29/08/2020

Türk – Yunan F-16 Kapışması: HUD’dan Görünenler

Milli Savunma Bakanlığı (MSB) 28 Ağustos günü bir açıklama yayınlayarak, daha önce bir NAVTEX ile ilan edilmiş bölgeye yaklaşan Yunan savaş uçaklarına yönelik gözle teşhis ve bölgeden uzaklaştırma yapıldığını bildirdi. Açıklama ile birlikte, bu görev sırasında Türk F-16'sının başüstü göstergesinin (Head Up Display - HUD) kaydettiği video kaydının bir kısmı da paylaşıldı.

Yunan F-16 savaş uçağı ile yapılan ve literatürde "it dalaşı" (dogfight) olarak geçen mücadeleyi gösteren, aynı zamanda pilotların telsiz konuşmalarını da içeren kayıt, Türk kamuoyunda büyük heyecan yarattı.

Doğu Akdeniz'de son dönemde giderek artan ve bir süredir NAVTEX atışmalarının eşlik ettiği gerilim içinde bu video kaydı, içeriği itibariyle olmasa da vurguladığı ve hatırlattığı bazı askeri-teknik, siyasi ve jeopolitik konular itibariyle önem taşıyor.



Olay

Olaya dair MSB'nin açıklaması şu şekilde:[1]

27 Ağustos 2020 tarihinde Türk Hava kuvvetlerine ait radar sistemleri tarafından Girit Adası'ndan kalkan ve GKRY'ye doğru giden 6 adet F-16 uçağı tespit edilmiştir. Navtex ilan edilen bölgeye yaklaşan söz konusu askeri trafiklere gözle teşhis sağlamak ve bölgeden uzaklaştırmak maksadıyla Türk Hava kuvvetlerine ait F-16 uçakları tarafından Kıbrıs adasının güneybatısında önleme yapılmış, uçakların Yunanistan'a ait olduğu teşhis edilmiş ve bölgeden uzaklaştırılmıştır.

Deniz ve Hava Kuvvetlerimiz, Doğu Akdeniz'de de hak, alaka ve menfaatlerimizi korumak konusunda sonsuz bir kararlılıkla çalışmalarına devam etmektedir.

Doğu Akdeniz'de bir süredir Yunanistan ile Türkiye arasında gerilim tırmanmış durumdaydı. Her iki ülke de çeşitli tatbikatlar, askeri faaliyetler ve NAVTEX ilanlarıyla askeri - diplomatik manevralar yapmakta. Yunanistan, Türkiye'yle çeşitli sorunları olan ülkeleri de kendi safına çekmek, başka bir deyişle ikili ya da çoklu ittifakları ve Avrupa Birliğini lehine kullanmak için etkin bir dış siyaset izliyor. Bu kapsamda 24 Ağustos günü Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Hava Kuvvetlerine ait dört adet F-16E/F Block 60 tipi savaş uçağı, Yunan Hava Kuvvetleri (YHvK)  ile ortak hava tatbikatı için Girit'teki Suda Hava Üssüne intikal etmişti.[2]

Türk ve Yunan jetlerinin karşı karşıya gelmesine neden olan ise, bir başka çok uluslu tatbikat: Eunomia 2020 tatbikatı.[3] Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ev sahipliğinde 26 - 28 Ağustos tarihleri arasında GKRY'de gerçekleştirilen tatbikata, Yunanistan, Fransa ve İtalya da katıldı. Tatbikata katılan unsurlar ve ülkeleri şöyleydi:[4]

Deniz unsurları

- Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO): Saar 62 sınıfı Andreas Ioannides karakol gemisi

- Yunanistan: Elli (eski Hollanda Kortenaer) sınıfı F464 Kanaris firkayeni

- Fransa: La Fayette sınıfı F710 La Fayette firkateyni

- İtalya: Horizon sınıfı D560 Luigi Durand de La Penne destroyeri

Hava unsurları

- Yunan Hava Kuvvetleri: Sekiz adet F-16C/D Block 52+

- Fransız Hava Kuvvetleri: Üç adet Rafale

MSB'nin açıklamasında bahsi geçen, önleme gerçekleştirilen Yunan F-16'ları, işte bu tatbikata intikal etmekteydi.

Yayınlanan Kaydın Değerlendirilmesi

MSB tarafından paylaşılan kayıt, F-16 savaş uçağının kokpitindeki, başüstü gösterge (Head Up Display - HUD) adlı cihazın kaydettiği bir video çekiminden hazırlanmış. HUD, gösterge panelinin üstünde, pilotun tam göz hizasında bulunan, özel bir yansıtıcı cam malzemeden mamül bir göstergedir. Uçuş ve silahlar ile ilgili önemli bilgiler bu cama yansıtılır ve özellikle muharebe esnasında pilotun önüne konsantre olmasını sağlar. Uçuş sırasında HUD'dan görülen görüntü ile cama yansıtılan semboller ile telsiz konuşmaları, video ve ses kayıt cihazı (Audiovisual Tape Recorder - AVTR) tarafından kaydedilir. Bu kayıtlar, görev sonrası değerlendirme, muharebe esnasında hasar ve isabet analizi açısından büyük önem taşır. Aynı zamanda da barış ve kriz dönemlerinde propaganda, siyasi mesaj, kanıt veya sorumluluk reddi bakımından da kıymetlidirler.

Nitekim Yunanistan devleti uzun yıllardır bu tür görüntüleri hem resmî kanallardan hem de sübvanse ettiği savunma basını aracılığı ile kendi kamuoyuna servis etmekteydi. AVTR kayıtları, Yunanistan'ın FIR hattı başta olmak üzere Türkiye ile olan çeşitli sorunlarında uluslararası kamuoyunda yürüttü kamu diplomasisi faaliyetlerinin önemli bir aracıydı.


MSB'nin yayınladığı bu kayıt, benzerleri Ege ve Doğu Akdeniz göklerinde yıllardır yaşanan sayısız it dalaşından yalnızca biri. İçerik itibariyle heyecan verici olduğu açık, nitekim bu heyecan pilotların konuşmalarına da yansımış. Yaklaşık iki dakikalık video, Türk pilotunun ustaca takip ettiği ve takibi kaybetmediği, çok kısa mesafede gerçekleşmiş bir mücadeleyi gösteriyor. Bu bakımdan pilotumuzun soğunkanlılığı ve güçlü bileği takdir edilmeli. Öte yandan bugüne kadar çok sayıda benzeri olan videolardan belirgin bir farkı yok.

Ancak videonun içeriğinde olmayıp, yayınlanma şekil ve zamanında saklı olan başka hususlar var. Bunları askeri – teknik ve politik - diplomatik düzlemlerde incelemek mümkün.

Askeri - Teknik Düzlem

Askeri – teknik değerlendirmeye geçmeden önce, eldeki mevcut veri ve bilgiler ışığında bazı tespitleri sıralamakta fayda var.

Olayın gerçekleştiği yer ile ilgili, MSB açıklamasından elde ettiğimiz iki bilgi var: Kıbrıs’ın güneybatısında ve NAVTEX ilan edilen bölgenin yakınında.

Hangi NAVTEX olduğuna dair bir bilgi verilmemiş olsa da kastedilen muhtemelen 27 Ağustos tarih ve  1085/20 numaralı duyurudur. Bu NAVTEX ile, Girit ile Kıbrıs arasında kalan kesimde Oruç Reis, Ataman ve Cengizhan gemilerinin 27 Ağustos – 1 Eylül arasında araştırma faaliyeti gerçekleştireceği duyurulmuştu.[5]

Yunan Hava Kuvvetlerine ait bir F-16C Block 52+
Kanat uçlarında AIM-120, kanat altlarında IRIS-T füzeleri ile
Kanat altlarında yedek yakıt tankları, gövde üstünde de
CFT harici yakıt tankları var.

YHvK envanterinde açık kaynaklara göre 33 adet F-4E AUP Phantom II, 154 adet F-16C/D Block 30/50/52+, 18 adet Mirage 2000EG/BG ve 24 adet Mirage 2000-5EG/BG Mk2 olmak üzere toplam 229 adet muharip uçak bulunuyor.[6] F-16’lardan 85 adedi, ABD ile imzalanan anlaşma ile F-16V seviyesine modernize ediliyorlar. Mirage 2000EG/BG Mk2’ler, SCALP seyir füzesi ateşleme yeteneğine sahip. Mk2 modernizasyonundan geçmemiş Mirage 2000’ler, AM39 Exocet havadan ateşlenen gemisavar füzesi taşıyabiliyorlar. Almanya tarafından yapılan Peace Icarus 2000 modernizasyonu ile F-4E’ler AIM-120 AMRAAM ateşleme yeteneği kazanmışlardı. Yunanistan’ın, bu uçakları değiştirmek için bir filo kadar F-35A alımı için hazırlık yaptığı biliniyor.[7]

AVTR kaydında görülen, kesinlikle YHvK’ne ait bir F-16C Block 52+ tipi savaş uçağı. Videonun sonlarına doğru uçağın kokpit arkasında görülen beyaz renkli daire, bunun kanıtı. F-16’larda kokpitin hemen arkasında bulunan GPS alıcı anteni, YHvK F-16’larında beyaz / açık gri renkli iken, Türk Hava Kuvvetlerine ait F-16 Block 50+ uçaklarında bu anten, gövdeninkine çok yakın gri / koyu gri renkte. Videoda, gövde ile bu kadar kontrasta sahip ve beyaza yakın bir renkte olması, o antenin Yunan uçağına ait olduğunu gösteriyor.


MSB’nin açıklamasında, Kıbrıs’a intikal eden YHvK’nin F-16’larının Girit’ten kalkmış olduğu bilgisi verilmiş. Girit’teki Suda Hava Üssü, YHvK’nin 115’inci Muharip Kolu’na (115 Πτέρυγα Μάχης – 115ΠΜ) ev sahipliği yapıyor. 115’inci Kol bünyesinde ikisi de F-16C/D Block 52+ uçaklarıyla donatılmış 340 ve 343’üncü filolar (Μοίρα) bulunuyor. Her ne kadar başka bir üsten intikal etmiş uçakların Girit üzerinden Kıbrıs’a gidiyor olması ihtimal dahilinde olsa da önleme yapılan uçakların 115’e ait olması kuvvetle muhtemeldir.[8]

Önleme yapan pilotumu telsizden “iki uzun, iki kısa, iki drop” şeklinde bir ifade kullanıyor. “İki uzun” ile kastedilen, uzun menzilli havadan havaya füze olan AIM-120 AMRAAM. “İki kısa” ile kastedilen ise kısa menzilli havadan havaya füze. YHvK F-16 Block 52+’leri kısa menzilli havadan havaya füze olarak AIM-9 Sidewinder ve IRIS-T ile donatılabiliyorlar. Bu durumda hangisinin mevcut olduğunu bilemiyoruz. “İki drop” ile ifade edilen ise, askeri havacılık literatüründe “drop tank” olarak geçen kanat altı yedek yakıt tankları. Videoda uçağın ayrıca kanat – gövde birleşim yerinin üst kısmı boyunca isteğe bağlı olarak takılabilen harici yedek yakıt tankı da (Conformal Fuel Tank – CFT) taşıdığı görülüyor.

Hem CFT hem de yedek yakıt tankları, F-16’nın manevra kabiliyetini bir hayli etkilemiş olmalı. Bu donanım konfigürasyonunun bir anlamı var:

Kaynak: TSKMap


Türkiye’nin en son 27 Ağustos tarihinde ilan etmiş olduğu NAVTEX bölgesi incelendiğinde, Girit – Kıbrıs hattını bir hançer gibi kestiği görülür. Evet, Girit – Kıbrıs hattının korunması Yunanistan ve GKRY için en büyük problemlerden biridir. Kıbrıs, Yunan anakarasına çok uzak ve Anadolu’ya da bir o kadar yakındır. Mesafeler arasındaki bu orantısızlık, olası kriz ve çatışma durumunda Yunanistan’ın Kıbrıs’a zamanında ulaşması açısından bir risk teşkil eder. Öte yandan bu hat, Türkiye için de Kıbrıs – İskenderun hattından sonra, hatta belki ondan da önemli bir kapıdır. Zira Anadolu’nun dünya ile deniz ve hava iletişiminin önemli bir kısmı buradan yapılmaktadır. Bu hattın güvenliğine yönelik her türlü tehdit, Türkiye’nin şahdamarına dayanmış bir jilet niteliğindedir.

Dolayısıyla, olası bir çatışma durumunda hava ve denizdeki belki de en şiddetli çatışmaların bu bölgede yapılacağı tahminini yapmak mümkün.

Videoda ara sıra ekranda görülen “FUEL” ibaresi, bu konuya işaret ediyor aslında. Uçağın taşıdığı yakıt miktarının, pilotun önceden belirlediği bir seviyeye inmiş olduğunu gösteren bu uyarı, Türk pilotunu çok rahatsız etmişe benzemiyor: Uyarıya rağmen takibe devam ediyor çünkü. Bu, yalnızca pilotun gözü karalığının ya da o anki konsantrasyonunun sonucu değil: Coğrafya ve ekipman avantajının verdiği güven de etkili.

Bölgede cereyan eden her türlü hava kapışmasında Türk uçaklarının önemli iki avantajı bulunuyor: Birinci olarak, anakaradaki üslere, Yunanlılara göre çok daha yakınlar. Bu da daha uzun süre bölgede devriye atabilmelerini ve kısa süre içinde üsse dönüp ikmal yapabilmelerini sağlıyor. İkinci olarak ise yakınlarda havada gezen mutlaka en az bir adet KC-135R tipi tanker uçağın sağladığı yakıt ile yere inmeden çok uzun süre devriye atılabiliyor. Aynı Formula 1 yarışlarında araçların “pit stop”a girmeleri gibi. Yakıtı dönen Yunan uçakları ise üslerine dönüp ikmal yapmak, bu arada da görevlerini başka uçaklara devretmek zorundalar. Bu da daha fazla uçağın kullanımı, daha hızlı yıpranmaları ve bir görev için daha fazla pilot ayrılması anlamına geliyor.

YHvK envanterinde bir tanker uçak bulunmuyor. Bir süre önce emekliye ayrılan A-7 Corsair uçaklarında, “buddy buddy” adı verilen uçaktan uçağa ikmal sistemi bulunuyordu. Yunan F-16’ları, aynı Türk F-16’ları gibi “boom” adı verilen ikmal sistemini kullanıyor: Uçağın sırt bölgesindeki kapağın açılması ve tanker uçaktan uzatılan yakıt borusunun bu kapağa kilitlenmesi ile ikmal sağlanıyor. YHvK’nin diğer asli muharip uçağı olan Mirage 2000’de ise “probe – drogue” sistemi kullanılıyor. Boom’a göre daha basit olan bu sistemde uçaktaki bir boru, tanker uçaktan sarkıtılan esnek hortum ile birleşiyor.

Yunanistan’ın bu dönemdeki en yakın müttefiki Fransa, hava kuvvetlerinde KC-135 tanker uçağa sahip. Ancak bu uçakların “boom” sistemleri, Mirage ve Rafale’lerde kullanılan “probe”lara uygun hortumlar taşıyor. Yani başka bir ifadeyle olası bir kriz ya da çatışma durumunda Fransız KC-135’lerinin Yunan Mirage’larına ikmal sağlaması mümkün. YHvK F-16 ve F-4’leri ise yedek yakıt depoları ile idare etmek durumunda. Bu durumda da her ne kadar menzil artsa da manevra kabiliyeti ve taşınabilecek silah miktarı düşüyor.

Esasen önlemenin, NAVTEX yakınlarında ve Kıbrıs güneybatısında gerçekleşmiş olduğu göz önüne alınır ve haritada bu bölge incelenirse, Türk uçaklarının da anakaradan ve üslerinden bir hayli uzakta olduğu görülür. Bu olay bu nedenle, tanker uçakların, havada kalış süresi (ya da muharebe çapının), uzun menzilli havadan havaya ve havadan satha silahların önemini vurgulayan bir vaka niteliği taşıyor.

Siyasi - Diplomatik Düzlem

Olayın politik – diplomatik düzlemdeki yeri ve yansımasını incelemek için söz konusu video kaydının yayınlanma şeklinden başlamak gerek.

Ege Denizi’nde sık sık gerçekleşen it dalaşları ve gemilerin manevralarına ilişkin bugüne kadar Türkiye’nin takip ettiği tutum ve tavır, olaya ilişkin çoğu birbirine benzeyen açıklamalar yapmak ile sınırlı idi. Buna karşın Yunan tarafı sık sık olayın AVTR ve benzeri ses ve video kayıtlarını basına servis eder, bunları kullanarak uluslararası kamuoyunda, basında yoğun propaganda faaliyeti yürütürdü. Her iki ülkenin de pilotları çok sık karşılaştığı ve bu karşılaşmalarda çok sık it dalaşları meydana geldiği için, iki tarafın da hava kuvvetleri ve askeri istihbarat arşivlerinde çok ilginç, hatta heyecanlı kayıtların bulunduğunu tahmin etmek güç değil.

Tüm bu askeri – diplomatik çekişmelerde Türkiye çoğunlukla “ketum” olarak nitelendirilebilecek bir tutum takınırdı. Gerçekleşen olaylar ile ilgili çok ayrıntılı bilgi paylaşılmaz, video kayıtları çok istisnai bazı durumlar hariç yayınlanmazdı. Bu istisnalardan biri, 1992 yılında bir Yunan Mirage F1 jetinin denize düştüğü olaydı. Birkaç kez de resmi kanallardan olmasa da Türk uçaklarından çekilmiş bazı it dalaşı AVTR kayıtları sosyal medyada yayılmıştı. Türkiye bu konularda o kadar sıkı bir tutum içindeydi ki, söz gelimi 2006 Mayıs ayında Türk ve Yunan F-16’larının havada çarpıştığı olayda dahi ses ve video kayıtları paylaşılmamıştı. Dolayısıyla Türkiye ilk kez, YHvK uçakları ile karşılaşmaya dair ses ve video kayıtlarını resmi ve yetkili makam tarafından yayınlamış oldu.

Videonun içeriği doğal olarak iç kamuoyunda heyecan yarattı. Videonun, toplumda son dönemde Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeler; Yunanistan, BAE ve Fransa ile süren gerilim ile yükselen milliyetçi duygu ve hareketi daha da ateşlediğini söylemek mümkün. Bu bakımdan, kaydın yayınlanmasının Türk kamuoyunun ulusal güvenlik ve Türk Silahlı Kuvvetlerine destek konularındaki hassasiyetini ve devlete desteğini takviye edici bir nitelik taşıdığı iddia edilebilir. Video, içeriği itibariyle çok sayıda benzeri olmasına rağmen, yayınlandığı ortam koşulları ve zaman itibariyle böyle bir nitelik kazanıyor.

Öte yandan MSB açıklaması ve videosunda, olayın gerçekleştiği yerin koordinatları, Türk ve Yunan uçaklarının radar izleri, olayın gerçekleştiği gün ve saat gibi ayrıntılar yer almıyor. Bu veriler, Türkiye’nin “NAVTEX atışması” sürecinde tezlerini ve pozisyonunu uluslararası kamuoyuna izah etmede, destek bulmada ve argümanlarını savunmada işe yarardı. Örneğin 2015 Kasım ayında Rus Su-24 savaş uçağının düşürülmesi olayında Türkiye, bölgedeki uçakların radar izlerini gösteren haritaları yayınlayarak, Rus uçağının gerçekten de hava sahası ihlali yaptığı için vurulduğunu anlatmıştı. Burada bu tür verilerin paylaşılmamış olması, MSB’nin bu kaydı yayınlayarak NAVTEX / Doğu Akdeniz ile ilgili bir kamu diplomasisi ya da halkla ilişkiler değil; örtülü ve açık mesaj verme amacı güttüğünü düşündürüyor.

O mesajın da kanımca iki muhatabı var: Türk kamuoyu ve Yunanistan – Fransa mihveri.

Mesajın Türk kamuoyunu neden hedeflediğini esasen yukarıda izah etmeye çalışmıştım. Burada vurgulanması gereken husus, bunun gibi görsel, işitsel içerikler ile yapılan toplumsal mobilizasyonda, vites düşürmenin son derece zor olduğudur. Bu, bir çeşit plastik deformasyon sürecidir. Milliyetçi – duygusal boyutu kuvvetli yüklemeler yapıldığında ve bu yüklemelerin sayı ve dozajı arttığında, karar alıcıların toplumları diplomasi, müzakere ve anlaşmalara (dolayısıyla tavizlere, asgari müştereklere) ikna etmeleri zorlaşır. Geri dönüşü imkansız olmasa da zor bir yoldur ve bu nedenle sert, ciddi bir kararlılık göstergesidir.

Yani Türkiye, çok net bir biçimde savaşı göze aldığının mesajını vermiştir. Bu da mesajın ikinci muhatabı olan Yunan – Fransız ittifakına adresli.

Diplomatik düzlemde gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir diğer gelişme mezkur it dalaşından bir gün sonra yaşandı. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Berlin'de yaptığı bir açıklamada Doğu Akdeniz'de özellikle Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan gerginlikle ilgili olarak, Avrupa Birliği ülkelerinin Atina'nın tezlerini ciddiye almak ve haklı olduğu yerde Yunanistan'ı desteklemek zorunda olduğunu belirtti.[9] Bu açıklama ilk bakışta Almanya’nın Yunanistan ile saf tuttuğu şeklinde yorumlansa da içeriğine bakıldığında koşulsuz bir destek verilmediği görülüyor. “Haklı olduğu yerde destekleme”, beklenmeyecek bir yorum değil. Bir bütün olarak bağlam dahilinde değerlendirildiğinde, Almanya’nın Yunanistan’a (ve dolayısıyla Fransa’ya) belli bir mesafeyi muhafaza ettiği görülüyor. Başka bir deyişle, AB’nin Türkiye’ye karşı komple bir tutum takındığını söylemek güç.


Sonuç

27 Ağustos günü Doğu Akdeniz göklerinde yaşanan kapışma, ne ilk ne de son. Ancak bu olayın gerçekleştiği ortam koşulları ve zaman öncekilerden, söz gelimi 1990'lı yıllarda neredeyse her gün yaşananlardan biraz daha farklı. Son yıllarda Doğu Akdeniz'deki jeopolitik gerilim büyük bir hızla artmış durumda.

Bu ortamda Yunanistan, Türkiye'ye karşı pozisyonunu korumak için Avrupa Birliği ve NATO kaynakları ile ikili ilişkilerini etkin biçimde kullandı. İsrail, 2010'dan sonra Türkiye ile ilişkilerinin neredeyse tamamen kopması ile birlikte bölgede Yunanistan ve GKRY ile ilişkilerini pekiştirdi; bu iki ülke ile askeri ilişki ve işbirliğini süratle geliştirdi. Yunanistan benzer şekilde İtalya ve Fransa ile de daha da yakınlaştı ve son dönemde tanık olunduğu üzere Libya özelinde başlayan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile dostluğunu askeri işbirliği seviyesine taşıdı. Yunanistan'ın son dönemdeki bir diğer partneri, kısa süre önce deniz yetki alanı anlaşması imzaladığı Mısır oldu. O kadar ki Yunan AH-64 taaruz helikopterleri, Mısır'ın Mistral sınıfı çıkarma gemilerinde talimler yaptı.

Böyle bir ikili ittifaklar ağı ile çevrelenen Türkiye'nin denizdeki, "Mavi Vatan"daki kuşatmayı kırması, bir ölüm  - kalım meselesi haline gelmiş bulunuyor. Bu kuşatma tek boyutlu değil: Libya'dan itibaren tüm bölgede farklı niteliklerde sorun ve kriz noktaları mevcut. Türkiye'nin diplomatik ve askeri olarak varlık göstermek, oyun kurmak ve oyun bozmak ve kuvvet aktarmak zorunda olduğu geniş bir coğrafi alan var ve bu alan, Türkiye'nin iç çeperinin sadece bir kısmını işgal ediyor.

Yunan F-16'sının kovalandığını gösteren videonun yayınlanmasını ve yayınlanma şeklini, Türkiye'nin savaş dahil bedel ödemeyi göze aldığının mesajını vermesi şeklinde yorumluyorum. Bu mesaj, Yunanistan - Fransa ekseni tarafından nasıl algılanacak ve gerilim bir krize dönüşecek mi, zaman gösterecek. Bir çatışma riskinin kayda değer şekilde arttığını; kaba bir tabirle bölgede ciddi bir enerji birikimi olduğunu söylemek mümkün.


Ayrıca bkz: Silahlar ve Tereyağı Podcast - Bölüm 15



[1] Milli Savunma Bakanlığı, "Yunanistan’a Ait 6 Adet F-16 Uçağına Önleme Yapıldı", 28.08.2020, https://www.msb.gov.tr/SlaytHaber/2882020-20308

[2] "UAE to send F-16s to Crete for training with Greek military amid tensions with Turkey", Al Monitor, 24.08.2020, https://www.al-monitor.com/pulse/originals/2020/08/uae-f16-crete-greece-turkey-eastern-mediterranean.html

[4] Xavier Vavasseur, "Eunomia: Cyprus Greece France and Italy Conducting Combined Drills in Eastern Med", Naval News, 28.08.2020, https://www.navalnews.com/naval-news/2020/08/eunomia-cyprus-greece-france-and-italy-conducting-combined-drills-in-eastern-med/

[5] Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı, "SEYHİDDA DENİZCİLERE BİLDİRİ NUMARASI : 1085/20", 27.08.2020, http://www.shodb.gov.tr/shodb_esas/index.php/tr/seyir-emniyeti/seyir-duyurulari/antalya-navtex/18-tum-istasyonlar/antalya/6988-seyhidda-denizcilere-bildiri-numarasi-1085-20

[7] Arda Mevlütoğlu, "Doğu Akdeniz’de Yeni Aktör F-35", ORSAM, Bakış No: 87, Mayıs 2019, https://orsam.org.tr/tr/dogu-akdenizde-yeni-aktor-f-35/

[9] "Merkel'den Doğu Akdeniz açıklaması", Deutsche Welle, 28.08.2020, https://www.dw.com/tr/merkelden-do%C4%9Fu-akdeniz-a%C3%A7%C4%B1klamas%C4%B1/a-54729251

2 yorum:

Anonim dedi ki...

Mesele bu kadar, Arda Mevlütoğlu farkı bu işte. Bu konuda kalem oynatanların toplamı yarım Mevlütoğlu eder mi dersiniz? Teşekkürler.

mavurgun40 dedi ki...

ANONİM SİZE KESİNLİKLE KATILIYORUM TEŞEKKÜRLER ARDA BEY