29 Haziran 2018 Cuma

4, 16, 35, 57, 2020... - 1

Farnborough 2016 fuarında çektiğim bir fotoğraf
Uçağın silüetleri, proje ortağı ülkelerin isimleri ve renkleriyle
birlikte kaldırım boyunca işlenmişti.

21 Haziran günü ABD’nin Texas eyaletindeki Fort Worth’de bulunan Lockheed Martin şirketinin tesislerinde düzenlenen tören, çeşitli nedenlerden dolayı Türk kamuoyunun gündeminde kayda değer şekilde yer buldu kendisine. Törenin konusu, Türk Hava Kuvvetleri için üretilmiş ilk F-35A savaş uçağının takdimi idi. Törenin kendisi değil ancak öncesi ve sonrası esas tartışma konusu.

Benzerlerini son yıllarda sıkça gördüğümüz üzere (Suriye’nin RF-4 uçağımızı düşürmesi, S-400 alımı gibi), teknik ayrıntıların aslında oldukça karmaşık askeri ve siyasi yansımalarının olduğu, domino taşı etkisi şeklinde zincirleme reaksiyona yol açtığı (ya da açmak üzere olduğu) bir başka durumla karşı karşıyayız. Teknik ve askeri bir konunun, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini ve jeopolitik konumunu etkilemesi (veya bunun tersi) olası.

F-35’i gündeme taşıyan gelişme, ABD Senatosu’nda kabul edilen bir yasa tasarısı oldu. Aslında henüz Türkiye’ye yönelik alınmış bir yaptırım kararı ya da ambargo yok; süreç uzun ve bir miktar da karmaşık. Ancak iyi tahlil edilmesi, Türkiye’nin karşı adımlarını dikkatli bir şekilde planlaması için şart.

1960’lardan bu yana, ABD Savunma Bakanlığı’nın her bir mali yıl içindeki yapacağı harcamaları ve genel savunma politikalarının çerçevesini belirleyen National Defense Authorization Act (NDAA) adlı bir yasa bulunuyor. NDAA, esasen ABD Kongresi’ni oluşturan iki alt meclis olan Temsilciler Meclisi (House of Representatives) ile Senato’nun (Senate) ilgili komisyonlarının hazırladıkları tasarıların bir araya getirilip müzakere edilerek üzerinde uzlaşı (reconciliation) sağladıkları bir ortak metin. Bu metin ABD Başkanı’na sunulup onayı alındıktan sonra yürürlüğe giriyor.

Bu tasarılardan Senato versiyonunu SASC (Senate Armed Services Committee), Temsilciler Meclisi versiyonunu ise HASC (House Armed Services Committee) hazırlıyor.

2019 Mali Yılı için de önce Temsilciler Meclisi, ardından da Senato kendi NDAA versiyonlarını hazırladılar:

Temsilciler Meclisi versiyonu (HR5515): https://www.congress.gov/115/bills/hr5515/BILLS-115hr5515eh.pdf

Senato versiyonu (S.2987): https://www.congress.gov/115/crpt/srpt262/CRPT-115srpt262.pdf

Temsilciler Meclisi’nin HR.5515 sayılı NDAA tasarısı, ekleri (amendment) ile birlikte 24.05.2018 tarihinde 66’ya karşı 351 oyla kabul edildi. Bu tasarı, Senato’nun hazırlamış olduğu S.2987 sayılı tasarı baz alınarak yapılan değişikliklerle, 18.06.2018 tarihinde 10’a karşı 85 oyla kabul edildi.

Temsilciler Meclisi tasarısının "ABD'nin Türkiye Cumhuriyeti İle İlişkilerinin Durumu Hakkında Rapor" başlıklı kısmında, Türk hükümetinin attığı provokatif adımlarla Türkiye – ABD ilişkilerinin gerilmesine neden olduğu, Rusya’dan S-400 alımının tansiyonu yükselttiği, tüm bu gelişmelerin ortak silah geliştirme projelerini olumsuz etkileme olasılığı taşıdığı ve ayrıca NATO’nun ortak askeri yapılanma ve bilgi paylaşımına dair birlikte operasyon yapabilme yeteneği üzerindeki mevcut sıkıntıları daha da kötüleştireceği iddia ediliyor. Bu tespitler ışığında ABD Savunma Bakanı'nın Dışişleri Bakanı ile istişare ederek bir rapor hazırlaması ve bu raporu tasarının yasalaşmasının üzerinden en geç 60 gün geçtikten sonra Kongre'ye sunması isteniyor.

Bu raporun aşağıdaki hususları kapsaması talep edilmekte:

i. İncirlik Üssü başta olmak üzere Türkiye'deki askeri ve diplomatik Amerikan varlığına dair değerlendirme

ii. Türkiye'nin S-400 sistemi alımının Türkiye - ABD ilişkilerine etkileri

iii. S-400 alımının F-35, PATRIOT, CH-47 Chinook nakliye helikopteri, AH-1 saldırı helikopteri, UH-60 genel maksat helikopteri, F-16 gibi Türkiye ile ortak kullanılan silah sistemleri üzerindeki etkileri

iv. Türkiye tarafından satın alınabilecek diğer hava ve füze savunma sistemlerine dair inceleme

Tasarı, bu raporun sunulmasına kadar Türkiye'ye "büyük askeri malzeme" (major military equipment) sevkiyatının dondurulmasını öngörüyor. Burada kullanılan ifade dikkat çekici:

…The Secretary of Defense may not take any action to execute delivery of a foreign military sale for major defense equipment subject to congressional notification under section 36 of the Arms Export Control Act… (Sayfa 989)

Türkiye F-35 savaş uçağını FMS kanalı ile değil, üretim konsorsiyumu üzerinden tedarik etmekte. Buradaki ifade doğrudan F-35 teslimatından ziyade FMS ile yapılan satışları hedefliyor olabilir.
Senato’nun NDAA tasarısındaki dil ve önerilen tedbirler çok daha sert. Tasarının Türkiye ile ilgili kısımlarında S-400 alımı ile ABD vatandaşı Rahip Andrew Craig Brunson’ın tutukluluğundan dolayı Türkiye’ye karşı F-35 özelinde bir yaptırım paketi öneriliyor. Bu kapsamda Senato tasarısı ABD Savunma Bakanı’ndan, Türkiye’nin F-35 projesine katılımının sona erdirilmesine dair ayrıntılı bir plan sunması, bu plan sunulana kadar da Türkiye’ye F-35 teslimatı yapılmamasını istemekte:

(b) REPORT.—The Secretary of Defense shall submit to the appropriate congressional committees a plan to remove the Government of the Republic of Turkey from participation in the F–35 program, to include industrial and military aspects of the program. The plan shall include:

(1) steps required to unwind industrial participation of Turkish industry in the manufacturing and assembly of the F–35 program;
(2) costs associated with replacing tooling and other manufacturing materials held by Turkish industry;
(3) timelines associated with the removal of the Government of the Republic of Turkey and Turkish industry from participation in the F–35 program, so as to cause the least impact on the remaining international program partners; and
(4) steps required to prohibit the transfer of any F–35 aircraft currently owned and operated, by the Government of the Republic of Turkey, from the territory of the United States.

(c) LIMITATION ON THE TRANSFER OF THE F–35 TO TURKEY.
—The Department of Defense may not transfer the title for any F–35 aircraft to the Government of the Republic of Turkey, until such time as the report identified in subsection (b) has been submitted

Raporun ilerleyen kısmında, bahsi geçen yaptırımın, uçağın mülkiyetinin transferini (“transfer of title”) değil, Türkiye’ye tesliminin / gönderilmesinin askıya alınmasını ifade ettiği belirtilmiş:

SEC. 6204. CLARIFICATION OF LIMITATION ON THE TRANSFER OF THE F–35 TO TURKEY.

The limitation on the transfer of the F–35 to Turkey in section 1269(c) shall apply to the transfer or delivery of that aircraft to Turkey rather than to the transfer of title for that aircraft to Turkey

Senato NDAA tasarısı ayrıca, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 sistemi alması durumunda, bu alımın daha önce Rusya’ya yönelik yaptırımların çerçevesini çizen “Countering Russian Influence in Europe and Eurasia Act” yasasında geçen “ciddi alışveriş” (significant transaction) kapsamına gireceğini, ABD Başkanı’nın Türkiye’ye yönelik olarak ilgili yasada tarif edilen tedbir ve yaptırımları uygulaması gerektiğini belirtiyor:

SEC. 1263. SENSE OF SENATE ON PURCHASE BY TURKEY OF S–400 AIR DEFENSE SYSTEM.

It is the sense of the Senate that if the Republic of Turkey purchases the S–400 air defense system from the Russian Federation

(1) such purchase would constitute a significant transaction within the meaning of section 231(a) of the Countering Russian Influence in Europe and Eurasia Act of 2017 (title II of Public Law 115–44; 22 U.S.C. 9525(a)); and
(2) the President should faithfully execute that Act by imposing and applying sanctions under section 235 of that Act (22 U.S.C. 9529) with respect to any individual or entity determined to have engaged in such significant transaction as if such person were a sanctioned person for purposes of such section 235.

Bundan sonraki süreçte, oluşturulacak karma bir komisyon, NDAA tasarılarının Temsilciler Meclisi ve Senato versiyonları üzerinde çalışarak ortak bir metin oluşturacak ve Başkan’ın onayına sunacak. Bu süreç birkaç ay sürecektir.

Tüm bu kaos içinde, 21 Haziran günü Türk F-35A uçağının fabrika çıkış töreni (“rollout ceremony”) gerçekleştirildi. Burada dikkatimi çeken bir ayrıntı oldu, zira “rollout” töreni, geleneksel olarak her ülke için üretilen ilk uçağın kamuoyuna takdimi için gerçekleştiriliyor. Resmi teslimat (delivery, handover) daha sonra yapılıyor. Ancak tören, Türk basınında “teslim töreni” olarak lanse edildi. Bu çelişki, Türkiye için üretilen ilk iki uçağın (18-0001 ve 18-0002 kuyruk numaralı F-35A’lar) resmî tesliminin yapılmamış olabileceği şüphesini uyandırdı. Ancak daha sonra kokpit.aero sitesindeki haberle öğrendik ki, 18-0001’in mülkiyet devri törenden kısa süre önce, 18-0002’inki ise kısa süre sonra gerçekleşmiş. Ancak her iki uçak da 12 – 15 ay arası bir süre ABD’de, Luke Hava Üssü’ndeki karma eğitim filosunda görev yapacağı için sorumlulukları ABD’ye ait.

Bunun üstüne, törenle ilgili Lockheed Martin, F-35 resmi sitesi ve JSF Proje Ofisi’nin mutlak sessizliği de eklendi: Her üç kaynakta da, F-35’in ABD dışındaki en önemli müşterilerinden olan (İngiltere’den sonra, Avustralya ile birlikte F-35A’dan en fazla alım yapması beklenen ülke Türkiye’dir) Türkiye’nin ilk uçağı ile ilgili en ufak bir haber ya da basın bülteni paylaşılmadı.

Son olarak da ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa ve Avrasya İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Wess Mitchell, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemleri alımından vazgeçmemesi durumunda F-35 savaş uçakları satışının tehlikeye gireceğini söyledi.

NDAA tasarısının nihai halini alması için geçecek sürede farklı yetkililerden benzer mesajlar gelmeye devam edebilir.

Tasarının, Senato versiyonu tabiri caizse pazarlığı yüksekten açmışa benziyor. Nihai halinin nasıl olacağını kestirmek güç. ABD yönetiminde İsrail lobisinin etkisinin kayda değer şekilde artmış olduğu iddiaları da göz önüne alınırsa bir yaptırım kararı çıkması olasılığı yüksek görünüyor. Bu durumda, yaptırımın şekli ve içeriği ile bu yaptırımın neye bağlanacağı önem kazanıyor. Söz gelimi S-400 sisteminin sözleşmesinin imzalanmış ve ön ödemesinin yapılmış olması yeterli olacak mı yoksa sistemin teslimatının başlaması mı beklenecek?

Yaptırım konusunda nihai kararın Trump’a bırakılması kuvvetle muhtemeldir. Bu durumda da, tasarıda geniş kapsamlı olsun ya da olmasın, yaptırım kararının Başkan’ın inisiyatifine bırakılması, Türkiye – ABD ilişkilerinde bir “Demokles Kılıcı” faktörü olarak devreye girecektir.

Türkiye’nin JSF projesinden çıkarılması, projeye zarar verir mi? Kısa vadede belki ancak ne üretim bazında ne de sipariş (ve dolayısıyla birim maliyet) bazında projeye büyük bir zararı olmayacaktır. Türkiye, 3’ncü seviye ortağı olduğu projede üstlendiği üretim paketlerinde kritik, daha doğrusu yeri doldurulamayacak bir konuma sahip değil. Türkiye’nin üretim zincirinden çıkması bu anlamda projeyi sekteye uğratmaz, zaten tasarı, bunun belli bir plan dahilinde uygulanmasını salık veriyor. Öte yandan Türkiye’nin sipariş vermeyi planladığı 100 F-35, kolaylıkla diğer müşterilere, örneğin İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve hatta Yunanistan’a satılabilir. Burada, 1970’lerin sonlarında İran Şahı’nın ABD’ye siparişini verdiği F-16’ların, İslam Devrimi’nden hemen sonra sözleşmenin iptali ile birlikte İsrail’e satılmış olduğunu ve hatta bu uçakların Osirak Saldırısı’nda görev aldığını ilginç bir not olarak hatırlatmak isterim. Tarih bu bakımdan enteresan bir şekilde tekerrür edebilir.

Tasarının yasalaşma sürecinde özellikle ABD'nin önde gelen savunma sanayii şirketleri, Türkiye'nin doğal müttefiki haline gelebilir. Öncelikle Lockheed Martin, ardından Boeing, General Electric gibi şirketler, ABD yönetimi nezdinde Türkiye lehine lobi faaliyetleri yürütebilirler. Nitekim bu firmalar için Türkiye yalnızca bir müşteri değil, aynı zamanda üretim ve tedarik zincirlerinin bir halkası konumunda. Bu kozu ve diğerlerini oynamak için Türkiye'nin son derece dikkatli ve iyi kurgulanmış, serinkanlı bir oyun planı tasarlaması şart. Unutulmamalıdır ki bu tasarı yalnızca ABD - Türkiye ilişkilerinin değil, aynı zamanda ABD iç siyasetinin ve ABD yönetiminde etkili olan lobilerin de bir ürünü. Başka bir ifadeyle, güreşilecek tek bir minder yok.

Konunun, Türk Hava Kuvvetleri'nin geleceğini doğrudan ilgilendiren bir boyutu var ki, orası çok daha karışık...

4 yorum:

Murad Özer dedi ki...

Pakistan ile yaşanmış örneği:

http://www.f-16.net/f-16_users_article14.html

amerika üzerine yatmaz hiç olur mu öyle diye iddia edenlere ithafen.

MadlyFly dedi ki...

Değerlendirme için teşekkürler, konunun diğer boyutunu değerlendireceğiniz bir yazı da dört gözle bekliyoruz.
Konu başlığı da manidar olmuş, özellikle 57. Hayırlısı artık.

Adsız dedi ki...

Alternatif olsa olsa typhoon olur.ispanya başta tranche-1 uçaklarını kiralamak hatta satmak isteyen ülkeler olduğunu düşünürsek, mmu gelene dek bir miktar typhoon hizmete alinmasi asgari risk ve maliyet iceren bir alternatif olacaktır.bu sayede az da olsa kabiliyet artışı saglanabilir.hatta mesela blok5 alıp modernize etmekte bir seçenek.illaki su-57 fantezisi yapılmak istenirse de borda numrasi Ç harfi ile baslayan cikartma filosuna bağlı cikartma gemileri veya s-400 orneginde oldugu gibi NATO'ya tabi olmayan filolar kurulabilir.mesela bu filolar sadece hava-hava görevli olur böylece Nato standardı olmayan mühimmat gibi lojistik kabusları da asgari seviyeye indirilir.uygur

Adsız dedi ki...

Doğu Akdeniz enerji kaynaklarına yönelik Yunanistan-GKRY-Suriye Kuzeyi-İsrail eksenli yeni açılımları deniz ve hava kuvvetleri tabanlı bir güvenlik sahası yaratmayı dayatıyor.S-400 ler ve bunların radarları bu açıdan bunlarda hassasiyet yaratıyor.Bu bölgede bu politikada etkili olanlar Neoconlar ve İrak işgalinde ön plana çıkan şu an üst düzey komutan olmuş, 2 nci Körfez Krizindeki TBMM vetosunu sindirememiş kişiler.ABD havacılık sanayi bütünüyle bunlarla aynı klik.Kendi içlerinde büyük bir savaş sürüyor Trumpı devirmeye çalışıyor bu klik yargı ve medya ayağıyla.Bizim yakın tarih hikayemiz aynı minvalde devam ediyor; arada kalmışlık, soğuk savaşın bitimiyle bize kalmayan ihtiyaç,sadece büyük bir kara ordusu beslesin hava savunması açısından bize bağımlı olsun dizginleri.Aslında dünya tekrar bu kliğin "itmesiyle" kutuplaşıyor, ABD 2.Dünya savaşı sonrası yaşanan aşırı büyüme "köpüğünü" arzuluyor.Borsası yol ayrımında.Mortgage krizi örtbasının artçı dalgaları saçma sapan işlere itiyor.VW ne ceza, karşılığında Apple misillemesi.Deutche Banka ceza, Google misillemesi, ek vergi savaşları.Bunun sonu AB nin 2.Dünya savaşı sonrası prangalarından kurtulup millileşmesidir.ABD bilinçli olarak Rusyayı kışkırtıp NATO yu canlı tutmaya çalışıyor bu sayede AB nin askeri bağımlılığını diri tutuyor AB doğusuna 8000 asker yığıyor.ABD ye karşı sadece Rusya Çinle işbirliği değil -ki buna Avrasyacılık yaftası yapıştırılıyor, evet ABD imparatorluğundaki bu bize karşı kliğe alternatif kliklerle işbirliğı yapmak kadar,AB ile yakın durmak ABD-AB savaşında AB tarafında NATO içinde saf tutmak da önemli.Galiba coğrafyamızın kaderi ya süper güç olmak, ya da hep İnönünün arada kalmışlık politikasına kalakalmak şeklinde. Bir Atlı.