20 Şubat 2018 Salı

Hesap Hataları



Murat Yetkin’in yazdığı “Meraklısı için Entrikalar Kitabı”, istihbarat konularına ilgi duyanların, casus hikayelerine meraklı olanların bir oturuşta okuyup bitirebilecekleri, akıcı bir dille yazılmış bir kitap. Yakın tarihteki pek çok önemli siyasi olayın perde arkasındaki operasyonlara, plan ve kurgulara dair hızlı bir tur vaat ediyor okuyana. Özellikle Türkiye’nin yakın tarihindeki bazı önemli olay ve kişilerle ilgili kısımlar, siyasi tarihimize farklı bir bakış açısı sunuyor.[1]

Ancak bu kitapta benim en çok ilgimi çeken, stratejik istihbarat ve “hesap hataları” ile ilgili verdiği kısa ama önemli ipucu idi. Soğuk Savaş’ın son döneminde ABD’nin Sovyetler Birliği’nin gerçek güç ve kapasitesine ilişkin değerlendirmeleri ve bu değerlendirmeler üzerine inşa ettiği stratejilerin sonuçlarına kısaca değinilmişti. Burada değinilen hesap hataları, konunun özü itibariyle oldukça karmaşık teknik, politik ve bürokratik bir konu. Özünde organizasyonel psikolojiye bile dokunan bir kördüğüm.


Kitabın 217’nci sayfasında Yetkin, Enis Berberoğlu’nun Hürriyet gazetesinde 23.06.1998 tarihinde yayımlanan "CIA'nınYeşil Kuşak özrü" başlıklı bir köşe yazısını aktarıyor. Berberoğlu bu yazısında, ABD merkezi haberalma teşkilatı CIA’in 1977 – 1981 yılları arasında başkanlığını yapmış Stansfield Turner’in, Yetkin’in sunduğu TV programındaki sözlerini aktarmış. Yetkin, Berberoğlu’nun yazısını ve Turner’ın sözlerini şu şekilde sunuyor kitabında:


Peki her şeyi planlayan "üst akıl" bu tehlikeyi görememiş miydi? Eline silah, cebine para verilen kızgın ve eğitimsiz militanların gün gelip o silahı kendisine de çevireceğini hesap edememiş miydi?

Turner'ın verdiği cevap, aslında modern siyasi tarihin bir "evdeki hesapların çarşıya uymaması" tarihi olduğunu da gösteriyordu; üst akıl pek o kadar akıllı sayılmazdı. "Aslında kısmen benim de suçum var" dedi Turner, sanki kapıdan aynı anda geçmek isterken yanlışlıkla omzuma çarpmış da kusura bakma diyormuş gibi bir kayıtsızlıkla. "Sovyetlerin bu kadar erken çökebileceğini tahmin edemedik."

Ekonomilerini daha güçlü sanıyorlarmış. Tahmin ettiklerinden 10 on yıl kadar önce çökmüş Sovyetler Birliği.

Yani Sovyetlerin dağılması, ABD'nin İslamcı militanları zayıflatma değil de güçlendirme gündemine denk geldiği için işlerin kontrolden çıktığını söylüyordu emekli istihbaratçı.

Bir başka açıdan Turner'a göre, bugün dünyanın başına bela olan Taliban'dan El Kaide'ye, oradan IŞİD'e kadar İslamcı terör örgütleri, CIA'in Sovyet ekonomisini olduğundan güçlü tahmin eden bir hesap hatası idi, o kadar basitti yani.


Bu satırları okur okumaz, kısa süre önce bitirdiğim başka bir kitaba dair aldığım notları karıştırmaya başladım. ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı Office of Net Assessment’ın (ONA) kurucusu ve 42 yıl boyunca yöneticisi olan Andrew Marshall’ın, Andrew Krepinevich ve Barry Watts tarafından kaleme alınan biyografisi, “The Last Warrior”’un önemli bir kısmı, Yetkin’in deyim yerindeyse teğet geçtiği bu konuyu uzun uzadıya ele alıyor.[2]

1957 yılında dönemin ABD Başkanı Dwight Eisenhower tarafından, SSCB'ye karşı nükleer caydırıcılığın sağlanması ve nükleer bir savaşta alınması gereken tedbirlerin incelenmesi talimatı verildi. Başkanın bilim danışma kurulu tarafından kurulan ve Horace Gaither başkanlığındaki bir panel tarafından hazırlanan rapor, "Deterrence and Survival in the Nuclear Age" (Nükleer Çağda Caydırıcılık ve Hayatta Kalma) başlığını taşıyordu.[3]

Raporun tespitleri arasında SSCB'nin ekonomik gücü ve askeri harcamaları önemli yer tutuyordu. Rapora göre Sovyetlerin askeri ve ekonomik kapasitelerini geliştirme hızları ABD’ninkinden fazlaydı. Rapor, SSCB’nin birkaç sene içinde binlerce ICBM (kıtalararası balistik füze) üreteceğini iddia ediyordu. Halbuki rapor hazırlandığı sırada SSCB’nin elinde dört adet ICBM olduğu, en fazla birkaç yüz üretebildiği ortaya çıkacaktı.[4]

Raporu hazırlayan ekipte yer alan Andrew Marshall, SSCB'nin askeri ve ekonomik gücüne ilişkin isabetli tahmin ve öngörü yapmanın önemini farketmişti. Rapordaki hesaplama ve tahminlere şüpheyle bakıyor, abartılı olduklarını düşünüyordu. Bu rahatsızlığı, kendisinin de dahil olduğu küçük bir grubun CIA ile devamlı surette sürtüşmesine yol açacaktı.

1970'li yılların başlarında CIA, askeri harcamaların SSCB ekonomisine yükünü, Gayrı Safi Milli Hasıla'nın (GSMH) yüzde 6-7'si olarak hesaplıyordu. Ancak, Marshall'ın yaptığı bir değerlendirme, CIA'in bu tahminini iki katına çıkarmasını sağladı. Bu değişiklik, ABD yönetiminde daha fazla sayıda üst düzey ismin, uzun vadede SSCB ekonomisinin ABD ile rekabeti sürdürebilecek güçte olmadığına ikna olmasını sağladı. Başka bir deyişle, Sovyetler'in nefesi, tahmin edildiği kadar güçlü değildi; zaman, Moskova'nın aleyhine işliyordu. Ancak o yıllarda CIA’in SSCB’ye ilişkin değerlendirme ve öngörülerinde askeri harcamaları olduğundan çok daha az; ekonomik kapasite ve performansı da olduğundan çok daha iyi gösterme eğilimi bulunuyordu.[5]

CIA'in bu eğilimi, ABD savunma ve istihbarat mekanizmasında bir gizli iç savaşa yol açmıştı.

Dönemin ABD Başkanı Richard Nixon tarafından 1973 Şubat'ında CIA'in başına getirilen James Schlesinger, teşkilatın SSCB'nin askeri ve ekonomik kapasitesine ilişkin tespitlerine ve bunları hazırlama yöntemlerinden rahatsızlık duydu. Aynı yıl Temmuz ayında savunma bakanı olarak atanması ve benzer düşüncelere sahip Marshall gibi önde gelen analistleri ekibine alması ile birlikte CIA'i zorlamak için bir dizi tedbir hazırladı. Bu kapsamda Marshal'a kurdurmuş olduğu ONA'ya, SSCB askeri ve ekonomik kapasitesinin tespiti için bir analiz raporu hazırlama görevi verdi. ONA'nın bu raporda yanıtını arayacağı soruların en önemlilerinden biri, askeri harcamaların Sovyet ekonomisine olan yükü idi.

Bu çalışma kapsamında 1974 yılında ABD Hava Kuvvetleri'ne mensup iktisatçı Binbaşı Lee Badget ONA'ya atandı. Badget ve Marshall, ertesi yıl Eylül ayında tamamladıkları analizlerinde, CIA'in %6-7 öngörüsüne karşılık askeri harcamaların Sovyet ekonomisine yükünü GSMH'nin %10-20'si arasında olarak hesapladılar.

Bu dönemde Marshall ve başında bulunduğu ONA, ABD'yi rekabette öne geçirecek stratejik önemdeki savunma programlarına yatırımı savundular. Bu kapsamda kulis yaptıkları en önemli proje B-1 Lancer stratejik bombardıman uçağı projesiydi. B-1, çok alçak irtifadan yüksek süratlerde hava savunmasını yararak hedefe ulaşabilecek, uzun menzilli füzeler ateşleyebilecek bu bombardıman uçağı olarak öngörülmüştü. ONA, SSCB'nin, İkinci Dünya Savaşı'ndaki tecrübelerinin ışığında hava savunmasına takıntı derecesinde önem verdiğini tespit etmişti. Hava savunmasını tespit edilmeden geçebilecek böyle bir uçağın ortaya çıkması, muazzam genişlikte bir coğrafyayı kapsayan Sovyet hava savunma şemsiyesinin yenilenmesini ve güçlendirilmesini zorunlu kılacaktı. Bu da SSCB ekonomisine çok daha fazla ek yük anlamına geliyordu.

Ne var ki, ONA'nın rapor ve değerlendirmelerini kulak arkası eden Nixon'ın halefi Jimmy Carter, B-1 projesini 1977 yılında iptal etti. Sovyet ekonomisinin kırılganlığını ve stratejik silah projeleri ile onu iflasa sürüklemenin mümkün olduğunu bir sonraki Başkan Ronald Reagan fark edecekti; nitekim 1981 yılında B-1 projesini de yeniden hayata geçiren, “Yıldız Savaşları” olarak bilinen SDI projesini başlatan da Reagan oldu.

Peki bunlar ne anlama geliyor?

SSCB’nin askeri ve ekonomik kapasitesini olduğundan güçlü gösteren stratejik istihbarat analizleri, en başta askeri – sınai – politik yapının, en azından belli bir kesiminin elini güçlendiriyordu. Analizlerdeki bu stratejik ıskalama organize bir çabanın ya da organize bir önyargının (veya kuvvetle muhtemel bu ikisinin bileşiminin) bir sonucu olabilir. Açmak gerekirse, bahsi geçen üçlü yapının çıkarlarına hizmet etmek için, stratejik analizler ve değerlendirmeler kasten abartılmış; gerçek veriler sümen altı veya tahrif edilmiş olabilir. Öte yandan ideolojik, metodolojik ya da farklı nedenlerle oluşan önyargı ve ön kabuller ışığında yapılan değerlendirmelerde hata payı son derece yüksek çıkmış olabilir. Bu hatayı tespit eden veya hata olasılığını dile getiren karşıt görüşlerin kabul edilmesi, istihbarat teşkilatının kurumsal egosuna zarar vereceği için, değerlendirmelerin hatalı olduğu fark edilse dahi, onlara sıkı sıkıya tutunma durumu hasıl olabilir.

Ancak burada, söz konusu stratejik analizlerin, ülke yönetiminde, politika oluşturma ve icra süreçlerinde hammadde olarak kullanıldıklarını hatırda tutmakta fayda var. Yetkin’in aktardığı dönemin CIA başkanının sözlerine dönelim: “Bugün dünyanın başına bela olan Taliban'dan El Kaide'ye, oradan IŞİD'e kadar İslamcı terör örgütleri, CIA'in Sovyet ekonomisini olduğundan güçlü tahmin eden bir hesap hatası idi”. Çünkü “Sovyetlerin bu kadar erken çökebileceğini tahmin edememişlerdi”.

İkna edici mi? Pek değil belki. Ancak son derece olası.

Bu arada,

Andrew Marshall, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden yıllar sonra 2001'de tanıştığı, Sovyet Genelkurmay'ında stratejik planlama konularında çalışmış Albay Vitali Şikov’dan edindiği bilgiler ışığında, askeri harcamaların GSMH'ye oranının gerçekte %35 - 50 arasında olduğunu hesaplayacaktı.[6]



[1] Yetkin, Murat. Meraklısı İçin Entrikalar Kitabı. Doğan Kitap, 2017.
[2]  Krepinevich, Andrew F.; Watts, Barry D.. The Last Warrior: Andrew Marshall and the Shaping of Modern American Defense Strategy. Basic Books. 2015
[4] Jacobsen, Annie. The Pentagon's Brain: An Uncensored History of Darpa, America's Top-secret Military Research Agency. Hachette. 2015.
[5] The Last Warrior: Andrew Marshall and the Shaping of Modern American Defense Strategy
[6] age

7 yorum:

cemal kalıntaş dedi ki...

Mrhb Arda Bey. Güzel bir makale emeğinize saglık. Bence hesap hatası değil sanki ustaca kurgulanmış 50 veya daha uzun yıllık bir plan gibi. Ortadoguya uzaktan bir baktıgımızda ABD nin hesap hatası denilen örgütleri bahane ederek nerdeyse tüm bölgeyi etkisi altına aldıgını görüyoruz. Bide etkisi olamayan ülkelerede terörizm destekçisi olmakla suçlayıp dünyadan izole edtmesi ayrı bir garp kurnazlıgı.

Adsız dedi ki...

Sn Altıntaş,
Komplo teorisi bunlar,Cem Yılmaz'ın da dediği gibi,birinin kafasına taş düşse,kesin Amerika var arkasında.Ra'nın gözü,cübbeler,ritüeller,maskeli balolar,sotede Tom Cruise ve Nicole Kidman sevişiyor,karışık kim kime belli değil,kedi kesiyo bunnar var ya bunnar.:-)

Ne diyodu Kayzer Soze kült film Olağan Şüphelilerde "Şeytanın en büyük hilesi,insanları kendisinin olmadığına inandırmasıdır."

Bi kere bunlar kendiliğinden olan şeyler ;-)
Selamlar.Bir Atlı

cemal kalıntaş dedi ki...

Evet kendiliğinden olabilir ama olmayabilirde

Adsız dedi ki...

"Türkiye'nin Javelin alımı, Yunanistan'ın uzun süredir gündemde olan ABD'den ikinci el M1 Abrams tank alımının gerçekleşeceğinin habercisi de olabilir."

Yaklaşık 10 sene önce Yunanlılar Rusyadan Kornet aldı diye biz de Kornet aldık 1-2 bölük kurduk diye biliyorum.

Javelin alıyorsak onlar da Javelin alır diye yorumluyorum.İkinci el M1 mevzusunu,onlar 1.5 milyar dolara 4 tabur Leo2A6Hell alinca biz de ikinci el 350 kadar Leo2A4 almıştık yarım milyar dolara,onun müteakip hamlesi diye bakıyorum.Eski Leopardlarla değiştirip,eskilerini adalara dağıtıp çakilı tank yapacaklar.Tank ve alçaktan uçan tanksavar monteli keşif helikopterleri ile dağınık adalarda savunma..uçak gemisi gibi,ama helikopterle.Gerekirse diğer adaları takviye edecek.Tanklar çıkarmayı engelleyecek.

Keşke 350 tane daha alıp bi yandan da Leo2NG ye girişeydik,şimdiye biterdi.

Bu yunanlılar bi ara Suriye hava üslerini kullanma planları yapıyorlardı.Şimdi İsrail veya Rus hava üsleriyle vardır bir flörtleri.Yunan jeostratejik olarak batıda,ortodokslukla Rusyadan herşey alabilme hakkı var,o torpilli ona birşey demiyor kimse.

Abuzer Kuru dedi ki...

Makale öncelikle önemli bir güvenlik bürokrasisi sorununa işaret etmiş. Bütün devletler; en gelişmiş olanından en az gelişmiş olanına, süper gücünden güçsüzüne bütün devletlerde bu sorun vardır. Geleceği öngörememek, yanlış planlama yapmak bazen silahlı kuvvetlerin yanlış teçhiz, eğitim ve yetenek yatırımları yapmalarına, bazen de devlet veya devletler grubu olarak (bazıları makalede bazılarından bahsedilmiş) ciddi siyaset ve strateji hataları yapılmasına neden olur. Silahlı Kuvvetler ile ilgili hususlar bir şekilde düzeltilebilir. Ancak siyaset ve strateji hataları ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu "Öngörüsüzlük" sorunun sebepleri ise:

1. Personel politikaları sonucu bu tip görevlere; bürokrasinin her alanında olduğu gibi, özellikle üst seviyede yönetici pozisyonlara, liyakatli şahıslar yerine üstlerinin veya siyasetçilerin hoşuna giden kişiler getirilir. Bu tip bürokratlar ise üstlerine genelde gerçekler yerine duymak istediklerini söylerler. Üstelik geleceğe yönelik yapılan tahmin veya planlamalar; genelde geleceğe yönelik, soyut, manipülasyona açık işler olduğundan üstlere duymak istediklerini söylemek daha kolay olur. Bürokratlar genelde kısa vadeli düşünürler. Özellikle problemin çıkması görev sürelerinin bitimini müteakip bir kaç sene sonra olacaksa, sorunun üzerinde hiç durmazlar. En fazla; makalede olduğu gibi "yanlış hesapladık" der, çıkarlar işin içinden. Bu bütün devletlerde (süper güçler dahil) az veya çok böyledir.

2. Objektif olamama, her türlü değerlendirmenin başarısız olmasında bir diğer etkendir. Özellikle bürokratların kendi ülkeleri ile hedef ülke/grup ile hakkında mevcut önyargılar gerçekçi değerlendirme yapılmasına engel olur. Örneğin ABD Bush Yönetiminin ırak ve Afganistan'a yönelik ön yargıları ve sahip oldukları müthiş öz güven, ABD'nin bu iki ülkede halen çıkamadığı bataklıklara saplanmasına sebep olmuştur.

Abuzer Kuru dedi ki...

3. Bilgi ve veri eksikliği bir başka başarısızlık nedenidir.İstihbarat teşkilatları ne kadar iyi olursa olsun, genelde hedef ülke/grup hakkında güncel ve gerçek veriye ulaşmak zordur. Gerçekçi bir değerlendirme için mümkünse hedef ülkenin gezilmesi gerekir ki bu gerçek hayatta pek mümkün değildir. İstihbarat teşkilleri bu bakımdan doğru yönlendirilmelidir. Eğer istihbaratçılara doğru sorular sorulmaz ise doğru cevap alınamaz. Doğru soruların sorulması için ise bilgili uzmanlar gerekir. Örneğin Kenya hakkında gerçekçi değerlendirme yapmak için İngilizce ve Svahili dili bilen ve Kenya'da bir süre bulunmuş uzmanların olması gerekir. Aksi takdirde; Kenya hakkında internet taramasından istifade ile süslü kelimelerle rapor yazılır. Boşluklar ise üfürme ile doldurulur.

Sözün özü üst akıl vardır ama biraz kıttır. Beş yıl sonrasını bile zor tahmin eder. Beş yıldan uzun vadeli tahminlerin ise güvenlik alanında olsun başka alanlarda olsun gerçekleşme ihtimali oldukça düşüktür. Sadece teknolojik gelişmeler, somut olaylara dayandıkları için daha kolay tahmin edilebilir

Adsız dedi ki...

Buna "Hesap Hatası" demeye olsa olsa ya saflık, ya da tarih önünde aklanma çabası denebilir. Öngörüsüzlük değil, bilakis bilinçli manipulasyonlardır.Öyle şeytani ki,evet o kadar da değildir diyor medeniyet algısındaki beşeri hafsalamız.

1980 sonrasını düşünelim.İran İrak savaşı, bolca silah satışı, bolca ölü müslüman.

Kuveytin işgali 1 ve 2 nci Körfez Savaşı, kendi kamuoylarını ikna için kimyasal silah yalanı, bebekleri koridorlarda taşın üstüne bırakıp ölüme terk ediyorlar medya propagandası.(Kızın bir ABD li diplomat kızı olduğu ortaya çiktı, hatırlayın.) Yine miadı dolan mühimmatların sarfı, M60A3 lerin envanterden çıkarılması, hibesi, büyük kısmının okyanusa atılması,silah sanayisinin para kazanması lazım. Halepçede Saddam 300 kürt öldürdü, sebebi olduğu savaş yüzbinleri, ve evet yine müslümanlar.Ebu Gureyp..ve nasılsa bütün İslamcı Terör Örgüt liderlerinin mutlaka ikamet ettiği meşhur Bucca hapishanesi.

İlk Körfez Krizinde 36 ncı paralelin kuzeyinin uçuşa yasaklanması özerk Kürt devletinin temeliydi,öngörüsüzlük değildi.İlk 1000 kadar gencin ABD ye götürülüp eğitilmesi,şu an bütün kilit noktalarda görev alması da öngörüsüzlük değildi.

Bulgar zulmü müslüman techiri,AB nin göbeğindeki Boşnak katliamı,Afganistanın yerle bir edilmesi,Libyanın,Yemenin,Suriyenin karışması,yüzbinlerce müslümanın ölmesi,PKK nın 30 yıl boyunca ABD,Almanya ve Fransa tarafından desteklenmesi 30.000 insanımızın ölmesi,stratejik ortaklık adına bu desteği görmezden gelişimiz,PKK nın ikişerli kolda IŞİD sayesinde boşaltılan alanlara intikali,düzenli olarak belli bir ritimle IŞİD alanlarına çökmesi..öngörüsüzlük diye birşeye kimse beni inandıramaz. Saddam sonrası orduyu polisi lağvedip çıkıp gidersen ne olacağını bilmemek olmaz bu kasıttır sadece. Musul Kerkuk alındığında tapu kadastrolar ilk yakılıyorsa,bilinçsizlik,akıl kıtlığı değildir bu.

Suriye sınırından aylarca mayın temizlettiler,temizlemeye İsrailli şirketler talip oldular.Barzani seçim yaptı tek tanıyacağım diyen İsrail oldu.Adamlar Dohuktalar.

Uzadı.Devlet yetiştirmelerin eline geçerse,teori iflas eder,liyakat yerini itaate tabiyete bırakır.Hala Kurucu Meclisin kurucu değerlerini benimsemezsen,iç siyasete sadece rant gözüyle bakarsan,devletin kurumlarını yerle yeksan edersen,ordunu kendine tehdit olarak görür de deli gibi budarsan,kozmik odada suikast delili aratır,Harekat Planı ek ve lahikalarına darbe planı sokuşturduklarında işine geldiği için bunu yersen,ahanda böyle beka sorunu yaşarsın.Bu daha başlangıç,hala yol ayrımındayız,kafalar karışık.Yoksa öngörülen çoktan öngörüldü,Türkiyeden toprak koparan bağımsız Kürdistan,kansız,demokratik,özerklik diye yol alamadılar,sıra kan dökerek alsak mıya geldi.

En önemli güç unsuru ordunun,eğitilmiş insan gücüdür,bugun GATA ya(olsaydı) öğrenci girse 6 sene sonra intörn doktor,bir 6 sene sonra uzman.Neyi bir şekilde halledeceksiniz.Gönderin bir doktoru cepheye,birinci hatta bakalım.Yetiştirin 6 ayda F16 pilotunu.Askeri liseye giren benim hayatım artık bu olacak diyordu.Mecburi hizmet 10 dan 15 çıkarılmasa sivil kaynaklı subay kalmayacaktı.Uzman 1 yıllik sözleşme yapıyor 1 yıl.

Savaş olmazsa,imparatorluklar çöker.Düşman yoksa yaratılır,küçükse abartılır.Güdülenler cahil bırakılır.Zekilere sahip çıkılır başıboş bırakılmaz.Başkan savaşa karşı çıkarsa öldürülür.Her durumda müslüman ölür,asla büyük sayıda hristiyanın öldüğü bir yol tercih edilmez.Bütün seçimler hilelidir.Sadece güçlü yargılar,5 ne derse o olur.Etrafta kan gövdeyi götürür petrol kuyusuna mermi bile sekmez.Bir Atlı