26 Kasım 2013 Salı

Bilgi Küpü

"Emekliliğime kaç gün kaldı"
uygulamasını çökerten şahıs
Sabahları erken kalkıp işe gitmek zor geliyor mu? Her sabah aynı rutin, duş, traş (ya da makyaj), giyinme.. Takım elbiseden bıktınız mı? Emekliliğinize kaç gün var? Her hafta başında cumayı iple çekmek, her pazar akşamı haftasonu tatiline sıkı sıkıya yapışmak... Kaç yıldır bu döngünün içindesiniz? Kaç yıl daha dayanacaksınız?

Ya "O" ne yapsın? 93 yaşında. Tam 40 yıldır aynı dairede çalışıyor. O daireye 52 yaşında atanmıştı, iş hayatına ise 28 yaşında başladı, 64 yıllık bir kariyer yani. Sayısız hükümet ve bakan eskitti ve ölümsüzlüğün sırrını bulmuşçasına çalışıyor, yeni fikirler üretip genç yetenekleri keşfediyor. Emekli olmayı unutmuş sanki.

Andrew W Marshall ile tanıştırayım. Ve 40 yıldır çalıştığı dairesi ile.

Adı çok ön planda olmasa da Marshall, çağımızın en önemli kanaat önderlerinden aslında. Nasıl biri olduğu hakkında fikir vermesi için: 1980'lerin başında Sovyetler Birliği'nin çöküş sürecine girdiğini ve dünyanın yeni ağırlık merkezinin Asya olacağını ilk öngören adam oydu.

Marshall'ı tanımak demek, 40 yıldır başında olduğu daireyi, "Net (Safi) Değerlendirme Bürosu"nu (Office of Net Assesment; ONA) incelemek demek aslında. ABD'de bütçe kesintileri ile ilgili tartışmalarda kapanması gündeme gelen, ulusal bütçe içindeki payı mikroskobik ancak etkisi tam ters oranda, ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı bir çeşit "think tank" aslında ONA. Bugün savunma ve havacılık gündemindeki pek çok sistem, teknoloji ve konsept ile stratejinin çıkış merkezi. ABD'nin ulusal savunma stratejisi, yatırım yapacağı ve ağırlık vereceği teknolojiler, uygulamalar ve doktrinler ONA'da doğuyor.




Net Değerlendirme

ONA'nın ne yaptığını anlamak için işe adından başlamak lazım. ONA, makaleler ve raporlar üreten sıradan bir düşünce kuruluşu ya da strateji merkezi değil - zaten bu iki kavramı karşılayan kuruluşlar Türkiye'de mevcut olmadığı için aradaki ayrımı tespit etmek bizim için kolay da değil.
  
Sahte Kabadayı filminde Kemal (Kemal Sunal),
Dikiştutmaz Sabri'nin belki de tek zayıf noktasını
yakalayarak onu "madara" ediyordu.
Halbuki Kemal, neyi bilmediğini bilmeyerek bunu
yapmıştı. ONA'nın bir görevi de bu aslında:
Karar vericiye neyi bilmediğini göstermek.
ONA'nın bu zafiyetini ortaya çıkarmak için
Sabri'nin ayaklarına bakması şart değil.
Onu, davranışlarını ve kararlarını inceleyerek
öngörülerde bulunması yeterli.
ONA'nın asıl görevi, ABD Savunma Bakanlığı için "net değerlendirme"ler yapmak. Bir şeyin netinden, yani safisinden bahsetmek için bir çeşit karşılaştırma ve toplama / çıkarma işleminden bahsetmek gerekir. Stratejik boyutta bu mahsuplaştırma işlemi, elde bulunan imkânların, teknik, taktik ve teknolojilerin ve hasımda bulunan teknik, taktik ve teknolojilerin bir araya getirilmesi, yönelimlerin (trendlerin) denkleme sokulması ve bunlar ışığında öngörülerde bulunulması silsilesinden ibarettir. Dolayısıyla klasik bir etki - tepki analizi değildir ya da alınacak bir kararın muhtemel sonuçlarının değerlendirilmesi işlemi değildir. Doğasındaki gelecekbilim (fütüroloji) barındırmak zorundadır, zira dürbünle çok uzaklara bakılmaktadır.

Başka bir deyişle net değerlendirme, resmin bütününe hakim olarak, o resmin gelecekte nasıl şekillenebileceğine dair öngörülerde bulunma sanatıdır.

ONA'nın işlevi ve yapısı ile ilgili oldukça faydalı bir çalışma olan "Net Assesment: A Practical Guide" adlı makalesinde Bracken, Soğuk Savaş dönemindeki Sovyet nükleer tehdidi ile ilgili ABD'nin içine düştüğü yanılsamadan ve alınan yanlış stratejik kararlardan bahsediyor. 1950'li yıllarda ABD hükümeti için stratejik değerlendirmeler yapan RAND firması, Sovyetler Birliği'nin elinde bulunan Mıyasişçev M-4 (NATO kodu "Bison") ve Tupolev Tu-95 (NATO kodu "Bear") stratejik bombardıman uçaklarının kabiliyetleri hakkında yanlış bir izlenime sahipti. Bu uçakların erim ve taşıma kabiliyetleri, gerçekte olduğundan çok daha iyi bir şekilde algılanmıştı. Dolayısıyla Sovyetlerden gelecek nükleer tehdidin niteliği, bu uçakların kabiliyetleri ölçüsünde değerlendirilmekteydi. Ancak gerçekte durum farklıydı, zira bu uçakların özellikle motorları oldukça sorunluydu ve nükleer bombardıman için ABD anakarasına ulaşmaları mümkün değildi. Bu nedenle de SSCB, nükleer başlıkları ABD'ye atmak için yeterli imkân ve kabiliyete sahip değildi. [1]

Rus bombardıman uçaklarının motor ve erimleri ile ilgili sıkıntılardan ise, ABD savunma ve istihbarat çevrelerinde sadece çok küçük bir kesimin bilgisi vardı. Bu bilgiye sahip olmayan RAND'ın rapor ve değerlendirmeleri kendi içlerinde tutarlıydı, doğru ve hassaslardı. ABD Savunma Bakanlığı bu değerlendirmeler ışığında strateji geliştirdi ama atılan adımlar aslında yanlış istikametteydi. ABD Savunma Bakanlığı, neyi bilmediğini bilmiyordu - Rumsfeld'in kulakları çınlasın.

Dolayısıyla resmin sadece bütününe hakim olan değil, bu hakimiyeti geniş bir zaman dilimine yayılı şekilde kuran bir stratejik akıl gerekiyor. Bir ülkenin şu anda sahip olduğu ya da yakın gelecekte sahip olması olası imkân ve kabiliyetlere ilişkin bilgiye ulaşmaktan fazlası bu: Yönelim ve eğilimlere ilişkin bir öngörü gerektiriyor. Bu sayede Marshall'ın başında olduğu ONA, 1980'lerin başında SSCB'nin aslında çöküş sürecine girdiğini öngördü; bu sayede aynı dönemde modern anlamda bir donanmaya sahip olmayan Çin'in yakın gelecekteki yeni askeri tehdit olacağını kestirebildi.

Burada bilginin kahredici potansiyel enerjisine tanık oluyoruz.


Bir güç unsuru olarak bilgi

Çok zengin bir dil olmasına rağmen Türkçe, ne yazık ki "bilgi" kavramını tanımlama konusunda biraz yetersiz kalıyor. Zira epistemolojik açıdan bilginin iki boyutu bulunmakta: Bu ayrım İngilizce dilinde "knowledge" ve "information" kelimeleri ile ifade ediliyor. Buna mukabil Türkçe'de her ikisi için de "bilgi" kavramı kullanılmakta.

Araştırma, deney, düşünsel süreç vb sonucu üretilen her bilgi, "knowledge" halindedir; yani tacit'tir, yani zımnîdir, yani hamdır, yani soyuttur. Paylaşılması, anlaşılması, doğrulanması ya da yanlışlanması, üstüne eklenmesi ya da türetilmesi için semboller, kodlar ve benzeri şekillere dönüştürülmesi gerekir. Yazılması, formüllerle veya sayılarla ifade edilmesi gerekir. Böylelikle "information" halini alır. Bilginin yayılması ve paylaşılması, information niteliği ile mümkündür ancak.

Knowledge için malûmat, information için ise bilgi terimleri kullanılabilir.

Bilginin bir araç ya da bir "silah" olarak kullanılabilmesi için çeşitli niteliklere sahip olması gerekir. [2]. Bunlar:

1. Dakiklik (Timeliness)
2. Kesinlik (Accuracy)
3. Alaka (Relevance)
4. Bütünlük (Completeness)
5. Tutarlılık (Coherence)
6. Biçem (Format)
7. Erişilebilirlik (Accessibility)
8. Uyum (Compatilibity)
9. Güvenlik (Security)
10. Geçerlilik (Validity)

Bunlardan özellikle ilk üçü, bilginin bir silah olarak kalitesini doğrudan belirler. Bu üç parametreye azami ölçüde hakim olan, hasmı üzerinde üstünlük kurar.
 
Açalım.

Bilgi kalitesini belirleyen bu üç parametreyi, kantitatif, yani nicel, yani ölçülebilir ve ölçeklenebilir ve karşılaştırılabilir özelliklere dönüştürürsek ve her üçü için de mutlak başarı kıstasını 100% olarak belirlersek, karşımıza bir çeşit "bilgi küpü" çıkar. [3] Bu küp içinde azami hacme sahip olan taraf, hasmına üstünlük kurar.

Burada dikkat edilmesi gereken bazı hususlar var:

Hasma karşı üstünlük kurmak, her üç eksende hasım ile fark yaratmaya bağlıdır. Bu fark, hasmın bilgiye ulaşma sürati, tam ve net bilgi üretme kabiliyetinden, kendi muadil kabiliyetlerimizin fazla / üstün olmasına bağlı. Dolayısıyla her münferit eksende münferit (bağımsız) "delta"lar (δ) kurulmalı (δkesinlik, δalaka, δdakiklik). Her üç deltanın bileşeni olan mutlak δ mevcut olduğu sürece, hasma karşı bilgi üstünlüğü korunmuş olur.

Mutlak δ için önemli bir soru öne çıkıyor: δ'nın sabit mi olması makbuldür yoksa değişken olması mı?

Sabit δ demek, kendi kabiliyetlerimizi düşmanın kabiliyetlerine endekslemek demektir. Zira δ farkını sabit olarak koruyabilmek için, hasmın her bir münferit δ parametresinde yapacağı kabiliyet artımı nispetinde, özkabiliyetlerin geliştirilmesi gerekecektir. Bu da en geniş çerçevede stratejiden en dar ölçekte tedarik programlarına kadar tüm süreç ve kararların, hasmın kararlarına bağlanması anlamına gelir ki, reaksiyoner bir paradigmadır ve politika yapıcı ya da önalıcı değil, pasif bir duruş demektir. Böyle bir kurguda bilgi küpünde daha fazla hacme sahip olan taraf görünürde (ve tabi ki ceteris paribus) bilgi galibidir ancak aslında rekabete hükmeden ve rekabeti yönlendiren taraf bilgi mağlubudur. En azından rekabetin seyrini yönlendirme kabiliyetine sahiptir çünkü. Mağlup eğer stratejik zeka potansiyelini, ekonomik, psikolojik, siyasi ve benzeri faktörlerle birlikte akılcı bir şekilde kullanabilirse, hacim olarak öne geçmesi bile mümkün olabilir.

Dolayısıyla aradaki farkı sabit (δ) tutmaktansa artırmaya odaklanmak gereklidir. Yani başka bir deyişle hasım ile arada δ + x kadarlık bir farkı yaratmak gerekir. Burada hasma karşı alınan stratejik, operatif ve taktik kararlarla elde edilen fark δ, ancak esas üstünlük kurucu fark ise x'tir.

Hasım ile arada mutlak bir δ + x farkı yaratabilmek yani x değişkenini elde edebilmek için ise,

1. Yaratıcılık ve Hayal gücü (dolayısıyla inovasyon)
2. Yoğun bilgi ve tecrübe birikimi

Gerekir. Bu kabiliyetin, alelade bürokratik mekanizmalarla, kerameti kendinden menkul "stratejik araştırma merkezleri" ile ya da yerleşik kurum ve kuruluşlarla elde edilmesi mümkün değildir.

Bilgi, ona sahip olanın değil, onu yönetenin elinde kahredici bir silahtır.


Özür

Siyah Gri Beyaz okuruna bir özür borçluyum. İş hayatındaki olağanüstü yoğunluktan dolayı geride kalan yaklaşık 1.5 aylık süreçte yazınsal faaliyetlere vakit ayıramadım. "En azından Dört Deniz Bülteni'ni geç de olsa hazırlayayım" motivasyonu ile çalışırken, taslak dosyasını bir hard disk arızası sonucu kaybettim. Bu boşluğu elimden geldiğince telafi etmeye çalışacağıma söz veriyorum.
A.



Kaynaklar

[1]: "Net Assesment: A Practical Guide", Bracken, P., 2006: http://strategicstudiesinstitute.army.mil/pubs/parameters/articles/06spring/bracken.pdf
[2]: "The Multiple Dimensions of Information Quality", Miller, H.: http://www.muhlenberg.edu/depts/abe/business/miller/mdiqual.html
[3]: "Network Centric Warfare: Developing and Leveraging Information Superiority", Alberts, S. et al, 2000,



 









6 yorum:

Adsız dedi ki...

Çok keyifli bir yazı olmuş.
"Burada bilginin kahredici potansiyel enerjisine tanık oluyoruz." Bu cümle zihnimde çok güzel bir lezzet bıraktı. Eline sağlık.

A.Uludemir dedi ki...

Çok keyifli bir yazı olmuş.
"Burada bilginin kahredici potansiyel enerjisine tanık oluyoruz." Bu cümle zihnimde çok güzel bir lezzet bıraktı. Eline sağlık.

bims makinası dedi ki...

hç sıkılmadan keyifle okudum, çok güzel yazdınız

Adsız dedi ki...

Merhaba,

çok güzel bir yazı olmuş, tebrik ederim.

Öte yandan Türkçenin "Bilgi"yi tam anlamıyla tanımlayamaması konusunda da ayrıca haklısınız. Bilgi yerine "İlim-İrfan" kullanılırsa, İngilizcedeki "Knowledge-Information" farkına yakın bir zenginlik elde edilebilir.

Adsız dedi ki...

yalnız information ifadesinin haber anlamı da var.misal; I have to inform you about... knowledge belli bir birikimin tecrübenin sonucunda oluşan bilgiyi, information ise daha çok ham bilgiyi ifade ediyor sanki.irfan ise daha sezgisel, içsel , deruni, hissi bilgiyi ifade etmek için kullanılıyor.şu an bir şey öneremiyorum, biraz daha bakmam lazım.uygur

Volkan Hamer dedi ki...

sitenizin web tasarımı güzelmiş..emeğinize sağlık