Bilgi Harbi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilgi Harbi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25/09/2020

“Silahların İnterneti”: JADC2 ve ABMS

ABD Hava Kuvvetleri yaklaşık bir yıldır çeşitli testlerde BQM-167 uzaktan kumandalı jet motorlu hedef uçaklar vuruyor.

Bu, tek başına haber niteliği dahi taşımayan bir cümle. Zira ABD Hava Kuvvetleri, "hedef dron" olarak da bilinen bu tür uçakları test ve eğitimlerde sıkça vuruyor. Pek çok başka ülke gibi. Zaten bu tip uçakların görevi de bu: Eğitim, test ve değerlendirme faaliyetlerinde takip ya da hedef olarak uçmak; çoğu zaman da gösterişli bir şekilde patlayarak düşmek.

Ancak son bir yıldır BQM-167'ler, kendi elektromekanik beyinlerinin de muhtemelen hiç öngörmediği şekillerde ve silahlarla vuruluyorlar. Bunlar arasında, bir savaş uçağının ateşlediği havadan karaya lazer güdümlü roket; bir insansız hava aracından ateşlenen kısa menzilli havadan havaya füze, kundağı motorlu obüsten ateşlenen güdümlü top mermisi bulunuyor.

Bu tuhaf atıcı - silah - hedef eşleşmelerinin her biri bir haber. Ancak esas önem taşıyan, bunu mümkün kılan veri iletişim ve komuta - kontrol omurgası. Zaten bu testler de bahse konu omurganın geliştirme çalışmaları kapsamında gerçekleştirilen faaliyetler.

Kurulmaya çalışılan yapı, tüm silah, sensör ve bilgi-iletişim sistemlerini birbirine bağlayacak bir çeşit "nesnelerin interneti" (Internet of Things - IoT) olarak nitelendirilebilir. Bu yapıya, daha doğrusu konsepte ABD Savunma Bakanlığının verdiği isim ise Joint All Domain Command and Control (JADC2).

17/10/2019

Dijital Hayat TV - "Barış Pınarı Harekatı, Hibrit Savaş mı?"

Bilal Eren ve Cem Sünbül'ün hazırlayıp sunduğu Dijital Hayat programının 15.10.2019 tarihinde yayımlanan 53'üncü bölümüne konuk oldum.

Programda Barış Pınarı Harekâtı ve hibrid savaş, bilgi harbi ve iletişim teknolojilerinin psikolojik savaşa etkisi konularını konuştuk.



20/02/2018

Hesap Hataları



Murat Yetkin’in yazdığı “Meraklısı için Entrikalar Kitabı”, istihbarat konularına ilgi duyanların, casus hikayelerine meraklı olanların bir oturuşta okuyup bitirebilecekleri, akıcı bir dille yazılmış bir kitap. Yakın tarihteki pek çok önemli siyasi olayın perde arkasındaki operasyonlara, plan ve kurgulara dair hızlı bir tur vaat ediyor okuyana. Özellikle Türkiye’nin yakın tarihindeki bazı önemli olay ve kişilerle ilgili kısımlar, siyasi tarihimize farklı bir bakış açısı sunuyor.[1]

Ancak bu kitapta benim en çok ilgimi çeken, stratejik istihbarat ve “hesap hataları” ile ilgili verdiği kısa ama önemli ipucu idi. Soğuk Savaş’ın son döneminde ABD’nin Sovyetler Birliği’nin gerçek güç ve kapasitesine ilişkin değerlendirmeleri ve bu değerlendirmeler üzerine inşa ettiği stratejilerin sonuçlarına kısaca değinilmişti. Burada değinilen hesap hataları, konunun özü itibariyle oldukça karmaşık teknik, politik ve bürokratik bir konu. Özünde organizasyonel psikolojiye bile dokunan bir kördüğüm.

27/04/2017

Stajyer Kurmaylık: ABD'nin SDCFP Sistemi

Değişen ortam koşullarına uyum sağlayabilmek, varlığı sürdürmenin en önde gelen koşulu. Değişim ve dönüşüm, kontrollü bir şekilde uygulanabilirse, gelişmenin aracı olabiliyor. Bu kontrolü sağlayabilmek de kendi niteliklerine hakim olmaya ve değişim ihtiyaçlarının neler olduğunu tespit edebilmeye bağlı. Bu, hem bireysel hem de kurumsal bazda geçerli.

Günümüzde (hem bireysel hem de kurumsal ölçekte) değişim ve dönüşümü etkileyen etkenlerin en başında teknoloji geliyor. Teknolojinin hızlı değişimi, hayat koşullarımızı, yaşam biçimimizi, iş ve ticaret hayatını, sanatı ve doğal olarak savaşı değiştiriyor; bunlara yeni biçimler, anlamlar ekliyor. Dolayısıyla iş yapmak, ülke yönetmek, ilham vermek ya da savaşmak için yenilikçi ve çok katmanlı şekilde düşünebilmek, farklı görüş açılarından bakabilmek gerekiyor.

Askerlerin, özellikle stratejik vizyona sahip olması gereken lider personelin, yani kurmayların bu değişim ve dönüşümün öncüleri olabilmesi gerekli. Ancak burada şöyle bir açmaz var: Bu personel, kurmay olana kadar belli bir düşünce ve eylem teorisi ve pratiği içinde tecrübe kazanıyor. Ancak teknoloji altlığında değişim ve dönüşümü yönetebilmek için, klasik, geleneksel kalıpların dışına çıkabilmeleri gerekli. Başka bir ifade ile, sadece asker değil, aynı zamanda iş adamı, teknokrat ve girişimci ruhlarına sahip olmalılar.

Ancak bu "çok ruhluluk" ile askeri devrim (AD) yönetilebilir*. Nitekim ABD, bu ihtiyaca yönelik olarak 1990’larda çok ilginç bir uygulama başlatmış: Secretary of Defense Corporate Fellows Program (SDCFP; Savunma Bakanlığı Kurumsal Burs Programı).

SDCFP basitçe, ABD ordusunda geleceğin kurmaylarının savunma & havacılık sanayii ve diğer sektörlerde önde gelen şirketlerde bir yıl süreyle staj yaptığı bir ordu - özel sektör işbirliği programı.

13/01/2015

Yoda Emekli Oldu: Müthiş Bir Kariyerin Ardından

Emeklilik ikramiyesi ne kadar
tutmuştur acaba?
Geçtiğimiz hafta bir devir, sessiz sedasız kapandı. Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) savunma ve güvenlik teknolojileri, eğilimleri ve gündemini belirleyen, dolaylı olarak bu alanlarda dünya ölçeğinde bir etki ve ilham gücüne sahip bir isim, sahneden indi.

ABD Savunma Bakanlığı'na (Pentagon) bağlı "Net (Safi) Değerlendirme Bürosu"nun (Office of Net Assessment; ONA) kurucusu ve 42 (kırkiki) yıldır yöneticisi olan, "Yoda" lakaplı 94 (doksandört) yaşındaki Andrew  Walter Marshall, emekliye ayrıldı.

Marshall, kariyeri boyunca 8 ABD Başkanı (Richard Nixon, Gerald Ford, Jimmy Carter, Ronald Reagan, George H.W. Bush, Bill Clinton, George W. Bush ve Barack Obama) ile çalışmış, her yeni Başkan tarafından görev süresi uzatılmış bir stratejist. Uluslararası güvenlik stratejileri alanında, her ne kadar ön plana çıkmayı sevmese ve basın önünde kendini göstermese de, sembolleşmiş bir isim.

21/10/2014

Bölgesel Jeopolitik Gelişmeler ve Savunma Teknolojileri: 2020 Öngörüleri

Eser: "Geopoliticus Child Watching
the Birth of the New Man"
Salvador Dali
Bu makaleyi, geçtiğimiz hafta Bahçeşehir Üniversitesi tarafından düzenlenen İleri Teknolojiler Çalıştayı için hazırlamıştım. Çalıştay programında son gün oturumunda konuşmacı olarak duyurulmuş olmama rağmen, herhangi bir açıklama ya da mazeret göstermeden bildirimi sunmama fırsat verilmedi. Her ne kadar önemli eksiklikleri olsa da, makaleyi aşağıda paylaşıyorum. Çalıştay için hazırlamış olduğum sunumu da geliştirip ayrıca paylaşacağım.


1.   Giriş

Savunma teknolojileri, doğası gereği ekonomik, ticari, askeri ve bilimsel çok sayıda boyuta sahip, disiplinlerarası bir konudur. Savunma teknolojilerinin yönünü ve kapsamını belirleyen ana etken, ülkelerin askeri güçlerinin ihtiyaçlarıdır. Bu ihtiyaçlar ise, ulusal güvenlik algısının ve ulusal stratejilerin ışığında şekillendirilmektedir. Dolayısıyla savunma teknolojileri, üreten ya da tedarik eden (müşteri) ülkelerin jeopolitik gündemleri ve güvenlik ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilmektedir.

Savunma sanayiinin sadece ulusal güvenliği kurma ve korumada bir araç değil, aynı zamanda ulusal ekonomiye katma değer sağlayan bir sektör olduğu hususu gözden kaçırılmamalıdır. Bu katma değer, sadece ulusal ihtiyaçların karşılandığı, iç pazara yönelik bir sektörel faaliyet olarak değerlendirilmemelidir. Savunma sanayii bir dışsatım (ihracat) kalemi olarak aynı zamanda bir uluslararası ilişkiler ve yumuşak güç (soft power) unsurudur. Başka bir deyişle savunma teknolojilerinin ihracatı, ülkelerin uluslararası ilişkilerinin ana konularından biridir.

Bu ana hususlardan hareketle, savunma teknolojilerine yönelik kısa, orta ve uzun vadeli eğilimleri tespit etmek için, bu teknolojilerin geliştirilmesine yön veren bölgesel jeopolitik gelişmelerin incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, dünya çapında halen gündemde olan başlıca jeopolitik kriz bölgeleri ve bu bölgelerin savunma sistem ihtiyaç ve eğilimlerine etkileri genel bir çerçevede incelenecek, tespitler ışığında 2020'li yıllara dair değerlendirme ve görüşler paylaşılacaktır.

18/09/2014

Bilişim Teknolojileri ve HD Savaşlar Devri

1991 Körfez Savaşı'nın en önemli özelliklerinden biri, savaşın neredeyse anbean televizyonlardan naklen izlenmesiydi. CNN kanalı aracılığı ile Bağdat'ın bombalanması, şehirdeki uçaksavar bataryalarının gökyüzüne açtığı yaylım ateş, güdümlü bombaların hedefleri vurması, dünya çapında milyonlarca seyirci tarafından izlendi. Çok net hatırlıyorum, televizyon yayınları sık sık ya iki tarafın yetkililerinin açıklamaları ya da Bağdat'ta sirenlerin çalması ile kesilir, olay yerine canlı bağlantılar yapılırdı.

Kitle iletişim araçları ve bilişim teknolojilerindeki gelişmeler ile takip eden yıllarda gerçekleşen savaş ve çatışmalar daha net, aracısız ve sansürsüz evlerimize girmeye başladı. Savaşlar artık HD kalitesinde.

Birinci Dünya Savaşı, savaşın sadece meydanlarda değil şehirlerde de savaşılmaya başladığının habercisiydi. Cephe gerisindeki halk, savaşın etkilerini, dehşetini ve sıcak nefesini daha yakından hissetmeye başlamıştı. İkinci Dünya Savaşı ile bu dönüşüm tamamlandı: Savaş orduların değil, ulusların topyekûn dahil olduğu bir olgu haline geldi. Ve artık teknoloji sayesinde savaş CNN ile naklen izletilen değil, internet üzerinden anlık takip edilebilen bir şeye dönüştü.

14/07/2014

Müşterek?

Geçtiğimiz ayın son günü Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan bir açıklama ile 2 - 3 Temmuz tarihleri arasında Karadeniz ve Marmara Denizi'nde Hava Kuvvetleri, Kara Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri unsurlarının katılımı ile Müşterek Hava Sahası Kontrol ve Yönetimi Tatbikatı'nın düzenleneceği duyuruldu. [*]

Tatbikatın amacı, "...müşterek bir harekatta, hava sahası kontrol ve yönetimi usullerini denemek ve problem sahalarını tespit etmek, müşterek görevlerde nokta hava savunma unsurlarının birlikte çalışabilirliğini test etmek, atış görevlerinin müşterek icrasını deneyerek hava savunma personelinin eğitimlerini arttırmak..." olarak belirtildi.

Genelkurmay Başkanlığı, tatbikata Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan hava savunma unsurlarının, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan bir fırkateyn, bir korvet, iki hücumbot; Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan ise Havadan Erken İhbar ve Kontrol Uçağı, Havadan Yakıt İkmal Uçağı, F-4 ve F-16 uçakları ile arama kurtarma helikopterinin katılacağını açıkladı.

Tatbikatın icrası ile ilgili ayrıca bir basın açıklaması ya da bilgiye rastlamadım. Gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini bilemiyorum, zira buna dair bir habere de ulaşamadım. Ancak bu tatbikat, en başta ismindeki "müşterek" ifadesi nedeniyle dikkatimi çekti.

24/06/2014

Sorunlar... Ve Çözüm?

Etki Odaklı Harekât döngüsü
Kaynak: "Effects Based Operations: Change in the Nature of Warfare",
Deptula, A., 2001
ABD Hava Kuvvetleri’nin bütçe kesintileri tasarruf planı dahilinde A-10 Thunderbolt II taarruz uçağını emekliye ayırmak istemesi, bu ülkede yoğun tartışmalara neden oldu. Bu uçağın Afganistan ve Irak’ta önemli görevler üstlenmiş olmasından hareketle, büyük bir kitle tarafından asimetrik tehditlerle ve terörizmle mücadele için varlığının gerekli olduğu savunulmakta. Öte yandan A-10’un emekliye ayrılmasını savunan grubun başlıca argümanı ise, sadece tek bir görev tipi için tasarlanmış bu uçağın artık teknolojik ömrünün sonuna geldiği, işletme ve idamesinin yüksek maliyetli olduğu, özellikle yer hedeflerine saldırı görevlerinin F-16, İHA’lar ve yakın gelecekte hizmete girmesi umulan F-35 tarafından devralınacağı şeklinde.

ABD Temsilciler Meclisi’nin aldığı karar, şimdilik A-10’u emeklilikten kurtarmış gibi. Ancak bu tartışmaların, 21’nci yüzyılda savunma ve güvenlik planlamasını şekillendiren özünü yakalamak gerek.

A-10, ABD Hava Kuvvetleri’nin açtığı A-X ihalesi kapsamında Fairchild Republic firması tarafından geliştirilen ve ilk uçuşunu 1970’li yılların başında gerçekleştirmiş, iki jet motorlu bir taarruz uçağı. Esasen, 30mm Gatling tipi bir top olan GAU-8’i taşımak için tasarlanmış bir uçak. A-10’un ana görevi, Avrupa’da gerçekleşmesi beklenen bir NATO – Varşova Paktı savaşında, kıtanın geniş düzlüklerine akacak olan Sovyet zırhlı birliklerini hızlı ve etkin bir biçimde imha etmek idi. Bu, asla gerçekleşmedi. Bunun yerine zaman içinde güdümlü silah taşıma ve gece ya da kötü hava koşullarında uçuş yeteneği kazanan A-10, 1991 Körfez Savaşı, 2001 Afganistan Harekâtı ve 2003 Körfez Savaşı gibi görevlerde, özellikle yakın hava desteği görevlerinde önemli başarılar elde etti.

Ancak burada bir sorun var.

21/05/2014

Kurumsal Geri Zekâlılık

Grafik: Michael Kreil
Zekânın sözlük karşılığı, "insanın düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamı, anlak, dirayet, zeyreklik, feraset" olarak geçiyor. Dolayısıyla zekâ, elde edilen verileri işleyebilme, mevcut verilerle karşılaştırabilme, birleştirebilme ve yeni veri oluşturabilme gibi bir dizi süreci içeren bir kabiliyet. Daha doğrusu kabiliyetler bütünü: Bu yüzden duygusal zekâ, matematik zekâ gibi alt dalları var.

Buradan hareketle zekâ geriliğini, söz konusu kabiliyetlerin noksanlığı ya da belirgin biçimde zayıflığı olarak tanımlamak mümkün. Zayıflığın "belirgin" olması, bir kıyaslamaya işaret eder. Ortalama bir seviyenin ciddi miktarda aşağısı, geri zekâlılık olarak nitelendirilecekse eğer, bu seviye nasıl belirlenecek? Yukarıda saydığım kabiliyetlerin, benzer unsurlar için ayrı ayrı ölçülmesi, ortalama bir seviyenin tespiti ile.

Bu temel tanımlar da bizi, zekânın sadece bireyler için değil, kurumlar, teşkilâtlar için de uygulanabilir bir özellik olduğu olgusuna götürüyor. Aynı şahıslar gibi, kurumların da veri toplama, işleme, yeni veri oluşturma ve bunları paylaşma kabiliyetleri vardır. Bu kabiliyetlerinin gelişkinliği ya da zayıflığı ölçüsünde kurumsal zekâlarının ileri ya da geri olduğundan söz edilebilir.

Açmak gerek. Bunun için de en temel bileşeni, bilgiyi irdelemek gerek.

27/01/2014

Bilgi Harbinin Boyutları - 2: Bilgi Çağı (mı?)

3 Ekim 1993 günü Somali’nin başkenti Mogadişu’nun üzerinde uçan helikopterlerin içindeki Amerikan askerleri, şehrin dört bir tarafındaki yoğun siyah dumanları ilk gördüklerinde bunlara bir anlam veremediler. En son teknoloji ürünü sensörler ve haberleşme sistemleri ile donatılmış helikopterleri ile karargaha anlık raporlar veriyorlardı. Karargâh bu bilgileri, bölgede uçan diğer hava araçlarının sensörlerinden ve istihbarat uydularından gelen bilgilerle birleştiriyor, ortaya geniş açıdan devasa bir taktik resim çıkartıyor ve bu resimden oluşturulan istihbaratı, yine helikopterlerdeki askerlere iletiyordu. Askerler yere indiklerinde, nerede kaç tane düşmanla karşılaşacaklarını, hangi düşmanın ne tip bir silaha sahip olacağını şimdiden biliyordu.

Ama yine de, askerlerin kafasını o rahatsız edici düşünce kurcalıyordu: Bu yoğun siyah dumanlar neyin nesiydi?

O dumanlar, şehrin dört bir yanına yayılmış Somalili militan grupların, birbirleri ile haberleşme yöntemiydi. Gruplar birbirlerine, düşmanın (Amerikan helikopterlerinin) gelmekte olduğu bilgisini iletiyordu. Düşmanın geliş yönü doğrultusunda yakılan araba lastiği kümeleriydi bu dumanların sebebi. Helikopterdeki askerler kadar, yerdeki çıplak ayaklı, kaburgaları sayılan Somalililerin de bir istihbarat ağı vardı, kendi yöntemleri ile tabi ki.

Bu lastiklerin yakılmasının üzerinden 24 saat geçmeden, Mogadişu’da iki Amerikan helikopteri düşürüldü, 18 Amerikan askeri öldürüldü ve kısa süre içinde ABD birlikleri, utanç verici bir şekilde Somali’yi terketmek zorunda kaldı. Mogadişu’da dağınık biçimde örgütlenmiş ancak birbirleri ile farklı bir “teknolojik” seviyede iletişimi bulunan militan gruplar, savaş tecrübesi bulunan ve en son haberleşme teknolojilerini kullanan profesyonel askerleri bertaraf etmişti. Ağ merkezli muharebe felsefesi uyarınca donatılmış ve örgütlenmiş bir ordu, ağ merkezli –ama ordu denemeyecek- başka bir silahlı grup tarafından yenilmişti. Ancak görünüşte büyük bir adaletsizlik vardı. Bu nasıl olabilirdi?

29/12/2013

Bilgi Harbinin Boyutları - 1: Dakiklik

Bilginin (*) bir silah ya da daha doğru bir ifade ile kuvvet çarpanına dönüşebilmesi, ölçülebilmesi ve ölçeklenebilmesine bağlıdır. Bilgi, sayısı ve tanımı üzerinde genelgeçer bir mutabakat olmayan bir dizi nitelik üzerinden tanımlanır. Bu niteliklerin içeriği ve sayısı, bilginin hangi amaçla kullanılacağı ile de ilişkilidir.

Bilgi Küpü” başlıklı yazıda, bilginin bir silah olarak kullanılabilmesinin, 10 adet boyuta sahip olmasına bağlı olduğundan bahsetmiştim. Bu 10 boyut şunlar idi:

1. Dakiklik (Timeliness)
2. Kesinlik (Accuracy)
3. Alaka (Relevance)
4. Bütünlük (Completeness)
5. Tutarlılık (Coherence)
6. Biçem (Format)
7. Erişilebilirlik (Accessibility)
8. Uyum (Compatilibity)
9. Güvenlik (Security)
10. Geçerlilik (Validity)

Adı geçen bu boyutlar, bilginin niteliğini ya da kalitesini tanımlamak için kullanılan parametrelerden en yaygın olanları. Kullanım amacına bağlı olarak bu sayı artırılabilir, azaltılabilir ya da terimlerin adı değişebilir.

Bilginin bu şekilde çeşitli başlıklar altında incelenmesinin en başta gelen sebebi, niteliğinin (kalitesinin) ölçülebilir bir hale getirilmesi ihtiyacı. Bilgi eğer nitel olarak takip edilebilen bir unsur haline getirilebilirse, paylaşımı, değerlendirilmesi ve üzerinden karar alınması gibi işlemler süreçlere bağlanabilir. Bilginin nitel ölçümü ve takibi, bilgi ihtiyacının saptanması, ihtiyacın karşılanması gibi süreçler için gereklidir. Bilgi, ölçülebilir olduğu sürece artı değer yaratımında kullanılabilir.

Bilginin boyutlarını incelemeye, “dakiklik” kavramı ile başlayalım. Konunun popülerliğine paralel olarak açık kaynaklarda tanım, kavram ve kaynak bolluğu var. O yüzden bu ve takip edecek yazıların amacı tanım oluşturmak ya da teorik çerçeve çizmek değil, Bilgi Harbi ve Ağ Merkezli Muharebe kavramlarını odak noktasına alarak konunun ana hatlarını tespit etmeye çalışmak olacaktır.