Gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye, ekonomik büyüme için inovasyonu kullanmaya odaklanarak küresel teknolojik alanda dinamik bir oyuncu olma iddiasına sahip. Bu doğrultuda, 10’uncu ve 11’inci Kalkınma Planlarında görüldüğü üzere özellikle teknoloji alanında kalkınma önceliklerinde önemli bir değişim gerçekleşti: Stratejik odak bilgi üretiminden ticarileşmeye kaydı.
Teknolojik ilerlemelere olan artan yatırımıyla Türkiye, uluslararası arenada rekabetçi bir güç olarak kendini konumlandırmayı hedeflemekte. Bu hedef doğrultusunda kamunun ana stratejisi, fikrî sermayeyi somut ekonomik kazanımlara dönüştürme çabası ekseninde şekillenmiş durumda. Ticarileşme (ya da ürünleşme), sürdürülebilir kalkınma ve küresel rekabet gücünün artırılması için önemli bir itici güç olarak ele alınıyor.
Ülke bu dönüşüm aşamasında ilerlerken, bilgi ile ticari fırsatlardan yararlanma arasındaki denge, Türkiye'nin teknolojik olarak gelişmiş ve ekonomik olarak canlı bir geleceğe doğru gidişatını şekillendirmede önemli hale geliyor.
Erdil ve Akçomak'ın (2021) raporunun da vurguladığı gibi, Türkiye bilim, teknoloji ve inovasyon (BTİ) politika yapımında altı ana konuya odaklanmış bulunuyor:
• Sektör-odaklılık yerine teknoloji-odaklılık,
• Yerli ve milli teknoloji üretimi,
• Bilgi yaratmadan ziyade ticarileştirmenin ön planda olması,
• Yüksek teknoloji, yüksek katma değerli ürünlerin önceliklendirilmesi,
• Dijital dönüşüm
• Ortak yaratım
Altı eğilimden, odak noktasının bilgi yaratımından ticarileştirmeye kayması, neoklasik ve evrimsel ekonomi okullarının BTİ politika yapımındaki rolü hakkında ebedi ve ezeli bir tartışmaya değindiği için özel ilgiyi hak ediyor. Bu değişimin ana nedenlerine girmeden önce, bilginin ticarileştirilmesiyle ilgili politika yapım yönünü genişleteceğim.