20 Ağustos 2018 Pazartesi

Kurumsal Disleksi

İlköğretim çağını çoktan geçmiş bir birey, önüne konan çok basit bir metni bile okuyamıyorsa, onun hakkında ne düşünülür? Veya adını soyadını dahi yazamıyorsa? Akla ilk gelen açıklama, zeka geriliği olur muhtemelen.

Peki kurumlar, kendi içlerindeki ve çevrelerindeki gelişmelere göre doğru kararlar alamıyor, eylem ya da tepkilerinde en iyi olasılıkla geç kalıyorlarsa bunun sebebi ne olabilir? Yalnızca kötü yönetim veya hantal teşkilatlanma mı?

Birey bazında okuma ve öğrenme güçlüğünün tıbbi bir açıklaması var: Disleksi. Ve disleksi zeka seviyesi ile ilgili bir durum değil: Tam tersine yüksek zihinsel kapasiteye sahip bireyler de disleksik olabiliyor.

Benzer şekilde, kurumların da disleksik olmasından bahsedilebilir. Kurumlar da, insanlar gibi algı ve muhakeme yetenekleri yüksek olmasına rağmen okuma ve öğrenme güçlüğü çekebilir.

Disleksi, en yalın haliyle okuma güçlüğü olarak tanımlanabilir. Bireyin, yazılı bir metnin algılanmasında zorluk yaşamasıdır. Beynin, harf ve sembolleri işleyen bölümündeki bir bozukluğun sonucudur. Başka bir ifadeyle disleksi, bireyin zekasının ya da görme duyusunun değil, gördüğü işaretlerin işlendiği beynin ilgili bölümündeki bir sorundur.

Bu sorundan dolayı, disleksik bireyler okuma, yazma ve ikinci bir dil öğrenmede güçlükler yaşarlar. Zekalarında bir sorun yoktur, bilakis kendi alanlarında temayüz etmiş pek çok disleksik bilim insanı, iş insanı, sanatçı bulunmaktadır: Pablo Picasso, Steven Spielberg, Richard Branson, Tom Cruise gibi.

Disleksinin ortaya çıkışında genetik etkenler ve çevresel koşulların belirleyici rol oynar. Çok çeşitli tipleri ve farklı semptomları olmakla birlikte, disleksinin bilişsel bir sorun olduğu kesindir. Birey, okurken ve/veya dinlerken kelimeleri ve kelimeleri oluşturan harfleri, heceleri ayırt edemeyebilir. Bunları karıştırabilir, kendisi anlamlı kelimeler yazamayabilir ve/veya sesli olarak tekrarlayamabilir. Bunlar, bireyin zekası ile değil, beynin ilgili kısmıyla ilgili sorunlardır. Dolayısıyla disleksik bireylerin, kendilerine özel bir eğitim yöntemiyle başarı kazanmaları, akademik olarak ilerlemeleri mümkündür.

Buradan hareketle, disleksiyi kurumsal bir öğrenme güçlüğü olarak da yorumlamak mümkün olabilir diye düşünüyorum.

Aynı bireyler gibi kurum ve kuruluşlar da canlı organizmalardır. Kurumların da davranış paternleri, alışkanlıkları, güçlü ve zayıf yönleri olabilir. Kurumlar da hatalar yapabilir, yaptıkları hatalardan ders çıkarıp başarı elde edebilirler. Faaliyet alanlarında, rekabet ya da tehdit ortamına göre karar alma ve eyleme koyma süreçleri, çevrelerindeki koşulları algılama ve bunları değerlendirme yöntemleri, muadil ya da rakip kurumlar arasında farklılıklar gösterebilir.

Nasıl ki disleksik bir birey bir paragrafı meydana getiren kelimeleri ve bu kelimeleri meydana getiren harfleri normal şekilde görüyor ancak bunları kafasında anlamlı kelimelere çevirip okuma işlemini gerçekleştiremiyorsa, disleksik kurumlar da, içinde bulundukları ortam koşullarını algılamalarına rağmen, bu koşulları yorumlamakta başarısız olabilirler. Disleksik kurumların çok başarılı ve yüksek kapasiteli bilgi toplama ve iletme araçları, mekanizmaları bulunabilir; bu tür kurumların bilgi yorumlama kapasiteleri (kurumsal zekaları) çok üst seviye olabilir. Ancak bazı "kurumsal genetik" ve çevresel (kurum dışı) etkenler nedeniyle toplanan bilgiden anlamlı, işe yarar, eyleme dökülebilecek çıktılar üretilemeyebilir.

Söz gelimi disleksik bir savunma planlama mekanizması, envanterde bulunan bir tankı, aradan geçen yıllara, hızla değişen tehdit ortamına ve olası harekâtların gerektirdiği kapasiteye göre modernize etme gerekliliğini algılayamayabilir. Bu algı zafiyetinin sonucunda söz konusu tanklarla gerçekleştirilen ilk harekâtta yaşanan kayıpların ardından başlatılacak modernizasyon, fazlasıyla geç kalmış olacaktır. Bu savunma planlama mekanizmasının elinde son derece kapsamlı bilgi toplama araçları, açık ve kapalı literatüre erişim, sanayi altyapısı ve askeri ilişkiler ağı olabilir. Kurumsal disleksi, bu bilgi kaynaklarından elde edilen ham ve işlenmiş bilgilerin yerinde, doğru ve zamanında eyleme dönüşmesi gerçekleşmesini engelleyebilir.

Örnekler çoğaltılabilir.

Bireysel disleksinin "tedavisi" mümkün değil ancak uygun bir eğitim ve destek programıyla üstesinden gelinmesi, gelişim kaydedilmesi mümkün. Benzer şekilde, teşhis doğru yapıldığı zaman kurumsal disleksi de ilerleme ve gelişmenin önünde bir engel olmaktan çıkabilir.

Doğru tedavi için doğru teşhis şarttır. Kurumsal disleksinin teşhisi için de kurumun yapısı ve işleyişinde nesnel, tarafsız gözlem ve denetim gereklidir. Böylelikle kurumun bilgi toplama, işleme ve karar alma süreçlerindeki aksaklıklar tespit edilebilir.

Müteakiben, kurumsal yerleşik düşünce ve karar alma kalıplarının dışına çıkabilme, muhalif ya da genelgeçere ters düşünce ve yorumlara açık olabilme kapasitesinin geliştirilmesi gerekir. Muhafazakarlık bir güvenli liman olmaktan, atalet bir davranış kalıbı olmaktan çıkarılmalıdır. Öğrenmeye ve yeniliklere açıklık, bir dinamizm doğuracaktır.

Disleksik bireyler, tecrübeyle öğrenmeye daha yatkın olurlar. Benzer şekilde disleksik kurumlar da edinilen dersler üzerinden tecrübe havuzu yaratarak öğrenebilirler. Burada kurumsal hafızanın güçlü ve taze tutulması, insan kaynaklarına verilmesi gereken önem öne çıkıyor. Her bir faaliyet, operasyon ya da karar sonrası edinilen derslerin titizlikle kayıt altına alınması, paylaşılması ve yorumlanması, kurumun öğrenme sürecini geliştirebilir.

Yerli imkânlarla geliştirilmiş modernizasyon çözümüne rağmen 11 sene boyası dahi değişmemiş tankla harekâta kalkışılıp, kayıplar verildikten sonra başlatılan modernizasyon, tipik bir kurumsal disleksi semptomudur. Sabırlı, bilimsel ve nesnel bir yaklaşımla tedavisi mümkündür.


Disleksi ile ilgili olarak bkz:

http://pediatrics.uchicago.edu/chiefs/DBP/documents/reading pdf/Dyslexia.Peterson.pdf
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2597981/
https://www.dyslexia.com/about-dyslexia/signs-of-dyslexia/test-for-dyslexia-37-signs/
http://dyslexia.yale.edu/dyslexia/dyslexia-faq/

Ayrıca bkz: https://rameshard.wordpress.com/2014/11/30/dealing-with-organizational-dyslexia/

5 yorum:

Adsız dedi ki...

Tanki disleksi ile aciklamak anlasilabilir isede .Keskin nisanci yetistirme okulunu 10 yil kadar once kurmayi akil edebilmeyi ne ile aciklayacagiz!

Ismail koç dedi ki...

Amir Kaan'ın oynadığı Her Çocuk Özeldir adlı filmi izlemediyseniz izleyiniz.

Bildiğim kadarı ile disleksik kişiler dünyayı farklı algılarlar.Bazı harfleri ters yazarlar mesela.Harfleri yanlış gördükleri için de okuma güçlüğü çekerler.

Adsız dedi ki...

Keskin Nişancılık için önce ön seçim ardından seçilmişlerin eğitimi esası bir gereklilik iken ve bunu beceremeyip(gereken ilave düzenlemeleri yapamayıp) normal dağıtımla geleni eğiterek keskin nişancı yapabilirize indirgeyerek....olabilir mesela ilk soruya cevaben...

Aynı mantıkla 2000 öncesi yerli tank projesine başlamak da kurumun dislektik olmadığına yorulabilir..ki yormuyoruz.

Kurum disleksinin ötesinde rahatsızlıklara sahip.Öncelikle kangren olmuş neredeyse herşeyin yarısı kaymak organlarınsa tamamına yakını..kesilip atılıyor. Yarattığı travmayla organın geri kalanında da büyük bir doku dökülmeyi tercih ediyor kuruyup dökülen deri gibi.

Kurumda mesela alzheimer var,herşey düşünülmüş teklif edilmiş zamanında. Alınmış arşivlenmiş sonra konduğu yer unutulmuş,aynı teklif yapıldığında,bulunmuş,onla ilgili 'proce' miz varın dayanağı olmuş. Fikirleri derine gömüp unutturma deepfreeze koyma eğilimi..alzheimer olsa gerek.

Ya da eğittiğin dünya kadar adamı o konuya iyice angaje etmek varken Çemişgezeke..İskenderuna..Keşana yollayıp unutmak unutturmak da alzheimer olabilir.Mübalağa yapalım, Arda Beyi Hakan Beyi ya da Aselsanda ya da Otokarda mevzuyla ilgili bir kurum personelinden daha iyi talimnamesine hakim X Bey tam duayen olmuş genç mühendislere ekibe yol gösteriyor eğitiyor filan..hop alıyorsun Hava Meydanları İtfaiye Teşkilatına, Çimleri Sulama Müdürlüğüne getiriyorsun. Adamı ABD de 2 sene eğitmişsin 300.000 dolar masraf etmişsin kurumun yazılım kısmının en başına vermişsin 2 sene sonra Çemişgezek Kh.Bl.K...sırası gelmişmiş

Alzheimer dışında da var hastalıkları..mesela kışkançlık hastalığı..hani var ya Türk cehenneminde günahkarları kaynattıkları kazanın başına nöbetçi zebani koymaya gerek duymuyorlarmış,tam çıkmak üzereyken alttan biri hemen çekiyormuş..kariyer hastalığı..kurmaylığı kast haline getirmek,ideolojiyi o kastla kaim kılmak,terfiyi,benim fikrim amirimin fikridir durun önce o ne düşünüyor onu sorayıma kadar aşağılaşmak..bırakın analitik düşünmeyi..birey menfaatlerini kurum menfaatlerinin önüne geçirmek,klikleşmek,kastlaşmak..dogmalara boğulmak..görüntüde yenilikçi akademik,gerçekte aşağıladıkları simbiyotiklerden daha simbiyotik bir ruhban sınıfında terfi beklemek..heder edilen hayatlar..bozulan kişilikler..kariyeristler..kariyer hastalığı.

Uzayacak..ayran gönüllülük..paranoya..psikoz şizofreni..öz evladını yeme cannibalizm..öz evlatları yenirken görmezden gelme saklanma dil tutulması..-mış gibi yapmak..saymıyim daha..

Özetle zeka doğuştan gelir bir yetenektir..mikro işlemcinin transistör sayısı gibi..aslolan akıldır..kurum içi zeka kurum menfaatlerine değil de kendi menfaatine göre davranıyorsa kurumun aklı olmaz..Kurumda herkes menfaate uygun hareket ediyorsa akıl sağlanır çok çalışarak eğiterek..bu zaman sorunu olur..İşe yaramayan bireysel zeka hiçbir şeydir kurumsal akıl herşeydir.Aklın olmadığı yerde disleksi rahatsızlıklardan hafif olanlar grubuna girebilir.Akıl tutulmalarını bile atlattıysa,o kadar yumrukla yıkılmadıysa,bir sürü organ kangrenden alınmış hala yaşıyorsa,umut var demektir.Orman yangınından sonra karanlıkların ortasına açan tomurcuk gibi her zaman umut vardır. Hele ki gözündeki perde de artık kalkmışsa..

Tecrübe ederek öğrenen aslında kurum değil..kurum onun yüzlercesini teklif etmiş zaten..karar alıcılar,yakın zamandaki acı tecrübeleri kaale alırken,anlayabilirken,henüz tecrübe edilmemişleri ise,"Ben her parlak fikirden şüphe duyarıma" bağlayıp,-anlayamadığından bu bir kılıf aslında,muhafazakarlığı tercih eder.Hele ki kariyeristse karar alıcı ve bu konum onun için 2 yıl yapılacak bir basamaksa,bunun ona o sürede bir faydası olmayacaksa. 2 sene..ilk 3 ay ben yeni geldim neresi burası bakalım..son 3 ay aman gidiyorum kaza bela olmasın..21 aydan 2 ay izin düş 19 ay..her fikri bir aşağıya sor..sonra herkes onaylasın ilgili ilgisiz herkes imzalasın süreci..her imzalayanın titreyen eli..vay bu onun procesi bundan ekmek yiyecek kesin yemesin takozu..bir ütü bir kadın sonra sıra Türke gelmiş..

Bir Atlı..

Adsız dedi ki...

Keskin nisanci yetistirme isini 10 yil once akil etmeyi , verilebilecek binlerce daha ornek var iken neden ornek olarak verdim .aciklamak gerekiyor sanirim. Resneli Niyazi hatiratinda dusman keskin nisancilarindan yakiniyor. 1.dunya savasi ,2 dunya savasi , soguk savas devri savas ve gerilla failiyetleri . nihayet PKK mucadelesine katilmislarin kitaplarda 30 yil boyunca ,TEPECILER in (keskin nisanci) verdirdigi kayiplar ve taburlari yerinden kipirdatmamalari anlatilmisken nerde ise 100 yil sonra birseyler yapmaya lutfedip kalkmalari(bunuda nasil yaptiklari yukarda zaten anlatilmis) Kastas yayinlarinin kitaplarinidami okumadiz hicmi Vietnam filmi seyretmediniz insaf!

Adsız dedi ki...

Arda Corum'lu hemserim benim, komunist bile olsan senin vatan sever biri oldugunu dusunuyorum.

Yalniz, Metin Gurcan'in bir iki kez Esed sevdasinin Turk vatan sevgisi uzerinde olduguna sahit oldum.

Birinin Esed sevdasi kendi vatani, milleti, Hakkin, gercegin uzerinde ise o kisi yildizlari, gunesi de avuclasa ben onun onune ancak bir cuval saman veririm.