7 Ağustos 2018 Salı

4, 16, 35, 57, 2020... - 2

"Aç doymam, tok acıkmam sanır"
Türk atasözü


ABD vatandaşı rahip Andrew Brunson'ın tutuklanması ile başlayan, ev hapsine alınmasından sonra tırmanan Türkiye - ABD krizi, Vaşington yönetiminin geçtiğimiz hafta İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'e yönelik yaptırım kararı alması ile daha da derinleşti.

Aynı zaman zarfında, ABD Savunma Bakanlığı'nın 2019 bütçe tasarısına yönelik Temsilciler Meclisi ve Senato taslakları birleştirildi ve Temsilciler Meclisi'nde 26 Temmuz, Senato'da da 1 Ağustos'ta onaylanarak 3 Ağustos günü ABD Başkanı'nın onayına sunuldu.

Bu metin, Türkiye ile ilgili önerdiği yaptırımlar ve kullandığı dil bakımından Senato'nun taslağına çok daha yakın gibi görünüyor. Senato'nun hazırladığı taslak Türkiye'nin F-35 programından çıkarılmasını ve uçakların tesliminin durdurulmasını önerirken Temsilciler Meclisi taslağı daha ziyade FMS alımlarına yönelik bir tedbir öngörmekteydi.

Başkan'a sunulan taslakta Türkiye'ye yönelik şu tedbirler öneriliyor:

  • Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi alımının, "Countering Russian Influence in Europe and Eurasia Act of 2017" yasası kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve bu alımda rol oynamış kişi ve kurumlara karşı yaptırım uygulanması,
  • Andrew Brunson'ın tutuklanması, Rusya'dan S-400 alımı ve Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesi gerekçeleriyle,
  1. Türkiye'nin F-35 projesinin hem askeri hem de sanayi katılımının sona erdirilmesi ve projeden çıkarılmasına yönelik bir yol haritası hazırlanması,
  2. Halihazırda ABD topraklarında bulunan ve Türkiye'ye ait olan F-35'lerin tesliminin engellenmesi,
  3. Yukarıda bahsi geçen yol haritası raporu sunulana kadar Türkiye'ye başka bir F-35'in tesliminin yapılmaması.

ABD Başkanı'nın bütçe tasarısını veto edip Kongre'ye geri göndermesi mümkün, 2015 yılında Obama 2016 NDAA'ini veto etmişti. Ancak bu durumda, Türkiye ile ilgili maddeler nedeniyle ve ikili ilişkilerin gelmiş olduğu nokta itibariyle Trump'ın tasarıyı geri göndermesi pek olası görünmüyor. Bir diğer olasılık, Türkiye'ye yönelik F-35 yaptırım kararının söz konusu rapor hazırlandıktan sonra imzada bekletilmesi olabilir. Bu durumda F-35 teslimatı ve Türkiye'nin projede kalışı, bir dizi faktöre bağlanarak bir pazarlık unsuru haline getirilmiş olacaktır.

Burada konu, askeri - teknik boyutu ağır basan bir Gordion düğümüne dönüşüyor.

Dönemin Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli,
Hava Harp Okulu and içme ve 2017-2018 eğitim-öğretim yılı
açılış töreninde konuşma yaparken. Arka plandaki
posterde Atatürk'ün baktığı istikamette yerli ve milli
Hürkuş ya da Milli Muharip Uçak değil, F-35 var
(Kaynak: HHO web sitesi)

Hava Kuvvetleri Muharip Uçakları

Türkiye, Joint Strike Fighter (JSF; Müşterek Taarruz Uçağı) projesine 1999 yılında imzalanan Teklif ve Kabul Mektubu (Letter of Offer and Acceptance) ile resmen dahil olmuştu. Projeye Sistem Geliştirme ve Gösterim (System Development and Demonstration; SDD) aşamasından itibaren 3'ncü seviye (Level III) olarak katılım için 2002 yılında bir Mutabakat Muhtırası imzalandı. Bunu, 2007 yılında Üretim, Devamlılık ve Müteakip Geliştirme (Production, Sustainment and Follow-on Development; PSFD) aşaması için imzalanan muhtıra takip etti.

Türkiye'nin üretiminde iş payı aldığı F-35, özellikle hava kuvvetleri tarafından katılımın en başından beri tabiri caizse büyük bir hevesle beklenmekte. Bu hevesin projeye ve uçağa karşı büyük bir adanmışlığa dönüşmüş olduğunu iddia etmek mümkün.

Türk Hava Kuvvetleri'nin halihazırda belkemiğini, yaklaşık 240 adet F-16C/D Savaşan Şahin savaş uçağı teşkil etmekte. Bunların yanında, yaklaşık 40 civarında F-4E 2020, yer hedeflerine taarruz görevlerinde yoğun olarak kullanılmakta.

Türkiye 1974 - 1994 yılları arasında toplam 236 adet F-4E ve RF-4E; 1987 - 2012 yılları arasında da 270 adet F-16C/D teslim aldı. F-4E'lerin 54 adedi İsrail tarafından modernize edilerek F-4E 2020 adıyla 2000 - 2003 arasında hizmete girdi. F-16 filosunun ise Block 40 ve Block 50 versiyonu 165 uçağı, Peace Onyx III projesi altında aviyonik modernizasyona; 35 adet Block 30 F-16 ise daha sınırlı bir iyileştirmeye tabi tutuldu. Peace Onyx III projesinin 2015 Nisan ayında tamamlanmasından birkaç ay sonra Block 30'ların gövde ömürlerinin 4,000 uçuş saati uzatılması için TUSAŞ ile SSM (SSB) arasında yapısal modernizasyon projesi sözleşmesi imzalandı.

Deniz Harp Okulu'nun 2018 yılı afişi.
Afişte, inşası devam eden TCG Anadolu
çıkarma gemisi üzerinde bir F-35 görülüyor.
(Kaynak: kokpit.aero)
F-4E filosunun 2020 modernizasyonu uygulanmamış 16 adet uçağına, yerli sanayi imkânları ile Şimşek projesiyle aviyonik ve yapısal iyileştirme uygulandı. 2006 - 2010 yılları arasında gerçekleştirilen bu proje ile F-4E/TM adını alan uçakların hizmet ömrü çok kısa oldu: Tamamı 112'nci Filo'da uçan bu uçaklar 2012 Haziran ayında uçuştan çekildi. Malatya 7'nci Ana Jet Üs'teki 171 ve 172'nci filoların da söndürülmüş olmasıyla birlikte, HvKK bünyesindeki tek F-4E filosu, kalan tüm F-4E 2020'lerin toplandığı 111 oldu. RF-4E'lerin 2015 yılında erken emekliye ayrılması ile birlikte 111 aynı zamanda, HvKK'nin tek Phantom filosu oldu.

HvKK'nin esas planı, F-4E 2020'lerin, 2020 yılından itibaren kademeli olarak hizmetten alınmaları ve bu uçakların, 111, 112, 171 ve 172'nci Filolarda hizmete girecek F-35A'larla değiştirilmeleri idi. Teyide muhtaç son bilgilere göre F-4E 2020'lerin uçuştan çekilmesi ötelendi. Başka bir ifadeyle 2020'li yıllar boyunca bu uçaklar uçmaya devam edecek gibi görünüyor.

HvKK'nin, hatta Türkiye'nin en önemli projelerinden biri de, Savunma Sanayii İcra Komitesi (SSİK) tarafından 2010 yılında başlangıç kararı alınan Milli Muharip Uçak (MMU) projesi. Kavramsal Tasarım çalışmaları, Saab danışmanlığında 2011 - 2013 arasında tamamlanan projede, SSM ile TUSAŞ arasında 2016 Ağustos ayında Mühendislik, Geliştirme ve Ön Tasarım Aşaması (Dönem 1, Aşama 1) sözleşmesi imzalanmıştı. Bu süreçte teknik destek ve danışmanlık sağlamak üzere İngiliz BAE Systems şirketi ile 2017 Ocak ayında bir çerçeve anlaşması imzalandı. Dönem 1 Aşama 1 kısmının proje uygulama takviminin başlayabilmesi için, uçağın kullanacağı motorun netlik kazanması gerekiyor.

Kısa süre önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan 100 günlük icraat programında, MMU projesinde Dönem 1 Aşama 1 için proje uygulama takviminin başlanmasının hedeflendiği belirtildi. Bu, şu demek: Önümüzdeki üç ay içinde MMU'nun motor tipi (ve dolayısıyla motor teknik özellikleri) belirlenmiş olacak; motor tercihi doğrultusunda da uçağın ön tasarım çalışmalarına başlanacak. Kuvvetle muhtemeldir ki bugüne kadar uçağın doğrudan motor ile ilgili olmayan kısımlarına ilişkin tasarım ve geliştirme çalışmaları yapılmıştır. Ancak motor konusu netlik kazanmadan uçağın bir bütün olarak tasarım ve geliştirilmesine başlanması mümkün değil.

TAI Genel Müdürü Temel Kotil tarafından MMU projesinde ilk uçuşun 2026 yılında gerçekleştirilmesinin planlandığı açıklanmıştı. Motorun ise mevcut (hazır) bir ürün olmayacağı, yeni kurulan TRMotor şirketi tarafından geliştirilecek bir motor olacağı kaydediliyor. Bu projeye de İngiliz Rolls Royce şirketi ilgi gösteriyor.

Eğer her şey yolunda gider ve MMU ilk uçuşunu 2026 yılında gerçekleştirirse, test ve geliştirme sürecinin 2020'lerin sonunda tamamlanması beklenebilir. Bu da, başlangıç harbe hazırlık (IOC; Initial Operation Capability) seviyesine 2020'ler sonu, 2030'lar başında; tam harbe hazırlık (Full Operation Capability) seviyesine ise bir iki sene sonra ulaşılması anlamına gelir. Düşük hız ön seri üretim (LRIP; Low Rate Initial Production) ve akabinde tam seri üretim sürecinde aylık teslim edilen uçak sayısının yıllara sari olarak artacağını göz önünde bulundurursak, en az iki filo donatacak kadar uçağın en erken 2030'ların ortalarında hizmete girmiş olacağı sonucu ortaya çıkar - tabi bu aşamaya kadar her şey yolunda giderse.

MMU'nun hizmete girdiğinde Block 30'lardan başlayarak F-16'ları değiştireceğini eklemekte fayda var. Bir F-16'nın yaklaşık 8,000 uçuş saati olan hizmet ömrü, yapısal iyileştirmelerle 12,000 saate kadar çıkarılabiliyor. 8,000 uçuş saati Yılda ortalama 250 uçuş saati üzerinden 32 yıllık bir ömre tekabül eder. F-16'ların HvKK hizmetine Block 30'lar ile 1987 yılında girmeye başladığı ve bu modellerin F-16 pilot eğitiminde yoğun şekilde kullanıldığı dikkate alınırsa, sözleşmesi 2015 yılında imzalanan yapısal iyileştirme projesinin önemi ortaya çıkar. Yine 250 saat/yıl hesabı üzerinden gidilecek olursa, Block 30'ların, 2030'ların başını göreceği tahmin edilebilir. Daha yeni Block 40 ve 50'ler ve nitekim Peace Onyx IV projesiyle yeni alınan 30 adet Block 50+'nin, 2030'ları devireceği ve hatta 2040'ların başlarında dahi uçacağı iddia edilebilir.

Buraya kadarki kısmı şu şekilde özetlemek mümkün:


F-4E 2020 filosu 2020'lerde ömürlerinin son demlerini tüketecek.
F-16 Block 30'lar, yapısal modernizasyon ile muhtemelen 2030'ları görecek.
F-16 Block 40, 50 ve 50+ filoları 2020'ler ve 2030'lar boyunca görev yapacak.
F-35A, 2019 - 2020 gibi Türkiye'ye gelmeye başlarsa, 2020'ler boyunca filoları donatması gerçekleşecek. 2025 civarında 50 adet F-35A'nın teslim edilmiş olması planlanıyor.
MMU projesi yolunda giderse muharip olarak görev alması 2030'larda gerçekleşecek. Dolayısıyla 2030'lu yılladan itibaren MMU + F-35A ikilisi HvKK'nin belkemiğini oluştururken, son kalan F-16'lar da kademeli olarak emekliye ayrılacak.


Ancak...

Eğer ABD Başkanı Trump, Türkiye'ye yönelik yaptırımı onaylarsa, yukarıdaki kurgu bozulacaktır. Türkiye'nin F-35 projesinden çıkarılması ve şimdiye kadar siparişi verilen 30 uçağın teslimatının yapılmaması, HvKK muharip kabiliyetinde, etkisi 2020'lerin ortalarında bariz şekilde hissedilecek bir yük oluşturacaktır.

HvKK'ne teslimatların aksaması ya da tamamen iptal edilmesi, bölge ülkelerinin hava kuvvetleri modernizasyon faaliyetleri de göz önünde bulundurulacak olursa, ciddi bir risk teşkil eder: İsrail, hava kuvvetlerine F-35I uçaklarını almaya başladı, F-15I'nın yeni nesil versiyonundan sipariş vermeye hazırlanıyor. Yunanistan, F-16 filosunun bir kısmını Block 70 seviyesine, AESA radar içerecek şekilde yükseltiyor. Fransa'dan Rafale, Rusya'dan MiG-29M2 alan Mısır, SCALP seyir füzesi ile donatılmış Rafale almaya çalışıyor. Bu gelişmelerin üstüne terör örgütleri ile mücadele kapsamında yoğun şekilde hassas taarruz ve yakın hava desteği görevlerine çıkacak F-16 filosu hızla yıpranacaktır.


Senaryolar

ABD ile süren krizin seyri bu noktada önem kazanıyor. Yasa tasarısında S-400 alımı ve Brunson gibi somut etkenler kadar, "Türkiye'nin Rusya ile yakınlaşması" gibi daha soyut bir gerekçe de belirtilmiş. Türkiye S-400 alımını iptal edip Brunson'ı koşulşuz serbest bıraksa dahi, bu muğlak ifadeden dolayı, en azından teorik olarak, bir yaptırımın uygulanması mümkün. Dolayısıyla, S-400 ya da Brunson konularında ne karar alınırsa alınsın, yaptırım kararı formunda bir Demokles kılıcı sallanacak gibi görünüyor.

Türkiye'nin F-35 projesinden çıkarılması bir yana, FMS (Foreign Military Sales; Yabancı Askeri Satışlar) kapsamında yapılan savunma satışlarının durdurulması ve/veya FMS kapsamında satılmış platformlara verilen desteğin kesilmesi de, düşük olmakla birlikte, bir diğer olasılık. Bu durumda F-16 başta olmak üzere pek çok platformun idamesinde ciddi sıkıntılar doğabilir.

Diğer bir olasılık, ihracatı kontrole tabi alt sistem ve ürünlere ihraç izni çıkmaması olacaktır. Bu da, ABD üretimi alt sistem kullanan MilGem sınıfı korvet, İ sınıfı firkateyn, T129 gibi projelere kısa vadede zarar verebilir. Bunun da düşük bir olasılık olduğunu değerlendiriyorum.

F-35 konusunda, Türkiye'nin projeden çıkarılması ve uçakların teslim edilmemesi durumunda Türkiye'nin hukuki olarak yapabileceği çok fazla bir şey yok. 2007 tarihli Mutabakat Muhtırası'nın 17'nci bölümünde ("Settlement of Disputes") çok açık bir şekilde taraflara arasındaki anlaşmazlıkların yalnızca karşılıklı diyalogla çözüleceği, herhangi bir ulusal ya da uluslararası hukuki organa aksettirilmeyeceği belirtilmiş. Daha yalın bir ifadeyle, ABD Türkiye'nin siparişini verip parasını ödediği F-35'leri herhangi bir gerekçeyle teslim etmezse, bu sorunun çözümü için kullanılabilecek tek mekanizma ABD ile diyalog!

Bu durumda, Türkiye'nin F-35 siparişlerinde azaltmaya gitmesi bir seçenek olabilir: Şimdiye kadar verilmiş 30 siparişle yetinilebilir ya da miktar söz gelimi 50'ye çıkarılarak bu sayıda sabitlenebilir. Hatta daha da ileriye gidilerek, Türkiye'nin projeden kendisinin çıkması ve siparişlerini FMS kapsamında alıma çevirmesi düşünülebilir.

Bu durumda da oluşacak açığın kapatılması gerekecektir. MMU projesinde aksama olmaması bu açıdan önem kazanıyor ancak bu proje, isterleri kurgusu ve modeli bakımlarından risklerle dolu. Dolaysıyla 2020'ler boyunca tüm yükü sırtlanacak F-16 filosunu rahatlatmak için ara çözümler gündeme gelebilir:

- F-16 filosuna yeni kabiliyetler kazandırılması için modernizasyon
- Yeni F-16 temini
- Farklı bir tip uçak temini

F-16 filosuna modernizasyon, uçağın üreticisi ABD ile öyle ya da böyle bir işbirliği ve iletişim gerektirecektir. Modernizasyon, milli görev sistemlerinin entegrasyonu ya da Lockheed Martin'in Block 70 modernizasyonunun uygulanması şeklinde olabilir. Her halükarda ABD'nin onayı, uçağın üreticisi ile işbirliği şarttır. Söz gelimi milli imkânlarla geliştirilecek bir radar ve görev bilgisayarının uçağa entegrasyonu için, üretici firma ile belli bir seviyede işbirliği gerekecektir. Hiç bir teknik destek ve dokümantasyon alınmadan böyle kapsamlı bir modernizasyonun uygulanması teorik olarak mümkündür, ancak bu durumda maliyet ve harcanacak zaman (özellikle test ve sertifikasyon için) büyük ölçüde artacaktır.

Yeni üretim F-16 temini de bir seçenektir ancak bu senaryoda olası görünmemektedir. ABD'nin, F-35 projesinden çıkardığı, uçaklarını teslim etmediği ülkeye yeni üretim F-16 satması zordur.

Typhoon ya da Rafale gibi farklı bir kaynaktan uçak temini de bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu uçaklara yönelik pilot ve yer personeli eğitimi, altyapı ve lojistik destek sistemi gibi yatırımlar için harcanacak maliyet ve zaman, alımın aciliyeti ile karşılaştırıldığında yüksek kalacaktır. Yeni üretim uçaklar yerine bu modellerin ikinci elinin alınması da bir formül olabilir. Ancak burada da elde edilecek kabiliyete değip değmeyeceği; bu uçakların ne kadar hizmette kalabileceği gibi konular önem kazanmaktadır. İsveç'ten Gripen alımı olası değildir, en başta bu ülkenin Türkiye'ye karşı savunma sistemlerinin satışında son dönemde sergilediği tavırdan dolayı. Çin'den savaş uçağı alımı, Türkiye NATO üyesi olduğu müddetçe mümkün değildir. Rusya'dan alım ise zaten gerilmiş olan ilişkilerin kopmasına vesile olabilir. Rusya'nın Hindistan gibi bir müttefikine FGFA projesinde sergilemiş olduğu tavır dikkate alınacak olursa mantıklı da değildir.

Bu ahval ve şeraitte, riskin dağıtılması bir çözüm olarak değerlendirilebilir:

Bir savaş uçağı geliştirme projesini, çeşitli ana başlıklara ayırabiliriz:

[(Gövde x Görev sistemleri x Motor x Silah sistemleri) x Lojistik destek ] x Ömür devri yönetimi

Bu başlıkların hepsinin, 0 ile 1 arasında birer risk katsayısına sahip olduğunu farzedelim. Söz gelimi "Gövde" ("airframe") geliştirilmesi için en risksiz (0'a en yakın) yaklaşım, mevcut bir gövde tasarımının kullanılması, en risklisi ise sıfırdan yeni bir gövdenin tasarlanması olacaktır. Görev sistemleri için benzer şekilde risk katsayısı en düşük çözüm, radar ve diğer aviyonik sistemlerin hazır ticari ürün (COTS) olarak temin edilmesi, en risklisi ise bunların tamamının sıfırdan geliştirilmesidir. Aynı skala motor ve silah sistemleri için de geçerlidir. Tüm bu alt başlıkların ayrı ayrı ve uçağın bir platform olarak lojistik desteğinin planlanması ve sağlanması ile tüm program yönetiminin uçağın A4 beyaz sayfada çiziminden son uçağın emekliye ayrılıp hurdaya gönderilmesine kadar yapılması da ayrı birer konudur. Bunlar hakkında altyapı, tecrübe ve insan kaynağının mevcudiyeti, ilgili risk katsayısını belirleyecektir.

MMU için her bir alt başlıktaki risk katsayısının ne olduğunun takdirini okuyucuya bırakıyorum.

Burada, Hürjet, oluşacak risklerin en azından bir kısmını üstlenecek bir çözüm olabilir. Hürjet'te geliştirme ve üretim sürecini kısaltacak, maliyetleri kontrol edecek şekilde kendini kanıtlamış belli sistemleri (başta  motor olmak üzere) kullanacak -ve bir yol haritası dahilinde bu sistemleri millileştirecek- bir proje kurgulanabilir. Böylelikle kısa süre içinde ilk uçuşunu yapacak bir eğitim uçağı, ardından da kısa süre içinde ete kemiğe bürünecek bir muharip uçak üretmek mümkün olabilir. Böylelikle, aynı zamanda Hürkuş C'nin hizmete girmesi, envanterdeki silahlı insansız hava araçları ve T129 taarruz helikopterlerinin de sayılarının da artmasıyla, yakın hava desteği ve taarruz görevlerinin oluşturduğu yükün büyük kısmı F-16'ların sırtından alınabilir. Öte yandan simülatör teknolojisindeki gelişmelerle birlikte Block 30'lar başta olmak üzere eğitim sortilerine harcanan uçuş saatlerinden de tasarruf edilebilir.

Ayrıca, Hürjet projesinde elde edilecek birikim ve altyapı, MMU açısından da risk düşürücü rol oynayabilir. MMU için ayrıca İngiltere'nin Tempest ve Almanya - Fransa FCAS projelerinin yakından takibi önem taşımaktadır.


Dekontaminasyon

F-35, yalnızca yeni nesil bir savaş uçağı değildir. Atlantik Bloku'nun bir unsurudur. F-35, yalnızca radara yakalanmayan ve silahlar taşıyan bir "bomba kamyonu" değildir. Sahip olduğu son derece gelişmiş sensörler ve iletişim sistemleri ile birlikte uçan bir "sistemler sistemidir". Dolayısıyla bu uçağı (ve bu uçakla ilgili konuları) değerlendirirken askeri, politik ve teknolojik bakımdan farklı seviyelerde düşünmek gerekir.

ABD ile Türkiye arasındaki krizin seyri ve sonucu ne olursa olsun, F-35 artık Türkiye için "kontamine olmuş" bir uçaktır. Projede, ABD dışındaki en büyük kullanıcılardan biri olması planlanan Türkiye'de, bu projenin bugüne kadar etraflıca tartışılmamış olması, başlı başına büyük bir zafiyettir, bu zafiyetin yansımalarını son bir yıldır görmekteyiz. Türkiye, F-35 konusunda kendi içinde tutarlı bir argüman dahi geliştirememiştir: Başlangıçta "Türkiye'nin projeden çıkarılması birim maliyetlere yansır, proje büyük zarar görür" argümanları dillendirilirken şimdilerde Türkiye'nin alternatifsiz olmadığı ileri sürülmektedir.

Bir ara not olarak, F-35 alımı için uzun süredir kulis yapan Birleşik Arap Emirlikleri Hava Kuvvetleri'nden bir heyetin bir süre önce İsrail'e, F-35 operasyonlarını incelemek için bir ziyaret yaptığını hatırlatmakta fayda var. Bu ziyarete dair haberler, İsrail tarafından cılız sayılabilcek bir şekilde yalanlandı.

F-35 klasik, alelade bir uçak değildir. Bir ağ ortamında, bölgesel ve merkezi kontrol merkezleriyle gerçek zamanlı, çift yönlü veri alışverişi içinde görev yapmak üzere geliştirilmiş bir uçaktır. ALIS (Autonomic Logistics Information System) adlı sistem ile uçağın tüm ana ve alt sistemlerinin işleyişi, arıza durumları gerçek zamanlı olarak bu merkezlere aktarılmakta, bunlar aracılığı ile takip edilmektedir. Benzer şekilde bakım ve idame süreçleri bağımsız değildir.

Dolayısıyla F-35'in, milli menfaatlerin Atlantik Bloku'nun menfaatleriyle paralellik arz ettiği görevlerde etkin bir şekilde kullanılabileceğini iddia etmek mümkündür.

ABD ile yaşanan bu krizden sonra hava kuvvetlerinin ve dolayısıyla Türkiye'nin caydırıcı gücünün F-35'e dayandırılması bir hata olacaktır. Bugüne kadar F-35'e bu kadar adanmış, bu kadar bağlı bir görüntü sergilenmesi çok vahim bir hataydı. Bundan sonra, alternatifler üzerinde düşünülmesi, konunun sadece siyasi ya da sadece askeri değil, çok boyutlu bir şekilde ele alınması büyük önem arz etmektedir.

21 yorum:

Deniz dedi ki...

"Bugüne kadar F-35'e bu kadar adanmış, bu kadar bağlı bir görüntü sergilenmesi çok vahim bir hataydı."

Bunun gibi uzun vadeli ve önemli bir konunun planlamasını yapan kişiler de Türkiye'nin dış politikasının bu kadar kısa sürede böylesine sert biçimde değişeceğini ve ABD ile tabiri caizse papaz olunacağını nereden bilebilirdi ki?

Böyle uzun vadeli planlar tutarlı ve istikrarlı bir siyasi irade de gerektiriyor galiba.

Gokhan Bozyigit dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Adsız dedi ki...

En azından Ramazan Kurtoğlu'nun 2000'li yılların başında çıkan evanjelizm kitabını okusalardı bilirlerdi.

cemal kalıntaş dedi ki...

Arda Bey kara bir deliğe düşmüş gibi hissettim kendimi aslında gerçekçi hatta çok gerçekçi bir yazı ama gönlüm bu derece çaresiz olabileceğimize ihtimal vermiyor. Ayrıca bu durum bizi Doğu bloguna daha da itmezmi. Uçan unsurlar kuvvetli değilse savunan unsurlar kuvvetli olmak zorunda bu çok genel bir gerçek. ABD bunu hesaba katarmı yada daha doğrusu biz bunu göze alabilirmiyiz. Bölge kaynıyor demek hafif kalıyor tabiri caizse olmuş nükleer reaktör çekirdeği ğibi. Neresinden bahsetsem bilmiyorum ama aşırı derecede etkenlerin oluştuğu bir ILIK savaş halinde bölgemiz. Ayrıca ben herşeye ragmen alternatif platform alınabilir olduğunu düşünüyorum aksi halde hiçbir manevra alanımız kalmıyo en azında 15 yıl içerisinde. Ya sisteme bak önce kendine mahkum et sonra suni gerilim çıkar sonra hiçbir kaybın olmadan tehdit et ardından dile benden ne dilerse pozisyonuna getir. Arda Bey yine beklediğime deydi yazınız her zamanki gibi biraz dertlensemde

Adsız dedi ki...

Ecevitin 1978 deki röportajı; özetle,
-NATO'ya yapacağımız katkı, NATO'nun katkısı kadardır.
-Tek bir kaynağa bağımlı kalmayacağız.
-Kendine yeten
-Başımızın çaresine bakmak zorundayız.
Ardından gelen iç karışıklık ve 80 darbesi..Bir Atlı

https://youtu.be/2DPwRfiu_m8

Adsız dedi ki...

Öte yandan F-35 leri almak çok basit;
-S-400'lerden hemen vazgeçersek,
-Kuzey Suriyeden çekilir ve bir Kürt Devleti kuruluşunu desteklersek,
-Kuzey Suriyede Rusyayı sıkıştırırsak,
-Doğu Akdenizde olan bitene göz yumarsak,
-ABD ekonimisini destekler tarzda stratejik ve kritik olmayan milyarlarca dolarlık sipariş verirsek,
-İranda başlatmaya çalıştığı devrimi/darbeyi desteklersek,
-BOP un kara gücü olmayı kabul edersek,

Bize göz göre yaptıklarını hiçbir şey olmamış gibi sayarsak..evet 50 tane F-35 verirler,bilmem ne radarı olmayan,bilmem ne sistemi eksik,onlar tarafından sağlanan uydu,radar desteği olmadan tam etkin olamayan..

Rahip Brunson olayı falan bahaneler teferruatlar o olmaz başkası olur.Değişen dengelerdeki dalgaların arayıp bulduğu denk gelen katalizörler.Sanki kutumuzda önceden yazılmış hazır protokoller var, açıp kutuyu madde madde uygulanmaya başlıyor nöbetçi senatör tarafından,hangi parti iktidar kim başkan olursa olsun değişmiyor.S-400 alımında ön ayak olan süreçte yeralan herkese yaptırım diyor fîrsatını bulsa tutuklayacak.

Mısır baharı umdukları gibi sonuçlanmayınca eskiye dönüş yaptırdılar birebir. Suudilerde gençlerdeki millileşmeyi sezince karşı darbeyle statükoyu tekrar sağlattı.İrak tarumar,Suriye tarumar,İranı zorluyor ve bize deniyor ki,size noluyor?

Ergenekon ilk yumruk,Balyoz ikinci, İzmir casusluk üçüncü ve 15 Temmuz ense köküne uçan yumruk..abondene olmuşuz;

Soru 1; bizi kim yumrukladı?
Soru 2; bir ülkenin subaylarının tırpanlanmasının,ordusunun kroşe edilmesinin maksadı ne olabilir?
Soru 3; tam kroşe durumdayken daha tam toparlanamadan sırada,yolda gelen şey nedir?

Bu olduğunda umarım tarih; Ordusunu askeri vesayetten kurtulma hikayesi ile kendi kendisine tasfiye ettirdiler, sonra sözüm ona laik olan ordunun yarısının bir tarikate körü körüne bağlı olduğu ortaya çıktı ve bu robotlar kendi halkını bombaladı. Sonunda ordu o denli zayıflamıştı ki, X orduları Y ye girdiģinde ordu garajları dahi terk edemedi diye yazmaz.

Ha..hala yazmaz, neden o beğenmefiğiniz çağdışı zorunlu askerlik sisteminin getirileri. Düdüğü çaldığınız an binlerce keskin nişancınız,tank şoförünüz nişancınız, top çavuşunuz hesaplayıcınız hazır seferi. Halledilmedik bir tek bu dolaylı güç çarpanımız kaldı,bu gayretle 15.000 TL ye onu da halledeceğiz inşallah.

Heyyula bizle uğraşıyor,karşılık vermek suç.Hibrit Savaşa kara ordusuna anfaje olacağız,alamadıklarımıza değil yapabildiklerimize kafa yoracağız.Karaoğlanın dediği gibi başımızın çaresine bakmak zorundayız.

Bir Atlı

Adsız dedi ki...

Arda Bey; Elektronik Harp ile ilgili şöyle bir genel derleme yapsanız ne güzel olur.Stealt özelliği olan bir uçağın tek başına ülke toprağına görünmeden girip hedefi vurup yine görünmeden, düşük radar kesit oranı ile S-400 e vurulmadan döneceği gibi bir algı var, birileri de flood ćok güzel diye beğenmiş...

Genel tabloyu,sistemleri alt sistemleri,ED yi ET yi EKT yi,aslında radarlar olmadan uçakların uçamayacağını,konsept antikonsept gelişmelerin mantığını..aktif pasif radarları..radar güdümünü..bir aktif radarın pasif radara karşı hassasiyetini..kesintisiz bir aktif radarın olamayacağını..görünmezliğin %100 olmadığını..radar kesit alanından daha çok operatörün eğitim düzeyinin önemli olduğunu..lidar ve ladarlardaki potansiyel..

Konu bir filonun düşman ülkeye girmesi üzerinden anlatılmalı..algılar bir iki uçak üzerinden oturmuş.

Şöyle 1 nciyle girizgah yapıp, 2 nci Dünya savaşından,Vietnam savaşı v.s.derleyip bi anlatsanız.Saygılar Bir Atlı

mehmet dedi ki...

Arda Bey,

bildiğim kadarı ile F-35 uçaklarının planlanan kullanım amacı ağırlıklı hava-yer unsurlarına karşı.(ki şu an bu işi F-4 uçaklarımız ile gerçekleştiriyoruz) MMU ise geliştirme amacı hava-hava unsurlarına yönelik olarak avcı uçakları olarak, dolayısı ile MMU hiçbir zaman F-35 muadili değildi. Kullandığımız F-16 ların yerini alacağı düşünülüyordu. (USA F-22 raptorları kendisi dışında başka ülkelere vermeyi düşünseydi belki MMU projeside olmayabilirdi) F-35 uçakları bize verilmez ise F-4 uçaklarımızdan sonra elimizde hava-yer operasyonlarında kullanılmak üzere sadece SİHA ve HÜRJET uçakları kalacakmış gibi görünüyor.

Unknown dedi ki...

F-35 olmasa da olur yaşasın S-400 diyenler bu yazıyö iyi okusun..Hem S 4pp al,hem F-35..Yok öyle dünya!..Amerika net bir şekilde tercihimizi yaomamızı istedi..Biz de S 40p dedik..O halde ağlayamayacağız..Ama F 35 o kadar onemli bir uçak ki değil s 400 S 9000 bile olsa bu uçağın müthiş onemini örtenez..Bu ucak sadecd bir uçak değil. Bu uçak bir bilgi toplayıcı,bilgi verici,hava istasyonu..

Adsız dedi ki...

Hakan Kılıç stealth mevzusuna güzel cevap vermiş,retweet ederek katılmışsınız. Ancak mevzuyu genel hatlarıyla bir anlatmak temel bilgileri vermek lazım.Akademisyenin bile alkışladığı bir yanlış algı var ki,bence bu hep bir kesite bir tekniğe eğilerek ordan tümevarım yapmaya çalışmaktan kaynaklanıyor. Her teknik,bunun tarihi evrimi,nihayetinde tekniklerin birleşiminden oluşan taktikler,en nihayetinde taktiklerin savaşında bir en iyileme,optimizasyon hadisesi ve matematik yöneylem.Ve evet,adamın aktif radarı 50 km.menzilli,EH uçağındaki pasif radar bu radarı 100 km.den yakalayıp henüz 80 km.de olan uçağa iletiyor,o uçağı korumak için desteğindeki uçak radar güdümlü füzeyi yolluyor,bunu bilen aktif yer radarı kendini kapatıp yer değiştiriyor mobil çünkü.Ve yerde birden çok,farklı menzil ve modülasyon çeşitliliğinde radarlardan oluşan bir ağ var. Ve pasif radar bu radarların veri dosyalarını bilirse tanıyabiliyor,ve bu radar arada başlığını değiştirip başka bir frekans aralığında ve modülasyon tipinde çalışan radar oluveriyor.Uçak teknoloji arge maliyeti anormal büyük rakamlarken,bir anda bir radar teknolihisini görece olarak 100 de 1 ine geliştirip,milyarlarca dolarlık teknolojileri çöp ilan etmek de mümkün..tevatür;F117 ler gibi..

EH konusu ellerinizden öper Arda Bey,yapsanız yapsanız siz yaparsınız.

Saygılar Bir Atlı

Unknown dedi ki...

güzel yorum

Altan Yilmaz dedi ki...

ABD ile gerilimde şuana kadar izlenen tavır dikkate alındığında bende şu izlenim oluştu;
1. TSK nın bu uçağa yaklaşımında, F-35 hakkında soru işaretleri var.(Uçağın tam olarak ve bağımsız bir biçimde kullanılamayacağı vs. sebepler)
Yönetenleri de tavır konusunda serbest bırakıyor.
2. Ekonomik durum nedeniyle döviz tasarruf tedbirlerine katkı için F-35 alımı ötelenmek isteniyor. Nasıl olsa sebep ABD ve kabul edilebilir. Nitekim bu teze destek olarak MMU projesi 100 gün programına alınmış durumda.

Adsız dedi ki...

Rusca öğrenmeye başlayın diyorum anlayan yok ,mandalin için çok geç.

Adsız dedi ki...

thank you

Adsız dedi ki...

Savaş..başladı.5 yıl demiştim daha 3 yılı vardı ama korkarım zaman kalmadı bildiğiniz herşeyi unutun,bütün dünyayı sarsacak,yeni dengeler oluşturacak çok kapsamlı bir savaş olacak. Bir Atlı

Adsız dedi ki...

Reel gerçekler her zaman galip gelir. Arda Bey çok güzel özetlemiş ancak yapılması gereken söylediği gibi kısa sürede F-16' ların yükünü almak için Hürjet-C ve Siha'ların fiolarının oluşturulması ve aynı zamanda F-4'ler içinde 2.el Typhoon alınması ki en yakın İngilizlerden 1-2 filo alınabilir bence. Bu durumda F-16 Block40 ve 50'leri 2040'a kadar ekonomik olarak kullanabiliriz. MMU ise ne kadar çabuk olunursa olunsun tam kapasite ancak 2030-2035 aralığına yetişebileceğini sanayi, ekonomik ve siyasi nedenlerle öngörmek lazım.

Şuana gelirsek ABD ile bundan sonra hiçbir silah alımında anlaşamayacağız ki bu çok açık, bu yüzden de şimdiden yakın zamanda geliştiremeyeceğimiz tüm kara, deniz ve hava platformları için alternatiflerini belirlemek ve çalışmaya başlamak lazımdır.

Adsız dedi ki...

Kuvvetin muharip unsurlarinin son gelişmeler çerçevesinde gelecegini irdelerken goz onunde bulundurulmasi gereken 3 temel durum var;
-asimetrik savaşın güçlü tarafı
-simetrik savaş
-asimetrik savaşın güçsüz tarafı.
ilk durumu terörle mücadele harekatı bağlamında incelersek, türkiyenin savunma sanayii ve silahlı kuvvetler açısından geldiği konum, gidilecek mesafe ve alt parçalarda dışa bağımlılığın olduğunu unutmamak şartıyla tatminkar olarak nitelenebilir.
ikinci durumda ise, yakın çevremizdeki muhataplarimizdan İsraile karşı birçok kalemde zaafiyet söz konusu olsada diğerlerine karşı en azından konvansiyonel düzeyde hatırı sayılır kabiliyetlerimizin olduğu da aşikar.
Üçüncü durumu incelemenin alemi yok:)
şu an ilk durumu, hemde en girift haliyle yaşıyoruz.bu orgutleri altettigimiz gunde ikinci duruma geçeceğimizi düşünüyorum.israilin çıkarları gereği mumkunse İran'la yok olmadı misir, suriye, irak, yunanistan gibi komsularimizin biri veya birkaciyla, tansiyonun yükseliverecegi kanaatindeyim.cok mu 'dış mihrak' okuyorum ne?;)
dolayısıyla planları buna göre yapmak gerek.kuvvetlerin 'kıymet-i Harbiye'leri ise 4 unsur üzerine kuruludur; personel, mühimmat, teçhizat ve platformlar.onumuzdeki süreçte platformlar konusunda bir 'dar boğaz' yaşanacak gibi görünüyor.bu durumda diğer üçüne ağırlık verirken alternatifler üzerinde ciddi mesai harcanması elzem.
Öte yandan, kuvvetin var olan platform seçimlerine bakmak, bir yol haritası belirlemekte veya kuvvetin nasıl bir karar alacağını tahmin de bize yardımcı olacaktır.gorulen o ki rus ve abd hava kuvvetlerinin soguk savasin sonlarinda tuttugu yol takip edilip, biri agir digeri hafif 2 ayrı cok rollu muharip uçakta karar kılınmış.fantom Modernizasyonunun hava-yer ağırlıklı olması ise hava-hava ve hava-yer görevleri için 2 farklı platforma yönelindigini düşündürüyor.uygur

Adsız dedi ki...

En kotu senaryo ise F-35'lerin gelmemesi ve F-4E 2020'lerin erken emekli edilmesi olacaktır.bu ise her halukarda F-16 filosu üzerindeki yükün bir şekilde azaltılması ihtiyacını doğuracaktir.ucak tasarimi konusunda daha emekleme merhalesindeyken bu acigin milli imkanlarla, hele kisa surede karsilanmasini pek mumkun gormuyorum.eldeki mahdut kadro hangi birine yetisecek, mmu ile mi hurjet ile mi helikopter projeleriyle mi ugrasacaklar?
Açığın mesela x-47b gibi bir ucav-imha ile karşılanması da mümkün fakat bilgi ve tecrube birikimizin sinirli olusu burada da elimizi baglayacaktır.kendi yagımızda kavrulmak kulağa çok hoş geliyor ama işimiz rast giderse, evdeki hesap çarşıya uyarsa...
Aksi türlü 4+ nesilden bir ara cozume gitmemiz mukadder gozukuyor.cevremizdeki tehdit durumunun dusuk olarak degerlendirilmesi veya bir şekilde 'dusurulmesi' durumunda az kullanilmis 4. Nesil bir platformda makul olabilir.suudi tornadoları veya BAE Mirage 2000'lerinin bu durumda olduğunu zannediyorum.uygur

Unknown dedi ki...

Ağzına sağlık

Unknown dedi ki...

Son noktasına kadar hemfikirim kaleminize sağlık

Adsız dedi ki...

��bu yorumun üstüne söylenecek söz yapılacak yorum; içimizdeki fırtinaya tercüman olmuşsun kalemine sağlık