, personeline “Dikkatli olun” uyarısı da yaptı

GAZETE HABERTÜRK / Bülent AYDEMİR

MİLLİ İstihbarat Teşkilatı (MİT), popüler paylaşım ağı Twitter konusunda önemli bir güvenlik uyarısında bulundu. Başbakanlık genelgesiyle kamu kurum ve kuruluşlarınaMİT’ten bir Twitter bilgi notu gönderildi: Habertürk’ün ele geçirdiği gizli genelgede, Twitter’ın, “İstihbarata Karşı Koyma” açısından yaratabileceği olumsuzluklar ile kişilere ve kurumlara ait önemli bilgilerin ele geçirilmesi ve kamuoyu oluşturulması konularında neden olabileceği risklerden söz ediliyor ve şu uyarılar yer alıyor:

MANİPLE ETME GÜCÜNE DİKKAT: Twitter’ın, bir güncel olayın yaşandığı andaki ifade ve görüşlere anlık hızlı paylaşıma dayalı avantajı ile, kamuoyu oluşturma vemaniple etme gücü yadsınamayacak boyutlara ulaşmıştır.

DEVLETİN MANEVRALARI ORTAYA ÇIKAR: “Twitter’a üye olan medya mensupları ile bürokratların anlık paylaşımlarından bir konuya ilişkin kamuoyunun gündemi, medyanın tutumu, liderlerin düşünce ve davranış biçimleri hakkında yüksek değerde bilgi elde edinilebilmesi sayesinde, ulusal ve uluslararası bir krizi yönetmek isteyecek karşı unsurların, kriz esnasında her daimbir adım önde olmalarını sağlayabilir” uyarısıyla MİT, devletin manevralarının ortaya çıkabileceği uyarısını yaptı.

KAMUOYUNU ETKİLER: Bu tür sosyal paylaşımağlarını ellerinde tutanlar, site takipçilerinin bazı konulara ulaşımını kendilerinin belirleyeceği sürelerde geciktirebilir; kamuoyunu kendi lehlerinde yönlendirmede daha avantajlı bir konuma gelebilirler.

PERSONEL DİKKATLİ OLSUN: Sosyal paylaşımağlarına üye olma, görüş ve düşünce belirtme hususlarında yukarıda anılan konuların biriminiz ve personeliniz tarafından göz önünde bulundurulması yerinde olabilir.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Taktik Tekerlekli Zırhlı Araç Piyasası: Gidişat ve Türkiye'deki Durum

Patria AMV 8x8
İsveç'in 113 adet tekerlekli zırhlı muharebe aracı tedariğini kapsayan Armored Wheeled Vehicle projesinde ipi göğüsleyen taraf, sorunlu bir ihale sürecinden sonra Fin Patria şirketi oldu.

Firmaların tekliflerini 30.11.2008 tarihinde sundukları projede önce Haziran 2009'da Patria üretimi AMV'nin, USD 335,000,000 ile ihaleyi kazandığı duyuruldu. Ancak İsveç tedarik mevzuatlarına tam olarak uyulmadığını gerekçe gösteren BAe Systems'in itirazı haklı bulunarak tedarik süreci 03.07.2009 tarihinde donduruldu. İsveç mahkemesi 29.10.2009 tarihinde ihalenin tekrar düzenlenmesi gerektiğine karar verdi. Yeniden açılan ihalede, Mart 2010'da sunulan yenilenmiş teklifleri değerlendiren İsveç FMV (Försvarets MaterielVerk; Türk Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın İsveçli muadili) makamı, Ağustos ayında Patria'nın kazandığını duyurdu.

Patria, 113 adet 8x8 AMV aracını 2013 sonuna kadar İsveç Kara Kuvvetleri'ne teslim edecek. USD 338,000,000 bedelli sözleşme ayrıca 113 opsiyonu da içeriyor.

Patria AMV'nin bu son başarısı, 8x8 tekerlekli zırhlı muharebe ve personel taşıyıcı araçlarının yükselişinin bir başka aşaması olarak değerlendirilebilir.

AMV, Boxer, VBCI, BTR türevleri, Pandur ve Piranha, halen 8x8 tekerlekli zırhlı araç piyasasının en önde gelen ürünleri. Bu sınıftaki araçlara talep son 10 - 15 yılda hatırı sayılır biçimde arttı. Talepteki bu artışın belli başlı nedenleri şu şekilde özetlenebilir:

Nexter VBCI 8x8
1. Daralan savunma bütçeleri ve ekonomik güçlükler, çok amaçlı platformları ön plana çıkarmış durumda. Artık tek bir araç tasarımı, farklı tip ve görevdeki algılayıcı ve silah sistemlerinin takılması ile farklı görevlerde kullanılabiliyor.

2. Çoğunlukla denizaşırı barışı tesis etme ve/veya koruma harekâtları, savaş dışı harekâtlar gibi görevler, kolay ve hızlı nakledilebilen araçları gerektirmekte.

3. Tasarım, geliştirme, işletme ve idame maliyetlerinin yükselmesi, otomotiv sektörünün azami biçimde askeri zırhlı araç sektörüne müdahil olması sonucunu doğurmuş durumda. Bu da, son derece spesifik bir alan olan paletli zırhlı muharebe aracı / ana muharebe tanklarından ziyade, üretim ve bakımı nispeten daha kolay olan tekerlekli araçları ön plana çıkardı.

4. Meskûn mahallere kayan görevler, bu tip sıkışık, dar bölgelerde rahat manevra yapamayan paletli araçlardan ziyade tekerlekli araçları avantajlı kılıyor.

5. El yapımı patlayıcı, omuzdan ateşlenen roket ve tanksavar füzesi gibi silahlara karşı artırılmış koruma, çeşitli sensör ve silah sistemleri, komuta kontrol ve haberleşme ekipmanı gibi sistemler, artan ağırlık ve dolayısıyla büyümüş şasi anlamına geliyor. 4x4 ve 6x6 araçlardan ziyade 8x8 araçlar bu tip ihtiyaçları karşılamakta daha yeterli oluyor.

Ağustos 2010 itibari ile belli başlı tekerlekli zırhlı araç projelerine ilişkin hazırladığım durum tablosunu aşağıda veriyorum. MRAP (Mine Resistant Ambush Protected) olarak tabir edilen ağır zırhlı ve korumalı araçları değerlendirme dışı bıraktım. Muharebe, keşif/gözetleme, personel nakli, cankurtaran, komuta-kontrol gibi çok sayıda değişik görev için uyarlanabilen araçları göz önüne aldım (tablo ile ilgili ekleme ve/veya düzeltmeleri e-posta ile gönderirseniz minnettar kalırım, şimdiden teşekkürler)


Ülke Proje AdıKapsamıMali BoyutNotlar
Birleşik Arap Emirlikleri 8x8 200 adet AMV 8x8Adaylar Patria AMV, FNSS Pars idi. Araçlar BMP-3 taretleri ile donatılacak.
Brezilya Viatura Blindada de Transporte de Tropas - Média sobre Rodas (VBTP-MR)2,044 adet VBTP-MR 6x6, 20 yıllık lojistik destekUSD 3,300,000,000Prototip 2010 yılında tamamlanacak.
Çek Cumhuriyeti Pandur72 adet RCWS-30 Samson taretli Pandur II 8x8 IFV, 11 adet Pandur II 8x8 komuta kontrol aracı, 16 adet Pandur II 8x8 keşif aracı, 4 adet Pandur II 8x8 cankurtaran, 4 adet Pandur II 8x8 istihkâmUSD 8,200,000Çek Savunma Bakanlığı, Nisan 2006'da imzalanan, USD 16,000,000 tutarındaki ve 199 adet Pandur II'yi (+35 opsiyon) içeren sözleşmeyi, Aralık 2007'de, Steyr'in teknik şartname isterlerini yerine getirmemesini öne sürerek feshetti. Görüşmeler neticesinde yenilenen sözleşme Mart 2008'de imzalandı. İlk 17 araç Steyr tarafından üretildi. Kalan araçlar orduya ait VOP-025 ve VOP-026 bakım merkezlerinde monte edilecek. Sözleşmedeki offset oranı 150%.
Fransa Véhicule Blindé de Combat d'Infanterie (VBCI)630 adet VBCI 8x8USD 3,680,000,000Sözleşme 2008 yılında imzalandı, projenin 2015 yılında tamamlanması planlanıyor
Güney Afrika Project Vistula2,000 adet 8x8, 1,200 adet 6x6, 1,800 adet 4x42008 yılında iptal edildi. Tekrar açılacak. Adaylar MAN, Daimler ve Iveco.
Güney Afrika Project Hoefyster264 adet AMV 8x8Tamamlandı
Gürcistan Ejder72 adet Ejder 6x6Tamamlandı
Hırvatistan Borbeno Oklopno Vozilo 1. Paket84 adet AMV 8x8USD 230,000,000Araçlardan 16 adedi 120mm havan taşıyıcı, 36 adedi Kongsberg RWS 12.7mm uzaktan kumandalı silah istasyonu, 24 adedi 40mm bombaatar, 24 adedi 30mm muharebe aracı, 2 adedi cankurtaran, 4 adedi KBRN keşif, 6 adedi hava savunma, 8 adedi tanksavar ve 2 adedi tabur komuta kontrol aracı konfigürasyonunda olacak.
Hırvatistan Borbeno Oklopno Vozilo 2. Paket42 adet AMV 8x8Sözleşme imzalandı, proje devam ediyor
İspanya Futuro Sistema de Combate Terrestre1,000 adet 8x8Bilgi İstek Dosyası yayınlandı. 2016 yılında tamamlanması planlanıyor.
İsveç Armoured Wheeled Vehicle (AWV)113 adet AMV 8x8 (+113 opsiyon)USD 338,000,000Firmalar tekliflerini 30.11.2008 tarihinde sundular. Haziran 2009'da Patria AMV'nin, USD 335,000,000 ile kazandığı duyuruldu ancak İsveç tedarik mevzuatlarına tam olarak uyulmadığını gerekçe gösteren BAe Systems'in itirazı haklı bulunarak tedarik süreci 03.07.2009 tarihinde donduruldu. İsveç mahkemesi 29.10.2009 tarihinde ihalenin tekrar düzenlenmesi gerektiğine karar verdi. Yeniden açılan ihalede Patria, ikinci kez kazandı.
İsviçre Duro III220 adet Duro IIIP 6x6 GMTF (Geschütztes Mannschaftstransportfahrzeug), 12 adet Duro IIIP 6x6 KBRN laboratuar aracı, 12 adet Piranha IIIC 8x8 KBRN keşif aracıUSD 217,000,000Sözleşme imzalandı, proje devam ediyor
Malezya Armored Vehicle (AV)257 adet AV8 8x8USD 2,500,000,000Bütçe tahsisinin 10. Malezya Planı'nda yer alması bekleniyor. Adaylar FNSS (Pars), Mowag (Piranha), Patria (AMV). DSA 2010 fuarı sırasında Malezya Savunma Bakanlığı ile DefTech firması arasında mutabakat muhtırası (LoI) imzalandı. Buna göre DefTech, FNSS'den teknoloji transferi gerçekleştirerek 8x8 araç geliştirecek. Araçlarda Denel lisanslı silah kulesi kullanılacak.
Polonya Kołowy Transporter Opancerzony Rosomak690 adet AMV 8x8Sözleşme imzalandı, proje devam ediyor
Singapur Terrex135 adet Terrex 8x8Sözleşme imzalandı, proje devam ediyor
Slovenya Srednje Kolesno Oklepno Vozilo (SKOV)135 adet AMV 8x8USD 386,500,000Sipariş miktarının 90 adede düşürülmesi söz konusu. Araçlardan 12 adedi NEMO havan sistemi ile donatılacak. Projedeki gecikmelerden dolayı Sloven Savunma Bakanlığı Nisan 2009'da Patria firmasında USD 390,000 tutarında ceza kesti. İlk araç 30.09.2008 tarihinde teslim edildi. Temmuz 2010 itibari ile siparişin 135 adetten 70 adede düşürülmesi gündemde.

Otokar Arma 6x6

Peki Türkiye'de durum nedir?

Tekerlekli zırhlı araç muharebe aracı olarak halen devam etmekte olan Özel Maksatlı Taktik Tekerlekli Zırhlı Araç projesinde, değişik tip ve konfigürasyonda 6x6 zırhlı araç tedarik edilecek. Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın proje ile ilgili web sayfasında sayı ve konfigürasyon, 39 adet Komuta Aracı, 114 adet Sensör Aracı, 113 adet Destek Aracı, 40 adet Radar Aracı ve 30 adet KBRN Keşif Aracı olmak üzere toplam 336 olarak verilmiş. Projede Teklife Çağrı Dosyası 07.03.2008 tarihinde yayınlandı. FNSS, Hema ve Otokar firmaları tekliflerini 24.04.2009 itibariyle sundular.

Türkiye'nin genel yönelimin aksine 6x6 tercihi ilgi çekici aslında. Zira Türkiye'nin 8x8 araçlar ile ilgili hatırı sayılır bir kullanım ve bakım/onarım tecrübesi bulunmakta. Almanya'dan transfer edilen eski Doğu Alman BTR-60'ları ve Rusya'dan satın alınan BTR-80'ler, İç Güvenlik Harekatı'nda, Güneydoğu Anadolu'nun sarp coğrafyasında uzun zamandır kullanılmakta. Bu araçlarla ilgili motor / transmisyon başta olmak üzere modernizasyon / iyileştirme tecrübemiz de bulunuyor. Yani sadece kullanıcı bazında değil tecrübemiz, alt sistem ve aksamlara da sirayet etmiş durumda.

FNSS Pars 6x6
6x6 araçlar aslında bir yerde, 4x4 ve 8x8 arasındaki geçiş formunu temsil ediyor. 4x4 araçların manevra kabiliyeti, hafiflik ve çeviklikleri ile 8x8 araçların taşıma kapasitesi, menzil ve koruma kabiliyeti arasında bir yerdeler.

Ancak bu demek değil ki 8x8 konfigürasyonu, tekerlekli zırhlı araçlar için en ideal noktadır.

Yukarıdaki tabloda 8x8 siparişi vermiş ülkelerin büyük çoğunluğu denizaşırı harekâtlara (özellikle Afganistan) katılım sağlayan ve/veya coğrafyaları aşırı engebeli olmayan nitelikte. Ancak Türkiye özeline bakılacak olursa, tekerlekli zırhlı araçların en başta görev yapacakları Doğu ve Güneydoğu Anadolu, son derece dağlık bir arazi yapısına sahip, düzgün ve geniş yollardan mahrum (Savunma ve Havacılık dergisinin 90'ların ortalarındaki birkaç sayısında Rusya'nın ve Orta Avrupa'nın stepleri için geliştirilmiş BTR'lerin, dağlık yollarda manevra kabiliyetinin kısıtlandığına ilişkin yorumlar okuduğumu hatırlıyorum). Bu durum, 8x8 araçların bu bölgede etkin bir biçimde kullanılmasını engelliyor. (Öte yandan Kara Kuvvetleri,  Nurol Makina'nın Romen Ratmil firması ile birlikte geliştirdiği RN-94 6x6 aracından 5 adet envantere alarak yoğun testlere tabi tutmuştu.)

Bu konuda bir başka ilginç örnek de Brezilya. Bu ülke, envanterindeki EE-11 Urutu ve EE-9 Cascavel araçlarının yerini almak üzere  için 6x6 zırhlı muharebe aracı tedariği projesi (Viatura Blindada de Transporte de Tropas - Média sobre Rodas) için İtalyan IVECO tasarımı VBTP aracını seçti. 2,044 adet VBTP-MR 6x6, 20 yıllık lojistik desteği içeren ve 2030 civarında tamamlanması planlanan projenin bedeli yaklaşık 3.3 Milyar Dolar. Brezilya bu araçları özellikle engebeli ve sık orman bitki örtüsü ile örtülü Amazon bölgesinde devriye maksatlı kullanmayı planlıyor.

Sonuç olarak her ülkenin savunma alımını, o ülkenin kendine özgü koşulları ve ihtiyaçları belirler. Bu tür projelerde dünya çapında yaygın ya da moda olan yönelim, tasarım ya da çözümler her zaman ihtiyacı tam olarak karşılamayabilir. Bu da aslında tedarik makamı ya da son kullanıcıdan çok sanayinin göz önüne alması gereken bir durumdur. Zira ArGe maliyetinden tasarruf etmek isteyen üreticiler çoğu zaman kolaycılığa kaçarak genelgeçer ya da moda çözümlere yönelebiliyorlar. Türkiye bu yaklaşımın ceremesini çok çekti, çekmeye devam ediyor. "%100 milli yerli tasarım" adı altında Türkçe isim vurulmuş devşirmeleri, Türk'e Türk propagandasını çok gördük.

Ve maalesef görmeye devam ediyoruz...

17 Ağustos 2010 Salı

22'nci Yüzyılın Savaş Gemisi

İngiliz Savunma Bakanlığı'na bağlı Naval Design Partnering Team (NDP; Askeri Denizcilik Tasarım İşbirliği Ekibi), başta İngiltere’nin Tip 22 ve Tip 23 firkateynlerinin yerini alacak Future Surface Combatant (FSC) projesi olmak üzere çok sayıda ileri teknoloji içeren donanma ArGe projesini yürütüyor.

NDP’nin ana görevleri arasında, askeri denizcilik alanındaki yeni teknolojilerin tespiti, bu alanda araştırmalar yapılması, savunma bakanlığı ve endüstriye yol gösterilmesi ile kavramsal tasarım projeleri yer alıyor.

İşte bu kavramsal projelerden belki de en ilginci, 22CF projesi.

22CF, yani uzun hali ile 22nd Century Frigate (22’nci Yüzyıl Firkateyni), adından da anlaşılacağı gibi, 22’nci yüzyılda görev yapacak bir firkateyn tipi savaş gemisi. NDP, 22CF projesi ile, hazırlık ve inşa çalışmalarına 21'nci yüzyılın son çeyreğinde başlanıp 2100 yılı civarında hizmete alınacak bir savaş gemisinin kavramsal tasarımı üzerinde çalışıyor.

Aslında 22CF, bir çeşit beyin fırtınası projesi. Gelecek yüzyılın başında askeri denizcilik alanında öne çıkacak teknoloji alanlarının tespiti ve bunlara ilişkin öngörülerin şekillendirildiği ve bir savaş gemisi formunda karar vericilere sunulduğu kapsamlı bir zihin jimnastiği çalışması.

Jane’s Navy International’dan Richard Scott’un "Imagineering the Future Frigate" başlıklı makalesinde aktardığına göre, NDP proje ekibi, 6 ana grup üzerinde odaklanmış. Bunlar:

Malzeme,
Sensörler ve muhabere,
Silah sistemleri,
Güç jeneratörleri,
Tahrik sistemi ve
Yerleşim / tekne formu

22CF firkateyninin başlıca özellikleri şöyle:

5 kişilik mürettebat tarafından idare edilen gemi, dünyanın herhangi bir yerinde, 150 gün ikmalsiz görev yapabilecek. Bu personele ilaveten 23 adet insan ve/veya robotik bakım/onarım "personeli" ile insani yardım görevleri için 50'ye kadar destek personeli için de yer mevcut.

Tasarlanan gemi 128m boyunda bir çeşit trimaran. Denge unsuru olarak her iki yanda bulunan tekne formları aynı zamanda tahrik sistemlerine de ev sahipliği yapıyor. Hava araçlarının bulundurulduğu hangar, geminin pruvasına doğru açılıyor. Hava araçlarının iniş kalkışı geminin önünden yapılıyor. Deniz araçları ise, kıç tarafında bulunan iki hangarda saklanıyor.

Pruvada çok amaçlı bir silah lançer sistemi bulunuyor. Bu lançerden kara, deniz ve hava hedeflerine karşı kullanılabilecek lazer, elektromanyetik ve mikrodalga enerjili silahlar kullanılıyor. Savaş dışı harekâtlar ve asimetrik harp harekâtları için ölümcül olmayan silah sistemleri de düşünülmüş.

Yenilenebilir ve çevre dostu enerji kullanımı prensibi uyarınca, gemide fosil / karbon bazlı herhangi bir yakıt kullanılmıyor. Geminin kendi kendine yetebilmesi ve denizde ikmale ihtiyaç duymaması öngörülmüş. Tahrik sistemi hidrojen ya da metanol bazlı yakıt hücresi üzerine inşa edilmiş. Ana tahrik sisteminde "Rim Drive" teknolojisi kullanılmış. Yön verme ve denge için "biometrik yüzgeç" (biometric flippers) adı verilen, esnek dümenler kullanılıyor. Bu yüzgeçler düşük süratlerde, aynı bir balık gibi geminin hareketini sağlıyor ve ayrıca dalga enerjisini elektrik enerjisine çevirecek bir sistem ile destekleniyor. Geminin güç ihtiyacı için, 12 deniz mili sürate kadar uçurtma-yelken (kite propulsion) sistemi de kullanılıyor.

Yenilenebilir enerji demişken güneşi de unutmamak gerek: Geminin üstyapısının arka kısmı güneş panelleri ile kaplı.

Ancak geminin son derece yüksek olacağı aşikâr olan enerji ihtiyacı için nükleer enerji de bir diğer seçenek olarak NDP'nin çizim masasında bulunuyor.

Mekanik, elektronik vb sistemler, hata ve arızalara karşı kendi kendilerini takip edebiliyor, oluşabilecek arızalara teşhis koyabiliyor. Geminin son derece kompleks bir otomasyon altyapısına sahip olması, çok sayıda değişik tipte aktif ve pasif sensörlerden gelen verileri birleştirip analiz etmesi ve belli bir dereceye kadar özerk karar alabilmesi tasarlanmış. Bu da, gemi personel ihtiyacını, 5 gibi son derece düşük bir sayıya düşürmüş.

NDP, yaklaşık 6 ay süren bu kavramsal tasarım çalışmasının sonuçlarını, İngiliz Kraliyet Gemi İnşa Mühendisleri Kurumu'nun (Royal Institution of Naval Architects) 9-10 Haziran 2010 tarihleri arasında düzenlediği Warships 2010 konferansı ve University College London'un 8 Temmuz 2010 günü düzenlediği Marine Unconventional Design Symposium sempozyumunda sunmuş.

Her ne kadar bilimkurgu filmlerinden fırlamış, biraz da "uçuk" sayılabilecek bir fantezi gibi görünse de, bu tür beyin fırtınaları, gelecekte hakim olacak teknolojilerin ve dolayısıyla konsept ve doktrin belirleme çalışmaları açısından son derece faydalıdır.



"Dahi odur ki, ileride herkesin takdir ve kabul edeceği şeyleri ilk ortaya koyduğu vakit, herkes onlara delilik der.", Mustafa Kemal ATATÜRK, 1926

12 Ağustos 2010 Perşembe

Ağustos Tankları

Rusya - Gürcistan arasında cereyan eden Kafkasya Savaşı'nın üzerinden iki yıl geçti. Savaşın doğrudan sonucu olarak Rusya'nın Kafkaslar'daki askeri varlığı hatırı sayılır artış gösterdi: 58. Ordu öncelikli olmak üzere yoğun bir modernizasyon ve teşkilat yenilenmesi faaliyeti sürdürülüyor (Bu bağlamda Russian Military Reform blogundaki Vostok 2010 tatbikatına dair yazıları tavsiye ederim). Öte yandan Gürcistan da yaralarını sarmaya, ordusunu daha da güçlendirmeye çalışıyor.

Savaşın ikinci yılında, Rus Centre for Analysis of Strategies and Technologies (CAST) düşünce kuruluşu,  Ruslan Puhov'un editörlüğünü yaptığı, "The Tanks of August" (Ağustos Tankları) başlıklı bir kitap yayınladı.

Kitap aslında, savaşa dair makalelerin bir araya getirilip düzenlenmiş bir hali. Ele alınan konular şu şekilde:

1. Gürcistan Silahlı Kuvvetleri'nin 2008 savaşına kadarki modernizasyon faaliyetleri
2. 2008 savaşının kronolojisi
3. Rus - Gürcü gerginliğinin askeri boyutu
4. Savaştaki Rus Hava Kuvvetleri kayıpları
5. Savaşın sona ermesinden sonra Gürcü Silahlı Kuvvetleri'nin durumu
6. Savaştan sonra Rus güçlerinin Abhazya ve Güney Osetya'daki konuş durumu
7. Rus ve ayrılıkçı güçlerin kayıpları
8. 2000 - 2009 arası dönemde Gürcistan'a yapılan silah sistemi sevkiyatları
9. 12.08.2008 itibari ile Gürcistan'daki Rus askeri birlikleri
10. 12.08.2008 itibari ile Gürcü Silahlı Kuvvetleri

Her ne kadar bir Rus düşünce kuruluşu tarafından kaleme alınmış olsa ve bu nedenle tarafsızlığı konusunda temkinli olunmasında fayda bulunsa da, "Ağustos Tankları", Kafkasya Savaşı ile ilgili yayımlanan şimdiye kadar gördüğüm en derli toplu ve bilgi-yoğun çalışma. Rus Hava Kuvvetleri'nin durumu ve savaşta oynadığı rol ile savaşalanı istihbaratının önemini vurgulaması açısından da ayrıca değerli bir çalışma.

Kafkasya, Rus Silahlı Kuvvetleri ve Karadeniz Havzası'ndaki güçler çatışmasına ilgi duyan herkese tavsiye ederim.

Kitabın tamamını http://www.cast.ru/eng/?id=386 adresinden pdf olarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz. Bu adreste ayrıca savaşla ilgili detaylı bir harita da mevcut. Kitabın ciltlenmiş halinin de siparişi aynı adresten verilebiliyor, nakliye masrafı alınmıyor.

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Sultan Galiyev'i Tanıyor muyuz?

Mir Said Sultan Galiyev (1882 – 1940 )
Türk Dünyası'nın yetiştirdiği en büyük, en önemli aydınlardan biri olan Sultan Galiyev'i anlatan, Yılmaz Karahan imzalı çok güzel bir yazı:




1917 Bolşevik devriminin dört büyüklerinden biri olan Sultan Galiyev (diğerleri Lenin-Stalin-Troçki) Kazanlı bir Tatar Türk’ü ve Müslüman kökenli bir marksisttir.

Galiyev 13 Temmuz 1882 yılında bugünkü özerk Başkırdistan sınırları içinde Kırımsakal kasabasına bağlı Elimbetova köyünde dünyaya geldi. İlk eğitimini öğretmen olan babasından aldıktan sonra Kazan’daki Tatar Pedagoji Enstitüsü’ne girdi. Sultan Galiyev bu okulu bitirdikten sonra bir süre öğretmenlik yaptı ve daha sonra Ufa Belediye Kütüphanesi’nde çalışmaya başladı. Buradan ayrılan Galiyev çeşitli gazetelerde çalıştıktan sonra 1915′te öğretmenlik mesleğine geri döndü. Bu sırada Bakü’de bulunan Galiyev Azerbaycan Ulusal Hareketine katıldı.1917 Devrimi esnasında Bakü’de bulunan Galiyev, Müslüman Kongresi Yürütme Komitesi Sekreterliği için çağrılmış olduğu Moskova’ya gitti ve kongrenin bitiminden sonra Kazan’a geçti. Böylece aktif olarak siyasi hayatı başlamış oldu. Sultan Galiyev Kazan’da Müslüman Sosyalist Komitesi’ne katıldı (Muskom). Bu komitenin lideri Molla Nur Vahitov’du ve ileriki günlerde Galiyev’e rehberlik edecekti. Sultan Galiyev, 1917 yılında Rus Komünist Partisi’ne de girdi. Komünist Parti hiyerarşisi içinde en yüksek dereceli Müslüman haline geldi. 1918 yılında Molla Nur Vahitov’un Çek lejyonerleri tarafından öldürülmesi önünün açılmasına sebep olmuştu. Fakat Vahitov’un öldürülmesi S.Galiyev’in mücadelede yalnız kalmasına da sebep oldu. S.Galiyev Komünist Parti içerisinde daha ziyade Müslümanlarla ilgili görevleri üstlenmiştir. Bunlar Merkezi Müslüman Komiserliği üyesi, Müslüman Askeri Kollegiyumu başkanı, Narkomats’ın resmi yayın organı Jizn Natsionalnostey’in editörlüğü idi. Dolayısıyla Komünist Parti içinde sağlam bir yere sahipti ve devrimde en önlerde yer almıştı. 1923′te ilk defa tutuklandığında devrime yaptığı bu hizmetler nedeniyle serbest bırakıldı. Rus Bolşeviklerin iç savaştan başarılı bir şekilde çıkmasından sonra Rus liderler arasında özellikle Lenin’in hastalanmasından sonra egemenlik mücadelesi başladı. Stalin bu mücadeleyi kazanan kişi oldu. Stalin bu mücadele sırasında Sultan Galiyev’i de kendisine rakip olarak görüyordu. İşte bu durum Galiyev’in karşı-devrimci, burjuva milliyetçisi suçlamalarına maruz kalmasına ve 1940′lı yıllarda kurşuna dizilerek öldürülmesine neden oldu. Ölüm tarihi net olarak bilinmemektedir.

FİKİRLERİ

Türk Dünyasının ve Avrasya tarihinin en büyük düşün ve eylem adamlarından biri de hiç kuşu yok ki Mirseyit Sultan Galiyev, Marksist kurama ve SSCB deneyimine yönelttiği eleştiriler zemininde yepyeni bir ideolojinin mimarı olarak dünya çapında sarsıcı etkileri olan gerçek bir milli olarak Türktü, ekonomik olarak sosyalist bir önderdi.

Sultangaliyev, Marksist materyalizme alternatif olarak kendisinin enerjetik materyalizm adını verdiği Türkçü bir düşün ortaya koymuştur. Bu düşün materyalist diyalektik tez hususundaki Avrupa egemenliğini yok etmeyi hedeflemektedir. Sultan Galiyev’e göre batıdaki diyalektik anlayış henüz bir kavram olarak ortaya konulmadan çok daha önceden beri doğu halklarında mevcut idi. Bundan dolayıdır ki materyalist düşünce Avrupa bilimine özgü bir unsur değildir.

Kuşkusuz sosyalist dünya devrimi için birincil adım sosyolojik ve historik tecrübeyle yanlışlığı kanıtlanmış olan kimi tezlerin ve bu tezler üzerine bina edilmiş sözlerde sosyalist/komünist devinimlerin tarihin çöplüğüne gönderilmesidir. Sultan Galiyev ve Sultan Galiyevci düşünce bunu başarmıştır. Avrupa merkezci sosyalist devinimlerin yenilgisi aslında gerçek sosyalist mücadelenin zaferidir. Sultan Galiyevcilik üzerine kurulan gerçek sosyalist mücadele Ortodoks Marksizmin yenilgisini kendi zaferinin müjdecisi olarak kabul etmektedir. Çünkü Ortodoks Marksizmin proleteryası batıda iktidara gelseydi bile mazlum ulusların kaderinin değişikliği noktasında hiçbir olumlu sonuç doğurmayacağı gibi belki de sözde sosyalizmin yol açtığı yanılsama ile mazlum ulusların sosyalist mücadele istencinide daha doğmadan öldürecekti. Batı proloteryası zaten dünya burjuvazisinin bir uzvu değil midir ? Bu uzvun diğer uzuvları ortadan kaldırması mümkün değildi. Çünkü kendi varlığı da onların varlığına bağlıydı. Dünya burjuvazisinin proleter kanadı olan batı proleteryasının proleter kimliği göreli bir kimlik olup asli özelliği olan sömürgeye ortak olma vasfına giydirilmiş saydam bir kıyafetten başka nedir ki?

Çağdaş insanlığı oluşturan halklar, sayı, toplumsal ve hukuksal açılardan eşit olmayan iki kampa bölünmüş durumdadır. Bu kamplardan birinde insanlığın yalnızca yüzde 20 ile yüzde 30unu oluşturan ve tüm yerküreyi, altında ve üstündeki var olan her türlü ölü ve canlı zenginlikleri ile birlikte ele geçirmiş olan halklar bulunmaktadır. Diğerinde ise, insanlığın beşte dördünü oluşturan ve birinci kampa mensup bulunan halkların, diğer bir değişle efendi halkların ekonomik, siyasal ve kültürel tahakkümü ve köleliği altında inleyen halklar yer almaktadır… diyen Sultan Galiyev gerçek çelişkinin fotoğrafını çekerken aynı zamanda gerçek sosyalizmin yükselmesi gereken sosyal zemini de keşfetmiş olmaktadır. Bu sosyal zeminin mazlum ve mağdur tarafını oluşturan ulusların arasında Türk halklarının konumunun gerçek sosyalist mücadelenin en yaşamsal noktasını oluşturması dünya devrimine giden yolun Türkçü savaşımdan geçtiğini nesnel bir gerçeklik olarak gözler önüne sermektedir.

Türk halkları olmadan dünya devrimini gerçekleştirmek mümkün değildir. Çünkü Türk halkları gerek coğrafi açıdan, gerekse batı ile temasta cephe konumunda bulunmaları bakımından ve hatta sahip oldukları doğal zenginlikler nedeniyle batı kapitalizmin beslenme yollarının üzerinde bulunmaktadır. Batının, Doğuyu sömürmek için kullandığı damarlar Türk topraklarından geçmektedir. Bu damarların kesilmesi için Türkçülük yapmak şarttır.

ULUSAL KİMLİK

Türkler (Anadolu Türkleri) batı emperyalizmine karşı Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde ilk kurtuluş savaşını vermiş ve bunu utkuya taşımış bir halktır. Bu yönüyle de Türkler doğunun öncüsü bir halktır. Binaenaleyh antiemperyalist savaşın baş öğretmeni Türklerdir. Bu tarihsel nesnel gerçeklik de Türkçülüğün mazlum milletler sosyalizmi için kaçınılmazlığını ilan etmektedir.

Türkçülükle dünya devrimi arasındaki yaşamsal bağın düşünsel yansıması olarak kabul edilmesi gerekli bir diğer noktada Türk halklarının ulusal kimlik ve bilinçten sıyrılarak/soyutlanarak sosyalist devrimci bir mücadeleye kanalize edilemeyeceği konusudur. En basit ifadeyle söylemek gerekirse Türk halklarına;  Bırak ulusal kimliğini, sadece proloter vasfınla devrimci savaşımda öne geç! denilemez. Ama Türklere hiç denilemez.

Çünkü Türkler tarihteki rollerinin farkındadırlar. Ve Türkler günümüz dünyasında da kendileri olmadan mazlum halkların batı esaretinden kurtulma imkanlarının olmadığını da görmektedirler. Bu tezlerimiz kimilerine bencil bir ulusal övünç gibi gelebilir. Oysa bu yaklaşım hem doğru değildir hem de Türklük karşıtlığı zeminine düşerek batı emperyalizmine dolaylı olarak omuz vermekten başka bir sonuç doğurmayacaktır. Türklersiz bir antiemperyalist savaş mümkün değildir demek, aynı zamanda mazlum doğulu halklar olmadan Türklerin anti  emperyalist savaştaki öncü ve önder kimliğimin anlamsızlığını da içermektedir. Çünkü doğulu mazlum halkların desteği olmadan tek başlarına Türk halklarının batı emperyalizmiyle başa çıkabilmeleri imkansız olmasa bile çok zordur. Zoru başararak ulaşılacak bir zafer de kalıcı olmama riskiyle karşı karşıyadır.

Bu bağlamda kabul etmek istemeyenlerin yüzüne çarpalım ki, Sultan Galiyevin Türkçülüğü ve Turancılığı pragmatist bir Türkçülük ve Turancılık değildir. Yani Sultan Galiyev, Türkleri enternasyonal sosyalist savaşa kanalize etmek ve böylece onların militarist, ekonomik, stratejik ve hatta historik konumlarından yararlanmak için konjektürel yada içtenlikten yoksun ve tümüyle faydacı bir sözde Türkçülüğün öznesi yahut kuramcısı değildir.

Değildir çünkü; Türkleri/Türk halklarını birleştirme uğraşısı sadece insan yığınlarını bir noktaya doğru yönlendirme ve onların oluşturacağı sinerjiyi enternasyonalist savaşta kullanma kolaycılığıyla hareket etmemiştir. O, Türkleri yığınsal olarak bir araya getirme uğraşısının ötesinde kültürel bir birlik içinde çalışmıştır. Bütün Türk halklarının birbirleri içinde erimeleri/asimile olmaları ve böylece tek bir ULUSAL TÜRK KİMLİĞİ oluşturmaları gerektiğini savunmuştur.

Gaspıralıdan aldığı; dilde, işte ve fikirde birlik ideali, Sultan Galiyevin kültürel Türkçülüğünün omurgasını oluşturmaktadır.

Sultan Galiyev Türkçüdür; Sosyalizme yönelişini Milletine duyduğu büyük sevgiye bağlayacak kadar Türkçüdür.

Onun gibi yüzyıllardır Rus egemenliği ve sömürüsü altında yaşayan bir halkın evladının Türkçü olmaması mümkün müdür? Rus sömürüsüne karşı Türk/Tatar ulusçuluğuna ve Rus egemenliğine karşı da mensubu bulunduğu halkın onlarla eşit hale gelebilmesi için sosyalizme yönelmesi göstermektedir ki içinde bulunduğu özgün koşullar onun dünya tarihinin en büyük düşün ve eylem adamlarından biri olarak doğmasındaki doğal koşullardır. Yani Sultan Galiyevin ulusçuluğu ve sosyalistliği tümüyle zorunlu/doğal bir sonuçtur.


Ayrıca bkz:
http://sultangaliyev.net/
http://tr.wikipedia.org/wiki/Sultan_Galiyev
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/42/470/5402.pdf

http://www.halksahnesi.org/yazilar/galiyev_goruslerim/galiyev_goruslerim.htm


10 Ağustos 2010 Salı

İnsan İstihbaratı ve Robin Sage Deneyi

The Washington Times gazetesinde 18 Temmuz günü yayınlanan bir haber, teknolojinin ve özellikle internetin sunduğu imkânların, istihbarat ve daha geniş bir çerçevede ulusal güvenlik alanında ne derece önemli bir silah haline geldiğinin göstergesi gibi idi.

Haberde ele alınan olay, kısaca şöyle:

Robin Sage isimli 25 yaşında, profil fotografına bakılacak olursa güzel ve alımlı, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü mezunu ve ABD Deniz Kuvvetleri'ne bağlı Donanma Ağ Muharebe Komutanlığı'nda (Naval Network Warfare Command) "siber tehdit uzmanı" olarak çalışan bir bilgisayar korsanı, ABD Silahlı Kuvvetleri, istihbarat ve güvenlik teşkilatlarına mensup çok sayıda (300'den fazla!) kişi ile Facebook, Twitter, LinkedIn gibi sosyal ağ siteleri üzerinden arkadaşlık kurarak çok sayıda gizli bilgiyi ele geçiriyor ya da bu bilgileri edinecek kadar yeterli ipucu, done, veri ediniyor. Google ve Lockheed Martin gibi çok sayıda büyük şirketten siber güvenlik danışmanlığı teklifleri alıyor. Kısa süre içinde bu kadar geniş bir çevre edinmesinde, yazışmalarında "güzel, zeki ve biraz da hafifmeşrep" bir profil çizmesi etkili oluyor.

Ancak ufak bir sorun var: Robin Sage gerçek değil! Thomas Ryan adlı, New Yorklu bir yazılım uzmanının yarattığı sanal bir karakter. İnternet ortamındaki yegâne profil resmi de bir porno sitesinden alınmış.

Robin Sage'nin profil fotografı
Robin Sage, zekası ve işvesi ile e-posta adres ve şifreleri, banka hesap numaraları, çok sayıda askeri üssün konum ve faaliyetleri gibi bilgilere erişiyor. Bu bilgilerin bir kısmını sadece mesajlaşma ile, bir kısmını da söz konusu sosyal paylaşım sitelerindeki fotograflar, fotograf altı yorumlar, "durum güncellemeleri" (status updates) gibi bilgi kırıntılarını analiz ederek elde ediyor.

İşin daha da ilginç yanı, literatüre Robin Sage Deneyi (Robin Sage Experiment) olarak geçen bu "operasyon"un Aralık 2009 - Ocak 2010 arasında, yani topu topu 1 ay içinde gerçekleştirilmiş olması.

Her ne kadar Wikileaks'in yarattığı gümbürtünün yanında çok fazla dikkat çekmese de, Robin Sage Deneyi, insan istihbaratının (HUMINT) önemini bir kez daha ortaya koydu.

Sinyal istihbaratı, elektronik gözetleme ve takip, istihbarat uyduları ve benzeri çok sayıda yüksek teknoloji içeren istihbarat sistemleri aslında sadece yardımcı birer araç durumunda. Bilgiye en net, kesin, güvenilir ve hızlı şekilde, o bilgiye sahip olan kişiden ulaşılır. Bir örnekle açıklamak gerekirse, bir ülkenin üzerinde çalıştığı bir uçak projesi ile ilgili bilgi edinmek için o uçağın üretildiği fabrikaya girmek ve/veya o projede çalışan bir mühendise erişmek, projenin gerçekleştirildiği bölge üzerine casus uydu göndermekten, çeşit çeşit sinyal ve görüntü toplama sistemi kullanmaktan çok daha etkilidir.

Bu olay ayrıca, bilgi güvenliği (INFOSEC) ve harekât güvenliğinin (OPSEC), bireysel özdenetim ve özdisiplinden başladığı gerçeğini gözler önüne serdi. Ortalamanın üstü tecrübe ve yeteneğe sahip, kararlı bir kişi, sosyal paylaşım ağlarını kullanarak, hedefindeki güvenlik kaidelerine riayet etmeyen kişiye ait,
  • Geçmişte ya da halen görev yapılan birlik ya da kurum, 
  • Kullanılan araç, gereç ve sistemin nicelik ve/veya niteliği,
  • Birlik ya da kurumdaki diğer kişilerin kimlikleri, ayırt edici özellikleri, ailelerine ilişkin bilgiler (çocuk, eş ve akrabaların sayıları, isimleri, yaşanılan şehir, muhit, maddi ve sosyal durum vb)
  • Özel zevkler, hobiler
  • Tepki gösterilen, takdir edilen olay, durum, hareket vb duygusal özellikler

gibi bilgilere rahatlıkla erişebilir. Nitekim bazı hırsızların, gözlerine kestirdikleri ev sahibinin twitter sayfasını takip edip ne zaman nerede olduğunu, dolayısıyla evlerinin ne zaman boş olduğunu tespit ettiği ortaya çıkmıştı.

Bir örnek vermek gerekirse, Facebook'daki asker arkadaşlarının kurduğu grup sayfalarında ("xx birliğinde x tertip askerlik yapanlar" gibi) yer alan fotograflar ve bu grupların sayfalarına yazılan, yapılan görevler ve komutanlar hakkındaki anı ve yorumlardan, söz konusu birliklerin nitelik ve niceliklerine ait detaylara ulaşmak mümkün olabilmekte.

İstihbaratın entelektüel bir faaliyet olduğu söylenegelir. Masabaşında bilgisayar, kalem, kağıt ve bolca beyin fırtınası ile yapılan bir analiz-sentez; pahalı arabalar, teknolojik oyuncaklar ve güzel kızlarla yapılan James Bond operasyonlarından daha çekici değil muhakkak. Ancak bilgi güvenliği konusunda kendi denetimine dikkat etmeyenler için birinci gruptaki istihbaratçılar çok daha büyük tehlike durumunda.


EK: Sevgili Burhan Özşahinoğlu'na, "Türkiye'deki Kamu Kurumlarında Sosyal Mühendislik Uygulamaları" başlıklı makaleyi önerdiği ve TÜBİTAK UEKAE'ye ait Ulusal Bilgi Güvenliği sitesini hatırlattığı için teşekkürler. 

03 Ağustos 2010 Salı

Dört Deniz

İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın, lideri olduğu İşçi Partisi'nin gizli bir toplantısında, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı'na Dr. Hakan Fidan'ın atanmasından rahatsız olduğunu ifade ettiğine dair haberler gündeme yansıdı.

Haberlere göre Barak, İran dostu olarak nitelediği Fidan'ın, Türk istihbaratı ile paylaşılan gizli sırları İran'a verebileceğinden endişe etmekte imiş.

Bu haber, Türkiye'ye bakışı ılımlı ile sıcak arasında bir bölgede olan Barak'ın bile yaklaşımının oldukça temkinli, hatta soğuk bir seviyeye geldiğinin göstergesi olarak yorumlanıyor. İsrailli komandoların kanlı Mavi Marmara baskını sonrasında kopma noktasına gelen Türk - İsrail ilişkilerinin aldığı hasarın ve karşılıklı güvensizliğin bir yansıması olarak algılanabilir gerçekten de.

* * *

Türk Deniz Kuvvetleri'ne ait bir adet Yavuz sınıfı, bir adet Barbaros sınıfı ve 2 adet Gabya sınıfı güdümlü füzeli firkateyn ile TCG Akar ikmal gemisinden müteşekkil Türk Deniz Görev Grubu, 6 Mayıs - 5 Temmuz tarihleri arasında Akdeniz sularında Türk Bayrağı'nı dalgalandırdılar. Cumhuriyet tarihimizde bir ilk olan bu girişim, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir dış politika ve etki hinterlandı genişletmedeki rolünün çok güzel bir örneği idi. Gelen haberlere göre Kızıldeniz'i içerecek yeni bir görev kuvveti de yolda.

Türk Deniz Görev Kuvveti 2 ay boyunca Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerin limanlarını ziyaret ettiler, bu ülkelerin donanmaları ile ortak tatbikatlar icra ettiler. Ziyaret edilen ülkeler Tunus, Cezayir, İspanya, İtalya, Karadağ, Hırvatistan, Bosna Hersek, Arnavutluk ve Mısıt. Yani neredeyse Akdeniz'e kıyısı olan tüm ülkeler ziyaret edildi. Bu, Türkiye'nin özellikle Doğu Akdeniz'deki etkinliğini artırma çabasının bir uzantısı olması hasebiyle büyük önem taşıyan bir girişim.

Kabaca İtalya'nın "topuğundan" Kızıldeniz'e, oradan Basra Körfezi'ni kapsayacak şekilde bir yay çizerek Hazar Denizi, Karadeniz ve Doğu Avrupa'nın, Türkiye'nin ekonomik, siyasi, askeri, tarihi ve kültürel doğal hinterlandıdır. Bölgesel güç olarak Türkiye'nin öncelikle hakim olması gereken coğrafya budur. Bu bölgenin her tarafında Türk'ün izi vardır. Bu bölgede kimi yerlerde hala Osmanlı'dan kalan tapular ve kanunlar geçerlidir. Bu bölgede kimi yerlerde anlaşmazlıklarda Türkiye arabuluculuğa davet edilmektedir. Bu bölgedeki çatışmaları durduran ve başlatan ülkeler listesinin başında Türkiye vardır. Kısacası bu bölgede, tabirimi mazur görünüz, Türkiye'nin borusu öter.

Bir başka deyişle Türkiye, “Gök”teki (Doğu) denizden (Hazar Denizi), “Ak” (Batı) denize (Ege Denizi / Akdeniz); “Kara” (kuzey) denizden (Karadeniz), “Al” (Güney) denize (Kızıldeniz), dört denizde siyasi, askeri ve kültürel hegemonyasını tesis etmek durumundadır.

Bu donanma açısından şu demektir: Bu coğrafyadaki herhangi bir "mavi" noktada Türkiye, tek başına, su üstü ve / veya denizaltı savunma harbi (DSH), mayın temizleme, amfibi ve benzeri deniz harekatı icra edebilmelidir. Hatta artan asimetrik tehditler ve barışı koruma harekatları gibi etkenler gerektiğinde bu coğrafyanın ötesine de kendi başımıza uzanmamızı gerektirebilir. "Savaş, politikanın başka araçlarla icrasıdır"; ulusal menfaatlerimiz yarın bir gün Hint Okyanusu'nda bayrak göstermemizi zorunlu kılabilir, hiç belli olmaz. Çılgın bir dünyada yaşıyoruz.

* * *

31 Mayıs gecesi, abluka altındaki Gazze'ye yardım ileten Mavi Marmara gemisi öncülüğündeki sivil yardım filosuna İsrail deniz komandolarının düzenlediği baskın ve yine aynı gece, İskenderun'daki deniz kuvvetleri üssüne düzenlenen PKK saldırısı, Türk kamuoyunda infiale neden oldu. Mavi Marmara saldırısı, Doğu Akdeniz'in uluslararası sularında gerçekleşti. Başka bir ifade ile İsrail hukuksuz bir biçimde başka bir ülkenin bayrağını taşıyan gemilerine saldırdı. Bu saldırının siyasi sonuçları, perde arkası başka konu.

Ancak asıl önemli olan, bu saldırı ile birlikte İsrail, Türkiye’nin Akdeniz’deki artan etkinliğine ve gücüne meydan okumuştur.

Bakü – Tiflis – Ceyhan boru hattı ile birlikte enerji sevk ve nakli için muazzam bir öneme kavuşacak, dahası barındırdığı doğal kaynaklarla bölgesel egemenlik mücadelesine sahne olmaya hazırlanan Doğu Akdeniz, 2010 Mayıs’ından bu yana bölgenin iki büyük askeri gücü arasındaki çıkar çatışmasına meydan oluyor.

Türkiye’nin Deniz Görev Grubu ile attığı adıma İsrail “gördüm!” dedi.

Eğer Türkiye bölgesinde bir güç olma iddiasında ise, Doğu Akdeniz’in güvenliğinin kendinden sorulacağını önce bölge ülkelerine ve ardından tüm dünyaya kabul ettirmek durumundadır. Aksi takdirde dış ticaretinin yüzde 90’a yakın kısmını deniz yolu ile yapan Türkiye’nin ulusal menfaatleri tehlikeye girer.

O menfaatler ki, korunmaları “Dört Deniz”in güvenliğinin sağlanmasına bağlıdır.


Ayrıca bkz:

02 Ağustos 2010 Pazartesi

İngiltere'den İnsansız Sistemlere 500 Milyon Pound

Jane's Defence Weekly'den Tim Ripley'in 30 Temmuz tarihli haberine göre İngiltere, Irak ve Afganistan'daki harekatlara destek amacıyla insansız hava ve kara sistemlerine son 6 yılda 500 milyon Pound'dan fazla ( yaklaşık USD 776,000,000) para harcadı.

İngiliz Savunma Bakanlığı'na bağlı Birleşik Krallık Savunma Teçhizat, Destek ve Teknoloji Başkanlı'ğının açıkladığı verilere göre, yapılan harcamalardaki en önemli kalemler şu şekilde:

İngiltere, insansız sistemlere, ABD ve İsrail'den sonra en fazla para harcayan ülke konumunda.

01 Ağustos 2010 Pazar

Far East Military Aviation Monitor: July 2010






July 2010

Japan Digest: A-Bomb Ceremonies, Jet Order Delay, Myanmar Refugees
Japan's new ASM-3 supersonic air-launched anti-ship missile
Lethal US airpower ready to defend ally against North Korea
South Korea's Air Force to Upgrade F-5 Ejection Seats
Rescue helicopter carrying seven people crashes in Japan
Singapore Air Force celebrates Pitch Black milestone
Afterthoughts on the PACRIM Airpower Symposium
China-made planes set to soar onto world market
Sri Lanka Air Force helps to douse raging fire
Indonesia's air force hopes to send more personnel to U.S. for training
Japan Coast Guard Signs Contracts for Six More AW139s
ST Aerospace says it will open fourth Chinese facility
This Is Not The Last Chinese Aircraft We Will Buy
China: Russia's Not Stopping the Flow of JF-17 Engines
Mitsubishi misses out on plane orders at Farnborough
Eurocopter and Kawasaki Heavy Industries sign new cooperation agreement
Two Y-8 dipatched to the Dalian rescue operation
New Fighter, Priced to Sell
Asia-Pacific air force leaders gather for symposium to share knowledge
Sri Lankan Air Force unearth explosives, cache of arms
Japan to send SDF to US-S Korea joint drill
5th AF commander assesses US-Japan bond
China-made planes set to soar onto world market
JASDF's New Cargo Aircraft XC-2(CX) Test Flight 2010-01-26
About the Chinese aircraft J-11
Japan issues request for information for VIP jets
Can the Chinese Air Force dominate in Asia-Pacific Region?
Air Force in S. Korea holds air war exercise
Singapore's prime minister visits MHAFB
Asia News - Singapore, France, India air forces hold joint drill
Q-5s May serve longer in PLAAF
Russia freezes sale of fighter jet engines to China
China Defense Blog: J-10AH?
The Latest Video of PLA J-15 carrier-based fighter aircraft
Russian combat aircraft makers fear competition with China
Chinese air force commander leaves for Germany, Britain
Chinese air force among the most capable, analyst says
Is China's Air Force unmatchable?
Japanese Air Force One lands in Toronto
KAI and Lockheed need to rethink their T-50 strategy
J-10B ready for PLAAF?
China Air Force Steps it Up
Singapore pilots soar in France