28 Haziran 2013 Cuma

TFX Projesi: Ne? Ne İçin? Nasıl? - 2


7 – 10 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen IDEF uluslararası savunma sanayii fuarında TAI, milli muharebe uçağı geliştirme projesi kapsamında üzerinde çalışılan üç ayrı tasarım seçeneğini ilk kez kamuoyu ile paylaştı.


Kavramsal tasarım sözleşmesi için TAI ile sözleşme görüşmelerine başlanması için Savunma Sanayii İcra Komitesi’nin (SSİK) 15.12.2010 tarihli toplantısında karar alınmıştı. TAI ile USD20 milyon bütçeli kavramsal tasarım projesi sözleşmesi 23.08.2011 tarihinde imzalanmıştı.

Proje kamuoyuna duyurulduktan kısa süre sonra görüş ve izlenimlerimi “TFXProjesi – Ne? Ne İçin? Nasıl?” başlıklı yazı ile paylaşmıştım. Üzerinden yaklaşık 2.5 yıl geçen bu yazıyı, IDEF’te sergilenen kavramsal tasarımların da yardımıyla güncellemek istedim.

Öncelikle mevcut durumun resmini çekmekle işe başlayayım. Önceki yazıdan bu yana bu resmin içeriği de değişti. Sonra resmi nasıl yorumladığımı aktaracağım.




Türk Hava Kuvvetleri'nin Muharip Gücü - 2013

2013 Haziran'ı itibariyle Türk Hava Kuvvetleri'nin (HvKK) belkemiğini, Lockheed Martin F-16 Fighting Falcon savaş uçakları oluşturmakta. 1987 - 1999 arasında toplam 240 adet hizmete alınan Blok 30, Block 40 ve Block 50 tipi F-16C/D uçaklarının 30 adedi çeşitli sebeplerle kaza / kırım geçirmişti. Hem bu kayıpları telafi etmek, hem de Peace Onyx III modernizasyon projesi sırasında oluşabilecek kabiliyet açıklarını örtmek için, Peace Onyx IV projesi ile 16 adedi çift kişilik 30 adet F-16 Block 50+ uçağı alındı. 2007 yılında sözleşmesi imzalanan projede teslimatlar 2012 sonunda tamamlandı ve uçaklar Akıncı 4. Ana Jet Üssü'nde hizmete girdi.

210 adet F-16'dan Block 40 ve Block 50 modellerinin (173 uçak) yaklaşık olarak Block 50+ seviyesine yükseltildiği Peace Onyx III projesinde ise yarıyol aşılmış durumda. Uçakların seri modernizasyon aşaması halen TAI tarafından yürütülüyor. 37 adet Block 30'a ise kısmî modernizasyon uygulandı.

HvKK'nin diğer ana muharip unsuru ise, ömrünün artık son demlerini yaşayan F-4E 2020 Terminatör'ler. IAI tarafından 54 adet F-4E'ye yeni radar (EL/M-2032), elektronik harp (EL/L-8222) ve radar ikaz (AN/ALQ-178(V)3 sistemleri, yeni aviyonikler ve Popeye I hassas güdümlü silah sistemi kabiliyeti kazandırılmıştı. 111 ve 171'nci filolarda hizmete giren F-4E 2020'lerden bir kısmı bilahare Konya 3. Ana Jet Üssü'ndeki 132'nci Hançer Filo'ya kaydırıldı. Terminatör'ler 111 ve 171 Filo'larda taktik bombardıman, 132 Filo'da ise eğitim ve test amacı ile kullanılıyorlar. Kaza / kırım vb nedenlerle envanterden düşenlerden sonra halen 45 - 48 civarı aktif F-4E 2020 kalmış olması muhtemel.

Şimşek projesi kapsamında kısıtlı iyileştirmeye tabi tutularak F-4ETM olarak adlandırılan 16 adet F-4E, geçtiğimiz sene Haziran ayında emekliye ayrıldı. Bu uçakların en azından F-35 Müşterek Taarruz Uçağı'nın (MTU) hizmete girmeye başlaması öngörülen 2010'ların ikinci yarısına kadar dayanması planlanmıştı, ancak görülen o ki gövde ve motor ömürleri buna vefa etmedi. Terminatör projesi kapsamına alınmamış F-4E'leri kullanan 172'nci Filo, 2009 Mayıs ayında geçici olarak söndürülmüştü. F-4ETM'leri kullanan 112'nci Filo ise, bu uçakların da emekliye ayrılmasından bu yana 111'nci Filo'nun Terminatör'lerini kullanmakta. Ne hazindir ki, bir zamanlar üç filoda toplam 70 - 75 arası Phantom uçuran Eskişehir 1. Ana Jet Üssü şimdi 20 civarı F-4E 2020 ile iki filoyu (111 ve 112) besliyor. 113'ncü taktik keşif filosunun durumu, kardeşi 173. Filo ile birlikte belirsizliğini koruyor.

Yalnız, silahsız ve korkusuz taktik keşif uçaklarımız olan RF-4ETM Işık'larda ise, "Phantom" (Hayalet) lâkabının hakkını verecek bir belirsizlik söz konusu. Bir adedi kaza / kırım sonucu, diğeri ise geçtiğimiz sene 22 Haziran günü Suriye hava savunması tarafından düşürülen RF-4ETM'lerden, kağıt üstünde halen 16 adet bulunuyor. Ancak Suriye'nin RF-4ETM'mizi düşürmesinden sonra bu uçakların uçuştan çekildiğine dair bazı haberler çıktı. Işık modernizasyon projesi kapsamında RF-4E'lere ASELSAN LN-100GT INS/GPS seyrüsefer sistemi, CDU-900Z uçuş yönetim sistemi, AN/ALQ-178(V)3 radar ikaz alıcısı eklenmişti. AN/ALQ-178(V)3, halen hizmetteki Block 30 ve Block 40 F-16'lar tarafından da kullanılmakta ve uçağımızın vurulduğu 22.06.2012 tarihi itibariyle HvKK hizmetindeki en modern ve en güncel elektronik harp / özsavunma sistemi idi.

Eski teknoloji ıslak kamera ve Linescanner kullanan RF-4ETM'lerin gerçek zamanlı elektrooptik ve radar keşif podları ile donatılmasını hedefleyen TARP projesi, İsrail ile ilişkilerin kopması neticesinde iptal edildi. Muadil bir sistem için hazır alım çalışması başlatıldı ve 2012 Aralık ayında UTC Aerospace firmasına bağlı Goodrich ile USD100 milyon tutarında bir sözleşme imzalandı. Sözleşme 4 adet DB110 elektrooptik keşif podu ile bir adet sabit ve bir adet seyyar görüntü analiz istasyonunu kapsıyor. DB110, F-16 uçakları tarafından kullanılan bir sistem ve RF-4E'ye uyumlu değil. Yunan Hava Kuvvetleri, modernizasyon kapsamında RF-4E taktik keşif uçaklarını emekliye ayırabilmek için DB110 tedarik etmişti.

Dolayısıyla HvKK hizmetinde halen modern sistem ve kabiliyetlere sahip taktik keşif görevli bir hava platformu bulunmamakta. [1]

239 adet F-16 ve 45 F-4E 2020 dışında halen HvKK hizmetinde muharip yetenekli başka bir uçak bulunmuyor. 133. Pençe Filo envanterindeki 11 adet F-5 2000 ileri eğitim / harbe hazırlık uçağı, son eğitim görevleri ile birlikte bu ay içinde emekliye ayrıldılar. Böylelikle 133. Filo da çıplak kaldı. F-5 2000'lerin görevini, Arı projesi kapsamında TAI tarafından modernize edilen T-38'ler alacak.

2020'li yıllarda F-16 ile birlikte HvKK'nin belkemiğini teşkil edecek F-35 projesi ise yavaş yavaş bir FUBAR olmaya doğru gitmekte.

Savunma Sanayii Müsteşarlığı'ndan 12.01.2013 tarihinde yapılan bir Basın Açıklaması ile, "...harekât kabiliyetlerinin istenen seviyeye ulaşmada planlananın gerisinde kalması ile ABD ve diğer ortak ülkelerin siparişlerini ileriki yıllara ötelemesi sebebiyle artan uçak maliyetlerinin Türkiye’nin tedarik planına olan etkisi..." ve "...ABD Hükümeti ve Ana Yüklenici Lockheed Martin firması ile 2012 yılı içinde yürütülen görüşmelerin sonuçları..." doğrultusunda, 2012 Ocak ayında kararı alınan iki adetlik sipariş ertelendi. Müsteşarlık, sipariş kararının 2014 yılında tekrar değerlendirileceğini açıkladı. Ama ilginç bir şekilde açıklamada, 100 adet F-35A tedariğinin öngörüldüğü de eklendi.

Bugünün resmi bu şekilde. Biraz da yarınına odaklanmak gerek. TFX ya da Milli Muharebe Uçağı (MMU) yapbozda nasıl bir boşluğu dolduracak?


F-35: Süper Uçak, Berbat Proje

Maliyet ve bütçe aşımları ile eşanlamlı hale gelmeye başlayan Joint Strike Fighter projesi, yavaş yavaş bir "beyaz fil"e (white elephant) dönüşüyor. ABD'deki üç kuvvet (hava, deniz ve deniz piyadeleri) ile 10 müttefik ülkenin hava kuvvetlerini donatacak F-35'ten 3,000 civarında üretilmesi öngörülüyor - tabi planlanan sipariş miktarları gerçekleşirse.

ABD Hükümeti Saymanlık Ofisi'nin en son yayınladığı rapora göre proje, bilhassa maliyetler ve uzun vadede getiri açısından büyük riskler taşımakta. Bütçesi USD400 milyara dayanan ve yaklaşık 50 yılı kapsayacak tüm ömür döngüsü içinde toplam yaklaşık USD1.51 trilyon civarında gerçekleşeceği hesaplanan projede, teslimatlar başlamış olsa da, tam harbe hazırlık seviyesine 2019 yılından önce ulaşılamayacak. [2]

Bu durum, projeye üye ülkelerin siparişlerini ötelemesi ve hatta alım kararlarını sorgulaması sonucunu doğurdu. İngiltere'nin uçak gemisinden klasik iniş kalkış versiyonu ile kısa kalkış / dikey iniş versiyonu arasında git gelleri sürecek gibi görünüyor. İtalya 131 olan sipariş miktarını 90'a düşürdü. İki test uçağı sipariş vermiş olan Hollanda, 85 adetlik sipariş kararını dondurmuş durumda. Proje üzerinden büyük siyasi tartışmaların yaşandığı Kanada'da 65 adetlik sipariş, hükümetin siyasi istikrarına doğrudan bağlı bir Demokles kılıcı altında bulunuyor. Projenin 3'ncü seviye ortaklarından olan Danimarka, Mart ayında ihalesiz F-35 alımını bir kenara bırakarak 30 uçak için F-35, F/A-18E/F Super Hornet, Saab 39 Gripen ve Eurofighter Typhoon'u kapsayan bir ihale başlattı. Danimarka gibi alım kararı kesin olmayan Norveç, şimdilik kendi üretimi JSM füzesinin F-35'e entegrasyon izni karşılığı iki uçak ile sadakatini sürdürüyor gibi görünüyor. [3]

Peki neden böyle oldu?

Bu kısa sorunun çok sayıda uzun yanıtı var aslında.

1. JSF, yapısı itibariyle oldukça zor bir proje. Zira JSF ile aslında üç farklı uçak aynı anda tasarlanıyor. Normal pistlerden kalkış yapacak (F-35A), uçak gemisi güvertesinden normal iniş - kalkış yapacak (F-35C) ve Harrier'ın halefi olmak üzere çok kısa kalkış ve dikey iniş yapacak (F-35B) uçaklar, azami ortak parça ve sistem ile geliştiriliyor. Daha da kötüsü, bu uçakların ana müşterileri, ABD'nin üç farklı kuvvet komutanlığı. Hepsinin bir savaş uçağından beklentisi, bir savaş uçağını işletme - idamesi ve bakım, eğitim gibi süreçleri birbirinden farklı. Özellikle F-35B'nin geliştirilmesi proje bütçe ve takvimini bir hayli sarstı, zira aynı anda hem radar izi düşük olan hem yüksek performanslı bir motora sahip olan hem de belli bir miktar silah yükünü taşıyacak bir uçak gövdesine bir de dikey iniş mekanizması yerleştirilmesi gerekti.

2. F-35, tasarımı, üretimi, içerdiği sistemler, kullanımı, eğitimi ve bakımı açısından tamamen yeni nesil bir uçak. Radardan sakınması için gerekli gövde tasatım ve imalat özellikleri, istenen performansı karşılayacak motorun ve kontrol yüzeylerinin üretilmesi, komple bir sistemler sistemi olan uçağın her işlevini, her sensörünü idare edecek bilgisayar yazılımlarının geliştirilmesi uzun, zahmetli ve pahalı bir süreç.

3. F-35'ten istenenler klasik bir taktik savaş uçağından çok ötede. Kendi üzerinde taşıdığı gelişmiş sensörleri kullanmasının yanı sıra, diğer dost ve müttefik hava, kara, deniz ve uzay unsurları ile de devamlı surette bir iletişim içinde olması, sensör verisi ve bilgi paylaşımı yapması, salt bir muharip platform değil aynı zamanda bir ISR unsuru olması isteniyor. Tabiri caizse "ayağa düşen" "Ağ Merkezli Muharebe" (Network Centric Warfare) felsefesinin bayrak taşıyıcısı olarak konumlandırılıyor. Ancak bu kabiliyet ihtiyaç listesinin harbe hazır, kusursuz ve etkin bir platforma dönüşmesi kolay ve ucuz değil. İşlemci, algılayıcı, metalürji ve elektronik / mekatronik gibi alanlarda çok pahalı ArGe çalışmalarının yürütülmesi gerekmekte.

F-35, öncelikle taarruz ve ISR, ikincil olarak ise av - önleme görevleri için geliştirilen bir savaş uçağı. 5'nci neslin ilk temsilcisi olan Lockheed Martin F-22A Raptor'un (ya da müttefik uçaklarının) refakatinde uzun menzilli hassas saldırı görevleri yapacak bir uçak. F-35'i satın alacak olan ülkelerin neredeyse tamamı, av - önleme ve hava üstünlüğü görevleri için ayrıca bir uçağa sahipler ya da tedarik etmek için proje yürütüyorlar.

Projenin başlangıcında ABD Hava Kuvvetleri ve LockheedMartin, F-35'i "son insanlı savaş uçağı" olarak tanıtmıştı. Ancak zaman içinde yapay zeka, bilişim ve elektronik gibi alanlardaki gelişmeler ile harekât ihtiyaçlarının netleşmesi ile bu söylem ABD Hava Kuvvetleri tarafından resmen terkedildi. En azından uzun vadede hava kuvvetlerinin insanlı ve/veya tercihe bağlı olarak pilotla uçurulabilen (optionally piloted) uçakların insansız hava araçları (İHA) ve insansız muharip hava araçları (İMHA) ile birlikte görev yapması öngörülüyor. Dolayısıyla F-35, bir bakıma "pilot tarafından uçurulan bir uçak"tan ziyade "pilot tarafından yönetilen bir sistem" olarak şekillendirilmekte. [4]

Nedendir bilinmez, F-35'in son insanlı savaş uçağı olacağı söylemine Türkiye'de ilgili çevreler hala sımsıkı sarılmış durumdalar, F-35'ten sonra hizmete girecek insanlı savaş uçağı projemizi başlatmışken hele.

JSF projesinin 3'ncü seviye ortaklarından olan Türkiye, ABD haricinde, İngiltere'den sonra Avustralya ile birlikte en fazla F-35 sipariş verecek ülke. İngiltere, -şimdilik- 138 uçak alımı planlamakta; Avustralya ile Türkiye onu 100 uçak ile takip ediyor.

Ancak ilginç bir şekilde F-35 alımının artı ve eksileri, hangi ihtiyacı nasıl karşılayacağı, sanayi katılımı gibi hususlar kamuoyunda bugüne kadar sağlıklı bir şekilde tartışılmış değil. F-35 alımı 2008 ve 2011 yıllarında CHP Milletvekili Şükrü Elekdağ tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşınmış, ancak bu girişimler cılız kalmıştı. Elekdağ'ın eleştiri ve soruları, projede Türkiye'ye herhangi bir kaynak kod verilmemesi üzerinden yöneltilmişti.

F-35, 5'nci nesil olması hasebiyle hava muharebesinin klasik kalıplarının dışında bir uçak. Sensör füzyonu, "görülmeden görmek" felsefesi ve gelişmiş sensörleri ile oynayacağı oyunun kurallarını kendisi koyma iddiasında. Buraya kadar, en azından kağıt üstünde her şey, bir havacılık tutkununu cezbedebilir. Ancak F-35, bu kabiliyetleri çok ağır bir fatura ile birlikte vaadediyor:

1. ABD hükümeti, tek bir F-35'in, tüm kullanım ömrü boyunca işletme / idame dahil toplam maliyetinin USD600 milyondan fazla olabileceğini hesaplıyor. Proje başlangıcında düşük maliyetli olacak şekilde yola çıkılmış, uçak başına birim fiyat USD80 milyon civarı olarak bile telaffuz edilmişti. Ancak şu anda birim fiyat USD130 - 150 milyon bandına fırlamış durumda. Burada proje bir kısır döngüye girmiş durumda. Geliştirme maliyetleri arttıkça ve takvim aşıldıkça ABD ve projeye üye ülkeler ya siparişlerini kesiyor ya da öteliyorlar. Bu da birim fiyatı yükseltiyor. Birim fiyat yükseldikçe üye ülkelerin projeye inancı zayıflıyor ve ayrıca uçağın yeni müşteri bulma şansı da iyice azalıyor.

2. F-35, aynı AEGIS gibi, ABD müttefikliğinin cisimleşmiş bir uzantısı.ABD'nin dünyanın çeşitli "sıcak noktalarında" müttefikleri ile birlikte ya da müttefiklerini destekleyerek yapılacak operasyonların araçlarından biri olacak. Bu yaklaşımın bazı adımlarını şimdiden gözlemlemek mümkün: 2011 yılında İspanyol Deniz Kuvvetleri'ne ait F100 Alvaro de Bazan sınıfı F102 Almirante Juan de Borbon firkateyni, USS George Bush uçak gemisi görev kuvvetinin bir parçası olarak görev icra etti [5]; 2010 yılında AEGIS BMD balistik füze savunma sistemini haiz Japon Kongo ve Amerikan Arleigh Burke sınıfı destroyerler birlikte füze önleme testi yapıp birbirleri ile entegre çalışma usüllerini denediler [6].

Dolayısıyla F-35'in, Atlantik Bloku'nun "jeopolitik mızrak başı" olacağını iddia etmek mümkün. Bu özelliği, F-35'e daha doğuştan bazı siyasi ve tekno-politik prangalar getirmekte. Burada "kaynak kodunu paylaşmıyorlar" gibi ucuz (ve dezenformatif) bir duruşum yok, ancak şurası bir gerçek ki, F-35'e sanayi seviyesinde katılım göstermek ve satın almak, bu uçağın kullanımı ile ilgili Atlantik Bloku'nun sınırları içinde kalmayı dolaylı yoldan kabul etmek anlamına gelir.

F-35'e yerli imkânlarla geliştirilen silah, sensör ve sair alt sistemin takılabilmesi, tali bir husustur. Daha ziyade tekniktir ve müzakere edilerek çözülebilir. Nitekim TÜBİTAK SAGE tarafından geliştirilen Hassas Güdüm Kiti şimdiden F-35 uyumludur, SOM seyir füzesinin de muhtemelene entegrasyonu gerçekleştirilecek.

3. F-35, radardan kaçınma ve saklanma kabiliyetine sahip olmak için çok pahalı ve işlemesi zor malzemelerden üretilmiş bir uçak. Gövdesinin boyasından herhangi bir civatasına kadar neredeyse sıfırdan yaratıldı. İlaveten gövdesi, uzun menzil ve silah taşıma bölmeleri nedeniyle oldukça şişkin. Dolayısıyla hava muharebesindeki performansı, çağdaşları kadar atik ve kıvrak olmasına izin vermiyor. Süperseyir (supercruise) [7], uzun menzil gibi önemli avantajları var ve bu avantajları ileri teknoloji ürünü sensör ve ağ merkezli muharebe kabiliyeti ile birleştirebiliyor. Başka bir deyişle "oyunu" diğer savaş uçakları ile aynı kurallarla oynamıyor, ancak bu yine de dikkate alınması gereken önemli bir konu. [8]

4. F-35, uçuş kontrol, sensör, silah sistemleri ve motor gibi alt sistemlerinde devrimsel teknolojiler barındıran bir uçak. Uçağın kokpit göstergelerinden yaşam destek sistemine, elektronik harp birimlerinden motor kontrollerine kadar tüm işlev ve kumandaları yazılım kontrollü. Milyarlarca dolar ve onyıllar alan bu geliştirme faaliyetlerine yabancı ülkelerin doğrudan dahil edilmesi beklenemez - geliştiren ülke ABD olsun olmasın. Bu tip kritik teknolojiler en fazla, çok kuvvetli politik ve askeri ilişkilerin bulunduğu ülkelerle bir seviyeye kadar paylaşılır. Dolayısıyla F-35 projesinde ortak olan ülkelerin, özellikle 3'ncü Seviye ülkelerin F-35 projesi ile birlikte kalıcı bir 5'nci nesil uçak geliştirme ve üretme tecrübe altlığı geliştirmesi neredeyse imkansızdır. Nitekim ABD'nin ortak ülkelere dağıttığı iş payları çoğunlukla yapısal parça üretimi ve entegrasyon temelinde. Ancak öte yandan bu demek değildir ki proje paydaşları JSF vesilesi ile modern havacılık üretim teknik ve teknolojileri ile proje yönetim ilkeleri hakkında tecrübe kazanamayacak. İyi yönetilen ve endüstrileşme politikası ile pekâla mümkün olabilir. [9]

5. Sadece kabiliyet değil, işletme - idame alanlarında da yeni bir nesli temsil eden F-35 ile, "Performansa Dayalı Lojistik" (Performance Based Logistics, PDL) (kavramı silahlı kuvvetler sözlüklerine giriyor. Çok kabaca PDL, bir silah sisteminin ömrü boyunca ihtiyaç duyacağı bakım, onarım, yenileme ve işletme giderlerinin hesaplanması ve buna göre söz konusu süreçler için hizmet ve ürünlerin paket halinde tedariğini hedefliyor. Bu, kullanıcı ülkelerin hava kuvvetlerinin F-35'e hazırlık yaparken sadece üs ya da silah sistemi analizi değil, aynı zamanda işletme, idame, lojistik ve bakım süreçlerini de tamamen elden geçirmesini zorunlu kılıyor. Zira F-35 kullanıcıları, uçağın ömür çevrimi boyunca ortak bir yapı bünyesinde hareket edecekler.

Bu durumun akla getirebileceği bir soru şu olabilir: "Türkiye'nin 100 adet F-35 için hazırladığı harekat isterleri, analizler ve PDL çalışması kapsamında söz gelimi Yunanistan ya da Irak ile bir çatışma senaryosu var mıdır?" Bir silah sisteminin boyutu ve bütçesi arttıkça stratejik ve jeopolitik özkütlesi de artar. F-35 bu durumun güzel bir örneği. Uçağın tedariğinden kullanımına, bakım onarımına kadar tüm boyutları siyaset ve jeopolitikaya bulanmış durumda.

Bu çok katmanlı - çok boyutlu problemin Türk kamuoyunda bugüne kadar açık ve ayrıntılı bir biçimde tartışılmamış olması ciddi bir ulusal güvenlik riskidir. F-35 teknik olarak, bir uçak olarak çok iyi bir tasarım olabilir, zamanının çok ötesinde, "bir üst lige çıkartıcı" kabiliyetler sunabilir ancak sanayi katılımı, tedarik siyaseti, ulusal güvenlik politikalarında nereye oturacağı gibi konular bugüne kadar sağlıklı şekilde tartışılmamıştır. Bu nedenle F-35'i her ne kadar bir uçak olarak çok beğensem de, Türk Hava Kuvvetleri'nin geleceğinin, Türk havacılık sanayiinin gelişmesinin ve Türkiye'nin ulusal güvenliğinin bir parçası olarak görmüyorum.

Peki tüm bu manzara içinde TFX nereye yerleşecek? Yapbozun hangi parçası eksik ki TFX oraya konacak?

Biraz da buna bakalım:


Yap-Boz ya da İp Cambazlığı ya da Hassas Terazi

LockheedMartin, F-35A için muharebe yarıçapını
1,092km olarak vermekte (Grafik: Arda Mevlütoğlu)
HvKK'nin uzun menzil hassas saldırı kabiliyeti uzun süre F-4E 2020'lerin Popeye I füzelerine dayandı. Bu uçakların uzun menzilleri, gelişmiş radarları ile güçlü elektronik harp sistemleri, bugüne kadar HvKK'ne uzun sayılabilecek bir erim kazandırdı, bir bakıma ucuz yollu bir F-15E Strike Eagle muadili elde edilmiş oldu.

Ancak Popeye füzelerinin gerek ömürlerinin son demlerini yaşaması gerekse bölge ülkelerinin hava savunma kabiliyetlerini geliştirmesi, yeni ve daha gelişmiş uzun menzilli hassas güdümlü silah sistemlerine ihtiyacı artırdı. Bu kabiliyete yerli imkânlarla sahip olunması zorunluluğu, yerli tasarım silah sistemlerine giden yolu açtı: Lazer Güdüm Kiti (LGK), Hassas Güdüm Kiti (HGK), Kanat Güdüm Kiti (HGK) ve tabi ki SOM seyir füzesi bu vizyonun sonucudur.

HGK, KGK ve SOM ile HvKK, F-4E 2020'lerin erimleri arttı, çok daha uzun menzillere çok daha hassas saldırılar düzenleyebilmek kabiliyetine kavuştular (ne var ki elektrooptik hedef tespit ve teşhis sistemleri hala 1970'lerin teknolojisi PAVE Spike podundan ibaret. ASELSAN tarafından geliştirilen ASELPOD sistemi halen test aşamasında).

F-16C Block 50+'nın CFT, 2 x 2,000lb bomba, 2 x AIM-9 füze ve 3,904lt harici yakıt ile muharebe yarıçapı açık kaynaklarda ~1,360km olarak geçiyor
(Grafik: Arda Mevlütoğlu)
Bu silahların, F-4E 2020'leri önemli ölçüde rahatlattığı aşikâr, zira düşman uçaklarının menziline girmeden, dost hava sahası içinden silahlarını ateşleyebilecekler. Bu da yorucu ve yıpratıcı sakınma ve kaçınma manevralarından kurtarıyor Terminatörler'i.

Ancak bir sorun var: Terminatörler'in ömrü hızla tükeniyor. Radarları, elektronik harp sistemleri, silahları çok iyi ama bunları taşıyan gövdeler ve motorlar çok yorgun. Dolayısıyla HvKK'nin kısa vadede uzun menzilli hassas saldırı / taktik bombardıman kabiliyetini koruması gerekiyor.

F-35'in hizmete girişi 2010'ların sonu iken, bu derde tek deva F-16'lar. Peace Onyx IV projesinin de bir sebebi budur. Özellikle dahili ek yakıt tankları (Conformal Fuel Tank; CFT) ile ilave menzile sahip F-16'lar, yeni hizmete giren JSOW ve JDAM gibi hassas güdümlü silah sistemleri ile ciddi bir saldırı kabiliyeti getirmekte. Peace Onyx F-16 Block 50+'ları hedef tespit ve teşhis için ayrıca modern SNIPER podları ile de donatılıyor.

F-4E 2020'nin muharebe yarıçapı ~950km - 1,100km arasında değişiyor
(Grafik: Arda Mevlütoğlu)
Ancak uçağın menzilinin, daha doğrusu muharebe yarıçapının büyüklüğü tek başına bir kriter değil. Bu mesafeye erişebilecek hedef tespit, teşhis ve takip sistemlerinin, görev paketine refakat edecek av - önleme uçaklarının, görev paketini destekleyecek elektronik harp ve karıştırma unsurlarının bulunması şart. Bir uçağın silah yüklü olarak 1,000km menzile ulaşabilmesi yeterli değildir. Önemli olan o uçağın 1,000km menzilde, düşman hava savunması ve uçakları olsa bile emniyetli bir şekilde görevini icra edebilmesidir. Uçağınız o menzilde müttefiklerinizin ve/veya diğer unsurlarınızın yönlendirme, bilgilendirme ve korumasında uçabilmeli, gerektiğinde kendini etkin bir şekilde koruyabilmelidir. O menzile ulaşıp görevini icra ettiğinde hala bir miktar daha enerjisinin kalması gerekir, acil ya da beklenmedik durumlara karşı.

Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafya ve ilgi alanı göz önüne alındığında menzilin ne denli önemli bir kriter olduğu ortaya çıkıyor.

F-16 Bock 50+ ve F-4E 2020'lerin performansı göz önüne alındığında, Türkiye'nin halihazırda HvKK üslerinden yaklaşık 900 - 1,000km arası mesafelere kadar yer hedeflerine, havada yakıt ikmalsiz ve doğrudan saldırı kabiliyetine sahip olduğu söylenebilir. Bu erim, kabaca Ege Denizi'nin tamamını, Balkan'ların büyük kısmını, Karadeniz'in tamamı ile Doğu Akdeniz'in büyük kısmını, Suriye'nin tamamını, Irak'ın kuzeyini ve Kafkasların güney - güneybatı kesimini içine alıyor.

Ancak bu bölge içinde herhangi bir yerde yapılacak bir hava operasyonu, hedefin mesafesi arttıkça daha da fazla "Osiraklaşacaktır".

Ne demek hava operasyonunun Osiraklaşması?

İsrail 1981 Haziran ayında, Irak'ın Fransa desteği ile inşa ettiği Osirak nükleer tesisine bir hava saldırısı düzenledi ve tesisi tamamen tahrip etti. "Opera Harekâtı" adı verilen bu saldırı büyük bir cüret ve teknik kabiliyet gösterisi idi, zira hedef İsrail'den yaklaşık 1,600km mesafedeydi ve arada İsrail'e düşman ülkelerin üzerinden uçulması gerekiyordu. Saldırıya katılan 8 F-16A'nın menzili böyle bir mesafeyi katetmeye ancak yetiyordu. Bu 8 F-16, sadece kendilerine refakat eden 6 adet F-15 tarafından desteklenmekteydi. Hem hedefin mesafesi ve risk hem de teknik imkânsızlıklar nedeniyle saldırı sırasında görev paketini desteklemek üzere herhangi bir gerçek zamanlı komuta kontrol, elektronik harp ve karıştırma desteği de mevcut değildi. Başka bir deyişle toplam 14 uçak, 1,600km mesafedeki hedefe giderken yalnızdılar, görevi kendi başlarına, kendi imkânları ile başarmak zorundaydılar. Pistten teker kestikleri andan geri dönene kadar komuta heyetinin yapabileceği tek şey çaresizlik içinde beklemek idi.

Türk Hava Kuvvetleri bugün, yukarıda anılan menzil değerleri içinde, gerçek zamanlı elektro-optik keşif - gözetleme - istihbarat, havadan erken ihbar, elektronik harp, karıştırma ve aldatma kabiliyetlerine sahip değil. Havadan komuta - kontrol kabiliyeti ise, herhangi bir özsavunma sistemi olmayan iki adet Gulfstream G550 uçağındaki kriptolu HF / VHF / UHF, SatCom ve Link 16 muhabere sistemlerinden oluşmakta. Dolayısıyla HvKK'nin Türkiye'nin ulusal güvenlik ilgi alanı dahilinde hava harekâtı gerçekleştirme kabiliyeti, Osirak tipi şeklinde nitelendirilebilir.

Bu durumda ortaya çıkan ihtiyacı, öncelik sırasında göre şu şekilde yorumluyorum:

1. Havadan erken ihbar ve komuta kontrol kabiliyetinin kazanılması
2. Havadan gerçek zamanlı insanlı ve insansız elektro-optik ve radar keşif / gözetleme / istihbarat kabiliyetinin kazanılması
3. Hava ve deniz unsurları arasında gerçek zamanlı taktik resim paylaşım kabiliyetinin kazanılması
4. Hava - hava görevleri için 1,000km - 1,500km muharebe yarıçapı performansına sahip bir taktik savaş uçağı.

Tanker uçak kullanımı ile menzil ve muharebe yarıçağı değerlerini daha da düşürmek mümkün ancak tanker uçağı sadece erim artırıcı bir faktör olarak görmek çok isabetli değildir. Tanker uçak, görev bölgesi üzerinde daha fazla süre havada kalmayı ya da daha az yakıtla (daha hafif) havalanan uçağın aynı mesafeye daha ekonomik şekilde ulaşmasını sağlar. Ayrıca hava üstünlüğü ve av - önleme menzili sadece tanker uçak kabiliyetine bağlamak riskli de olabilir. Bütün tanker uçak filosunu etkileyen bir arıza ya da uçuşa elverişsizlik durumunda hava savunma şemsiyesinin mesafesi birden kısalabilir. Yukarıdaki üç farklı şemada gösterilen renkli alanın herhangi bir bölgesinde hava savunma ve hava üstünlüğü görevi icra edebilme kabiliyeti, sadece tek bir kilit taşına bağlanamaz.

Eğer Türkiye, ekonomik, ticari, siyasi ve kültürel etki alanının yakın çevresinde herhangi bir krize müdahale etmek ya da savunmasını bu alan üzerinde kurmak istiyorsa, bu savunma kurgusunun temel bileşenlerinden olan taktik savaş uçaklarını mümkün mertebe uzun menzilli seçmek durumundadır. Bu uçağın öncelikli görevi taarruz da olsa, hava üstünlüğü / av - önleme de olsa.

Buraya kadar daha ziyade menzil üzerinden gittim. Ancak daha ele alınacak çok konu var, özellikle motor. Zira projenin kaderini muhtemelen motor belirleyecek.

Ama şurasını daha net anlıyorum ki, savaş uçağı tasarımı sadece havacılık mühendislerine bırakılamayacak kadar ciddi bir meseledir.



Notlar

[1]: Ayrıca bkz: "Doğu Akdeniz'de Kim Daha İyi Görüyor, Kim Daha İyi Duyuyor?"
[2]: Rapor için bkz: http://www.gao.gov/assets/660/652948.pdf
[3]: F-35 siparişleri ile ilgili olarak bkz: https://en.wikipedia.org/wiki/Lockheed_Martin_F-35_Lightning_II_procurement
[4]: Bu konuda kaliteli bir tartışma için bkz: http://www.f-16.net/f-16_forum_viewtopic-t-6936.html
[5]: "Spanish Frigate Joins USS George H.W. Bush Strike Group For Pre-deployment Exercises": http://www.navy.mil/submit/display.asp?story_id=58722
[6]: "Japan and US Jointly Conduct Aegis Missile Flight-Intercept Test": http://www.naval-technology.com/news/news100195.html
[7]: Süperseyir kabaca, artyanıcı (afterburner) kullanmadan ses hızını aşma ve sesten hızlı bir şekilde uçarak görev icra edebilme kabiliyetidir. Burada önemli bir ayrıntı bulunmakta. Ses duvarına yaklaşıldıkça, kabaca ortamdaki ses hızının 0.7 katı bir süratten itibaren (Mach 0.7) transonik hız rejimi başlar. Bu hızlarda hava akışının davranışı değişir, uçağın bazı kısımları sesten hızlı akışa maruz kalırken bazı kısımları sesaltı (subsonik) hızla uçmaktadır. Başka bir deyişle uçuş kararsızdır, uçak transonik rejimdeyken kararlı ve dengeli manevra yapamaz.. Transonik akış yaklaşık olarak Mach 1.2 - 1.3 civarı süratlerde ortadan kaybolur.

Bu nedenle bir savaş uçağının gerçek manada süperseyir kabiliyetine sahip olduğunu iddia edebilmek için Mach 1.2 - 1.3 civarı süratin üstüne artyanıcısız ulaşması ve bu hızlarda da sorunsuz bir şekilde görev icra edebilmesi gerekir.
[8]: Konu ile ilgili olarak bkz: http://www.defenseindustrydaily.com/the-f-35s-air-to-air-capability-controversy-05089/
[9]: Projeye paydaş ülkelerin sanayi katılım ayrıntıları için bkz: https://www.f35.com/global

27 yorum:

Aykut DOĞAN dedi ki...

Eurofighter Typhoon hakkındaki görüşlerinizi ve neden ilgisiz kaldığımızı hep sormak istemişimdir!

Adsız dedi ki...

bende Eurofighter incelemenizi görmeyi çok isterdim.

Adsız dedi ki...

Bildiğim kadarıyla F-35 ses hızını geçmek için A/B modunu açıyor ve hızını Mach 1.2'ye getirdikten sonra kapatabiliyor. Superseyir kabiliyeti bundan ibaret olmalı.

Arda Mevlutoglu dedi ki...

Sn Aykut Doğan, Adsız,

Typhoon, çok şey vaat eden ancak vaat ettiklerinin bir kısmını çok pahalıya (ilkalım, işletme ve idame anlamında) yapan bir uçak. Özellikle havadan yere ve elektronik harp kabiliyeti hala olgunlaşabilmiş değil. En son İsviçre değerlendirme raporunda beklentilerin de ötesinde kötü bir not almıştı. Yine de bu, yüksek performanslı bir uçak olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Tek başına bir değerlendirme değil belki ama bir karşılaştırma yazısının konusu olabilir belki.

Teşekkürler


Sn Adsız,

Evet, doğrudur: F-35'in süperseyif kabiliyeti "sınırlarda" geziyor. M1.2 - 1.3 civarında belli bir süre (150 mil ya da km idi, hatırlayamıyorum) süperseyir yapabiliyor diye biliyorum.

Teşekkürler

Adsız dedi ki...

CCIP sonrası F-16'lar SOM yeteneğine sahip olacaklar sanırım fakat F-16 B50+ lar için böyle bir çalışma var mıdır? Anladığım kadarıyla en yetenekli EH ve CFT ile uzun menzile sahip uçaklar onlar sadece Jsow ve Jdam'a mahkum mu kalacaklar. Bu arada yazınız için ayrıca teşekkürler.

Arda Mevlutoglu dedi ki...

Teşekkür ederim.

Evet, bildiğim kadarıyla Block 40 F-16'lara HGK ve SOM entegrasyonu için çalışmalar devam ediyor, hatta IDEF 2013 sırasında SAGE standında bir F-16 ile gerçekleştirilen HGK atış denemelerinin videosu vardı.

Ancak Block 50+ için benzer bir çalışma için ABD ile müzakereler devam ediyor diye biliyorum.

Adsız dedi ki...

Merhaba

Sanırım F-16 block-50+ alımını 60 yapsa idik elimiz çok daha rahat olurdu. Çünkü böylece en azından f-4 yerini daha modern uçaklarla kapatırken f-35'in gelişimini daha rahat bekler ve gözlemlerdik. Biz geliştirme safasına zaten 3. seviyede girdik yani kaynak kodları konusunda pek şansımız olduğunu düşünmüyorum. Aynı F-16 da yaşadığımız benzer kısıtlama ve problemlerle karşılaşacağımız aşikar gözükmektedir. Arda Bey sizce TF-X ne kadar gerçekçi bir proje ? Gerçekleşmesini çok isterim ama sanki teknolojik birikimimizin çok ötesinde gibi durmaktadır. Birde belki yeri değil ama ifade etmek istiyorum. Hava savunmamız tamamen yok gibi sadece Hawk ve Rapier ile uçaksavar topları ve stingerlara dayanan çok demode ve zayıf gözükmektedir. Yerli sistemler gelene kadar bence en az uçak tedariği kadar önem arz etmektedir.

Adsız dedi ki...

Merhabalar, uzun yazamayacağım için sonuç olarak yapılması gerekenlerle ilgili fikirlerimi paylaşmak istiyorum. Hedef ülkemizin caydırıcılığını sürekli ve üstün kılmak ve gerektiğinde uzun menzillerde harekat yapabilmektir! Bu durumda;
1-JSF 35 projesi bırakılmalı ve oraya aktarılması planlanan en hafif hesapla 10 yılda 30 milyar $ bulacak kaynağın TF-X başta olmak üzere aşağıda sayılan diğer projelere kaydırılması.
2-İstihbarat uydu projelerinin daha yetenekli olanlarla birlikte hızlandırılması.
3-SOM uçaktan atılan seyir füzelerinin karadan atılan uzun menzilli versiyonlarının biran önce neticelendirilmesi.
4-F-35'den edilen tasarruf ile TF-X hızlandırılmalı.
5-F16 Blok30 'ların "Özgür" projesi altında görev bilgisayarlarının değiştirileceğini dolayısıyla hertürlü yerli aviyonik ve silah sisteminin takılabileceğini biliyoruz, bunun hızlandırılması.
6-PO-3 altında modernize edilen F16 Blok 40/50 'lere yerli silahların takılabilmesi için gerekli olan kaynak kodu verilmesi konusunun artık neticelendirilmesi.
7-Alçak irtifa ve Orta irtifa hava savunma projelerinde izlenen yerli geliştirme modeli 2016 ve 2017 de bitecekti.Biran önce Uzun menzilli hava savunma sistemide belki biraz daha fazla teknoloji transferi ile yerli olarak başlatılmalı.En önemli bileşen olan radar konusunda zaten Çafrad TF2000 için başlatılmıştı.
Selamlar. M.Ö./BURSA

Adsız dedi ki...

Görünen o ki kısa-orta vadede ilave F-16 almaktan başka çaremiz yok.Orta-uzun vadede ise F-35...TFX çok uzun vadeli bir temenni...

Adsız dedi ki...


F-35 beklentileri karşılayacak bile olsa şu an için acaba pasif radar sistemlerindeki gelişmeler ileriki dönemlerde en önemli özelliklerinden biri olan radara yakalanmama konusundaki avantajını elinden alabilir mi ? Eğer bu özelliği elden giderse hantal ve yavaş yapısı nedeniyle bugün emekli ettiğimiz F-4 lerden bile daha çok hava kuvvetlerine problem olma ihtimali var mı ? Bence bizim gibi ülkelerin öncellikle hava üstünlüğüne sahip olacak bunun yanında kara taaruz kabiliyeti olan çift motorlu bir uçak olması gerekir diye düşünüyorum.

Adsız dedi ki...

F-4ETM'lerin de hizmet dışına çıkmasıyla şu an 3 filo söndürülmüş oluyor.İsrail uçaklarının tacizleri ve buna karşılık veremiyor oluşumuz benim içimi burkuyor.EH kabiliyetlerinin geliştirilmesi de en az saydığınız 4 unsur kadar önemli diye düşünüyorum.gerçekten f-16 sayısını bari 320'ye tamamlasaydılar vakti zamanında.madem terminatorler de 2020'ye yetişmeyecek, 2. el dahi olsa bir ara çözüm bulunmalı.f-16 haricinde bir başka tip daha olması arzu edildiğine göre kuvvet indirimine giden almanya, ingiltere (tornado) ve fransanın (M-2000-5) hizmet dışına çıkardığı uçaklar bir çözüm olabilir kanaatindeyim.abd'nin hizmet dışına çıkardığı f-15c/d'ler israile rağmen bize verilir mi bilmiyorum.bu arada transsonik bölgenin M0.8-M1.2 arasında olduğunu hatırlıyordum nitekim wikide beni doğruluyor. uygur

Adsız dedi ki...

Garip ve farklı bir fikrim var, ben öteden beri Türkiye'nin bir biçimde PAK-FA ya dahil olmasını istedim. Tüfekte, rokette zorlamalarla nato dışına çıkabiliyoruz da uçakda neden olmasın. Türk tipi, bizim üreteceğimiz bir TÜRKPAKFA yada TPF :)) üretim ve savunma kapasitesini bir anda tavan yaptıracaktır. Rusya'ya topraklarımızda nükleer santral yaptırıyoruz da, Rus uçağını neden birlikte yeniden tasarlayıp üretmeyelim. Ki ruslar bizim Çin gibi tersine mühendislikle uçaklarını kopyalayıp satmayacağımız konusunda güvenecektir. Birde bir Nato ülkesine giriş yapmanın iştahıyla yapım ve işletme-modernizasyon konularında ABD den daha cömert davranacakları aşikar. Ve de PAKFA gerçek bir uçak. JSF gibi sanal değil. Hayal gibi geliyor ama bugün karar verilse 5-6 yıl içinde Türk tipi PAKFA lardan filolarımızı kurmaya başlayabiliriz. Fakat karar vericilerde böyle köklü bir değişikliğe yetecek cesaret var mıdır? Sanmıyorum. Murat İnceer

İsmail Durgun dedi ki...

JSF gibi sanal değil mi?
seri üretime hazır JSF sanal ama daha prototipleri bile tamamlanmamış, hangi motoru kullanacağı belli olmayan Pakfa ise Sanal değil.

Arda bey bir yazısında Rus uçaklarının motor ömrünün Batılı motorların ömrünün yarısı olduğunu yazmıştı.

Rus'lara silah ticarete konusunda hiç güvenmiyorum. Daha önce ikinci el araçları sıfır diye satmaya kalkmışlardı.

Adsız dedi ki...

Evet JSF F35 e sanal diyorum çünkü arda beyin yazısındada çok net gördüğümüz gibi proje gecikiyor geciktikçede fiyatı artıyor. 150 milyon dolarlık bir uçak ve kimbilir ne kadarlık işletme yatırımı belki yer istasyonları vs. Üstelik bana göre Nato uçağı bile değil, Tam bir Amerikan rüyası. Sizce buna ihtiyacımız var mı? T50 PakFa neden önümüzü açar; Çünkü bizim gibi Rusya için yeni bir ve parlak bir pazar olan bir ülkeye Ruslar muhtemelen cömert davranacaklardır. (Ve bu adımdan sonra amerikalılarda:) bir çeşit stratejik müttefik olma pazarlığı yani) Uçak parçalarını biz üretir, motor denemelerini yapar, yerli üretim silahlar, podlar, modüller, radar vs ve Türk tipi bir arabirim ile montajını tamamlarız. Bir de T50 yada PakFa rusların sovyet dönemlerindeki gibi zaman ve siyasal baskılarla birkaç yıla yetiştirip toparladığı bir uçak değil. Tersine 2 ülkenin mühendislerininde çapraz kontrollerinden geçen bir makine.(Yoksa Ruslar babamın oğlu değil :)) Motor olarak, şu an T50, Su-35′in [NATO kodu 'Flanker E'] AL-41F1S tipi tubofan motorlarının geliştirilmiş versiyonu olan, her biri 147 kN itki gücü sağlayan AL-41F1 türbinler kullanıyor. Fakat bildiğim kadarıyla bu uçak için 2015 nihai tarihli 5.nesil bir motor projesi var. Yani 2 yıl sonra motoruna kavuşarak performansını sergileyebilecek. Eğer biz bu konsepte geçersek enerjide kaynak çeşidinin arttırılması gibi, silahdada kaynak çeşitlenmesi sağlanabilir. Eğer tabi doğru yönetilirse kazanımlar çarpılarak büyür. Murat İnceer

Adsız dedi ki...


Merhaba

Türkiye malesef Rus kökenli bir uçağı seçemez. Çünkü satışlar FMS kanalı ile yapılmaktadır. Daha açık bir ifade ile uçakların parası uzun dönemli düşük faizli ile ABD'den alınacak para ile ödenecek. Ruslardan uçak almamız durumunda tüm parayı kendi bütçemizle ya da bu alıma destek verecek finans kuruluşları yardımıyla olacaktır. Ayrıca T-Loramids projesinde şimdiden NATO füze sisteminin ortak çalışması için gerekli arayüzleri Çin ve Rus kökenli sistemlere vermeyeceğini resmen beyan etmiştir. Bu durumda biz genede bu işe devam edersek bu sistemler elimizdeki NATO kökenli uçaklarıda düşman olarak tanımlayacaktır. Bence en doğrusu bir miktar daha F-16 block 50+ ya da 60 alıp jsf alımı için gereken sayıyı düşürerek TFX projesine şans tanımaktır. Fakat bundan 100 yerli bir Türk uçağı çıkmayacaktır. Tahminim ATAK tarzında yerli ve yabancı alt sistemlerin birleşimi bir sistem olacaktır. Burada bence tartışılması gereken en mühim konu TFX kaç adet üretilecek % kaçı yerli olacak ve fiyatı ne olacaktır. Tabiki yerli olsun diyede düşük performanslı bir sistemi daha pahalıya üretmek ne kadar gerçekçi olacak oda farklı bir konu olduğu gayet açıktır. Şu an ülkemizin teknolojik birikimi bir uçağı sıfırdan herşeyi ile tasarlayıp üretmekten oldukça uzaktır. Gerçekçi hedefleri gerekli mali imkanlarla beslersek ortaya en azından ihtiyacımızı karşılayacak yerli mühimmatlarımızı rahat kullanabileceğimiz kendi IFF ve EH kabiliyetlerimizi özgürce yükleyebileceğimiz optimal bir çözüm ortaya konabilir diye düşünmekteyim. Sİlah çeşitliliği konusunda da bir yorum yapmak istiyorum. Alımlarımız bu sistemleri üretenlere göre düşük sayıda olduğundan dolayı çeşitli silah alımları yapmak örneiğin Yunanistanın hem Mirage-2000 hem F-16 alımı ayrıca F-16 filosuna 2 tip farklı motor alması malesef orduyu lojistik bir çıkmaza sürükleme tehlikesi bulunmaktadır. Bu yüzden Yunanistan hem pahalı alımlar yapmış sayı düşüklüğünden hem de aynı görevler için farklı tipte platformlara sahip olması her biri için ayrı ayrı kendini tekrarlayan yatırımlara devasa bedeller ödemiştir. Ülkemiz bu konuda kısıtlamalr yaşasada bu konuda en azından bu hataya düşmemiştir. Hepimiz özgün bir savunma sanayimizin olmasını canı gönülden istiyor fakat ülkemizin mali kaynaklarını bu konuda göz ardı edemeyiz.

Adsız dedi ki...

Sizede Merhaba,

Bu konu uzadı farkındayım ama yazmadan edemedim. İşin ödeme kısmı silah nereden olursa olsun kredi ile oluyor zaten. Benim rahatsız olduğum şey ABD nin kendi gelişmiş F22 ve F35 lerinin maliyetini katılımcı ülkelere standart F35 satarak karşılayacak olması. Hava savunma füzeleri yada F16 ların T50yi düşman id olarak tanıma meselesinin aşılabilir bir mühendislik sorunu olduğunu düşünüyorum. Bugün hem Nato F16 sı hem Rus kökenli MIG29 uçakları birlikte kullanan ülkeler var(Polonya gibi). Ama size katılıyorum Türkiye böyle bir seçim yapmaz. Sebebi ise batı ittifaklarına karşı uzun erimli karşı duruşlar sergileyemememiz. Bunu yapamıyoruz. Yapabildiğimiz, Batı hayır demesine rağmen 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ve TBMM'ye gelen ABD askerinin Irak'a girmek için ihtiyacı olan tezkereye ret çıkması gibi anlık karşı duruşlar. Sonra yumuşuyoruz. PKK'ya yapılan her sınırötesi harekattan sonra adamlara hesap veriyoruz. Yani benim fikrim yada diğer sahalardaki benzerleri için siyasi irade yok. Gerçekleşmeyecek olmasının tek sebebi de bu. İyi geceler herkese.
Murat İnceer

Adsız dedi ki...


Merhaba .d

Tüm yazdıklarınıza aynen katılıyorum. Benim yazdığım kısımlar daha çok teknik ayrıntılardı ama siz olayı kısa ve net özetlemişsiniz. Fakat füze ve diğer sistemlerde gerekli mühendislik faaliyetlerini bir şekilde yapsak bile gene bu işi baltalamaya kalkacaklardır. Yanisi yakayı öyle bir kaptırmışızki kimse alamıyor geri...

Adsız dedi ki...

aklıma takılan iki husus var.
1-Işık olsun şimşek olsun ya da terminator, tüm F-4 modernizasyonlarında uçakların yapısal ömürlerine uçuş saatlerine ne kadar uıçuş/iniş saati ekleneceği yanlış mı hesap edildi yoksa hesapta olmayan gelişmeler nedeniyle uçaklar çok mu yıpratıldı?son 10 yılda savaş veya gerilimli bi süreç yaşamadık ki.bu bi plansızlık veya hesapsızlık nişanesi hatta zirvesi midir?
2-bugün 50 F-16 siparişi verilse üretime başlanması 2 yıl, ayda 2 uçak teslimatıyla sipariş anca 2017'de biter.f-35 teslimatlarıda 2019'u, ilk filonun hizmete girmesi 2020'yi bulur.harbe hazırlıkda 1 yıl sürse etti mi 2021?o vakte kadar hava gücünün zayıflığını dengelemek adına mühimmatlara önem verilmesi derdimize derman olur diye ümid etmekten başka şansımız yok.çünkü üzerinde düşününce şuna kani oldum ki F-35'ten önce başka bir model envantere girmeyecek.filoları zayıf mevcutlu da olsa aynen muhafaza edecekler. uygur

Arda Mevlutoglu dedi ki...

Sayın Uygur,

Şimşek ve Işık modernizasyonlarında yapısal güçlendirme bildiğim kadarıyla yoktu. Işık modernizasyonuna giren RF-4E'lerin neredeyse tamamı Almanya'dan Kaan projesi ile tedarik edilen ve teslim edilmeden önce kapsamlı iyileştirmeden geçen, gövde ve motor ömrü açısından iyi durumda olan uçaklardı. Aynısını Şimşek F-4E'leri için söylemek mümkün değil, zira zaten oldukça yıpranmış olan gövde ve motorları ömürlerinin sonuna gelmişti.

Terminator filosunun gövde ve motor ömrü, 2020'lerin başlarını zorlayacak gibi görünüyor.

2'nci maddedeki tespitinize katılıyorum. Belki ABD'nin hizmet dışına alacağı bir miktar Block 30/40, CCIP ya da yerli bir modernizasyonla kullanılabilir.

Adsız dedi ki...

Merhaba, S&H'ın 132 ve 136. sayılarında sırasıyla Işık ve Şimşek yenileştirmelerinden bahsediliyor.İkisinde de yapısal yenileme var.Işık kapsamında 11 Alman 7 Türk RF-4'ü yenilenmiş.Şimşek kapsamında yenilenen ilk uçağın kuyruğunda ki seri no'su 68- ile başlıyor.Şimşek projesi F-35'in 2014'te hizmete gireceği zannıyla 2009'da başlatılmış ve hedefi 5 yıllık ömür uzatımı imiş.
Yerli modernizayon eğer F-16I gibi tak-çalıştır tarzında kendi tasarım ve üretim cihazlarımızın (EH sistemleri, uçuş bilgisayarı, kaska monteli gösterge hatta mümkünse radar) takılması şeklinde olmalı.Yoksa Işık ve Şimşek projeleri hem mahdut (düşük maliyet talebi nedeniyle) ve yerli tasarım mevzu bahis değil.Ama bu kaç yıl içinde başarılabilir bilmiyorum.Aklıma gelen bir başka hususta Amerikalılar 2500 civarı (en kötü ihtimal 1200) F-35 sipariş ediyor diğerleri toplasan 500 tane.Sonrada kalkıp kaynak kodları vermelerini beklemek bana pek gerçekçi gelmiyor.Zaten şöyle bir şey hatırlıyorum, amerikalılar F-35siparişi gerçekleştikten sonra F-16Blok 40 ve 50'nin kaynak kodlarını vermeyi teklif etmişler.Bence makul.Bu saatten sonra kimseye F-4 modernizasyonu satılamayacağına göre F-16 modernizasyonlarında rol alınabilir.Aklıma takılan bir hususta israillilerin F-15'leri 30-35 yaşlarında.Peki 10 yıl sonra bu uçakları ne ile değiştirmeye başlıyacaklar?Typhoon ya da Rafale olmayacaktır.Daha fazla F-35 mi yoksa amerikalıları lobileri ve ellerinde tuttukları maddi güçle bi şekilde ikna edip F-22 mi alırlar?Görünen o ki 10 yıl sonra F-22 çokda ulaşılmaz bir seviye belirtmiyor olacak.Sanırım TFX tasarımında bu ihtimalinde göz önünde bulundurulması gerekir.Uygur

Adsız dedi ki...


Türkiye'nin elindeki emektar F-4'leri
F-35'ler problemsiz vaktinde gelecek diye b planı olmadan hizmet dışına çıkarması bence F-16 filosuna daha çok yük bindirecektir. ABD'den 2. el F-16 alımı süper cobra işine benzemesin. 2.el 3 helikopter yedek parça ve revizyonu ile 100 milyon dolardı. Bize 30 adet 2. el uçak verseler bile eski modellerden 5-10 sene hizmet ömrü kalmış uçakları modernizasyonu ile beraber güzel bir fiyata satabilirler. (!) Bu noktada en mantıklısı F-35 i beklemek sanırım. Yeni model ve üretim F-16 alımı TF-X bütçesini azaltabilir ayrıca yeni model olduğu olduğu için gene kaynak kodu meselesi çıkaracaktır.

malpsoy dedi ki...

Hep F-X ağırlıklı konuşuluyor, fakat bu projeden önce bizim T-X projemizin hayat geçmesi gerekiyor.T-X konusunda herhangi bir tasarım çalışması ortaya konmamış olması garip değil mi? Size göre T-X nasıl özelliklerde olacaktır ?

Adsız dedi ki...

Arkadaşlar bence acilen f-4 2020 terminatör filolaları tek çatı altına toplanıp mesela tek üst veya çift üstte toplanıp boşalan filoların yerine 60 adet f-16 block60 alınması lazım f-35 ve yerli savaş uçağı tam harp kabiliyetini kazanması uzun zaman alıcaktır.

Adsız dedi ki...

atak projesinden örnek alırsak belli bir gecikme sonunda yeni bir konfigrasyona sahib hava aracının muharip savaş yeteneğini pilotlarla beraber kazana bilmesi için uzun zaman alıyor bu durumda f-35 ve yerli savaş uçağı zaman alıcak bu açık tartışmasız bölgesinde tehtidlerle yüzyüze gelen türkiye elinde f-16 block 30 ların ilerleyen zamanlarda ilk etapta envanterden çıkartılacak olması ki buda 37 adet yapıyor ki buda f-16 sayımız 200 veya 210 arasında düşmesine neden olur 60 f-16 daha alırsak 2030 yıllarında da mevcut f-16 sayımızı koruruz akdenizde ki gelişmeler düşündürücü hergeçen gün silah yığınağı haline geliyor israil dahil bazı ülklerin bu bölgede ileriye dönük bazı düşünceleri kazanım arayışları var biz ülke olarak maliyeti yüksekte olsa bunun altından kalka bilecek güçte olduğumuza inanıyor ve zorunluluk hıssediyorum ya f-35 alımı öne çekilip sayısı artırılıcak yada 60 adet f-16 blok50 yada block 60 olabilir alınmalı

orhun vatansever dedi ki...

Arda Mevlutoglu
Typhoon, çok şey vaat eden ancak vaat ettiklerinin bir kısmını çok pahalıya (ilkalım, işletme ve idame anlamında) yapan bir uçak. Özellikle havadan yere ve elektronik harp kabiliyeti hala olgunlaşabilmiş değil. En son İsviçre değerlendirme raporunda beklentilerin de ötesinde kötü bir not almıştı. Yine de bu, yüksek performanslı bir uçak olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Tek başına bir değerlendirme değil belki ama bir karşılaştırma yazısının konusu olabilir belki.

orhun vatansever
Böyle bir karşılaştırma yazısı süper olur,özelikle rus uçakları karşısındaki durumu,rafael,gripen ve Amerikan uçakları karşısındaki durumu,bir başka konu başlığı alman hava kuvvetleri olabilir bence tamamen Avrupa ortak yapımı uçağa döndüler f-4 lerin çıkması ile beraber f-35 de düşünmüyorlar.saygılar

orhun vatansever dedi ki...

Konudaki haritalara baktımda Türkiye nin kuzey doğusunda hava üssü olmaması dikkatimi çekti,sizce neden?

Adsız dedi ki...

meydanları sovyet saldırılarından mümkün mertebe uzak tutmak için olabilir mi?uygur