24 Temmuz 2020 Cuma

Savunma ve Havacılık Sanayii 2019 Performans Raporu ve Bazı Değerlendirmeler

Savunma ve Havacılık Sanayii İmalatçılar Derneği (SASAD), 2019 yılına ait performans raporunu 3 Temmuz günü web sitesinde yayımladı.

Dernek, 2019 yılına ait temel veri ve göstergeleri özet olarak 27 Nisan günü yayımlamıştı. Buna dair açıklamada, performans raporunun da en kısa sürede yayımlanacağı belirtilmişti.

Sektörü hem proje ve faaliyetleri hem de makro ölçekte gösterge ve veriler üzerinden uzun yıllardır takip ediyorum. Sektörün hem çalışanı hem de akademik seviyede araştırmacısı olduğum için ve hepsinden öte bir vatandaş olarak bu gibi raporlara büyük önem veriyorum. SASAD performans raporları da bu kapsamda, önemli eksikliklerine rağmen çok kıymetli bilgiler sunuyor.

Bundan dolayı da, Nisan sonundan itibaren her hafta SASAD web sitesine girererk raporun yayımlanıp yayımlanmadığını kontrol etmeye başladım. Uzun süre bir gelişme olmayınca ve araya COVID-19 salgını, kendi özel işlerim de girince, hazırlanmasından vazgeçildiğini ya da çok gecikeceğini düşünerek Mayıs sonu Haziran başı gibi takip etmeyi bıraktım.


En son dün (23 Temmuz) tekrar aklıma düştüğünde, raporun 3 Temmuz günü yayımlandığını, hatta bunun SASAD twitter adresinden de duyurulduğunu gördüm!



Ne ulusal basında ne savunma basınında ne sosyal medyadaki savunma sanayii ile ilgili hesaplarda ne de internet haber sitelerinde bu rapora dair tek bir satır haber gördüğümü hatırlamıyorum. Hepsini taradım. Üyesi olduğum sektörel e-posta gruplarında da duyurusu yapılmadığı gibi çok garip: SASAD'ın bu duyurusunun twitter mesajı tek bir etkileşim dahi almamıştı!

Raporun giriş kısmında belirtildiği üzere, "...bu bülten tüm üyelerimiz, ilgili devlet kurum ve kuruluşları, basın ve ilgilenen yabancı firma kuruluş ve kurumlarla da paylaşılmakta olup sektörümüze ait performans verilerinin topluca yer alıp analiz edildiği tek yayın olarak da ilgi ile takip edilmektedir."

Bu tuhaf durumu bir kenara bırakarak, rapordaki veri ve bilgilere göz atalım...

Öncelikle bu raporda dikkatimi çeken hususlardan biri, istihdama dair verilerin epey genişletilmiş olması. İllere göre istihdam ile çalışanların eğitim durumları epey ayrıntılandırılmış. İsithdam konusuna ayrıca değineceğim.

Bir diğer göze çarpan yenilik, üye firmalara yapılan gelecek beklenti analiz anketinin sonuçlarının paylaşılması. Sektöre dair güzel bir resim sunan bu anketin sanıyorum talihsizliği, COVID-19'un mevcut ve muhtemel etkilerini göstermiyor oluşu. Önümüzdeki dönemde tekrarlanması halinde salgının sektöre etkisini daha sağlıklı değerlendirmek için iyi bir veri seti oluşturacaktır.

Rapora göre, sektörün 2019 yılındaki makro ölçekte performans göstergeleri şu şekilde gerçekleşmiş:

Toplam ciro: USD10.884 milyar
Toplam ihracat: USD3.068
Alınan siparişler: USD10.671 milyar
Toplam ithalat: USD3.088 milyar
Ürün ve teknoloji geliştirmeye yapılan harcama: USD1.672 milyar
Toplam istihdam: 73,771 kişi
Savunma ve havacılık sektör cirosunun yıllara göre değişimi, 1997 - 2019 (Kaynak: SASAD)
Sektörün cirosunun 1997'den bu yana kaydettiği gelişme çarpıcı. Özellikle 2019'da büyük bir sıçrama olmuş; bir önceki yıla göre %24 gibi muazzam bir artış söz konusu. Özellikle 2016'dan bu yana cirodaki bu hızlı artışın en başta gelen sebebi kuşkusuz Irak, Suriye ve en son Libya'daki askeri harekât ve faaliyetler. Bu bölgelere yönelik silah, araç - gereç ve teçhizat ihtiyacının önemli kısmının ulusal savunma sanayii tarafından karşılanıyor olması, siparişlere ve ciroya yansımış. Nitekim USD10 milyarı aşkın bir sipariş var.

Ciro kırılımı incelendiğinde, harekât koşul ve ihtiyaçları doğrultusunda kara sistemlerinin büyük payı aldığı görülüyor. Onu hava sistemleri takip ediyor. Sivil havacılık bir kenara ayrılırsa, üçüncü en yüksek cironun silah, mühimmat ve füze kalemine ait olduğunu görüyoruz. Her üçü de sistem - platform sınıfında olan bu kategorilerin cirosu, yaklaşık USD6 milyar dolaylarında. Bir diğer platform kategorisi olan deniz alanını da dahil edersek USD6.8 - 7 milyar arası bir değere ulaşılıyor. Yani savunma sektörünün kabaca %65-70 kadarlık cirosu, platform ve sistem seviyesi ürünlerden geliyor.

Burada da esas kritik soru karşımıza çıkıyor: Bu sistem ve platformların alt sistem, bileşen ve kritik teknolojilerindeki yerlilik ya da dışa bağımlılık ne seviyededir?

Açık kaynaklarda ya da raporda bu soruya çok kapsamlı, doyurucu bir yanıt bulmak pek mümkün değil. Ancak Sektörün rapordan önemli bir veri alabiliyoruz bu konuda: Sektörün 2019 ithalat miktarının USD3.088 milyar oluşu ve bunun neredeyse sektör ihracatına eşit olması. Bu veriyi, önceki yıllara ait verilerle birleştirdiğimizde şöyle bir manzara çıkıyor karşımıza:




Sektörün gerçekleştirdiği ithalata dair veriler 2012'den sonraki yıllar için ulaşılabiliyor. Sektörün cirosunun, üretim ve siparişlerinin artmasına paralel olarak gerçekleştirdiği ithalatın da artması doğaldır. Zira ArGe için gerekli altyapı, sistem ve danışmanlık vb hizmetler ile üretim için gerekli ithal bileşen, ara mamul ve alt sistemler için ithalat yapılmak zorundadır. Ancak bu grafikte de ipucunu gördüğümüz ilginç bir durum var. Bu durum, daha açık bir şekilde sektör cirosu - ithalat oranı grafiğinde görülüyor:



Sektörün cirosunda ithalatın oranı 2015'e kadar istikrarlı bir şekilde düşerken, 2015  - 2016 arası yatay seyirden sonra hızla artmaya başlıyor. En sonunda, 2012 seviyesine, yani yaklaşık %30'lara ulaşıyor.

Bu durumun en olası sebebi, 2015'ten itibaren hızla artan harekât ihtiyaçları: Nitekim önce hendek operasyonları, ardından Suriye'de 4 yıl içinde gerçekleştirilen dört harekât, Kuzey Irak'ta devamlı düzenlenen harekâtlar ile Doğu Akdeniz ve Libya'daki faaliyetler, sahada kullanılacak ekipman, silah, mühimmat ve araç - gereç ihtiyacını büyük ölçüde artırmış durumda. Zaten bu durumun bir diğer yansıması, Milli Savuma Bakanlığı bütçesi ve toplam savunma - güvenlik harcamalarında kaydedilen artışta da mevcut. SIPRI verilerine göre Türkiye'nin 2018 savunma - güvenlik harcaması bir önceki yıla göre %24 artmıştı örneğin;  2019 yılında ise bir önceki yıla göre %5.8 artış var.

SASAD raporuna göre ithalattaki bu büyük artışın bir diğer önemli nedeni, yurtdışı yaptırımlardan dolayı yaşanan ya da yaşanabilecek güçlükleri önlemek için yapılan stok faaliyetleri. Bunun önemli bir etken olduğunu kabul etmekle birlikte yeterince açıklayıcı olmadığını düşünüyorum. Zira, 2010'ların ortalarından bu yana etkisini ve baskısını artıran yaptırımlara rağmen bu kadar büyük çaplı stok faaliyeti yapılabilmesi zor görünüyor.

Eğer yaptırımı uygulayan Batı ülkelerinden gelen alt sistem ve bileşenlerin, alternatif ülke ve kaynaklardan temini gerçekleştiriliyor ve stok çabaları daha ziyade bu kaynaklara yöneliyor ise, bu durum özellikle motor, elektrooptik sensör gibi yüksek maliyetli ve dışa bağımlılığın sürdüğü sistemler için kısa vadede geçerli olamaz. Bu gibi ana alt sistemlerin farklı kaynaklardan muadilleri temin edilse bile, uyarlanmaları için tekrarlanmayan mühendislik (Non-recurring engineering - NRE) maliyetleri gerekecektir. Bu da kullanıldıkları ürünlerin teslimatlarını öteleyecek, toplam proje maliyetlerini artıracaktır. Daha küçük ölçekte, tasarım ya da performansı doğrudan etkilemeyebilecek, ikamesi görece kolay ve düşük maliyetli bileşen ve alt sistemlerin farklı kaynaklardan teminine gidiliyor olması normaldir, ancak bunların da toplam ithalatta bu kadar büyük payı olmaması gerekir.

Rapordaki sevindirici bir gösterge, ihracatta kaydedilen muazzam sıçrama:



Toplam ihracat olan USD3.068 milyarın USD327 milyonu döviz kazandırıcı hizmet, kalan USD2.741 milyarı ise ihracat olarak verilmiş.

Sektörün ihracatının yaklaşık yarısı ABD ve Avrupa'ya. Rapor, toplam ihracatın ne kadarlık bir kısmının off-set'ten geldiğini net olarak belirtmemiş ancak "Diğer ülkeler" olarak belirlenmiş grubu "off-set dışı pazarlar" olarak nitelemiş.

Öncelikle, off-set nedir, onu hatırlayalım. 2018 SASAD raporuna dair gözlemlerimi aktardığım yazımda değinmiştim, ilgili kısmı ekliyorum:
Off-set, yurt dışından yapılan bir alımda harcanacak dövizi telafi etmek için, satış bedeli üzerinden mevzuat ile belirlenmiş oranda bir pay kadar mal ve hizmetin o ülkeye ihracatı olarak tanımlanabilir. Söz gelimi Türkiye, A ülkesinden USD1 milyarlık bir silah aldıysa ve %75 off-set belirlenmiş ise bu, Türkiye'nin A ülkesine USD750 milyonluk mal ve hizmet ihracatı yapması anlamına gelecektir. Burada off-set yükümlülüğü, A ülkesinin firmasındadır.

Off-set, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeleri (KOBİ) geliştirmek için iyi bir fırsat sunar. Bu firmalar, eğer off-set sözleşmelerinden düzgün şekilde yararlanabilirlerse iyi bir yönetim anlayışı ve rehberlik ile kapasite ve becerilerini hızla artırabilirler. Büyük firmalara off-set kapsamında üretim yapıp, "spill-over effect" denen, "üzüm üzüme baka baka kararır" olarak da Türkçeleştirilebilecek etki ile hızla gelişebilirler. Ankara'da, Eskişehir'de bu şekilde kabiliyetlerini geliştirip kendi başına ihracat işleri almaya başlayan, üretim kapasite ve kalitesini hızla artıran pek çok irili ufaklı şirket vardır. Bu şirketler, off-set kapsamında aldıkları üretim işleri sırasında öğrendiklerini uygulamaya koyup yeni işleri kendi rekabetçi güçleri ile kazanmaya başlamışlardır.

Ancak off-set'in bazı dikkat edilmesi gereken tarafları vardır: Off-set, ihracatı artırıcı bir yöntemdir ancak artması için ithalatın da artması gerekir. Dolayısıyla sektörün toplam ihracatının off-set'e bağımlı olması demek, sektörün dolaylı olarak ithalata bağımlı hale gelmesi anlamına gelmektedir.

Daha da önemlisi, off-set satışlarında rekabet gücü belirleyici değildir. Çok kabaca, off-set "garantili ihracattır". Yabancı pazarlarda, farklı bölge ve ülkelerde ihalelere girilip siyasi faktörler, fiyat, performans vb kıstaslarla kazanılan projelerden farklıdır. Dolayısıyla sektörün özellikle uluslararası pazardaki rekabetçiliğinin ölçülmesi için ihracatın ne kadarının off-set üzerinden yapıldığının bilinmesi gereklidir. İhracat pazarında rekabetçilik, siyasi faktörler kadar fiyat, performans, ürün yaşam döngüsü boyunca destek gibi etkenlere de bağlıdır.
Ancak ihracat ihracattaki off-set payını hesaplamaya çalıştığımda işler karıştı, zira veriler birbirini tutmuyor ne yazık ki.

Toplam ihracat USD3.068 milyar olarak verilmiş. Bunun USD705 milyonu ABD, USD821 milyonu Avrupa ve USD1.942 milyarı "Diğer Ülkeler" olarak kaydedilmiş. Ancak bu üç miktarı topladığımızda USD3.468 milyar ediyor. Bu sayı üzerinden hesapladığımızda off-setin toplam ihracattaki payı kabaca %44 ediyor. Yani sektör ihracatının yaklaşık %56'sı, rekabet koşullarında, iş ve pazar geliştirme faaliyetleri sonunda elde edilmiş cirolar.

Ancak verilerdeki bu çelişki nedeniyle söz konusu oran gerçeği yansıtmıyor olabilir.

İstihdam konusuna gelecek olursak, sektördeki toplam çalışan sayısının istikrarlı bir şekilde artmaya devam ettiği ve 74 bine yaklaştığı görülüyor ki bu sevindirici bir gelişme. TÜİK verilerine göre 2019 yılı içinde Türkiye'de istihdam edilmiş toplam çalışan sayısı 28 milyon civarında. Bu da, savunma ve havacılık sektörünün toplam istihdamdaki payını kabaca %0.26 yapıyor. Bir önceki sene bu oran %0.238 idi. 2010'lar boyunca binde 10 - 15 bandında seyreden bu oranın artması, nitelikli işgücü kitlesinin büyümesi açısından umut verici. Ancak,

Uzun süredir konuşulan ve son dönemde daha da can acıtıcı hale gelmiş, savunma - havacılık ve yazılım sektöründeki deneyimli, eğitimli bireylerin yurt dışına neredeyse kitleler halinde gidişi, malesef bu verilere -doğal olarak- yansımıyor. Savunma sektörü, ortalama 10-15 sene deneyimli, çok sayıda kritik projede rol almış, Avrupalı ve Amerikalı muadillerine nazaran iki üç kişilik kariyeri tek başına sırtlamış çok sayıda çalışanını kaybetti, kaybetmeye devam ediyor. Yakından tanık olduğum çok sayıda örnek ışığında diyebilirim ki, günlük basında, sosyal medyada haberlerini görüp gururlandığımız pek çok projeye imza atmış deneyimli erkek ve kadınlar sektör dışına ve hatta yurt dışına gidiyor ve bazı durumlarda itiliyorlar. Genç mühendislere öncülük, mentorluk ve eğitmenlik edecek orta seviye lider ve yöneticilerin sayı ve oranı hızla azalıyor. Bu, üzerinde dürüstçe ve titizlikle çalışılması gereken bir ulusal güvenlik tehdididir.

Cironun illere göre dağılımının verilmesi ilginç olmuş. Görüyoruz ki Ankara, savunma - havacılık sektör cirosunun %70'ini, İstanbul ise %18'ini oluşturuyor. Çalışanların %65.65'i Ankara, %20.8'i ise İstanbul'da oturuyor.

SASAD üyesi firmalara yapılan gelecek beklenti analizinde, iyimser bir tablo hakim. Firmaların %75'i, gelecek iki yıl içinde gelişip büyüyeceklerinden emin olduklarını beyan etmişler. Daralma bekleyenlerin oranı %10.  Firmaların %83'ü, mevcut pazarlarında önemli ölçüde büyüme planladıklarını beyan etmişler.

Anketin COVID-19 salgını öncesinde gerçekleştirilmiş olduğunu tahmin ediyorum. Bu nedenle anket sonuçları ile ilgili yorum yapmak isabetli olmayabilir. Önümüzdeki dönemde aynı şekilde tekrarlanırsa, beklenti ve planlardaki değişimi, dolayısıyla COVID-19'un sektöre etkisini gözlemlemek adına faydalı olacaktır.

Raporun "Genel Değerlendirmeler" kısmında dikkat çekici bir kısım var:

Bayraktar TB2 taktik İHA'sının üreticisi Baykar Makina'nın SASAD üyesi olmaması nedeniyle, önemli bir üretici ve ihracatçı olan bu firmanın verilerinin dahil edilemediği kaydedilmiş. Çok sayıda TB2 üreten ve Ukrayna ile Katar'a ihraç ederek ülkemize döviz kazandıran bu firmanın verilerinin de dahil edilmesiyle, sektör göstergelerinin çok daha sağlıklı ve gerçekçi olacağı açık. SAHA İstanbul kümelenmesinin öncülüğünü yürüten Baykar'ın, tercihini bu şekilde kullandığı görülüyor. Nitekim SAHA İstanbul hızla büyüyerek, İstanbul'daki savunma - havacılık firmalarının kümesi hüviyetinden ulusal ölçekte bir çatı kuruluşa dönüşüm geçirmekte.

Son olarak, COVID-19 salgınının etkilerini göz ardı etmemek gerekir. Küresel ölçekte tedarik zincirlerinin kopmasına, üretim ve geliştirme faaliyetlerinin aksamasına, sipariş ve bütçelerde büyk kesintilere gidilmesine neden olan bu salgının, alt sistem, bileşen ve kritik teknolojilerdeki dışa bağımlılığını henüz tam olarak giderememiş, bir yandan da sürdürülebilir büyüme sürecine girmeye hazırlanan Türk savunma sektörüne önemli etkileri olacaktır. İlaveten, ciddi bir kur baskısı ve makro ekonomik göstergelerdeki olumsuz gidişat, sektörün kısa ve orta vadeli geleceğindeki ciddi risk faktörleridir.

1 yorum:

mustafa özülker dedi ki...

ne kadar güzel olurdu, senin gibi bir iki tane daha böyle yazan olsaydı. Okurken sevinci, hayıflanmayı aynı anda yaşıyorum. teşekkürler,emeğine, ellerine sağlık.