9 Nisan 2014 Çarşamba

25 Mart 2014 Salı

Bir İhalenin Hikayesi

25 Mart 2044 Cuma

Geçtiğimiz Cuma günü Milli Savunma Bakanlığı’nın (MSB) altyüklenicisi firma tarafından, İran’ın Hazar Denizi kıyısındaki Mahmudabad kenti yakınlarındaki hava savunma merkezine düzenlenen başarısız hava saldırısı, taktik harekât ihtiyaçlarında hizmet tedariği (outsourcing) uygulamaları ile ilgili tartışmaları yeniden gündeme getirdi.

Yüklenici firma olan Shangai Strategic Services (SSS), 2039 Eylül ayında imzalanan sözleşme uyarınca, Türk Hava Kuvvetleri’nin (HvKK) 5 yıl süre ile düşman hava savunma sistemlerinin bastırılması (SEAD; Suppression of Enemy Air Defence) ve imhası (DEAD; Destruction of Enemy Air Defence) görev ihtiyaçlarının tek tedarikçisi olarak belirlenmişti. Firmanın personel kaynağının önemli kısmını, Malakka Boğazı Çatışması’nda görev almış eski Çin hava ve deniz kuvvetleri personeli oluşturmakta; dolayısıyla insan kaynağının tecrübe ve yetkinlik açısından kayda değer bir zafiyetinin olmaması beklenir. Firmanın Türkiye hizmetlerine tahsis ettiği sistemler ise CH-12 insansız saldırı uçak sistemi ile J-22 çok rollü savaş uçaklarından oluşuyor. Her ne kadar hem SSS hem de HvKK kaynakları, bu sistemlerin HvKK’nin stratejik muhabere ve komuta kontrol ağı ile entegrasyonunda bir sorun olmadığını savunsa da, eldeki veriler, saldırının başarısızlığının ardındaki ana etken olarak eşgüdüm eksikliğine işaret etmekte. Ve ne yazık ki bu eşgüdüm sorunu, taktik harekat hizmet alım tedarik süreçlerine ilişkin yapısal bir sorundan kaynaklanıyor.

Söz konusu sorunu analiz etmek için öncelikle geçtiğimiz Çarşamba günü Mahmudabad’da neler yaşandı, kısaca inceleyelim:

24 Mart 2014 Pazartesi

Kırım Krizi: Ukrayna Deniz Kuvvetleri'nin Sonu

Kırım Krizi, yarımadanın önce Ukrayna'dan bağımsızlığını ilan etmesi ve ardından halkoylaması ile Rusya'ya bağlanma kararı ile bambaşka bir boyuta taşındı.

Rusya, Kırım'ı resmen topraklarına kattı. Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kırım'ın Rusya Federasyonu'na bağlanmasını içeren beyannameyi imzaladı. Rusya'nın müttefiki ya da yakın ilişkide olduğu bazı ülkeler de bu kararı tanıdı.

Bu arada yarımadadaki Ukrayna askeri birliklerinin durumu da belirsizliğe düştü. Ancak Ukrayna Deniz Kuvvetleri'nin Kırım'daki unsurları için böyle bir belirsizlik söz konusu değil, zira neredeyse tamamı Rusya tarafından müsadere edildi.

17 Mart 2014 Pazartesi

Kırım Krizi: Ukrayna Silahlı Kuvvetleri'ne Genel Bakış

Ukrayna'da Kasım 2013'te Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinin askıya alınmasından sonra başlayan halk gösterileri ve protestolar, şiddeti giderek artan çatışmalara ve Şubat ayında yönetim değişikliğine neden oldu. Tam bu süreçte, Rus ordusunun Kırım Yarımadası'ndaki önemli üs ve tesisleri işgali ve kuşatması, bir anda dünyayı yeni bir krizle karşı karşıya bıraktı.

Etnik olarak nüfusunun çoğunluğu Ruslar'dan oluşan Kırım'ın Ukrayna'dan bağımsızlığı ve Rusya'ya katılması olasılığı konuşulmakta. Bu durum, Ukrayna'nın bölünmesi, iç savaş yaşanması ya da Rusya ile bir çatışma ihtimallerini de beraberinde getiriyor. Rus ordusunun agresif duruşu, süreç boyunca başta ABD olmak üzere Batı dünyasının Rusya ile artan gerilimi de, bu riskleri artırmakta.

Kırım Krizi'nin savaşa dönüşmesi durumunda, Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü nasıl savunabileceği önemli bir soru. Bu olasılığı irdelemek için öncelikle Ukrayna Silahlı Kuvvetleri'nin mevcut durumuna göz gezdirmek gerekli.

13 Mart 2014 Perşembe

4 Şubat 2014 Salı

27 Ocak 2014 Pazartesi

Bilgi Harbinin Boyutları - 2: Bilgi Çağı (mı?)

3 Ekim 1993 günü Somali’nin başkenti Mogadişu’nun üzerinde uçan helikopterlerin içindeki Amerikan askerleri, şehrin dört bir tarafındaki yoğun siyah dumanları ilk gördüklerinde bunlara bir anlam veremediler. En son teknoloji ürünü sensörler ve haberleşme sistemleri ile donatılmış helikopterleri ile karargaha anlık raporlar veriyorlardı. Karargâh bu bilgileri, bölgede uçan diğer hava araçlarının sensörlerinden ve istihbarat uydularından gelen bilgilerle birleştiriyor, ortaya geniş açıdan devasa bir taktik resim çıkartıyor ve bu resimden oluşturulan istihbaratı, yine helikopterlerdeki askerlere iletiyordu. Askerler yere indiklerinde, nerede kaç tane düşmanla karşılaşacaklarını, hangi düşmanın ne tip bir silaha sahip olacağını şimdiden biliyordu.

Ama yine de, askerlerin kafasını o rahatsız edici düşünce kurcalıyordu: Bu yoğun siyah dumanlar neyin nesiydi?

O dumanlar, şehrin dört bir yanına yayılmış Somalili militan grupların, birbirleri ile haberleşme yöntemiydi. Gruplar birbirlerine, düşmanın (Amerikan helikopterlerinin) gelmekte olduğu bilgisini iletiyordu. Düşmanın geliş yönü doğrultusunda yakılan araba lastiği kümeleriydi bu dumanların sebebi. Helikopterdeki askerler kadar, yerdeki çıplak ayaklı, kaburgaları sayılan Somalililerin de bir istihbarat ağı vardı, kendi yöntemleri ile tabi ki.

Bu lastiklerin yakılmasının üzerinden 24 saat geçmeden, Mogadişu’da iki Amerikan helikopteri düşürüldü, 18 Amerikan askeri öldürüldü ve kısa süre içinde ABD birlikleri, utanç verici bir şekilde Somali’yi terketmek zorunda kaldı. Mogadişu’da dağınık biçimde örgütlenmiş ancak birbirleri ile farklı bir “teknolojik” seviyede iletişimi bulunan militan gruplar, savaş tecrübesi bulunan ve en son haberleşme teknolojilerini kullanan profesyonel askerleri bertaraf etmişti. Ağ merkezli muharebe felsefesi uyarınca donatılmış ve örgütlenmiş bir ordu, ağ merkezli –ama ordu denemeyecek- başka bir silahlı grup tarafından yenilmişti. Ancak görünüşte büyük bir adaletsizlik vardı. Bu nasıl olabilirdi?

15 Ocak 2014 Çarşamba

2013 Muhasebesi

Bir önceki "Başlıksız" yazımda, muhasebe yapmanın önemine dikkat çekmeye çalışmıştım. Muhasebe, gelinen noktanın görülmesi için önemli. Bir çeşit geribesleme sistemi aslında, zira hedefe ne kadar yaklaşıldığını ölçmek mümkün olabiliyor, daha ne kadar yürünmesi gerektiğini de (ve belki yürümekten koşmaya geçmenin zamanının geldiğini de)

Kendi iç muhasebemi yaptım. Ancak içim rahat etmedi, Türkiye için de yapmak istedim. Bu konuda yeteri kadar done ve veri mevcut, tek yapılması gereken biraz daha yakından bakmak ve zaman ayırmak.

2013'te Türkiye neredeydi? Innovation Union Scoreboard ve Global Innovation Index başlıklı araştırmalar, bilim, teknoloji ve inovasyon alanlarında (yani bir ülkenin gelişmesinin ve kalkınmasının sacayakları) Türkiye'nin fotoğrafını çekmişler bile. Her ne kadar geçtiğimiz sene pek çok ülkede gündemin birinci sırasına oturup uzun süre tartışılmış olsalar da, Türkiye'de öksüz ve yetim kalmışlardı.

13 Ocak 2014 Pazartesi

30 Aralık 2013 Pazartesi

Başlıksız

Eser: "Sadness"
Tang Hai Guo
Zaman, hızı göreceli ama akışı durdurulamaz bir biçimde ilerliyor. Ancak ne kadar acıdır ki, insanın zaman algısı geriye doğru. Zamanın ilerlemiş olduğu hissine, geçmiş zamana bakarak sahip oluyor. Bu bir zayıflık, bakış muhasebeyi içermiyorsa eğer.

İleri dönük hedefler koymak kolay, önemli olan o hedefleri takip edebilmek. Zaman, her 365 günde bir bu muhasebe için bir fırsat sunuyor insanın karşısına. Bir sonraki 365 günde daha uslu durmak yegâne hedefi olabilir (genç) bir insanın ya da ev taksitlerini zamanında ödemek ve işte daha fazla performans göstermek de.

Her yeni yıl, eskiz defterindeki yeni bir sayfa gibi, esas resmin taslaklarının çizileceği. Esas resim nedir? Eskizlerin toplamı belki de. Önemli olan muhasebeyi dürüst yapabilmek, yeni yılda daha güzel eskizler çizebilmek.

2014'ün, Siyah Gri Beyaz okuruna silgiye ihtiyaç duymayacağı eskizler çizme fırsatı vermesini diliyorum.

29 Aralık 2013 Pazar

Bilgi Harbinin Boyutları - 1: Dakiklik

Bilginin (*) bir silah ya da daha doğru bir ifade ile kuvvet çarpanına dönüşebilmesi, ölçülebilmesi ve ölçeklenebilmesine bağlıdır. Bilgi, sayısı ve tanımı üzerinde genelgeçer bir mutabakat olmayan bir dizi nitelik üzerinden tanımlanır. Bu niteliklerin içeriği ve sayısı, bilginin hangi amaçla kullanılacağı ile de ilişkilidir.

Bilgi Küpü” başlıklı yazıda, bilginin bir silah olarak kullanılabilmesinin, 10 adet boyuta sahip olmasına bağlı olduğundan bahsetmiştim. Bu 10 boyut şunlar idi:

1. Dakiklik (Timeliness)
2. Kesinlik (Accuracy)
3. Alaka (Relevance)
4. Bütünlük (Completeness)
5. Tutarlılık (Coherence)
6. Biçem (Format)
7. Erişilebilirlik (Accessibility)
8. Uyum (Compatilibity)
9. Güvenlik (Security)
10. Geçerlilik (Validity)

Adı geçen bu boyutlar, bilginin niteliğini ya da kalitesini tanımlamak için kullanılan parametrelerden en yaygın olanları. Kullanım amacına bağlı olarak bu sayı artırılabilir, azaltılabilir ya da terimlerin adı değişebilir.

Bilginin bu şekilde çeşitli başlıklar altında incelenmesinin en başta gelen sebebi, niteliğinin (kalitesinin) ölçülebilir bir hale getirilmesi ihtiyacı. Bilgi eğer nitel olarak takip edilebilen bir unsur haline getirilebilirse, paylaşımı, değerlendirilmesi ve üzerinden karar alınması gibi işlemler süreçlere bağlanabilir. Bilginin nitel ölçümü ve takibi, bilgi ihtiyacının saptanması, ihtiyacın karşılanması gibi süreçler için gereklidir. Bilgi, ölçülebilir olduğu sürece artı değer yaratımında kullanılabilir.

Bilginin boyutlarını incelemeye, “dakiklik” kavramı ile başlayalım. Konunun popülerliğine paralel olarak açık kaynaklarda tanım, kavram ve kaynak bolluğu var. O yüzden bu ve takip edecek yazıların amacı tanım oluşturmak ya da teorik çerçeve çizmek değil, Bilgi Harbi ve Ağ Merkezli Muharebe kavramlarını odak noktasına alarak konunun ana hatlarını tespit etmeye çalışmak olacaktır.

4 Aralık 2013 Çarşamba

26 Kasım 2013 Salı

Bilgi Küpü

"Emekliliğime kaç gün kaldı"
uygulamasını çökerten şahıs
Sabahları erken kalkıp işe gitmek zor geliyor mu? Her sabah aynı rutin, duş, traş (ya da makyaj), giyinme.. Takım elbiseden bıktınız mı? Emekliliğinize kaç gün var? Her hafta başında cumayı iple çekmek, her pazar akşamı haftasonu tatiline sıkı sıkıya yapışmak... Kaç yıldır bu döngünün içindesiniz? Kaç yıl daha dayanacaksınız?

Ya "O" ne yapsın? 93 yaşında. Tam 40 yıldır aynı dairede çalışıyor. O daireye 52 yaşında atanmıştı, iş hayatına ise 28 yaşında başladı, 64 yıllık bir kariyer yani. Sayısız hükümet ve bakan eskitti ve ölümsüzlüğün sırrını bulmuşçasına çalışıyor, yeni fikirler üretip genç yetenekleri keşfediyor. Emekli olmayı unutmuş sanki.

Andrew W Marshall ile tanıştırayım. Ve 40 yıldır çalıştığı dairesi ile.

Adı çok ön planda olmasa da Marshall, çağımızın en önemli kanaat önderlerinden aslında. Nasıl biri olduğu hakkında fikir vermesi için: 1980'lerin başında Sovyetler Birliği'nin çöküş sürecine girdiğini ve dünyanın yeni ağırlık merkezinin Asya olacağını ilk öngören adam oydu.

Marshall'ı tanımak demek, 40 yıldır başında olduğu daireyi, "Net (Safi) Değerlendirme Bürosu"nu (Office of Net Assesment; ONA) incelemek demek aslında. ABD'de bütçe kesintileri ile ilgili tartışmalarda kapanması gündeme gelen, ulusal bütçe içindeki payı mikroskobik ancak etkisi tam ters oranda, ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı bir çeşit "think tank" aslında ONA. Bugün savunma ve havacılık gündemindeki pek çok sistem, teknoloji ve konsept ile stratejinin çıkış merkezi. ABD'nin ulusal savunma stratejisi, yatırım yapacağı ve ağırlık vereceği teknolojiler, uygulamalar ve doktrinler ONA'da doğuyor.

12 Ekim 2013 Cumartesi

3 Ekim 2013 Perşembe

03.10.2013 SSM Basın Sohbeti

Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) tarafından bugün düzenlenen basın sohbeti toplantısına, ulusal basın ile birlikte Siyah Gri Beyaz blogunun yazarı olarak ben de davet edildim.

Diğer devlet kurumlarında bir örneği oldu mu bilmiyorum ancak ilk kez bir internet blog sitesi, SSM nezdinde akredite olarak bu tür bir etkinliğe çağırılmış oldu.

Kurumsal iletişim açısından oldukça sevindirici olan bu gelişme, şahsım için de büyük bir gurur ve mutluluk kaynağı oldu.

Toplantıya ulusal çapta yayın yapan gazetelerin ve haber ajanslarının muhabirleri ile SSM yetkilileri katıldı.

26 Eylül Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısının ve bu toplantıda kararı alınan hava ve füze savunma sistemi projesinin hemen ertesine denk gelmesi nedeniyle, toplantının ana gündemi daha baştan belliydi.

Bayar'ın bu proje ve diğer konular ile ilgili yaptığı açıklamaların satırbaşları şu şekilde:

2 Ekim 2013 Çarşamba

Yüksek İrtifa, Uzun Menzil, Karışık Kafalar - II


Savunma Sanayii İcra Kurulu'nun 26 Eylül tarihli toplantısı [1], savunma kamuoyu tarafından uzun yıllardır sonucu merakla beklenen bir projede karara sahne oldu.

T-LORAMIDS (Turkish Long Range Air and Missile Defence System; Türk Uzun Menzilli Hava ve Füze Savunma Sistemi) olarak da bilinen Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi Projesi'nde [2], Çin Halk Cumhuriyeti'nden  China Precision Machinery Import and Export Corporation (Çin Hassas Makina İthalat ve İhracat Şirketi; CPMIEC) firmasının seçildiği duyuruldu. Darısı başta ağır nakliye ve genel maksat helikopterleri olmak üzere diğer projelerin başına diyelim.

Yüksekirtifa - uzun menzil hava savunma sistemi gibi kritik bir sistemin Çin'den seçilmesi siyasi, askeri ve stratejik ölçekte çok sayıda soru işareti doğurdu. Bu normal ve beklenen bir durum, zira savunma sistemlerinin ölçek ve boyutu büyüdükçe ekonomik ve siyasi özkütleleri de artıyor.

Siyah Gri Beyaz'da ihalelerin kime ve neden, nasıl verildiğinden ziyade, geri plandaki konsept, felsefe ve stratejilere odaklanmaya çalışıyorum. Bu nedenle LORAMIDS de dahil olmak üzere yürürlükteki projelerle ilgili çok fazla yorum yapmıyorum. Daha ziyade bu projelerin ya da projelere konu sistemlerin varlık nedenleri ve kullanım felsefeleri ile ilgileniyorum. LORAMIDS projesindeki bu çok tartışma yaratan karara ilişkin de bir süredir herhangi bir değerlendirme kaleme almamış olmamın nedeni bu idi. Ancak Siyah Gri Beyaz okurundan gelen talepler o kadar arttı ki, kararı, mümkün mertebe teknik sınırlar içinde kalarak, nasıl gördüğümü paylaşmak farz oldu.

25 Eylül 2013 Çarşamba

Calût'u Davud Yapmak Mümkün mü?



Mark Bowden'ın The Atlantic için kaleme aldığı ve 14 Ağustos tarihinde yayınlanan "The Killing Machines - How to Think About Drones” (Ölüm Makinaları – Dronlar Hakkında Nasıl Düşünmeli) başlıklı makale ve makalenin girişinde kullandığı benzetme, uzun zamandır taslak halinde olan ve bir türlü bitiremediğim bu yazı için hem ilham kaynağı hem de ateşleyici oldu.

Bu son derece kapsamlı ve bir o kadar da dolu makalesinde Bowden, insansız hava araçlarının (İHA) çıkış noktasını, içerdikleri temel teknolojileri ve halen devam eden çeşitli teknolojik, hukuki ve siyasal tartışmalardaki yerlerini oldukça yalın bir dille okuyucuya sunuyor.

Bowden, yazısına Davud (David) ve Calût’un (Goliath) efsanevi düellosuna atıfta bulunarak başlıyor. Benim de taslağımın girizgâhı bu şekilde idi. Ancak ben bu düelloyu, sadece İHA değil, daha geniş bir bağlam içinde kullanmayı düşünüyorum. Çığır açmak ya da “gerçekleri göz önüne sermek” gibi bir niyet ya da hevesim yok, sadece kafamın içindeki tilkilerden bir kısmını kuyruğundan yakalayıp teşhir etmek, soruyu ya da sorunu maddeler halinde özetlemek istiyorum, bulutlar ardında gizlenmiş olsa da.

Kahve stoğum taze olduğuna göre yakalayacağım tilki sayısı az olmayabilir.

17 Eylül 2013 Salı

Levant'ta Kriz: Türk Jetleri, Suriye Helikopterini Düşürdü

16 Eylül 1430 sularında Doğan Haber Ajansı, "Hatay'ın Yayladağı İlçesi'nde Suriye sınırına 400 metre uzaklıkta, Suriye topraklarında savaş uçağı düştüğü ihbarı üzerine bölgeye ekipler sevk ediliyor" şeklinde bir haber geçti. Haber zaten bir süredir kimyasal silah krizi ve uluslararası müdahale tartışmaları nedeniyle yüksek olan tansiyonun daha da artmasına neden oldu. 2012 Haziran ayında Suriye'nin Türk Hava Kuvvetleri'ne ait bir RF-4ETM keşif uçağını düşürmüş olması akıllara geldi hemen.

Kısa süre sonra haber değiştirildi ve bir Suriye helikopterinin, sınırın Suriye tarafında 400m öteye düştüğü bilgisi verildi. Bu bilgi tansiyonun kısmen düşmesini sağladı.

Derken akşam 1845 sularında Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç'ın açıklaması, tam anlamıyla gündeme bomba gibi düştü: Arınç, "Suriye’ye ait bir Mi-17 helikopteri bugün Hatay Güveçli bölgesinde 2 km hava sahası ihlalde bulunmuştur. Tüm uyarılara rağmen ihlalin devam etmesi nedeniyle söz konusu helikopter Malatya’dan havalanan hava kuvvetlerimize ait jetlerimizle füze ile vurularak düşürülmüştür" şeklinde konuştu. Kısa süre sonra da Genelkurmay Başkanlığı, radar iz kayıtlarını içeren bir harita ile birlikte bir basın açıklaması yayınladı.

Olay özellikle Türk kamuoyunda birden "savaşa mı girildiği" endişesine sebep oldu. Kadrolu tele-stratejistler ekranlarda komutancılık oynamaya başladılar. Geçtiğimiz sene yaşanan RF-4 krizinde aşina olduğumuz isimler, aynı şekilde saçmalamaya devam ettiler.

16 Eylül günü yaşanan olay önemli, ancak ne komplo teorilerine ne de savaş borularına mahal verecek bir içeriğe sahip. Olayın bileşenleri tek tek dikkatlice incelendiğinde bu manzara açığa çıkıyor zaten. Şöyle ki:

10 Eylül 2013 Salı

22 Ağustos 2013 Perşembe

Gökyüzünde Yalnız Duran Sensörler: Aerostatlar

"Hey Rob, dünkü maç ne oldu?"

"Rangers, Brewers'ı ezdi. Milwaukee hiç bu kadar aşağılanmamıştı herhalde"

"Texas sürpriz yapmadı da diyebiliriz aslında"

Zulasında sakladığı birasını açarken John, Rob'un tespitini ince ve alaycı bir gülümseme ile onayladı. Rob'a da bir kutu uzattı ama arkadaşı reddetti. İstemediğinden değil, misafiri oldukları ülkedeki kısıtlı bira kaynaklarını idareli kullanması gerektiğini bildiği için.

Dondurucu çöl gecesinde biraya fazla da ihtiyacı yoktu zaten.

Hızlı yudumlarla birasını çabucak bitiren John gözlerini ovuşturarak ekrana baktı. Rob ise önceki gece kalibrasyon için söktükleri devre kartını inceliyordu. Kart kalibrasyonundan nefret eden arkadaşının şimdiden sıkıldığını hisseden John, onu sohbetle oyalamaya karar verdi:

"Sence savaş çıkacak mı?"

"Sanmıyorum. Adam ülkesini 8 senede mahvetti zaten. Sanırım bağırıp çağırıp tehditlerle istediğini koparmaya çalışacak"

"Umarım öyle olur. Ama her halükarda bir an önce defolup gitmek istiyorum."

"Ev sahiplerimiz iyi para veriyorlar, benim şikayetim yok".

"Ev sahiplerimiz TCOM'a iyi para veriyorlar. TCOM bize hakettiğimizi vermiyor bence"

Rob sessiz kalarak onayladı. TCOM'un Kuveyt'ten aslında resmî sözleşme bedelinden çok daha fazla para aldığı, derin bağlantıları olduğu gibi dedikodular zaten kafasını yeterince karıştırmıştı. Tüm bu ilişkiler yumağında kendini ucuz bir paralı asker gibi hissediyordu. Elektronik mühendisliği derecesi almak için uğraştığı senelerin karşılığı, üzerine radar takılı bir zeplinin düşük maaşlı operatörlüğünü, hem de bir çölün ortasında yapmak olmuştu. Kendini sıklıkla kendine ihanet etmiş gibi hissetmeye başlamıştı. Keşke Honeywell'den gelen teklifi kabul etseydi...

"Rob bu nedir sence?"

John'un ekranda gösterdiği parıltıya bakan Rob'un gözleri yuvalarından fırladı. Deneyimi, ekranda gördüğünün John'un az önceki sorusunun yanıtını almış olduklarını söylüyordu.

Ekranda, yukarıdan aşağıya doğru akmakta olan, en az birkaç kilometre uzunluğunda metal bir kütle görünmekteydi. Ağır ağır akan parlak ve kalın bir nehir gibi Mutla Tepesi'ne doğru iniyordu. Bu kadar yoğun bir görüntüye ancak tek bir şey neden olabilirdi: Yüzlerce tank, zırhlı araç ve kamyondan oluşan bir konvoy. Korktukları başlarına gelmişti.

Telefona sarılan Rob hemen Kuveyt'teki Amerikan askeri misyonu USLOK'un komutanını aradı.

"Albay Mooneyham? Özür dilerim efendim, gecenin 11'inde rahatsız etmek istemezdim ancak çok önemli bir durum var"

"Sorun değil.. Nedir durum?"

"Efendim, Balondaki radarımız Irak sınırından güneye doğru çok büyük bir mekanize birlik hareketi tespit etti. Doğruca sınırı geçmek üzere ilerliyorlar"

"Emin misiniz?"

"Evet efendim. Şu anda saat 11. Bu hızla ilerlemeye devam ederlerse saat 01 gibi Abdali Otoyolu'na ulaşırlar"

"Tamam. Siz balonun istasyonla bağlantısını kesin ve derhal orayı terkedin. Büyükelçiliğe ulaşmaya çalışın. Ben ilgili yerleri bilgilendireceğim".

13 Ağustos 2013 Salı

Irak Hava Savunma Şemsiyesini Yeniden Kuruyor



ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı Savunma Güvenlik İşbirliği Dairesi (Defense Security Cooperation Agency; DSCA) tarafından 5 Ağustos günü ABD Kongresi'ne, Irak için USD2.403 milyar azami bedel ile tümleşik hava savunma sistemi (Integrated Air Defense System; IADS) satışı ile ilgili bir bilgi notu iletildi. Yabancı askeri satışlar (Foreign Military Sales; FMS) kanalı ile finanse edilecek satış kapsamında çok sayıda alçak ve orta irtifa hava savunma füze sistemi; hedef tespit, teşhis ve takip radarları ile komuta kontrol sistemleri bulunuyor.

Söz konusu satış, 2003'teki işgalden sonra yeniden kurulmakta olan Irak'ın hava savunma altyapısını inşa için attığı en büyük adımlardan biri. Pek çok açıdan dikkat çekici de: 20 yıl önce söz konusu ülke, dünyanın en gelişmiş ve karmaşık hava savunma sistemlerinden birine sahipti. Bu sistemin zayıflatılıp çökertilmesi için neredeyse 10 yıl sürecek bir düşük yoğunluklu bombardıman harekatı gerekti. Şimdi de o bombaları atanlar, yerine yenisini kuruyor. Doğal olarak bu yeniden yapılanma çalışmasının önemli politik boyutları da mevcut.

Irak'ın hava savunma altyapısını üç ana aşamada incelemek isabetli olacaktır: 2003 öncesi durum, 2003'ten bu yana yürütülen faaliyetler (ve güncel durum) ve yakın gelecekte faaliyete geçecek altyapı.

1 Ağustos 2013 Perşembe

21 Temmuz 2013 Pazar

Hesap Kitap İşleri - Havacılıkta Tedarik Yönetimi (Rus Uçakları Neden Bu Kadar Ucuz?)

Çkalov tesisindeki üretim bandında bir Su-34
Kaynak
Suhoy tarafından Rus Hava Kuvvetleri için üretilen Su-34 taktik bombardıman uçaklarından üçü, 9 Temmuz günü Novosibirsk'teki Çkalov uçak fabrikasında düzenlenen bir törenle teslim edildi. [1] 2020 yılında tamamlanması planlanan teslimatlar, 2012 Mart ayında imzalanan yaklaşık USD3.03 milyar tutarındaki bir sözleşme kapsamında gerçekleştirilmekte. [2] Sözleşme, 92 adet Su-34'ün üretimini içeriyor.

Su-34, Soğuk Savaş'ın sonlarına doğru tasarlanmış bir uçak. Suhoy firmasının başarılı çok görevli taktik savaş uçağı olan Su-27 (NATO kodu "Flanker") tasarımının bir türevi. Yeni geliştirilen havadan havaya ve havadan yere hassas güdümlü silah sistemleri ile donatılmış, uzun menzilli bir saldırı uçağı olan Su-34'ün en dikkat çekici özelliği, iki pilotun yan yana oturduğu kokpiti. Uçağın tasarım amacı, Rus Hava Kuvvetleri hizmetindeki Su-24 (NATO kodu "Fencer") taktik bombardıman uçaklarının yerini almak.

Çift motorlu, yaklaşık 4,000km menzile ve 8,000kg faydalı yük taşıma kapasitesine sahip bir uçak Su-34. Bu uçaktan 92 adet satın almanın Rusya'ya maliyeti, sözleşme bedeli üzerinden (yani işletme/idame ve bakım giderleri hariç) uçak başına yaklaşık USD33 milyon. Karşılaştırma için, Türkiye'nin 30 adet gelişmiş F-16 Block 50 alımı için ABD hükümeti ile imzaladığı Peace Onyx IV programının sözleşme bedeli USD1.8 milyar idi. [3] Yani uçak başına USD60 milyon.

Çift motorlu, büyük gövdeli ve ağır Su-34'ün tanesi USD30 milyon, tek motorlu, daha hafif ve küçük F-16'nın tanesi USD60 milyon. Burada bir terslik yok mu?

Aslında pek yok. Hatta bazı açılardan Su-34'ün F-16'dan daha pahalıya geldiğini dahi iddia etmek mümkün. Peki nasıl?

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Ana Muharebe Tankı Tasarımı Üzerine Notlar: Hareket Kabiliyeti

Bir ana muharebe tankını tanımlayan üç temel bileşen bulunur:

1. Zırh koruması
2. Hareket kabiliyeti
3. Ateş gücü

Bu etkenlerin birbirine göre ağırlığı ve önem sıralaması, tankın karakterini belirler. İhtiyaca göre hafif zırh korumalı ve orta derecede ateş gücüne sahip ancak son derece çevik bir tank ya da hantal ancak üst seviye korumaya sahip bir tank gibi. (Konu ile ilgili olarak bkz: Modern Ana Muharebe Tankı Tasarımı)

Bu etkenlerden aktif ve pasif özsavunma sistemleri zırh korumasının, atış kontrol sistemi ile hedef tespit / teşhis / takip sistemleri ise ateş gücünün etkinliğine katkıda bulunurlar. Dolayısıyla bu unsurların yan bileşenleri olarak değerlendirilebilirler.

Bir ana muharebe tankının "başarılı" olup olmaması, tasarlandığı ihtiyaçlara ne derece yanıt verebildiği ile orantılıdır. Bir başka kıstas ise, çağdaşı ve muhtemel hasımlarına karşı durumudur.

Ana muharebe tankı otomotiv sektörü ile büyük bir kesişim kümesi olan ama başlı başına bağımsız bir branş olarak ele alınması gereken bir konu. Bunun sebebi, söz konusu üç tasarım sacayağı için isterlerin son derece zorlayıcı olması, bu isterlere yüksek performansta yanıt verirken bunu aynı zamanda muharebe şartlarında ve kısıtlı lojistik destek ile gerçekleştirmenin gerekliliği.

Bir tankın değerlendirmesini pek çok farklı kritere göre yapmak mümkün. Şimdilik hareket kabiliyeti (mobility) büyüteci ile bakalım.

8 Temmuz 2013 Pazartesi

28 Haziran 2013 Cuma

TFX Projesi - Ne? Ne İçin? Nasıl? - 2


7 – 10 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen IDEF uluslararası savunma sanayii fuarında TAI, milli muharebe uçağı geliştirme projesi kapsamında üzerinde çalışılan üç ayrı tasarım seçeneğini ilk kez kamuoyu ile paylaştı.


Kavramsal tasarım sözleşmesi için TAI ile sözleşme görüşmelerine başlanması için Savunma Sanayii İcra Komitesi’nin (SSİK) 15.12.2010 tarihli toplantısında karar alınmıştı. TAI ile USD20 milyon bütçeli kavramsal tasarım projesi sözleşmesi 23.08.2011 tarihinde imzalanmıştı.

Proje kamuoyuna duyurulduktan kısa süre sonra görüş ve izlenimlerimi “TFXProjesi – Ne? Ne İçin? Nasıl?” başlıklı yazı ile paylaşmıştım. Üzerinden yaklaşık 2.5 yıl geçen bu yazıyı, IDEF’te sergilenen kavramsal tasarımların da yardımıyla güncellemek istedim.

Öncelikle mevcut durumun resmini çekmekle işe başlayayım. Önceki yazıdan bu yana bu resmin içeriği de değişti. Sonra resmi nasıl yorumladığımı aktaracağım.

19 Haziran 2013 Çarşamba

Geribesleme Mekanizması

Amaç – araç uyumu, ilerlemenin ya da başarının özüdür. Bu uyum, belirgin, somut bir hedef ile bu hedefe ulaşmak için kullanılacak aracın bir birine uygunluğunu gerektirir. Başka bir deyişle araç, amaca ulaşmak için gerekli niteliklere sahip olmalıdır.

Kontrol Teorisi bu aracı “kontrol sistemi” olarak adlandırır. Kontrol sistemi, içinde bulunulan odanın sıcaklık ve nemini, 100 metre koşucusunun hız ve temposunu, yolcu uçağının irtifasını, güdümlü füzenin tarayıcı başlığını, şirket yönetim kurulunun finansal stratejilerini belirler.

Bir kontrol sisteminin üç temel bileşeni vardır: Kontrolün amaçları (girdiler), kontrol sistemi ögeleri ve sonuçlar (çıktılar). Kontrol sisteminin amacı, bileşenler vasıtası ile girişleri, istenen sonuca ulaşacak çıktıları elde etmek için kullanmaktır. Bir kontrol sistemi olarak otomatik pilot, istenen irtifa seviyesine ulaşmak için hız ya da motor devri gibi girdileri kullanır.

İster bir makine olsun ister siyasi ya da ticari bir mekanizma, sistemler iki ana kategoriye ayrılır: Açık çevrim ve kapalı çevrim sistemler.

13 Haziran 2013 Perşembe

Türk Hava Kuvvetleri’nde F-100 Super Sabre, Bölüm - 2

Havacılık araştırmacısı Levent Başara, ilki 2011'de yayımlanan "Türk Hava Kuvvetleri'nde F-100 Super Sabre" adlı çalışmasının ikinci cildini Hobbytime Yayıncılık ile çıkardı.

Türkçe ve İngilizce hazırlanan kitap, 76 sayfadan oluşuyor. Başta Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı arşivi olmak üzere, yurtiçi ve yurtdışındaki kaynaklardan sağlanan görsellerle içeriği zenginleştirilen kitapta, birçoğu daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış yaklaşık 230 fotoğraf bulunuyor. F-100 Super Sabre'nin 30 yıllık tarihine ışık tutan serinin son kitabı, tüm havacılık meraklıları ve özellikle modelciler için önemli bir başucu kitabı niteliğinde.

Türk Hava Kuvvetleri tarihine ilgi duyan tüm araştırmacılara şiddetle tavsiye ederim. Hava kuvvetlerimizin tarihine ilişkin kaliteli, doyurucu ve özenli çalışmalar ne yazık ki bir elin parmak sayısına henüz ulaşabilmiş değil. Başara'nın kitabı bu açıdan çok değerli ve önemli.

Çalışmanın bu cildinin konu başlıkları:
  • F-100'ler Kıbrıs Üzerinde
  • Kıbrıs Barış Harekâtı’nda F-100'ler
  • Danimarka F-100'leri
  • F-100’lerle Harbe Hazırlık Eğitimi
  • F-100’lerin Envanterden Çıkışı
  • ABD’ye Geri Dönüş
  • Son Durak Hurdalık
  • Geriye Kalanlar
  • Çeşitli F-100 Fotoğrafları
  • Kuyruk Numaraları
  • Şehitler Listesi

7 Haziran 2013 Cuma

28 Mayıs 2013 Salı

Doğu Akdeniz'de Kim Daha İyi Görüyor, Kim Daha İyi Duyuyor?

Doğu Akdeniz'de yeni bulunan enerji kaynakları ve bunların paylaşımı konusundaki ihtilaflar, bölgeyi yeni bir potansiyel "sıcak nokta" haline getirdi. Arap Baharı sürecinin devamında 2011'den bu yana devam eden iç savaş ile mahvolan Suriye'nin oluşturduğu jeopolitik kara delik, Türkiye - İsrail gerginliği, İsrail'in bölgedeki askeri - politik açılımları gibi etkenler de bu noktanın sıcaklığını artırdı.

Bilhassa münhasır ekonomik bölge paylaşım krizi ile ortaya çıktı ki, kıyıdaş ülkelerin askeri - istihbari kaynakları, iddialarını savunmada son derece hayati öneme sahip. Bu önem, 2012 Haziran'ında Türk Hava Kuvvetleri'ne ait bir RF-4ETM keşif uçağının Suriye tarafından düşürülmesi olayı ile daha da dramatik şekilde vurgulandı.

Anlaşıldı ki, Doğu Akdeniz'deki stratejik resmi tam ve net gören ülke, bu bölgedeki hak ve hukukunu korumada tartışmasız güce sahip.

Peki bu konuda durum nedir? Doğu Akdeniz ülkelerinin hava ve deniz konuşlu istihbarat, keşif ve gözetleme (İGK; Intelligence, Surveillance, Reconnaissance; ISR) kabiliyetleri ne seviyede? Açık kaynakları tarayarak, Mayıs 2013 itibariyle bölge ülkelerinin elindeki aktif hizmette bulunan İGK kabiliyetlerinin bir dökümünü çıkardım.

Umarım bölge dengeleri ve jeopolitiğen ilgi duyan okura yardımı olur.

23 Mayıs 2013 Perşembe

IDEF 2013 İzlenimleri

IDEF 2013 11. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı, 7 - 10 Mayıs tarihleri arasında İstanbul'daki TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi'nde düzenlendi.

Fuara 52 ülkeden toplam 794 firma katıldı. Bu firmalardan 255'i yerli, 539'u yabancı idi. IDEF'e çeşitli ülkelerden 22 Bakan, 4 Bakan Yardımcısı, 5 Genel Kurmay Başkan Yardımcısı, 6 Kuvvet Komutanı ve 8 Müsteşar katıldı.

Fuarın tamamına katıldım. Bu açıdan oldukça yorucuydu. 1999'dan bu yana katıldığım IDEF, farkettim ki artık eskisi gibi heyecan vermiyor bana. Belki de yaşlanıyorumdur.

Fuarda dikkatimi çeken firmalara ilişkin notlarımı en sona ekledim, öncesinde gözlemlerimi paylaştım. Bu sefer fuar yazısını tek seferde yazmak istedim, biraz uzun oldu bu yüzden. Sabrı veya gözleri yorulan ya da bu yazıyı iki haftadır beklemekten sıkılan okuyucudan peşinen özür dilerim.

Not: Fuarda çekmiş olduğum fotograflara buradan erişebilirsiniz.

17 Mayıs 2013 Cuma

VII. Ulusal Uçak, Havacılık ve Uzay Mühendisliği Kurultayı


Makine Mühendisleri Odası (MMO) Eskişehir Şubesi tarafından düzenlenen VII. Ulusal Uçak, Havacılık ve Uçak Mühendisliği Kurultayı (UHUMK), 3 – 4 Mayıs tarihleri arasında Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde gerçekleştirildi.

Düzenleme Kurulu’nda yer aldığım kurultaya, “İnsansız Hava Aracı Görev Ve Performans İsterlerlerinin Tanımlanmasında Simülasyon Teknolojilerinin Kullanımı” başlıklı bildiriyle katıldım.

MMO Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Ünal konuşmasında, Türkiye’de havacılık ve uzay sektörünün, toplam isithdamdaki payının binde 5 olduğunu, bu oranın gelişmiş ülkelerde yüzde 1’den fazla olduğunu söyledi. AB üyesi ülkelerin havacılık ve uzay sektörlerinden elde edilen gelirin 10% kadarının ArGe çalışmalarına aktarıldığını söyleyen Ünal, bu oranın Türkiye’de 4% ile sınırlı kaldığını, ayrıca yeterli altyapı ve fizibilite çalışması yapılmadan, plansız ve programsız şekilde çok sayıda havacılık fakülte ve yüksekokulu açıldığını söyledi.

Açılış konuşmalarından sonra, “Özgün, Çağdaş ve Özgür Hava Aracı Tasarımında Yazılım Sorunları” başlıklı bir panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Arsev Eraslan, ODTÜ’den Prof. Dr. İsmail Hakkı Tuncer, İTÜ’den Prof. Dr. Adil Yükselen, TOBB ETÜ’den Prof Dr. Ünver Kaynak ile TAI’den Gürsel Eraslanoğlu katıldı. Konuşmacıların değindikleri hususlar, ana başlıkları ile şöyle:

13 Mayıs 2013 Pazartesi

26 Nisan 2013 Cuma

Simülasyon Teknolojileri ve İnsansız Hava Araçları

Giriş (*)

Teknolojideki gelişmeler doğrultusunda İnsansız Hava Araçları'nın (İHA) kullanımı yaygınlaşmaya başlamıştır. Çok farklı faydalı yük ve motor donanımına sahip, farklı görev ve kabiliyetlere sahip İHA'lar kullanıma girmiştir. Bunlar arasında elden atılan ve birkaç metre çapındaki bir bölgede uçabilen mini İHA'lardan, atmosferin üst katmanlarında 24 saatten fazla havada kalabilen stratejik İHA'lara kadar, çok sayıda farklı tip ve görevde hava aracı tasarlanıp üretilmeye başlanmıştır.

Görev ve kullanım alanına göre İHA'larda çok farklı tiplerde faydalı yükler taşınabilir hale gelmiştir. 1970'li yıllarda silahlı kuvvetler hizmetine giren ilk İHA'larda sadece elektrooptik sensörler bulunurken günümüzde ayrıca çeşitli tiplerde radar, elektronik istihbarat (ELINT; Electronic Intelligence) ve sinyal istihbaratı (SIGINT; Signals Intelligence) donanımı, telsiz ve uydu muhabere (SATCOM; Satellite Communications) gibi farklı sistemler kullanılmaktadır.

Kullanılabilecek faydalı yüklerin sayı ve çeşidindeki bu artış, ihtiyaca uygun görev sistemi seçimini, İHA tasarım ve üretim sürecinin en önemli aşaması haline getirmiştir. Mümkün olan en maliyet – etkin İHA platformunun tasarımı için, modelleme ve simülasyon teknolojilerinin kullanımı öne çıkan bir çözüm yöntemi olmuştur. İHA platformunun ve görev sistemlerinin isterlerinin belirlenmesi, prototiplenmesi ve karşılaştırılması için, analiz ve simülasyon araçları, objektif, düşük maliyetli ve düşük riskli bir ortam sunmaktadır.

25 Nisan 2013 Perşembe

Siyah Gri Beyaz 8 Yaşında

Eser: "Okuyan Genç Adam"
Ignat Bednarik

Kaynak: readingandart.blogspot.com
8 yıl önce Siyah Gri Beyaz'a ilk yazılarımı yazarken savunma teknolojileri, jeopolitik ve strateji konularında bildiklerimi paylaşma hevesim vardı. Bir çeşit "bildiklerini paylaşma ve yayma sorumluluğu" taşıyordum sanki.

Aradan geçen yıllar boyunca, ilgilendiğim konularda ayakları yere sağlam basan yorum ve değerlendirmeler yapmak için bilgi birikimimin aslında ne kadar yetersiz olduğunu anladım. Bunda yaklaşık bir buçuk yıldır çıkardığım Dört Deniz Bülteni'nin de büyük katkısı oldu. Siyah Gri Beyaz sitesine bu adı neden verdiğimi tekrar keşfettim.

Ve Siyah Gri Beyaz benim not defterim oldu. Üzerinde düşündüğüm, yazmak istediğim her konu, bir kılcal damar sistemi gibi, başka konulara bağladı beni. Araştırdıkça ve okudukça öğrendiklerimi de Siyah Gri Beyaz'la paylaştım, paylaşıyorum.

Ve Siyah Gri Beyaz benim öğretmenim oldu. Fikir sahibi olmak için bilgi sahibi olmayı öğretti. Doğru bilgiye ulaşmanın çok zor ama sonucu bir o kadar da haz veren bir çaba olduğunu öğretti.

Umarım okur da benimle aynı hazzı alıyordur.

18 Nisan 2013 Perşembe

Ya İçindesindir Sistemin Ya Dışında...

Can Dündar Milliyet gazetesinde bugün (18 Nisan) yayınlanan yazısında, Afganistan'ın Kunar eyaletinde düzenlenen NATO hava saldırısı sonucunda hayatını kaybeden 11 çocuk ile, 16 Nisan günü ABD'nin Boston kentindeki maraton sırasında düzenlenen bombalı terörist saldırıda ölen 8 yaşındaki Martin Richard'ın basında ve kamuoyunda yarattığı tepki farkını gündeme taşımış. 8 yaşındaki Martin için gösterilen tepkinin 11 çocuk için gösterilmeyişini eleştirmiş ve sorgulamış.

Halbuki ortada sorgulanacak pek fazla bir durum yok. Dünya çapında binlerce insanın Martin için, Kunarlı 11 çocuktan daha fazla üzülmesi, Martin'in ölümünün basında daha fazla yer alması son derece normal ve beklenmesi gereken bir sonuç.

15 Nisan 2013 Pazartesi

Evdeki Hesap Çarşıya Uymayınca


Northrop firması tarafından 1984 yılında
yayınlanan bir F-20 reklamı. F-20 savaş uçağı,
savunma projelerinin siyasi gelişmelere ne kadar
bağlı olduklarını göstermesi açısından ibretliktir.
(Kaynak: ebay)
Clausewitz, meşhur deyişi ile savaşı, siyasetin farklı araçlarla icrası olarak tanımlar. 20. yüzyılda, 2. Dünya Savaşı'ndan sonraki dönemde dış politika icrasında savaş kavramının yanına terörizm ile birlikte savunma sanayii de, artan bir oranda girmeye başlamıştır. Sadece cephede yürütülen savaş değil, bu savaşı yürütmek için kullanılacak askeri mekanizmanın nitelik ve niceliği de bir dış politika aracı haline gelmiştir.

Bu yüzden mesela Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin kaç batarya S-300 hava savunma sistemi siparişi verdiği değil, bu sistem için verdiği siparişin ta kendisi uluslararası bir krizin öznesi olmuştur.

Benzer şekilde savunma sistemi geliştirme projeleri ile birlikte bunların satışı (ya da satışının engellenmesi), uluslararası ilişkilerde önemli bir konu durumunda. Belli bir ihtiyaca yönelik sistemin geliştirilmesi (ya da geliştirilmesine izin verilmemesi), satışı (ya da satışına izin verilmemesi) gibi kararlar, devletlerarası ve sektörel çok ciddi yan etkiler doğurabilmekte. A400M, JSF F-35 gibi projeler sadece birer sistem geliştirme projesi değil, aynı zamanda paktların, müşterek politikaların sembolleri haline geldi.

Bir uçağın üretildiği fabrikanın, bir siyasetçinin seçim bölgesinde yer alması (V-22 örneğindeki gibi), ihtiyaç miktarı ve teknik analizlerin önüne geçebilmekte. Ya da sırf iki ülke arasındaki ilişkilerin seviyesinin yükseltilmesi için hiç ihtiyaç olmayan bir sistemin alımı için onay verilebilmekte.

Bazen de savunma sanayii firmaları, ticari risk alarak, piyasa araştırmaları ve teknolojik yönelimler doğrultusunda kendi kaynak ve inisiyatifleri ile sistem geliştirmeyi tercih edebiliyorlar. Oldukça riskli bir yöntem bu ve bazen sonuçları son derece ağır olabiliyor.

1980'li yıllardan bu konuda
iki ibret hikayesi var. Dikkatle incelenmeleri gerekir, zira günümüz için de geçerli olabilecek dersler barındırıyorlar satır aralarında.

5 Nisan 2013 Cuma

25 Mart 2013 Pazartesi

Milli Savunma için Milli Sınıflandırma Sistemi

ABD'nin kullandığı füze sınıflandırma şablonu.
Tasnifi, takibi ve sınıflandırması kolay.
Kaynak: Aerospaceweb.org
"İlk Yerli Yapım Tanksavarımız UMTAŞ'a Tam Not"

Geride bıraktığımız hafta içinde basında yer alan bir haberin yaygın şekilde kullanılan başlığı bu. ROKETSAN tarafından geliştirilen ve helikopter ve insansız hava araçlarından fırlatılan uzun menzilli tanksavar füzeden, UMTAS'tan bahsediliyor. Galat-ı meşhura dönüşmek üzere olan ismi ile "UMTAŞ" denmiş. "Uzun Menzilli Tanksavar Anonim Şirketi" mi yoksa İstanbul'da yerleşik "Uluslararası Makine Ticaret A.Ş. - UMTAŞ" mı kastediliyor? Başlığın ve haberin içeriğinden ilkinin kastedildiği belli. Gazetecinin savunma teknolojilerine dair bilgisizliği açıklayıcı olabilir ama aslında çok ciddi bir ihtiyacın da göstergesi bu -sıkça yapılan- hata.

Kaldı ki UMTAS'ın bir başka adı da var, muhtemelen ihracat pazarına yönelik: LRAT (Long Range Anti Tank). Kardeşi, orta menzilli füze olan OMTAS'ın da adı MRAT (Medium Range Anti Tank).

"Cobra başarıyla test edildi"

Bir başka gazetede yer alabilecek bu hayali başlık neyi anlatıyor olabilir? OTOKAR üretimi taktik tekerlekli personel taşıyıcı Cobra aracının test edildiğini mi? Yoksa Bell üretimi AH-1 Cobra helikopteri test uçuşuna mı çıkmış? Veyahut 1960'lı yıllarda kullanılan Alman yapımı Cobra tanksavar füzesi depolardan çıkarıldı da çalışıyor mu diye mi denendi acaba?

9 Mart 2013 Cumartesi

17 Şubat 2013 Pazar

Bir Kitle İmha Silahı Olarak Cehalet

Eser: Eric Drooker (www.drooker.com)
Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli stratejistlerden Erol Mütercimler, "Geleceği Yönetmek" adlı kitabının [1] "Stratejik Hamleler, Stratejik Sorunlar ile Etki Odaklı Harekât" bölümünün "Bilgi Yönetimi Nedir? Ne Değildir?" başlıklı kısmında, Şebnem Arıkboğa'nın "entelektüel sermaye" tarifini alıntılayarak bilgi yönetimi ve katma değeri üzerinde duruyor. Mütercimler'in atıfta bulunduğu Arıkboğa'nın tarifi şöyle:

"Entelektüel sermaye üç bölümden oluşmaktadır. Bunlar, insan sermayesi, yapısal sermaye ve müşteri sermayesidir. Burada önemli olan bu üçünün ayrı ayrı toplanması değil, bunların karşılıklı etkileşimi ve birlikte oluşturdukları sinerjik etkidir. Eğer bu üç sermaye türü birbirini tamamlamıyorsa ve birlikte etkin olarak çalışamıyorlarsa entelektüel sermayeden söz etmek mümkün değildir." [2]

Ticari bir yönü de olan bu tanım aslında tam olarak ulusal güvenlik ve kamuoyunun bilgilendirilmesi konularına da uyarlanabilecek bir kapsamda. Çünkü ulusal güvenlik konusunda kamuoyunun doğru ve net biçimde bilgilendirilmesi, politika yapıcıların ve strateji kurucuların sırtlarını dayananacakları bir duvarın örülmesi için şarttır. Başka bir deyişle, kendisine dürüst ve net davranılmış bir kamuoyu, strateji geliştirme ve uygulama sırasında askeri ve sivil mekanizmalara yardımcı olacaktır.

Burada, devlet mekanizması (ordu ve sivil bürokrasi ile hükümet), basın - yayın organları ile bilim çevresi arasında etkin ve sağlıklı bir iletişimin önemi öne plana çıkıyor. Bu yapı, kamuoyunu doğru bilgilendirme görevi de göreceği gibi, strateji geliştirilmesi için sağlıklı bir altılığı da inşa edecektir. Örneğin kriz durumlarında krizi, en az zararla atlatmak ve azami fayda sağlayacak şekilde yönebilmek, böyle bir yapının sağlıklı işleyebilmesi ile mümkün olacaktır.

Konuyu, yakın dönemde gündemi işgâl etmiş iki olay, iki ibret üzerinden açmakta fayda var.

6 Şubat 2013 Çarşamba

İsviçre'nin Gripen Seçimi: Maliyet - Etkinlik Nedir?



İsviçre, hava kuvvetleri hizmetindeki Northrop F-5E/F Tiger savaş uçaklarını yeni nesil modern bir savaş uçağı ile değiştirmek için Partial Tiger Replacement (Tiger Kısmî İkamesi) adlı bir tedarik programı yürütüyor. Proje kapsamında  Teklife Çağrı Dosyası 07.01.2008 tarihinde yayınlandı. Saab JAS-39C/D Gripen, Eurofighter EF-2000 Typhoon ve Dassault Rafale ile teklif verdi. [1]

Her ne kadar tedarik edilecek uçak sayısı 20 - 30 arası gibi çok yüksek olmayan bir miktarla sınırlı olsa da, ihale özellikle Eurofighter ve Dassault arasında büyük çekişmeye sahne oldu. Zira her iki firma da dünya çapında çok iddialı projelerde rakiplerdi ve İsviçre ihalesindeki teknik değerlendirme ve karşılaştırma sonuçları, bu uçakları söz konusu büyük ihalelerde avantajlı konuma geçirebilirdi.

İhale süreci devam ederken, İsviçre Hava Kuvvetleri'nin teknik değerlendirme raporunun basına sızması ve raporun içeriği büyük gürültü kopardı. Zira rapor, teknik olarak Dassault Rafale'yi ilk sıraya koyarken pek çok kriterde Eurofighter Typhoon'un beklentilerin son derece altında bir kabiliyete sahip olduğu dikkat çekiyordu. Üçüncü aday olan Gripen ise en düşük maliyetli çözüm olarak öne çıkıyordu.[2]

Tüm bu gürültüden sonra 30.11.2011 tarihinde Gripen'ın seçildiği duyuruldu. 100% oranında offset içeren teklif ile İsviçre Saab'dan 22 adet Gripen E alacak. Gripen NG modeli üzerine şekillendirilmiş bu uçaktan aynı zamanda İsveç Hava Kuvvetleri de kısa süre önce tedarik kararı almıştı.

İşte bu projenin ayrıntıları için Air Forces Monthly dergisinden Georg Mader, emekliye ayrılmadan hemen önce İsviçre Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Markus Gygax ile bir röportaj gerçekleştirdi. Sorulara oldukça açıksözlü ve ayrıntılı yanıtlar veren Gygax'ın beyanlarının satır aralarında modern hava kuvvetlerinin önündeki teknik ve ekonomik soru ve sorunlara dair ipuçları da bulmak mümkün.

Air Forces Monthly dergisinin Ocak 2013 sayısında yayınlanan röportajın Gripen tedarik projesi ile ilgili kısmını Türkçe'ye çevirerek aşağıda sundum. Ayrıca kendi değerlendirmelerimi de sonuna ekledim.

4 Şubat 2013 Pazartesi

İran'ın "Volksjäger" Tasarımı Hakkında

İran'da, 1979 İslam Devrimi'nin yıldönümü kutlamaları çerçevesinde 2 Şubat Cumartesi günü, Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad ve üst düzey askeri yetkililerin katıldığı bir törenle, "Kahir 313" adı verilen bir savaş uçağı kamuoyuna tanıtıldı.[1] [2]

Bilim kurgu filmlerinden çıkmışa benzeyen bir dış görünüşe sahip olan Kahir 313'ün tanıtılacağı, törenden bir hafta önce Savunma Bakanı Tuğgeneral Ahmed Vahidi tarafından duyurulmuştu.

İran resmî haber ajansları tarafından ABD yapımı F/A-18'e benzer kabiliyette olduğu iddia edilen Kahir 313'ün, İran Hava Savunma Endüstrisi Kurumu tarafından geliştirildiği açıklandı.

Uçağın teknik özellikleri hakkında bilgi veren Vahidi, Kahir 313'ün, "gelişmiş bir profile ve son derece düşük radar kesit alanına sahip, çok alçak irtifada uçabilen" bir uçak olduğunu ayrıca kısa pistlerden iniş kalkış gerçekleştirebildiğini söyledi. Vahid iayrıca uçağın yapımında gelişmiş malzemelerin kullanıldığını ve "son nesil güdümlü gelişmiş mühimmatların" kullanılabildiğini de ifade etti.

İran basını ayrıca uçağın 1,000 saat uçuş testi gerçekleştirdiğini iddia etti ve gerçek prototipe ait olduğunu iddia ettiği bir video kaydı yayınladı. Videoda şekil olarak Kahir 313'e ait gibi görünen bir uçak uçarken görülüyor ancak yayınlanan görüntünün uzaktan kumandalı ölçekli bir modele ait olma olasılığı da mevcut.

Tören sırasında çekilmiş ve İran basını tarafından alışılmışın dışında bir şekilde, oldukça ayrıntılı servis edilen fotograflar, uluslararası havacılık camiasında yoğun ilgi ve tartışmalara neden oldu. Bu, doğal bir sonuçtu, zira Kahir 313 oldukça sıradışı bir görünüme sahip. Ayrıca uçağın bazı özellikleri, en basit ifade ile oldukça "garip". [3] [4]

Ancak biraz daha yakından bakınca, modern bir "Volksjäger"e[5] benzeyen Kahir 313, İran'ın Batı'ya, Basra Körfezi ülkelerine ve kendi halkına karşı yürütmekte olduğu propaganda savaşına dair ilginç ipuçları içeriyor.

1 Şubat 2013 Cuma

25 Ocak 2013 Cuma

Caydırıcılık Üzerine

Kaynak: StephanKinsella.com
Caydırıcılık: Bir saldırganlığı önlemek ve engellemek için önlem alma işi (Türk Dil Kurumu sözlüğü)

Caydırıcılığın özünde "engellemek" bulunmakta. Engelleme için ise, bir dizi önlem ve hazırlık ile altyapısı sağlanan, psikolojik yönü oldukça kuvvetli bir "duruş" gerekmekte. Dolayısıyla caydırıcılık aslında bir bakıma, hasmın mevcut veriler ve değerlendirmeler ışığında kendi kendine vardığı bir sonuç anlamı kazanıyor. Yani hasmınıza "saldırırsam başıma ne gelir?" sorusunu sordurma (ve bunu sürdürülebilir kılma) yetisidir caydırıcılık.

Caydırıcılık sadece durağan değildir. Değişen ve gelişen koşullar karşısında hızlı konum değiştirebilme ve tutum geliştirebilme kabiliyetinden de beslenir. [1]

İki "kıssa" ile irdelemeye çalışalım caydırıcılığın değişik boyutlarını:

15 Ocak 2013 Salı

Afrika Bildiğiniz Gibi: Mali İç Savaşı ve Serval Harekâtı

Fransız Silahlı Kuvvetleri 11 Ocak günü Batı Afrika ülkelerinden Mali'deki aşırı İslamcı militan gruplara karşı bir hava ve özel kuvvet harekâtı başlattı. Harekât, aslında uzun süredir "geliyorum" diyen bir sürecin sonucu: Mali'deki etnik ve dini terörün Sahra-altı Afrika'da bir kara delik oluşturması tehlikesine karşı bir süredir Afrika Birliği ve Birleşmiş Milletler nezdinde yoğun bir girişim mevcuttu. Ancak Afrika Birliği'nin müdahalede geç kalması ve ülkedeki militan grupların ani ve etkili saldırıları, Fransa'nın liderliğinde acil bir saldırı sonucunu doğurdu.

Ölçeği çok geniş olmayabilir ancak Mali, Avrupa'nın kuvvet aktarım kabiliyeti, Afrika'daki aşırı İslamcı hareketlerin varlığı ve kıtada yakın - orta vadede gerçekleşmesi muhtemel güç mücadelelerinin seyri açısından ipuçları ile dolu gibi görünüyor.

6 Ocak 2013 Pazar

7. Ulusal Uçak, Havacılık ve Uzay Mühendisliği Kurultayı

Makina Mühendisleri Odası (MMO) Eskişehir Şubesi'nin düzenlediği ve benim de Uçak, Havacılık ve Uzay Mühendisliği Meslek Dalı Ana Komisyonu (UHUM MEDAK) üyesi olarak düzenleme kurulunda yer aldığım 7. Ulusal Uçak, Havacılık ve Uzay Mühendisliği Kurultayı (UHUMK), 3 - 4 Mayıs tarihlerinde Eskişehir Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü'nde gerçekleştirilecek.

Kurultayın ana bildiri konuları şu şekilde belirlendi:

1. Uçak, havacılık ve uzay mühendisliğinde eğitim / istihdam planlaması ve yeni açılan bölümler

2. Havacılık sektöründe yeni / ileri teknoloji yatırımları

3. Özgün hava aracı çalışmaları

4. Havacılık sektöründe yan sanayi (KOBİ) olgusu ve yeterlilik - gereklilik incelemeleri

5. Havacılıkta üniversite - sanayi işbirliğinin geliştirilmesi

6. Hava araçlarının bakım, onarım ve yenileştirilmesinde kabiliyet ve iş payı değerlendirmeleri

7. Havacılıkta sertifikasyon ve uçuş emniyeti

8. Uçak, havacılık ve uzay mühendisliğinde iş yaşamı değerlendirmeleri