1 Temmuz 2020 Çarşamba

Rusya Federasyonu’nun Nükleer Caydırıcılık Siyaset Belgesi’nin Anlattıkları (ve Anlatmadıkları)

07.05.2019 tarihindeki Zafer Günü kutlamaları kapsamında
Kızıl Meydan'daki geçit töreninde görüntülenen
RT-2PM2 Topol-M (NATO kodu NATO SS-27 "Sickle B")
kıtalararası balistik füze sistemi
(Fotograf: Alexander Nemenov, AFP)
"Rusya Federasyonu'nun Nükleer Caydırıcılığa Dair Devlet Politikasının Temel İlkeleri" (Об Основах государственной политики Российской Федерации в области ядерного сдерживания) başlıklı siyaset belgesi, Rusya Federasyonu (RF) Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından 2 Haziran günü imzalanan 355 sayılı başkanlık kararnamesi ile yürürlüğe girdi.[1]

Belge, RF'nin nükleer caydırıcılığının esaslarını ve nükleer silah kullanımına dair politikasının genel çerçevesini çiziyor. Ancak satır araları okunduğunda, belgede dikkat çekici muğlaklıklar olduğu görülüyor. Bu boşluklar, RF'nin stratejik konumlanması ve ulusal güvenlik siyasetine dair rotasına dair ipuçlar sunuyor olabilir.

Belgenin ayrıntılarına girmeden önce, RF'nin ulusal güvenlik siyasetinde ve askeri kabiliyetinde nükleer gücün yerine kısaca göz atmakta fayda var.



Rusya Federasyonu Ulusal Güvenlik Konsepti

RF'nin ulusal güvenlik stratejisi, Ulusal Güvenlik Konsepti (UGK; Концепция национальной безопасности Российской Федерации - Konsepsiya Natsionalnoy Bezopasnosti Rossiyskoy Federatsii) adlı belge ile tanımlanır. RF Güvenlik Konseyi (Совет безопасности Российской Федерации - Sovet Bezopasnosti Rossiiyskoiy Federatsii) tarafından hazırlanan bu belge, uluslararası sisteme dair tahlil ve tespitler, iç ve dış kaynaklı tehdit analizleri, Rusya Federasyonu'nun ulusal çıkar ve öncelikleri ile tüm bunlara yönelik olarak alınacak tedbir ve izlenecek politikaların genel çerçevesini çizer.

RF tarafından bugüne kadar, ilki 1997 yılında olmak üzere dört UGK belgesi hazırlandı. Halen yürürlükte olan belge, 2015 yılının son gününde Putin tarafından imzalanarak yürürlüğe girmişti. Bir önceki belge olan UGK2009'un yürürlüğe girmesinden bir süre sonra, başta Arap Baharı, Libya ve Suriye'deki gelişmeler ile Ukrayna krizi nedeniyle doğan güncelleme ihtiyacı nedeniyle hazırlandı.[2]

UGK2015, Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’da meydana gelen halk hareketlerine benzer “renkli devrimler” ve teröristler tarafından kullanılabilecek kimyasal silahları en öncelikli tehditler olarak tanımlıyor. Bunlara ilaveten dini, etnik ve ideolojik motivasyonlu grupların ve şahısların, dış destekten de faydalanarak Rusya'nın toprak bütünlüğü, istikrarı ve ekonomisini hedef alabilecekleri tespiti yapılmış. Kafkasya'daki özerk cumhuriyetlerde ayrılıkçı hareketlerin yeniden doğabileceği riski belirtilmiş.

NATO'nun genişlemesi, önceki belgelerde olduğu gibi bir tehdit olarak tanımlanıyor. Buna karşın belgede, Rusya'nın NATO ile ilişkileri kesmesi gündeme gelmiyor. Karşılıklı diyalog ve temel güvenlik ilkeleri üzerinden inşa edilen bir iletişimden yana tavır sergilenmekte. Bununla beraber, ABD'nin Doğu Avrupa'da artan askeri üs ve tesislerinin varlığı ciddi bir risk faktörü olarak sayılmış.

UGK2015'te, 2014 yılında Ukrayna'da meydana gelen EuroMaydan olayları ve takip eden gelişmelerin etkilerini görmek mümkün. AB ve ABD, bu sürece müdahil olmaları nedeniyle yaşanan çatışmalardan sorumlu tutuluyor. Belge, Ukrayna'nın bölünmesinin ve ülkenin doğusundaki çatışmalar nedeniyle Rusya'nın güvenliğine yönelik oluşan risklerden dolayı Batı dünyasını suçluyor.


Askeri Doktrin Belgeleri

Bir diğer temel belge olan Askeri Doktrin (AD) ise, RF’ye yönelen dış tehditler ve bu tehditlere yönelik geliştirilecek savunma tedbirlerinin çerçevesini çizer. AD, tespit edilen tehdit ortamına karşı silahlı kuvvetlerin hazırlanması için izlenecek politikaları belirler. AD belgeleri, RF’nin olası bir çatışma veya savaşın nasıl cereyan edebileceği, buna karşın ordunun nasıl donatılması, eğitilmesi ve hazırlanması gerektiğine ilişkin öngörüler içermesi nedeniyle ülkenin savunma politikalarının incelenmesinde büyük önem taşır.

Halen yürürlükte olan AD, 2014 Aralık ayında yürürlüğe girmişti. Bu belgede de UGK2015 gibi Arap Baharı, Suriye ve Ukrayna krizlerinin etkilerini net olarak görmek mümkün.[3]

AD2014, küresel ölçekte rekabetin, yerel ve bölgesel kriz ve çatışmaların artması ile ekonomik bunalımların küresel istikrar ve güvenliği tehdit eder boyuta ulaşmış olduğu tespitini yapıyor. Güvenlik ve istikrara yönelik tehditlerin, RF'ye sirayet edebilecek bir yönelim gösterdiği değerlendirilmekte. AD2014'te, ülkeler arasında topyekûn savaş ya da nükleer silah kullanımı riskini görece düşük görülmekte birlikte, RF'nin yakın çevresindeki kriz ve çatışmaların askeri tehditler doğurduğunu kaydedilmiş.

AD2014, RF'ye yönelik dış ve iç kaynaklı başlıca askeri tehditleri şu şekilde sıralamış:

a. NATO'nun genişlemesi ve RF sınır bölgelerindeki faaliyetleri
b. Bölgesel ve küresel istikrar ve güvenliğin bozulması
c. RF ve müttefiklerine yönelik silahlı gruplar üzerinden baskı oluşturma faaliyetleri
ç. Uzay konuşlu stratejik füze sistemleri ve yüksek isabet hassasiyetine sahip konvansiyonel silahlar gibi güç dengesini bozacak silahlanma faaliyetleri
d. RF'nin toprak bütünlüğünü tehdit eden faaliyet ve toprak talepleri
e. Bilişim teknolojilerinin istihbari, askeri ve ekonomik mekanizmalara karşı saldırgan maksatlarla kullanımı
f. Etnik, dini, ideolojik terörist ve radikal hareketlerin yayılması

AD2014'ün dikkat çekici bir yönü, iç kaynaklı tehditlere verdiği ağırlık. Önceki belgelerden ayrı olarak ilk kez "iç askeri tehditler" adı altında yeni bir başlık açılmış. İlaveten doktrin ilk kez, "bilgi uzayını" da askeri tehdit değerlendirmesine katıyor. Bu yaklaşım, RF'nin dış destekli iç tehditlerin, bilgi harbi ve psikolojik harp ile birlikte yaratabileceği risklere verdiği önemi göstermesi açısından dikkat çekici.

AD2014, RF'nin güvenliğinin sağlanması için, ülkenin "nüfuz alanının" bütünlüğünün savunulmasını öngörmekte ancak bu alanın sınırları ve kapsamı net ve açık bir şekilde tarif edilmemiş. Belgede, bahsi geçen nüfuz alanına komşu ülkelerdeki askeri faaliyetler, tatbikatlar ve birlik konuşlanmaları gibi güç gösterilerinin yanı sıra, bilgi ve iletişim teknolojilerinin saldırgan kullanımının da askeri bir tehdit olarak algılandığı vurgusu mevcut.


Tupolev Tu-160 (NATO kodu: "Blackjack")
stratejik bombardıman uçağı
Devlet Silahlanma Programı

AD doğrultusunda RF silahlı kuvvetlerinin donatım ve modernizasyon programlarını belirleyen belgenin adı ise, Devlet Silahlanma Programı (DSP; государственной программы вооружения - Gozudarstvennoy Program Vorujenya). Bu programların en günceli olan ve 2018 - 2027 arasındaki süreci kapsayan DSP2027, 2017 sonunda Putin tarafından imzalanarak yürürlüğe girmişti.

Bir önceki program olan DSP2020, Rus savunma sanayiinin yeniden yapılandırılması ve reformunun temellerini atmıştı. Bu çerçevede sektöre genç nüfustan daha fazla çalışan çekebilmek için ücret ve sosyal imkânlarda iyileştirmeler ile üretim altyapısı ve kapasitesinin geliştirilmesi için yatırımlar yapılmıştı. DSP2020'deki bu adımların DSP2027'de de devam ettirilmesi öngörülmüş.[4] 

Program kapsamında Rus Savunma Bakanlığının on yıllık süreçte tedarik, modernizasyon, idame ve araştırma - geliştirme faaliyetlerine toplam 19 trilyon Ruble (yaklaşık USD306 milyar) harcaması planlanmıştı. Öte yandan depo ve lojistik kalemlerine ilave bütçe ayrılması da öngörülmüş. DSP2027 için ayrılan bütçe miktarı DSP2020'ninkine yakın olmakla birlikte, Ruble'de 2011 yılından itibaren yaşanan hızlı değer kaybı, harcama kalemlerinin reel değerinin çok daha düşük olması anlamına geliyor. Başka bir deyişle DSP2027, DSP2020'ye göre bütçe bakımından daha sınırlı.

DSP2027'de, Ukrayna ve Suriye'de elde edilen deneyimler ile Kırım'ın ilhakından sonra uygulanmaya başlanan yaptırımların etkileri belirgin ölçüde gözlenmekte. Suriye'de sahada test edilen sistem ve taktiklerin, geliştirme ve tedarik programlarını doğrudan şekillendirdiği görülüyor.  Ayrıca, yaptırımlar nedeniyle temin edilemeyen alt sistem, bileşen ve teknolojiler ile üretim araçlarının yurt içi ikamelerine büyük önem verilmekte.

Belgenin bir diğer dikkat çeken özelliği, ABD'nin "Prompt Global Strike" (PGS) projesinin bir tehdit olarak açıkça zikredilmesi. Dünyanın herhangi bir yerindeki hedefe en geç bir saatte konvansiyonel harp başlığı ile taarruz edilebilmesine olanak sağlayan bir sistemin geliştirilmesini kapsayan PGS projesinin, RF'de derin endişe ve rahatsızlık yarattığı görülüyor.


Proje 995 Borei sınıfı Aleksandır Nevski
nükleer tahrikli balistik füze denizaltısı
DSP2027 ve Nükleer Güçler

DSP2027'nin en öncelikli unsuru, RF'nin nükleer üçlü ("nuclear triad") kabiliyetinin korunması, modernizasyonu ve geliştirilmesi. Programa göre 2027 yılına kadar Rus nükleer kuvvetlerinin geliştirilmesine birinci öncelik verilmiş. 2021'den sonra, nükleer üçlünün deniz bileşeni, Kuzey ve Pasifik Filoları envanterlerine eşit olarak dağıtılacak toplam altı adet Proje 667BDRM Delfin (NATO kodu "Delta IV") ile sekiz adet Proje 995 Borei sınıfı stratejik balistik füze denizaltısından (SSBN) oluşacak. Böylelikle, herhangi bir zamanda faal durumda 12 adet denizaltının denizlerde, iki denizaltının da bakımda olduğu bir kuvvet yapısı korunmuş olacak. 

Program kapsamında, nükleer üçlünün hava bileşenini oluşturan, Tupolev Tu-95MS (NATO kodu "Bear H") ve Tu-160 (NATO kodu "Blackjack") bombardıman uçaklarının modernizasyonunun devam etmesi; bu uçaklara H-101 adlı yeni nesil uzun menzilli seyir füzesi ateşleme kabiliyeti kazandırılması planlanıyor. İlaveten, Tu-160'ın iyileştirilmiş modelinin üretimine ve ayrıca yeni nesil stratejik bombardıman uçağı PAK DA (Перспективный авиационный комплекс дальней авиации; Perspektivniyi Aviatsionyi Kompleks Dalney Aviatsiy) projesine başlanması öngörülmüş.[5]

Üçlünün kara bileşeninde üç ana proje bulunuyor. Bunlar Rubej seyyar fırlatıcı araçtan ateşlenebilen kıtalararası balistik füze (Intercontinental Ballistic Missile - ICBM), Barguzin demiryolunda hareket eden fırlatıcı araçtan ateşlenen ICBM ve Sarmat adlı silodan ateşlenen ICBM füze projeleri. Rubej projesinde testler 2015 yılında tamamlanmış olup 2017'den itibaren hizmete girmeye başladığı tahmin edilmekte.[6] Barguzin projesi 2016 yılında bütçe kesintileri nedeniyle bir süre sekteye uğramış olsa da 2019 itibariyle atış testlerine hazır hale geldiği tahmin ediliyor. Test süreci sorunlu geçen Sarmat'ın ise denemelerinin 2021'de tamamlanması planlanmakta.


Nükleer Caydırıcılık Siyaset Belgesinin Tahlili

Belgenin "Genel Hükümler" başlıklı ilk kısmında, nükleer caydırıcılığı sağlanmasının, devletin en başta gelen önceliklerinden biri olduğu kaydedilmiş. Bununla birlikte belge, nükleer caydırıcılık politikasının savunmacı bir yaklaşımla ele alındığını ifade ediyor.

3'üncü maddede nükleer caydırıcılığın, siyasi, askeri, askeri - teknik, diplomatik, ekonomik ve bilgi bileşenlerinden oluştuğu; bu bileşenlerin eşgüdümlü ve uyumlu bir kurgu ile bir arada yönetildiği bir devlet politikası ile sağlandığı vurgulanmış. "Bilgi" kavramı, bir politika alanı ve araç olarak belgenin diğer yerlerinde de geçiyor. Bu bağlamda bilgi harekâtına yalnızca nükleer caydırıcılık bağlamında değil, bir stratejik kuvvet bileşeni olarak RF'nin ne kadar önem atfettiğini göstermesi bakımından anlamlı.

Nükleer caydırıcılığın esaslarının tarif edildiği 2'nci kısımda 10'uncu maddede bu caydırıcılığın nasıl sağlandığı belirtilmiş. Buna göre RF'nin nükleer caydırıcılığı, silahlı kuvvetlerin nükleer silah sevk vasıtalarının varlığı ile RF'nin bunları kullanmaya dair hazırlık seviyesi ve kararlılığı ile sağlanıyor.

"Hazırlık seviyesi" ile, nükleer üçlemenin bileşenleri olan bombardıman uçakları, nükleer denizaltılar ve kara konuşlu balistik füzelerin sık sık tatbikat yapması; "kararlılık" ile de Devlet Başkanı, hükümet yetkilileri ile silahlı kuvvetlerin üst düzey komuta kademesinin yapacakları açıklamaların içerik ve biçimleri anlaşılmalı. Başka bir deyişle, RF'nin ABD / NATO ile ilişkilerinin seyrine bağlı olarak önümüzdeki dönemde tatbikatların sayı ve sıklığı ile nükleer silah kullanımına açık ya da örtülü olarak işaret eden tehdit dozu yüksek açıklamaların artmasını bekleyebiliriz.

12'nci maddede, RF'yi nükleer silah kullanmaya itebilecek askeri riskler olarak şunlar sıralanmış:

a. RF müttefiklerinin yakın çevresindeki ülkelerde nükleer silahlanma: Belgenin herhangi bir yerinde bir ülke ismi geçmiyor. Ancak burada ilk akla gelen, İran'ın nükleer programı. RF'nin, İran'ın askeri maksatlı nükleer program yürütmesinden rahatsızlık duyması normaldir. Bir diğer ülke de İsrail'dir şüphesiz. Çin'in bir tehdit olarak görülüp görülmediği muğlak olmakla birlikte, bu muğlaklığın kendisinin bir ihtiyat payı oluşturduğu iddia edilebilir.

b. RF'nin olası hasım olarak nitelendirdiği ülkeler tarafından füze savunma sistemleri, orta ve kısa menzilli seyir füzeleri ve balistik füzeler, konvansiyonel (nükleer olmayan) yüksek isabet hassasiyetine sahip güdümlü ve hipersonik silah sistemleri, taarruzi insansız hava araçları ve yönlendirilmiş enerji silahlarının kullanıma alınması: Bu madde son derece dikkat çekici. RF'nin nükleer caydırıcılığını meşru kılan askeri tehditler arasında nükleer olmayan, konvansiyonel teknoloji ve kabiliyetler sıralanmış. Dahası, ABD'nin ismi verilmese de, ABD'nin yürütmekte olduğu füze savunma sistemi projeleri, hipersonik ve yönlendirilmiş enerji silah sistemi projeleri gibi faaliyetlerden askeri - teknolojik bazda duyulan rahatsızlık, en üst seviyede ve en yüksek perdeden kayda geçirilmiş.

c. Dış uzaya yönelik füze savunma ve taarruz sistemlerinin geliştirilmesi ve kullanıma alınması: Bu madde, ABD'nin Uzay Kuvvetleri Komutanlığını kurmasından sonra, dış uzayın bir askeri rekabet ve çatışma bölgesi olduğunun bir başka tescili olarak alınabilir. Bir önceki madde ile birlikte ele alındığında, RF'nin füze savunma sistemlerinden ne kadar rahatsız olduğu açık şekilde görülüyor. Bu bakımdan, RF'nin önümüzdeki dönemde hipersonik hızda uçanlar başta olmak üzere seyir füzelerine ve elektronik harbe daha da yoğunlaşacağı beklenmelidir.

d. RF ve müttefiklerine karşı kullanılabilecek nükleer ve diğer tip kitle imha silahlarına sahip olan ülkeler: Böyle bir belgede yer alması beklenecek türden bir ifade ancak dikkat çekici olan, ülke ismi verilmemiş olması. RF'nin, ABD'yi veya İngiltere'yi tehdit olarak alması doğaldır. Ancak Fransa, Hindistan, Pakistan, Çin ya da İsrail gibi nükleer güçlerin isimlerinin açık olarak zikredilmemiş olması başka bir anlam ifade eder. Bu bakımdan belge, yalnızca ABD'ye karşı kısmen açık bir pozisyon alan, diğer ülkelere karşı kartlarını kapalı, opsiyonlarını açık tutan bir nitelikte. RUSI'nin dikkat çektiği üzere, belgedeki ifadeler baz alınacak olursa, hipersonik orta menzilli seyir füzesi ASN4G'ye sahip nükleer bir güç olan Fransa da RF'ye karşı bir askeri tehdit olmalı. Peki Fransa ile Rusya birbirini gerçekten nükleer tehdit olarak görüyor mu?[7] Öte yandan nükleer silahlara sahip olduğunu resmen kabul etmemiş İsrail'in durumu ne olacak?

e. Nükleer silahların ve bunları sevk etmede kullanılan araç ve teknolojilerin kontrolsüz yayılması: Devlet dışı silahlı aktörler ve terör örgütlerinin nükleer başta olmak üzere kitle imha silahlarına erişimi, bunları kullanma risklerine değinilmeden, kısaca geçiştirilmiş gibi görünen bir madde.

f. Nükleer silah sahibi olmayan ülkelerde nükleer silahların ve bunların sevk vasıtalarının konuşlandırılması: Bu maddeye göre, (b) maddesinde tarif edildiği şekilde taarruzi İHA'lara sahip ve topraklarında nükleer silah bulunduran Türkiye, RF için bir askeri tehdittir ve RF'nin nükleer caydırıcılığının hedefidir. Benzer şekilde Almanya da RF için nükleer bir tehdittir. Bu durumda, RF'nin bu iki ülke ile ilişkileri ile bu maddede tarif edilen durum arasında bir çelişki ortaya çıkmaktadır. Ya Türkiye, NATO üyeliğinin de etkisiyle, RF için nükleer caydırıcılığı da kapsayacak nitelikte bir askeri tehdittir (ve dolayısıyla Türkiye - RF ilişkileri konjonktürel ve pragmatik evsaftadır) ya da bu madde hilafına Türkiye - RF ilişkileri stratejik bir rotada seyretmektedir ve Türkiye RF için, bu belgede tarif edilen şekilde bir tehdit değildir. Aynı durum, Almanya için de geçerlidir.

Belgenin 3'üncü kısmı ise, RF'nin nükleer silah kullanma koşullarını belirliyor. 19'uncu maddede tarif edilen koşullar şu şekilde sıralanmış:

a. RF ya da müttefiklerine yönelik balistik füze taarruzuna dair güvenilir verilerin elde edilmesi,

b. Nükleer ya da diğer tip kitle imha silahlarının RF ya da müttefiklerine karşı kullanılması,

c. RF'nin kritik devlet ya da askeri tesislerine, nükleer kuvvet kullanımını aksatabilecek şekilde bir saldırı düzenlenmesi,

d. RF'ye karşı, devletin bekasını tehlikeye düşürecek şekilde konvansiyonel silahlarla saldırı düzenlenmesi

4'üncü kısımda, nükleer caydırıcılığa dair devlete ait kurum ve kuruluşların görev ve yetkilerini belirlenmiş. Burada, 22'nci maddede nükleer caydırıcılığın korunması ve uygulanmasına yönelik olarak ekonomi ve uluslararası ilişkilere ilaveten "bilgi politikasının" da bir unsur olarak zikredilmiş olması önemli.


Sonuç Yerine

RF’nin ulusal güvenlik politikalarının temelini oluşturan diğer ana metinlerle birlikte ele alındığında, belgenin şu özellikleri dikkat çekiyor:

a. Belgede net, kesin ve keskin hatlı bir hasım tanımı yer almıyor. Belgedeki tariflere göre RF’ye yönelik nükleer içerikli bir tehdit teşkil ettiği değerlendirilebilecek bir ülke, başka etkenlerden dolayı RF’nin dostu ya da müttefiki olabilir.

b. Belgede, yine isim verilmeden, ABD ana ve belki de tek tehdit olarak tanımlanmış. Bu, beklenmedik bir şey değil. Ancak esas ilginç olan, savunmacı bir yapıya sahip olduğu ilan edilen nükleer caydırıcılık kapsamında dış tehditler arasında füze savunma kalkanının da sıralanmış olması. RF, kendisi nükleer silahları ilk kullanan olmayacağını ve bu kabiliyetini kendine yönelen tehditlere karşı geliştirdiğini belirtiyor ancak belge, füze savunma sistemlerinin nasıl bir tehdit teşkil ettiğine açıklık getirmiyor. Burada, füze savunma sistemlerinin nükleer güç dengesi üzerinde yarattığı etkiyi incelemek gerekli.

Füze kalkanı, özellikle taktik ya da sınırlı ölçekli bir nükleer “ilk saldırıya” (first strike) karşı savunma sağlar ve böylelikle nükleer güç dengesini bozucu etkisi vardır. Öte yandan böyle bir sistem, ona sahip olan ülke için karşısındakine kıyasla ciddi bir avantaj sağlar: Savunma sistemine sahip ülke, karşı tarafa ilk saldırıyı gerçekleştirip, kendisine yönelecek karşı-saldırıyı savunma sistemi ile savuşturabilir (ya da azaltabilir). Yani kısaca RF, ABD’nin, kurduğu füze kalkanı ile kendisi ile arasındaki nükleer güç dengesini bozmasından, kendisine yönelik ilk saldırı kabiliyeti elde etmesinden rahatsızlık duymaktadır.

c. Bu bağlamda kısa ve orta menzilli seyir füzelerinin ve hipersonik silah sistemlerinin de anılmış olması kayda değer. Zira bunlar da, özellikle hipersonik ve yönlendirilebilir enerji silahları, RF’nin nükleer ilk saldırı kabiliyetini kısıtlayabilecek sistemler. RF’nin Zirkon gibi hipersonik silah sistemlerine, kara konuşlu seyyar ICBM’lere ağırlık vermesinin bir nedeni de bu olsa gerek.

ç. Nükleer silah kullanılabilecek durumlar arasında sıralanmış olan, RF’ye (ya da müttefiklerine) nükleer harp başlığı taşıdığı “değerlendirilen” füze saldırısı yapıldığının tespit edilmesi hususu dikkat çekici. Erken ihbar ve komuta kontrol sistemlerine yaşanabilecek bir teknik arıza, yanlış teşhis ya da hata riskleri göz önüne alındığında, kaygı verici.

d. Belgede bir diğer dikkat çekici konu, RF’nin nükleer caydırıcılık tanımına müttefik ülkeleri de dahil etmesi. RF, yakın müttefiki ve komşusu ülkelerde nükleer silah bulundurmuyor olsa da, müttefiklerini erken ihbar ve komuta kontrol ağı üzerinden ve ayrıca askeri – stratejik olarak bir nükleer caydırıcılık şemsiyesi altına alıyor görünüyor. Bu ülkeler arasında Ermenistan’ın da bulunduğunu not etmek gerekir.

Sonuç olarak mezkur belge, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması’nın (INF) iptalinden[8] sonra RF ile ABD arasındaki stratejik rekabetin yeni bir döneme girdiğinin yeni bir göstergesi gibi görünmekte.


[3] "The military doctrine of the Russian Federation" (Press release). London: The Embassy of the Russian Federation to the United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland. 2015-06-29 https://rusemb.org.uk/press/2029
[4] Dmitry Gorenburg, "Russia’s Military Modernization Plans: 2018-2027", PONARS Eurasia, http://www.ponarseurasia.org/memo/russias-military-modernization-plans-2018-2027
[5] Richard Connolly, Mathieu Boulègue, "Russia’s New State Armament ProgrammeImplications for the Russian Armed Forces and Military Capabilities to 2027", Chatham House, 2018, https://www.chathamhouse.org/sites/default/files/publications/research/2018-05-10-russia-state-armament-programme-connolly-boulegue-final.pdf
[6] Katarzyna Zysk, "Escalation and nuclear weapons in Russia’s military strategy." The RUSI Journal 163.2 (2018): 4-15.
[7] Maxim Starchak, "Russia's New Nuclear Strategy: Unanswered Questions", RUSI, 26.06.2020, https://rusi.org/commentary/russias-new-nuclear-strategy-unanswered-questions
[8] Arda Mevlütoğlu, "INF Antlaşması ve Bir Garip Küsüşme Hikayesi", Siyah Gri Beyaz, 15.02.2019, https://www.siyahgribeyaz.com/2019/02/inf-antlasmas-ve-bir-garip-kususme.html

Hiç yorum yok: