2 Şubat 2011 Çarşamba

Uzaktan Kumandalı Savaşçılar

Askerlik, insanın fiziksel ve psikolojik varlığını en fazla zorlayan "meslek"lerin başında gelir herhalde. Meslek kelimesini özellikle tırnak içine aldım zira, askerliğin sözgelimi doktorluk, mühendislik ya da avukatlık gibi mesleklerden çok farklı yönleri olduğunu düşünüyorum. Askerlik ya da asker olmak bir hayat kazanma ve geçinme biçimi değil, insan doğasındaki daha derinlerde bir yerlerden çıkmış bir niteliği var. Mızrak - kılıçla olsun, güdümlü füze ile olsun öldürme ve hayatta kalma üzerine kurulu, sistemler, teknikler ve kurallardan müteşekkil bir olgu.


Asker ya da daha delikanlı tabiri ile savaşçı olmak, savaşta hasmı bertaraf etmeye yönelik teknik, taktik ve usülleri öğrenmeyi ve uygulamayı gerektiriyor. İşin iyice felsefesine inecek değilim; binlerce yıldır evrilen ve gelişen bir süreç bu. Aslında çok ilginç, bu kadar ilkel bir dürtü için binlerce yıldır dur durak bilmeden çalışılması. Dergilerde silah sistemlerinin reklamları bu yüzden absürd görünüyor aslında: "Bilmemne güdümlü füzesi - hedefleriniz için ideal".

Askerlik insanın bedenine ve zihnine büyük bir yük bindiriyor. Askerlik bu yüzden "pis" bir iş: Hangi çağda savaşıyor olursanız olun, sürünmek, çamura batmak, (en iyi ihtimalle) yara bere çizik içinde kalmak, kopan organları parçalanan bedenleri görmek, en yakınınızdakilerin ölümlerine şahit olmak, kulaklarınızın kaldıramayacağı kadar yüksek şiddette gürültüye, gözlerinizi iflas ettirecek kadar ışığa, parlamaya maruz kalmak ve daha kimbilir nicesi demek. Bu yüzden tüyler ürperticidir Çanakkale savaş alanını tasviri Mehmet Akif Ersoy'un, bir kez bile orayı görmemiş olmasına rağmen. Yaşatır o cehennemi mısraları okurken.

Daha kategorik bakalım konuya: Ortaçağda bir savaşçının maruz kaldığı fiziksel yük, giydiği zırhın ağırlığı, taşıdığı kılıç, balta, gürz gibi silahların ağırlığı, yürümek zorunda olduğu uzun yollar, kötü beslenme, kirli su gibi etkenlerin bileşimiydi. Modern savaşalanında ise her bir farklı savaşçı branşının kendine özgü fiziksel ve psikolojik yükü var. Tamamen sesli düşünüyorum, yanıldığım ve/veya atladığım hususların olması kuvvetle muhtemel:

Savaş pilotu: Anlık, saliselik kararlar almanın getirdiği zihinsel yük, artı ve eksi G kuvvetine sık sık maruz kalmanın vücudu üzerindeki yıpratıcı etkisi, uçuş sırasında oksijen maskesi vasıtası ile nefes alıp verdiği için (muhtemelen) düşük kaliteli oksijenle beslenme vb

Tank personeli: Mütemadiyen maruz kalınan aşırı yüksek sıcaklık, titreşim ve gürültü (psikolojik - klostrofobi, dehidrasyon, işitme problemleri vb)

Denizaltı personeli: Aylar boyunca son derece dar, gürültülü, düşük oksijenli bir ortam, neredeyse sıfır mahremiyet

Topçu / füze personeli: Yüksek gürültü ve basıncın olumsuz etkileri - özellikle işitme ve denge konusunda.

Eminim ki bu liste çok daha genişletilebilir - Hem branş hem de etki özellerinde.

Gelişen teknoloji, yukarıda birkaçını verdiğim savaşçı branşlarına yenilerini ekliyor. Artık savaşalanlarında "robot"lar giderek artan bir şekilde boy göstermekteler. Kullanım amaçları başlangıçta keşif ve gözetlemeden ibaretken artık çok daha uzun süre görev bölgesinde kalabiliyor, çok sayıda çeşitli algılayıcı sistemler taşıyabiliyor, kısmen kendi kendilerine karar verip uygulayabiliyor ve artan oranda hassas güdümlü silah sistemleri taşıyabiliyorlar. Bu sistemleri güvenle mesafeden, oturdukları yerden kumanda eden personelin de hayatı tehlikede olmuyor. Afganistan üzerinde devriye gezen silahlı bir Reaper İnsansız Hava Aracı'na Nevada'dan kumanda eden pilot ne gibi bir risk ile karşı karşıya olabilir ki?

Fiziksel olarak değil belki ama psikolojik olarak oldukça ağır bir risk ile...
Sabah 0830.. Mesainiz başlıyor. Komutanınızdan brifinginizi alıyor, sıcaklığı klimalarla sabit tutulan hafif serin "ofisinize", elinizde kahveniz, koltuğunuzun altında rapor ve talimnamelerle yollanıyorsunuz. Minderli, rahat operatör koltuğunuza oturup vardiyayı devralıyorsunuz. Kumanda ettiğiniz İHA, yaklaşık 5 saattir uçmakta, oturduğunuz koltuktan birkaç yüz km öteden önünüzdeki ekranlara kızılaltı, elektromanyetik ve görünür tayfta veri basmakta. Altınızdaki yolları, dağları, patikaları inceliyor, şüpheli gördüğünüz araç ve şahıslara zoom yapıyorsunuz. Derken uçtuğunuz (uçtuğunuz? siz mi uçuyorsunuz ki aslında?) bölgenin yakınlarındaki bir dost birliğe saldırı düzenlendiği haberi geliyor. İHA'yı o bölgeye yönlendiriyorsunuz. Arkadaşlarınız ile düşman askerleri neredeyse göğüs göğüse çatışmaya girmişler. Kameralarınız birbiri ardına ateşlenen tüfek, roket ve bombaların parlamalarını olanca sevimliliği ile sunuyor size. Ekranda bir insan figürünün koşarak bir mevziye girdiğini, o mevzideki diğer insan figürünü muhtemelen süngü ile deştiğini görüyorsunuz. Beriki mevzideki boğuşmayı, yakındaki şiddetli bir patlama beraberlikle nihayetlendiriyor. Neden sonra gelen emirle İHA'yı, çatışma bölgesinin yakınlarındaki bir patiyaya yönlendiyorsunuz: Düşmana takviyeye gelen birliklere saldıracaksınız. Eğilmiş şekilde yürüyen insan figürlerini görüyorsunuz, yanlarında silahlar ve çantaları var, muhtemelen cephane ve sıhhi malzeme dolu. Ekranın ortasındaki artıkılı grubun üzerine getiriyorsunuz, sağ elinizdeki joystick üzerindeki minik kapağı parmak devinimi ile açıyorsunuz, açığa çıkan kırmızı düğmeye iki kere basıyorsunuz. Kamerada ufak bir sarsıntı oluyor; salınan lazer güdümlü bombadan kurtulan İHA'nın rahatlaması bu. Kamera ile takibe devam ediyorsunuz sızmaya gelen grubu, bir süre sonra ekranda çok sevimli, tatlı iki adet patlama görüyorsunuz, parlamanın şiddedinden kızılaltı tayfta görüntü veren ekranda telaşlı bir şaşkınlık oluşuyor sanki, körleşiyor bir an. Toz ve duman kümesi aralanınca geride yüksek çözünürlüklü vücut parçaları görüyorsunuz, birkaç adet de sürünen insan figürü.

Derken omzunuzda bir el hissediyorsunuz. Mesainiz bitmiş. Arkadaşınız vardiyayı devralmaya gelmiş. Ekran başındayken içtiğiniz dördüncü kahvenin buz gibi olmuş son yudumunu çekip kalkıyorsunuz. Komutanınıza brifinginizi veriyorsunuz. Arabanıza biniyorsunuz - o ne! Benzininiz bitmek üzere. Kızı okuldan almak lazım, karnıbahar sipariş etmişti hanım. Yanında köfte de yapar mı acaba? Trafik açık çok şükür, 15 dakikada evdesiniz. Akşam televizyonda maçı seyrederken uyuyakalacaksınız, dünkü ve önceki günkü gibi. Nasıl olsa geceleri fazla uyuyamıyorsunuz artık... Haberlerde sizin birkaç yüz km öteden müdahil olduğunuz kanlı çatışma ile ilgili görüntüleri kaçırdınız bu arada...
Afganistan'daki Taliban militanlarına saldırı düzenleyen bir Predator İHA'sının
FLIR kamera görüntüsü

İşte bunun gibi bir risk ile...

Bir senaryo, hayal ürünü elbet bu. Ancak bir süredir yoğun üzerinde oldukça yoğun, akademik nitelikli tartışma ve çalışmaların sürdürüldüğü bu sorun tüm ağırlığı ile gerçek. Başta İHA'lar olmak üzere, insansız sistemleri kullanan operatörler çok ağır bir psikolojik yük ile karşı karşıya durumdalar.

Scott Lindlaw imzalı, Ağustos 2008 tarihli makaleye göre, ABD'deki İHA operatörleri arasında psikolojik sorunlar ve aile içi geçimsizlikler giderek artmaya başlamış. Haberde görüşlerine başvurulan ABD Ulusal Hava Muhafızları'ndan 163'ncü Keşif Kolu komutanı ve Psikoloji eğitimi almış Albay Albert Aimar, sorunun temelinde yatan etkenlerden birine şöyle işaret etmiş: "Bir savaş jetinde, 500-600 mille hedefinize gidersiniz, 500 librelik bombanızı bırakırsınız ve uçar gidersiniz. Neler olduğunu görmezsiniz. Ama bir Predator'le füze ateşleyince, hedefini vurmasını seyredersiniz".

"The Psychology of Remote Control Warfare" (Uzaktan Kumandalı Savaşın Psikolojisi) başlıklı makalesinde İngiliz Hava Kuvvetleri'nden Pete York, bu sorunun bir başka boyutuna şu şekilde değiniyor:
Etki odaklı harekat, (Effects Based Operation) her seviyedeki savaşçıların, hedefledikleri etki ile ilgili kesin ve net bir algısının olmasını gerektrir. Görerek, hissederek ve "acı çekerek" öğrenmek, söz konusu durumsal algının teşkil edilmesini sağlar. Sıcak, izole edilmiş ofisindeki koltuğunda oturan operatör, bu algıdan mahrumdur. Bu yüzden de operatörlerin ve komutanlarının, "temas halindeki" (ön saflardaki) kuvvetlerle aynı durumsal algı seviyesine ulaşmak için gereken disiplin çok katı olacaktır.

Sonuç olarak, Playstation nesli çok maharetli operatörleri doğuruyor olabilir. Ancak görünen o ki, karşı karşıya kalınan riskler, farklı boyutta da olsa, bir Ortaçağ savaşçısından hiç de az değil...


Ayrıca bkz:
Nex Ex Machina, or Bringing It All Back Home
Human Factors Challenges in Unmanned Aerial Vehicles: A Literature Review
The Ethical, Psychological Effects Of Robotic Warfare

3 yorum:

moort dedi ki...

Ortada somut veriler varsa önemli tabii ama, bugün neredeyse tgp'siz muharip F-16 kalmamışken, hedefe 500nm uçup 1 tane aptal bomba bırakmayı örnek göstererek vnam döneminin gerçekleri ile günümüz ucav operatörlüğünün gerektirdiklerini örtüştürmek biraz garip kaçmış.
Amerikalılar günah çıkartmayı çok severler eyvallah ama timsah gözyaşıdır, hiç bir zaman unutmamak lazım.

Adsız dedi ki...

predator görselinin videosu http://www.liveleak.com/view?i=b2d_1182814278

enes38 dedi ki...

körelmiş vijdanlarını rahatlatmak amacıyla kendilerince bahaneler uydurup kendilerini kandırıyorlar
moort arkadaşımızın mesajında belirttiği gibi bunlar timsah gözyaşları , aslında timsahlarda bile vijdan vardır sadece yaşamak için öldürürler ama amerikalılar zevk ve çıkar için öldürürler bunun adınada kahramanlık derler...