27 Nisan 2017 Perşembe

Stajyer Kurmaylık: ABD'nin SDCFP Sistemi

Değişen ortam koşullarına uyum sağlayabilmek, varlığı sürdürmenin en önde gelen koşulu. Değişim ve dönüşüm, kontrollü bir şekilde uygulanabilirse, gelişmenin aracı olabiliyor. Bu kontrolü sağlayabilmek de kendi niteliklerine hakim olmaya ve değişim ihtiyaçlarının neler olduğunu tespit edebilmeye bağlı. Bu, hem bireysel hem de kurumsal bazda geçerli.

Günümüzde (hem bireysel hem de kurumsal ölçekte) değişim ve dönüşümü etkileyen etkenlerin en başında teknoloji geliyor. Teknolojinin hızlı değişimi, hayat koşullarımızı, yaşam biçimimizi, iş ve ticaret hayatını, sanatı ve doğal olarak savaşı değiştiriyor; bunlara yeni biçimler, anlamlar ekliyor. Dolayısıyla iş yapmak, ülke yönetmek, ilham vermek ya da savaşmak için yenilikçi ve çok katmanlı şekilde düşünebilmek, farklı görüş açılarından bakabilmek gerekiyor.

Askerlerin, özellikle stratejik vizyona sahip olması gereken lider personelin, yani kurmayların bu değişim ve dönüşümün öncüleri olabilmesi gerekli. Ancak burada şöyle bir açmaz var: Bu personel, kurmay olana kadar belli bir düşünce ve eylem teorisi ve pratiği içinde tecrübe kazanıyor. Ancak teknoloji altlığında değişim ve dönüşümü yönetebilmek için, klasik, geleneksel kalıpların dışına çıkabilmeleri gerekli. Başka bir ifade ile, sadece asker değil, aynı zamanda iş adamı, teknokrat ve girişimci ruhlarına sahip olmalılar.

Ancak bu "çok ruhluluk" ile askeri devrim (AD) yönetilebilir*. Nitekim ABD, bu ihtiyaca yönelik olarak 1990’larda çok ilginç bir uygulama başlatmış: Secretary of Defense Corporate Fellows Program (SDCFP; Savunma Bakanlığı Kurumsal Burs Programı).

SDCFP basitçe, ABD ordusunda geleceğin kurmaylarının savunma & havacılık sanayii ve diğer sektörlerde önde gelen şirketlerde bir yıl süreyle staj yaptığı bir ordu - özel sektör işbirliği programı.

24 Nisan 2017 Pazartesi

Siyah Gri Beyaz 12 Yaşında

Eser: Otoportre
Emile Friant
İlkokul ve ortaokuldaki günlük tutma denemelerim hep hüsranla sonuçlanmıştı. En uzun süreli günlük tutma girişimimim, Mayıs ayına kadar dayandığını hatırlıyorum. Sonra da bir daha denemedim zaten.

Şimdi düşünüyorum da, bunun en başta gelen sebebi galiba, her gün bir şeyler yazmak için kendimi zorlamamdı. O gün ne yaşamış olursam olayım, yazmam gerekiyordu. "Günlük" tutmayı kelime anlamı ile uygulamaya çalışıyordum. Kendimi böyle bir boyunduruğa sokunca, heves ve enerjimin bir yerden sonra tükenmesi doğal sonuçtu.

Halbuki günlüğü, o gün yaşadıklarımı kayda geçirmek yerine, hayal ettiğim, düşündüğüm şeyleri tarihe not etmek için tutsaydım, muhtemelen şimdi ciltler dolusu günlüklerim olacaktı.

Siyah Gri Beyaz, bunun farkına varmamı sağladı: Mesleki ve akademik günlüğüm olarak. Sık sık geriye gidiyor, eski yazdıklarımı okuyor, hem hafızamı tazeliyor hem de geçmişteki kendimle hasret gideriyorum.

Siyah Gri Beyaz okuruna da, geride kalan 12 yılda beni yalnız bırakmadığı için en içten şükranlarımı sunuyorum.

14 Nisan 2017 Cuma

Füze Savunması Üzerine: “Left of Launch”



Musudan (Hwasong 10) balistik füzesi
fırlatma anında
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Kuzey Kore arasındaki gerilim, karşılıklı tehditler ve gövde gösterileri ile hızla tırmanıyor. Kuzey Kore’nin ardı ardına gerçekleştirdiği füze denemeleri ve göreve yeni başlayan ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamaları, dünyanın dikkatini Kore Yarımadası’na çevirmiş durumda. Bu gerginliğin bir sıcak çatışmaya dönüşmesi çok uzak bir olasılık değil. Ancak bu olasılığı dünya güvenliği için kaygı verici hale getiren esas etken, Kuzey Kore’nin sahip olduğu füzeler ve daha da önemlisi nükleer silah kapasitesi.

Bu gerilimin merkezinde, Kuzey Kore’nin füze gücü bulunuyor. Ülke, kaynaklarının büyük kısmını balistik füze geliştirme programlarına ayırmış durumda. Bu çalışmaların sonucunda da çok sayıda farklı menzil ve kabiliyetlerde füzeler üretti. Ayrıca bu füzeleri ve üretim teknolojilerini Suriye, Mısır, İran gibi ülkelere sattı.

Kuzey Kore’nin füzelerine karşı ABD, Güney Kore ve Japonya uzun süredir füze savunma sistemlerine yoğun yatırımlar yapmakta. Bu sürecin son hamlesi olarak ABD Mart ayında, Güney Kore’ye THAAD (Terminal High Altitude Air Defense) füze savunma sistemi konuşlandırmaya başladı. ABD ayrıca bölgeye ilave kuvvet sevketmeye devam ediyor.

Ancak anlaşılan o ki, Kuzey Kore’nin füze gücüne karşı ABD bir süredir sessiz bir savaş yürütmekte. ABD basınına geçtiğimiz ay yansıyan haberlere göre ABD’nin, yeni uygulamaya koyduğu “Left of Launch” (Fırlatmanın solu) doktrini kapsamında yürüttüğü siber harp ve sabotaj faaliyetleri, Kuzey Kore’nin füze programlarına ciddi zarar verdi.

Peki nedir “Left of Launch”?

12 Nisan 2017 Çarşamba

23 Mart 2017 Perşembe

Hava Savunma Füzelerinin Düellosu



16 Mart'ı 17 Mart'a bağlayan gece İsrail Hava Kuvvetleri'ne bağlı savaş uçakları, Suriye hava sahasına, ülkenin güneybatısından girerek bir taarruz gerçekleştirdiler. Suriye ordusundan 17 Mart günü yapılan açıklamada, dört İsrail savaş uçağının Palmira yakınlarında bir hedefi vurduğu, Suriye hava savunması tarafından açılan ateşle bir İsrail uçağının düşürüldüğü, bir diğerinin ise hasar aldığı iddia edildi.

İsrail Savunma Kuvvetleri'nden 17 Mart günü yapılan açıklamada ise Suriye'deki bir hedefin vurulduğu, İsrail jetlerine atılan uçaksavar füzelerinden birinin savunma sistemi tarafından havada imha edildiği bildirildi. Aynı sabah bir füze parçası, Ürdün'ün kuzeybatısındaki İrbid yakınlarına düştü.

İsrail'in açıklaması iki nedenden ötürü son derece dikkat çekici: 1. İsrail, bugüne kadar Suriye'de gerçekleştirdiği saldırıların neredeyse hiçbirini resmen kabul etmemekteydi. 2. Bu, bir hava savunma füzesinin havada başka bir hava savunma füzesi tarafından vurulmasına dair bilinen ilk olay.

17 Mart 2017 Cuma

21 Şubat 2017 Salı

Ateş Gücünün Dağıtılması – Distributed Lethality

Eğer yüzüyorsa savaşır!” Bu slogan, ABD Deniz Kuvvetleri’nin (US Navy; USN) bir süredir gündeminde. Çıkış noktası ise, Rusya ve Çin’in deniz kuvvetlerine yaptıkları yatırımlar ve uyguladıkları A2AD (Anti Access Area Denial; Erişimi Engelleme / Bölgeden Men etme) stratejisi. Rusya A2AD’yi Karadeniz’de, Çin ise Güney Çin Denizi’nde etkin bir biçimde yürütmekte.

A2AD kabaca, düşmanın belli bir bölgeye erişimini veya o bölgede harekât yapmasını engellemek amacıyla kullanılan taktik ve teknikler bütünü olarak tanımlanabilir. Türkiye aslında A2AD’nin tarihteki en başarılı örneklerinden birini uygulamıştır: Çanakkale Harbi’nin deniz safhası, İtilaf donanmasının Çanakkale Boğazı’ndan geçişinin kıyı topçusu ve mayınlar marifetiyle engellemesi ile sonuçlanmıştır. Müteakiben kara harbi safhası ile kesin sonuç alınmıştır.

Modern A2AD stratejilerinin odağında, yüksek süratli ve hassas güdüm kabiliyetli füzeler (balistik füzeler ve seyir füzeleri), deniz mayınları, hava savunma topçu ve füze sistemleri bulunuyor. Korvet ve hücumbotlar, denizaltılar, seyir / gemisavar füzesi ateşleyebilen uçaklar da A2AD’nin öne çıkan platformları. Farklı yönlerden gelen çok sayıda gemisavar füzesi ve akıllı deniz mayınları ile mücadele etmek, bunu aynı anda çok sayıda küçül, hızlı ve atik hücumbot / korveti takip kovalarken yapabilmek, Soğuk Savaş’ın simetrik harp ortamına göre şekillendirilmiş günümüz donanmalarının harcı değil.

8 Şubat 2017 Çarşamba

31 Ocak 2017 Salı

TFX Projesi: Ne? Ne İçin? Nasıl? - 4

İngiltere Başbakanı Theresa May'in Ankara ziyareti sırasında 28 Ocak günü, iki ülke başbakanları huzurunda İngiliz BAE Systems ve TUSAŞ şirketleri genel müdürleri, bir anahat anlaşması imzaladılar.

Müzakereleri bir süredir devam eden ve imza aşamasına gelmiş GBP100 milyonluk (yaklaşık USD125.15 milyon) anlaşmanın ilk aşaması olan bu imza ile, TFX olarak da bilinen Milli Muharip Uçak (MMU) projesinde önemli bir aşama tamamlanmış, uzun ve çetrefilli bir yolun ilk adımı da atılmış oldu.

Bu proje ile ilgili daha kaç "Ne? Ne İçin? Nasıl?" yazısı yazılacağını tahmin etmek çok zor. Yolun bundan sonrasının nasıl olacağına dair fikir yürütmeden önce, geriye bakıp şimdiye kadar kat edilmiş kısmını hatırlamakta fayda var.

26 Ocak 2017 Perşembe

Ulusal Savunma Sanayiinin Aşil Topuğu, Test ve Değerlendirme

Yeşil Vadi Faciası Arapsaçına Dönüştü

Geçtiğimiz ay yaşanan Yeşil Vadi Faciası'ndan sonra açılan soruşturma, bürokratik bir arapsaçına dönüştü. Beş ilkokul öğrencisi ve iki öğretmenin hayatlarını kaybettiği olayda, test sahasının ve test faaliyetinin sorumlusu tespit edilemiyor. Silah sisteminin üreticisi, kazanın, altyüklenici tarafından üretilen bileşenin testi sırasında gerçekleştiğini, sorumluluğun altyükleniciye ait olduğunu iddia ederken, tedarik makamının hukuki bir sorumluluğu olmamasına rağmen teste onay verdiği anlaşıldı.

Yeşil Vadi'de Ne Olmuştu?

19 Ocak 2017 Perşembe

Asimetrik Harp, Beka Kabiliyeti ve Fırat Kalkanı

Güney Lübnan'daki Mlita Direniş Anıtı
Kaynak: socks-studio.com
24 Ağustos günü başlayan Fırat Kalkanı Harekâtı, halen Halep'in kuzeydoğusundaki el Bab kasabası odağında devam ediyor. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve onu destekleyen Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) unsurları, bu stratejik kasaba ve çevresinde IŞİD terör örgütü ile şiddetli çatışmalara girmekte.

Harekât, ÖSO'nun TSK'nın zırhlı ve topçu birlikleri ile hava kuvvetleri desteğinde ilerlemesi şeklinde başladı. Cerablus ve çevresindeki yerleşim yerlerinin ele geçirilmesi ve PYD'nin kurmaya çalıştığı "Kürt Koridoru"nun engellenmesini içeren ilk aşama büyük ölçüde bu hareket tarzı ile tamamlandı.

Harekâtın sonraki safhalarında TSK'nın bölgeye sevkettiği takviye kuvvetlerin, özellikle zırhlı birlik ve özel kuvvet unsurlarının arttığı gözlemlendi. Nitekim el Bab'a gelindiğinde harekâtın momentumunun ÖSO değil, TSK tarafından belirlendiği şeklinde bir görüntü vardı.

Öte yandan, aradan geçen beş aylık sürede kayıplar yaşanmadı değil. Harekâta katılan Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na (KKK) ait bazı ana muharebe tankları, zırhlı muharebe aracı (ZMA) ve zırhlı personel taşıyıcı (ZPT) araçlar, başta tanksavar güdümlü füzeleri olmak üzere düşman ateşi ile hasar aldı, bazıları tümden imha oldu.

Dolayısıyla Fırat Kalkanı, özellikle yerleşim bölgeleri (meskûn mahal) içinde ve çevresinde gerçekleşen asimetrik nitelikli harekâtlara yönelik beka kabiliyetini artırıcı tedbir ve teknikleri gündeme getirdi.

16 Ocak 2017 Pazartesi

Yunanistan'ın EDA Hamlesi, OH-58D ve Diğerleri

Kasım 1994: OH-58D bir deneme uçuşu için
Güvercinlik'te kalkışa hazırlanıyor
Kaynak: Savunma ve Havacılık, No: 5/94
Kısa süre önce yayın hayatına son veren Air Forces Daily ve ardından Kokpit.aero web siteleri, Yunanistan ile ilgili ilginç bir haber paylaştı. Buna göre Yunanistan, ABD'den 70 adet Bell OH-58D Kiowa Warrior tipi silahlı keşif helikopteri alımına hazırlanıyordu.

Bilginin kaynağı, ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı Savunma ve Güvenlik İşbirliği Dairesi (Defense Security Cooperation Agency; DSCA) idi. DSCA tarafından yayımlanan İhtiyaç Fazlası Savunma Malzemesi (Excess Defense Articles; EDA) programı listelerinde, Yunanistan'ın talepte bulunduğu ya da transferi onaylanan kalemler arasında OH-58D Kiowa Warrior helikopteri de bulunuyordu.

OH-58D transferi ile birlikte dikkat çeken diğer iki alım, CH-47D nakliye helikopterleri ve J85-GE-4A turbojet motorları. Bu hamleler, Yunanistan'ın yürüttüğü savunma politikasına dair ipuçları içermekte.

12 Ocak 2017 Perşembe

31 Aralık 2016 Cumartesi

Başlıksız

Eser: Joey im Café
Angela Selders-Kanthak
Zor bir yıl oldu 2016. Takip eden yılın daha rahat geçeceğine dair pek işaret yok.

Bu, çok olağanüstü bir şey değil. Hiç bir şey zamanla kolaylaşmıyor. Hemen hemen hiç bir şey.

Ve bu, güzel bir şey: Yaşamak, üretmek, ilerlemek için gerekçe sunuyor insana. Zorlukları aşmadıktan, geçmedikten sonra yürümenin de yaşamanın da ne değeri var ki?

Ne değeri var söğüt gölgesinde dinlenmenin, tarlada ayaklar su toplayıncaya kadar çalışmadıkça?

Ne tadı var suyun, kör kuyular kadar susamadıkça?

2017'nin kazandıracaklarını ve kaybettireceklerini görmek için sabırsızlanıyorum.

Siyah Gri Beyaz okuruna da hak ettiği gibi yaşayacağı bir yıl diliyorum.

Dört Deniz Bülteni - Kasım 2016



Karadeniz, Akdeniz, Kızıldeniz ve Gökdeniz havzasında savunma ve güvenlik gündemi
[PDF]

30 Kasım 2016 Çarşamba

Endotermik Güvenlik

"Endotermik", daha ziyade kimya alanında kullanılan bir terim. Kelime anlamı itibariyle "ısı alan" (endo = içeri, iç; termik = ısıl) kimyasal tepkimeleri tanımlıyor.

Endotermik tepkimeler, gerçekleşmek için dışarıdan gelecek enerjiye ihtiyaç duyarlar. Çoğu endotermik tepkimede bu enerji, ısı formundadır. Zıddı ise "egzotermik", yani ısıveren tepkimelerdir: Bunlar ise gerçekleşince enerji açığa çıkarırlar.

Bu kavramı savunma ve güvenlik alanında, düşünce yapısı ("paradigma") veya sistemin işleyişi için de uyarlamak mümkün. Güvenliğin endotermik ve egzotermik çeşitleri olduğu iddia edilebilir. Hatta çok daha genel olarak devletin yapısı ve işleyişi için de kullanılabilir; "endotermik devletlerin" varlığından bahsedilebilir (*).

Peki nedir endotermik güvenlik?

24 Kasım 2016 Perşembe

Bir Sempozyum, Bir Seminer, İki Konferans

Kasım ayı yoğun geçiyor. Her sene sonbahar ayları, seminer, konferans ve benzeri etkinliklerle sıkışıktır ancak bu sene savunma sektöründe Ekim - Kasım arasında ciddi bir yığılma oldu.

Siyah Gri Beyaz'a bir süredir fazla vakit ayıramıyorum. Bahanesini bu sıkışıklığa atıp vicdanımı temizleyerek katıldığım etkinliklere dair izlenimlerimi paylaşayım.

Katıldığım dört etkinlik şunlar idi:

Yük Sertifikasyonu Testleri Sempozyumu: 1-2 Kasım, Crowne Plaza Otel, Ankara
İstanbul Güvenlik Konferansı: 2-4 Kasım, Raddison Blu Otel, İstanbul
Kara Sistemleri Semineri: 7-8 Kasım, ODTÜ Kongre ve Kültür Merkezi, Ankara
2. Ulusal Radar Konferansı: 17 Kasım, Savunma Sanayii Müsteşarlığı

15 Kasım 2016 Salı

30 Ekim 2016 Pazar

26 Eylül 2016 Pazartesi

Başlıksız

Çok güzel bir şey oldu bugün
Bütün bu toz ve dumanın içinde
Dünyamıza bir güneş gibi
Kızımız Umay doğdu

22 Eylül 2016 Perşembe

Palavra Dedektörü: Özel Olarak Zırhlandırılmış Yalanlar

Yeni Şafak gazetesinde Kıymet Sezer imzasıyla 21 Eylül günü yayımlanan "Özel Zırhıyla Bab'a Girecek" başlıklı haber, ulusal savunma ve güvenlik konularında kamuoyunun nasıl yanıltıldığı ve yanlış yönlendirildiğine dair güzel bir örnek teşkil ediyor.

Haber metni ilk bakışta çok sayıda yanlış ve yanıltıcı bilgi içeriyor. Daha da ilginci, satır aralarında İsrail propagandası olarak değerlendirilebilecek bazı kısımları mevcut. Gazetenin ideolojik duruşu ile karşılaştırıldığında dikkat çekici bir tezat.

Madde madde gidelim.

15 Eylül 2016 Perşembe

2016 DefenseNews Top 100 Listesi ve Bazı Tespitler

Önde gelen savunma yayınlarından DefenseNews sitesi, her yıl hazırladığı "Top 100" adlı, dünyanın en büyük 100 savunma ve havacılık şirketi listesinin 2016 sürümünü 11 Eylül günü yayımladı.

Bu listede bir süredir Türkiye'den iki şirket; Türk savunma sanayiinin iki devi ASELSAN ve TUSAŞ da yer alıyor. Bu listede iki Türk şirketinin yer alıyor olmasına, özellikle Türk savunma sanayiinin karar alıcıları ve sektörün önde gelenleri tarafından büyük önem veriliyor. Bu liste, hem siyasiler hem de sektör liderleri tarafından çeşitli vesilelerle hatırlatılıyor. Bu bakımdan, DefenseNews Top 100 listesinin, Türk savunma sanayii tarafından bir nirengi noktası ya da bir "benchmark" olarak alındığını söylemek mümkün.

Listeyi birkaç yıldır yakından takip edip, içerdiği göstergeleri akademik çalışmalarımda kullanıyorum. 2016 verilerini de, kısıtlı vaktimde elimden geldiğince değerlendirip bazı tespitlere ulaşmaya çalıştım.

Türkiye’nin Savunma Reformu

15 Temmuz darbe girişiminin ardından kamuda oldukça geniş kapsamlı bir temizlik ve yeniden yapılandırma çalışması başlatıldı. Bu çalışmaların odağında ise, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bulunuyor. Yapılan kanuni düzenlemelerle TSK'nın kuruluş, işleyiş ve yapısında kapsamlı bir değişim yaşandı, bu değişim ve dönüşüm süreci bir süre daha devam edeceğe benziyor.

Bu kapsamda doğal olarak TSK özelinde Türkiye'nin savunma ve güvenlik mekanizmasının yenilenmesi de gündeme geldi. Soğuk Savaş'ın ortam ve şartlarına göre şekillenmiş savunma ve güvenlik mimarisinin, Türkiye'nin kendi ihtiyaçları ve koşullarına göre değişim ve dönüşüme tabi tutulması gerekmekte. Sadece organizasyonel değil aynı zamanda kültürel ve düşünsel bir dönüşümü de zorunlu kılan bu süreç, pek çok farklı disiplinden asker ve sivil uzmanın birlikte çalışmasını gerektiriyor.

Bu sürece düşünsel bir katkı sağlamak amacıyla kaleme aldığım, "Türkiye'nin Savunma Reformu: Tespit ve Öneriler" başlıklı analiz raporum, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Bilimleri Vakfı tarafından yayımlandı. Raporun tam metnine buradan erişebilirsiniz.

11 Eylül 2016 Pazar

2 Eylül 2016 Cuma

Fırat Kalkanı Harekâtı - 01.09.2016


TSK'nın Cerablus çevresindeki IŞİD unsurlarına karşı mücadele veren ÖSO birliklerine topçu desteği devam etti.

ÖSO'nun ilerlemesi, Cerablus'un batısı istikametinde devam etti.

TSK gün içinde yaptığı açıklama ile harekâtın bugüne kadarki bilançosunu paylaştı.

1 Eylül 2016 Perşembe

Fırat Kalkanı Harekâtı - 31.08.2016

Harekâtta bir hafta geride kalırken TSK - ÖSO unsurlarının ele geçirdiği alanın toplam yüzölçümü 400 kilometrekareyi aştı. 25km civarında bir derinliğe ulaşılırken ele geçirilen köy sayısı da 32 oldu.

Suriye Türkmen Meclisi Başkanı Abdurrahman Mustafa, sınır hattının Gavureli - Çobanköy arasında kalan kesiminin IŞİD'den temizlenmesinden sonra sıradaki hedefin el Bab olabileceğini söyledi. Mustafa, Münbiç ve Cerablus'tan kaçan IŞİD militanlarının buraya yerleştiğini ekledi.

ÖSO, Sacır Suyu boyunca batıya ilerlemesini sürdürerek Halvancı, Muhsinli ve Hasan Sağır köylerini ele geçirdi.

31 Ağustos 2016 Çarşamba

Fırat Kalkanı Harekâtı - 30.08.2016


30 Ağustos günü görece sakin geçti. ÖSO ile PYD arasında bir çeşit ateşkes anlaşması sağlandığı bilgileri geldi. Bu iddialar Türk Dışişleri kaynakları tarafından yalanlandı.

Cerablus'un batısında IŞİD ile çatışmalar yer yer devam etti. Akşam saatlerinde bir Türk tankının vurulduğu bildirildi.

Gece ise, el Bab'a düzenlenen bir hava saldırısında IŞİD'in önde gelen isimlerinden ve örgütün sözcüsü Ebu Muhammed el Adnani öldürüldü.

Scorpene Skandalı: Binden Fazla Nasihata Bedel bir Musibet

Türkiye'de neredeyse tüm gündem 15 Temmuz darbe girişimi, devlet kademelerinin Gülen cemaati mensuplarından temizlenmesi ve Fırat Kalkanı Harekâtı ile meşgul durumda. Bu nedenle, geçtiğimiz hafta dünyanın öteki ucunda patlak veren bir skandal pek farkedilmedi. Skandalın boyutları, üç ülkede deprem etkisi yarattı ve farklı ülkelere de sıçrayabilir. Mali boyutu ise on milyarlarca dolar mertebesinde.

Avustralya'da yayımlanan bir gazete, Fransa'nın Hindistan için inşa etmekte olduğu denizaltıların tüm proje dokümanlarını ele geçirdi. 22,000 sayfa tutan ve denizaltıların tüm sistemlerinin tasarım ve performans ayrıntılarını içeren bu dokümanların bir kısmı yayımlandı. Skandala çarpan etkisi yapan ise, Fransa'nın Hindistan ihalesini rüşvet ile almış olması iddiaları ve kısa süre önce Avustralya'nın yaklaşık USD40 milyar tutarındaki denizaltı ihalesini de -benzer tipteki denizaltı için- Fransa'ya vermiş olması.

Skandal, çıkış şekli ve muhtemel sonuçları nedeniyle yakından incelenmeyi hak ediyor.

30 Ağustos 2016 Salı

Fırat Kalkanı Harekâtı - 29.08.2016


Fırat Kalkanı'nın altıncı gününün en önemli gelişmelerinden biri, ÖSO'nun Sacır Suyu'nun güneyine inmesi oldu.

PYD'nin Menbiç'e asker ve silah takviyesi yapmaya başladığı bildirildi. Ancak örgütün bir sözcüsü, bir takviyenin söz konusu olduğunu ancak bunun PYD tarafından yapılmadığını söyledi.

Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, PYD örgütünün Fırat Nehri'nin doğusuna geçmemesi halinde hedef olacağını açıkladı.

Harekâtın hedeflerine ilişkin Türkiye'den en somut açıklama, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'tan geldi. Kurtulmuş, "Türkiye’nin hedefi açık, sınırlarını korumak. DAEŞ başta olmak üzere Türkiye’ye karşı faaliyet gösteren terörist yapıları, belirttiğiniz genişliği 90, derinliği 40 km kadar olan operasyon alanından süpürmek" diyerek harekâtın sınırlarını çizdi. Kurtulmuş ayrıca, PYD'nin Menbiç'ten ayrılmasının Suriye'nin toprak bütünlüğü açısından önemli olduğunu da vurguladı.

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Fırat Kalkanı Harekâtı - 28.08.2016

Beşinci gününde Fırat Kalkanı, Cerablus ve Çobanbey merkezli olarak devam etti.

ÖSO birlikleri, Cerablus köprübaşından batıya ve güneye doğru ilerlemeye devam etti. Güneye inen kol, Münbiç'e 12km kadar yaklaştı; batıya doğru ise Çobanbey köprübaşından gelen grup ile mesafe 27km'ye kadar indi.

Cerablus'un güneyindeki hedeflere karşı Türk Hava Kuvvetleri'nin düzenlediği hava saldırıları fasılalarla devam etti. Bu arada Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, bombardımanda sivillerin hayatlarını kaybettiğini açıkladı. Bu iddia Başbakanlık tarafından yapılan bir basın açıklaması ile kesin bir dille reddedildi.

28 Ağustos 2016 Pazar

Fırat Kalkanı Harekâtı - 27.08.2016

Harekâtın dördüncü günü çatışmalar şiddetlendi, TSK'nın operasyonları yoğunlaştı.

Öğleden önce 1000 sularında topçu birlikleri ve savaş uçaklarının, Cerablus'un güneyini vurduğu haberleri geldi. Bölgedeki bir cephaneliğin vurulduğu bildirildi.

ÖSO, Cerablus'un güneybatısına doğru ilerlemeye devam etti. Gün boyunca beş köy ele geçirildi.

Akşam saatlerinde PYD tarafından gerçekleştirilen saldırı ile TSK, harekâttaki ilk kaybını verdi. İki tanka yapılan tanksavar füzeli saldırı sonucu bir asker şehit oldu, üç asker yaralandı.

27 Ağustos 2016 Cumartesi

Fırat Kalkanı Harekâtı - 26.08.2016

Fırat Kalkanı'nın üçüncü gününde, harekâtın merkezi olan Karkamış'a takviye birlik sevkiyatı devam etti.

Korgeneral Zekai Aksakallı ile birlikte 2'ci Ordu Komutanı Orgeneral İsmail Metin Temel'in de Cerablus'a gittiği ortaya çıktı.

Kara Kuvvetleri'ne bağlı istihkâm birlikleri, Cerablus'a kadar olan bölgedeki mayın ve tuzakların tespit ve imhası faaliyetlerine devam ettiler. Topçu birlikleri, tespit edilen IŞİD unsurlarını ateş altına aldılar. 

26 Ağustos 2016 Cuma

Fırat Kalkanı Harekâtı - 25.08.2016

Fırat Kalkanı Harekâtı'nın ikinci günü görece sakin geçti.

Cerablus'a yerleşen ÖSO unsurları, şehrin çevre emniyetini aldılar.

Günün en önemli haberi, Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı'nın Cerablus'a gelmesiydi.

Harekâta ilişkin, hükümet çevrelerine yakınlığı ile bilinen gazeteci Abdülkadir Selvi bazı bilgileri paylaştı. Selvi'nin aktardığı bilgilerin öne çıkanları şöyle:

25 Ağustos 2016 Perşembe

Fırat Kalkanı Harekâtı - 24.08.2016


24 Ağustos günü erken saatlerde Gaziantep ilinin Türkiye - Suriye sınırı yanı başındaki Karkamış ilçesinin hemen karşısında bulunan Cerablus kentine düşmeye başlayan top mermileri, Ortadoğu'daki Gordion düğümüne yeni bir ilmek eklendiğinin habercileriydi.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) bağlı gruplarla birlikte eşgüdümlü bir şekilde sınırı geçerek Cerablus kentine doğru bir harekât başlattı. Adı "Fırat Kalkanı" olarak duyurulan harekât, Suriye İç Savaşı'nın seyri açısından da bir dönüm noktası teşkil ediyor.

Harekâtın ilk günü yaşanan gelişmelerin bir özetini derlemeye çalıştım, sonuna yorumlarımı da ekleyerek.

20 Ağustos 2016 Cumartesi

31 Temmuz 2016 Pazar

15 Temmuz'un Ardından

15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye büyük bir felaketin eşiğinden döndü. O gece yaşananların nedenini, nasılını analiz etmek benim için kolay değil, iki nedenden ötürü: 1. Üzerinden iki hafta geçmiş olmasına rağmen yoğunluğu azalmamış olan bilgi kirliliği, 2. Yaşadığım şoku ve travmayı hala atlatamamış olmam.

12 - 15 Temmuz tarihleri arasında iş icabı, İngiltere'de düzenlenen Farnborough 2016 hava gösterisine katılmıştım. Türkiye'ye dönüş uçağım 15 Temmuz yerel saatle 2215 idi. Dönüş uçağını özellikle geç bir saatte seçmiştim: Hem fuarın son gününde kendim için gezmeye fırsatım olması hem de Heathrow Havaalanı trafiğine yakalanmamak için. Fuar çıkışı havaalanına özellikle erken bir saatte gittim: Önce bayram ardından da tatil nedeniyle zaten iyice geciktirmiş olduğum Dört Deniz Bülteni'ni tamamlamak için.

Türkiye saati ile 2130 sularında ilk olarak İstanbul Beylerbeyi'nde Cumhurbaşkanlığı köşkü ve Boğaz Köprüsü önündeki askeri hareketliliğe dair haberlere gözüm takıldı. Sosyal medyada mesajlar ve görseller hızla akmaya başladı. Kısa süre sonra ise eşimden aldığım mesaj beni tedirgin etti: Ankara üzerinde jetlerin çok alçaktan uçtuğunu, bir bilgim olup olmadığını soruyordu.

29 Temmuz 2016 Cuma

23 Haziran 2016 Perşembe

TFX Projesi: Ne? Ne İçin? Nasıl? - 3

Savunma ve Havacılık dergisinin 172'nci sayısında "Ülkemizin Mavi Göklerdeki Elçileri: Türk Yıldızları" başlığı ve İbrahim Sünnetçi imzası ile yayımlanan makalede, Türk Hava Kuvvetleri (HvKK) bünyesindeki hava gösteri filosu olan Türk Yıldızları'nın tarihçesi ve gelecek planları ile ilgili ayrıntılar yer alıyor.

Makalenin "2016 Gösteri Programı ve Geleceğe Dönük Hedefler" alt başlıklı son kısmında ise, filonun halen kullandığı NF-5A/B 2000 uçaklarının halefleri ve bunlara geçiş aşamaları aktarılmış. Buna göre halen hizmetteki NF-5A/B 2000'lerin faydalı kullanım ömürleri 2020'de dolacağı için, bu uçakların HvKK envanterindeki F-16C/D Block 30'larla değiştirilmesi planlanmış bulunuyor. Makalede aktarıldığına göre yapısal iyileştirme çalışmalarının tamamlanmasından sonra F-16 Block 30'ların 2018 yılından itibaren Türk Yıldızları hizmetine verilmesi öngörülmekte. Bu uçakların da 2030'dan itibaren Milli Muharip Uçak (TFX) ile değiştirilmesi hedeflenmiş.

Bu bilgiyi bir kenara koyalım. Zira HvKK'nin ve dolayısıyla TFX'in geleceğine dair önemli ipuçları içeriyor.

TÜBİTAK tarafından 11 - 12 Mayıs tarihlerinde Ankara Bilkent Otel'de düzenlenen "Türk Havacılık ve Uzay Çalıştayı"nın son gün oturumunda, Hava Kuvvetleri'nden Yüzbaşı Musa Yıldırım tarafından "Millî Muharip Uçak Projesinin Teknoloji ve Sanayileşme Açısından Önemi" başlıklı bir sunum yapıldı.

Bu sunumun gerek içeriği gerekse genel yapısı ve hatta başlığı, TFX projesine ilişkin başka önemli ipuçları sunuyor.

Bu ipuçlarını takip etmeden önce güncel durumu kısaca özetlemekte fayda var.

17 Haziran 2016 Cuma

Hayat Kurtaracağı İçin Gerçekleşmesine İzin Verilmeyen Bir Proje

17 Haziran 2046 Pazar

21'nci yüzyılın başlarında önce Afganistan, ardından Irak ve Suriye olmak üzere Ortadoğu coğrafyasında yaşanan çatışma ve iç savaşlar, o döneme kadarki tüm askeri taktik, strateji ve doktrinleri kökünden değiştirdi. Önceki yüzyılda düzenli ordular ve ulus devletler arasında gerçekleşen savaşların aksine 21'nci yüzyılın ilk çeyreği, "vekalet savaşları" (proxy wars) ve devlet dışı gruplar arasındaki şiddetli çatışmalara sahne oldu.

Bu savaşlarda yaygın olarak kullanılan mayın, el yapımı patlayıcı (EYP) ve tanksavar silahları da, kara muharebelerinde zırhlı araçların görevlerini, bunlara ilişkin tasarım ve performans isterlerini kayda değer şekilde değiştirdi. 20'nci yüzyılda Avrupa'nın düzlüklerinde gerçekleşmesi öngörülen muharebeler için tasarlanmış tank ve zırhlı araçlar anılan coğrafyadaki meskûn mahal muharebelerinde etkisiz kaldı. Bu nedenle de özellikle mayın ve EYP'lere karşı korumaları artırılmış zırhlı araçlara talep arttı.

MRAP (Mine Resistant Ambush Protected; Mayına dirençli pusuya karşı korumalı) olarak adlandırılan bu yeni tip araçlar, artmış ağırlıkları, öncüllerinden çok daha farklı sürüş teknik ve özelliklerine sahipti. Dolayısıyla hem sürücüleri hem de bu araçları kullanan personelin özel eğitimden geçirilmeleri gerekiyordu.

PKK terör örgütünün özellikle 2000'lerin başından itibaren yoğun bir şekilde başvurduğu EYP tipi saldırılara karşı, geç de olsa bir tedarik programı izleyen Türkiye, çok sayıda ve farklı tipte zırhlı aracı silahlı kuvvetleri ve güvenlik güçleri hizmetine sundu. Ancak bu araçları kullanacak personelin eğitimine doğru şekilde eğilinmediği için kısa süre içinde çok sayıda ölümlü kaza yaşanmaya başladı. Daha da kötüsü, emniyet kemeri kullanımı, teçhizat yerleşimi gibi hususlara özen gösterilmemesi nedeniyle en ufak bir kaza ya da EYP saldırısında bile çok sayıda şehit ve yaralı verilmeye başlandı.

Bu duruma karşı bir çözüm olarak, dünyadaki muadilleri ile rekabet edebilecek bir çözüm geliştiren yerli girişimcini başına ise, gelmeyen kalmadı.