12 Kasım 2010 Cuma

Türkiye'nin Gerçekleşmeyen Tornado Alımının Hikayesi

Tornado IDS Türk Hava Kuvvetleri'nde nasıl görünürdü?
Ben bu şekilde tahmin ettim.
Eurofighter konsorsiyumu Halkla İlişkiler bölümü yöneticisi Marco Valerio Bonelli, Türkiye'ye, birlikte geliştirilecek ve Eurofighter 2020 olarak adlandırılan Eurofighter EF-2000 Typhoon'un yeni nesil versiyonundan iki filo, toplam 40 adet satmak istediklerini açıkladı.

Bonelli, bu ortaklığın, 30 - 40 yıllık, stratejik bir işbirliği anlamına geldiğini eklemiş.

İki filo, 40 adet savaş uçağı alımı için Avrupalılar'ın Türkiye'ye çeşitli tekliflerle gelmesi yeni bir şey değil aslında. Türkiye'nin Eurofighter ile ilgilenmesi de.

1984 yılına geri dönelim... Aylardan Ağustos...


Dönemin Milli Savunma Bakanı Zeki Yavuztürk, yaptığı basın toplantısında, General Dynamics F-16 Fighting Falcon savaş uçaklarının üretimine başlanıp, yeteri miktarda hizmete girinceye kadar geçecek dönemde oluşacak açığı kapatmak için Almanya'dan ikinci el Lockheed F-104 Starfighter alınacağını bildirdi. Almanya ile müzakere edilen F-104 alımı, DM 130 milyonluk bir askeri yardım paketi içinde toplam 170 uçağı kapsıyordu.

Türk Hava Kuvvetleri renkleri ile Tornado ADV
Türkiye, Tornado'nun IDS versiyonunu almayı planlıyordu
(Kaynak: Internet)

Türkiye bir yandan Alman askeri yardım dilimlerinin planlama ve finansmanı ile ilgilenirken, tam da bu dönemde, İngiliz British Aerospace (BAe) firması Ankara'ya, İngiliz - Alman - İtalyan ortak yapımı Panavia Tornado savaş uçaklarının satışı ile ilgili bir teklif sundu. Milli Savunma Bakanlığı (MSB) bu teklifi incelemeye aldı ve BAe'den, bu teklifi destekleyecek bir dış kredi olanağı sağlayıp sağlayamayacağına dair bilgi talep ediyor. MSB, F-16'dan birim fiyat ve altyapı desteği olarak çok daha pahalı bir uçak olan Tornado'nun finansmanı konusunda İngiltere'den somut öneri istiyor başka bir ifade ile.

Bu tekliften kısa süre sonra, Eylül 1984'te Zeki Yavuztürk, Farnborough Havacılık Fuarını gezmek üzere İngiltere'ye gidiyor. Fuar sırasında Yavuztürk'e, 40 adet Tornado savaş uçağı alımı ile birlikte, mutabakat muhtırası 16.12.1983 tarihinde imzalanmış ve sonradan Eurofighter olarak adlandırılacak Future European Fighter Aircraft (FEFA; Gelecek[teki] Avrupa Savaş Uçağı) projesine katılım teklif ediliyor. Teklif prensipte olumlu karşılanıyor ancak 40 Tornado'nun alımı yüksek maliyetli; MSB ödeme koşul ve formülleri üzerinde çalışmaya başlıyor.

Türkiye için önerilen Tornado IDS taktik bombardıman / cephe hattı derinliğine taarruz uçaklarının birim maliyeti olarak USD 22 milyon civarında bir rakam telaffuz ediliyor.

Yavuztürk'ün İngiltere ziyareti sonrasında BAe, satış için daha yoğun bir faaliyet kampanyası yürütmeye başlıyor. Bu çerçevede BAe özellikle kredi ve finansman konusuna yoğunlaşıyor. İngiltere'nin Almanya ve ABD'nin aksine bir dış askeri yardım program ve mevzuatı bulunmuyor. Projenin ödemesi için farklı formüller geliştiriliyor. Bunlar arasında projenin tamamının ya da bir kısmının mal ve hizmet karşılığında finanse edilmesi ve OffSet sistemi öne çıkıyor.

Ancak konu finansman ve kredi alanına kayınca, İngiltere tarafında çatlak sesler çıkmaya başlıyor: Dönemin İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher, İngiliz Avam Kamarası Ticaret Komisyonu Başkanı Kenneth Warren'a, Türkiye'yi Tornado için geçerli bir pazar olmadığını düşündüğünü belirten bir mektup yazıyor. Komisyon üyeleri, Tornado satışı ile birlikte o dönem gündemde olan Türk Hava Yolları (THY) için Airbus alımı konusunda Ticaret Bakanı Paul Channon'u sıkıştırıyor ve Channon Airbus meselesinin çözüldüğünü, satışta bir problem olmadığını ancak bakanlığına bağlı İhracat Dairesi'nin, Tornado konusunda riskin tamamını karşılamaya hazır olmadıklarını belirtiyor. Channon, Türkiye ve Brezilya'nın geçmişte İngiltere'den aldıkları kredilerin geri ödemesinde güçlükler yaşadıklarını, bazı alacaklarının tahsilinin 1992 yılına kadar sarktığını söyleyerek, Türkiye'nin böyle bir projenin finansmanını karşılayacak kadar güçlü olmadığını vurguluyor. Ticaret Bakanı, Tornado satışı konusunda diğer üye ülkeler (Batı) Almanya ve İtalya ile de görüştüklerini ve satışa karşı çıkan tek ülkenin kendileri olmadığını söyleyerek, topu diğer iki proje ortağına atmış oluyor.

Thatcher'ın Türkiye ile ilgili basına yansıyan görüşleri, Yavuztürk'ün sert tepkisine neden oluyor. Bakan, "Thatcher sözünden döndü" diyor ve Londra ziyareti sırasında konuştuğu İngiliz Başbakanı'nın uzun vadeli ve düşük faizli kredi konusunda uygun bir düzenleme yaparak yardımcı olma sözü verdiğini söylüyor. Yavuztürk ayrıca teklifin bedelini ise USD 900,000,000 olarak açıklıyor (uçak başına USD 22,5 milyon)

Yavuztürk'ten sonra, Thatcher'a en sert tepki, BAe'den geliyor. Londra'nın Airbus yolcu uçağı satışında açılacak kredi için garanti verip Tornado uçaklarında krediye destek sağalamktan kaçınması, BAe'yi sıkıntıya sokuyor.

1984 sonundaki bu gelişme, Türkiye ve İngiltere arasında gerçekleşen Tornado müzakerelerinin ne kadar sıkıntılı geçeceği konusunda ipuçları veriyor. İlginç br şekilde basında, Tornado'lar hakkında olumsuz haberler yayılmaya başlıyor. 1984 Aralık sonunda, Tornado'ların Alman ve İngiliz Hava Kuvvetleri'nde son derece zayıf bir güvenilirlik siciline sahip oldukları hatta "çürüdüklerine" dair haberler çıkıyor. Muhtemeldir ki Türkiye, İngiliz Hükümeti ve/veya BAe'yi baskı altına alıp pazarlıkta elini kuvvetlendirmeye çalışıyor. Tornado, yedek parçası pahalı ve bulunması zor bir uçak olarak kamuoyuna lanse ediliyor.

Türkiye'nin bu karşı hamlesinden sonra ise karşılıklı mekik diplomasisi başlıyor. 11.02.1985'te Ankara'ya gelen İngiliz Dışişleri Bakanı Sir Geoffrey Howe'dan Tornado'lar için ödeme kolaylığı isteniyor. Dönemin Başbakanı Turgut Özal, ödemenin ihrac ürünleri ile karşılanabileceğini belirtiyor. Howe'un ziyareti sırasında ortaya çıkıyor ki, Tornado alımının toplam maliyeti, altyapı ve lojistik destek ile birlikte en az USD 2 milyar tutarında gerçekleşecek. İngiliz Bakan'ın ziyareti, 40 adet Tornado IDS alımı için bir ilke anlaşması ile sonuçlanıyor.

Howe'un ziyaretinin ertesi haftası bir BAe heyeti, şirket Yönetim Kurulu Başkanı emekli Amiral Sir Raymond Lygo başkanlığında, sözleşme ayrıntılarını görüşmek üzere Ankara'ya geliyor. Görüşmelerde Türk tarafının ödeme şekilleri ile ilgili önerileri masaya yatırılıyor. Sonuçta İngiliz heyeti Ankara'dan, üzerinde mutabakata varılmış bir pakt ile ayrılıyor. BAe'nin sözleşme ayrıntılarını görüşmek için Yönetim Kurulu Başkanı ile Türkiye'ye gitmesi, bu satışa ne kadar önem verdiğinin göstergesi aslında.

Aslında satışın kredi finansmanı üzerinde bu kadar kilitlenmesinin bir nedeni de, Türkiye'nin mevcut tüm imkânlarını, Peace Onyx I projesi dahilinde F-16 üretimi için ayırmış olması. Tornado alımı bütçede planlı olmadığı için ek kaynak ayırmak sıkıntı yaratıyor. Finansman sorunu haricinde Türkiye'nin alıma sıcak baktığı anlaşılıyor, zira eldeki McDonnell Douglass F-4E Phantom II filosunun desteklenmesi gerekiyor, F-16'lar 1987'den itibaren hizmete girecek ve hizmetteki F-104 ve F-5'lerin teknolojik ömrü sona ermek üzere.

Ne var ki Ankara'daki hesap Downing Caddesi 10 Numara'ya uymuyor.

İngiliz Hükümeti'nin, Türkiye'nin 1970'lerin sonunda yaşadığı dış ödemeler güçlüğünü bahane ederek, Haziney'ye bağlı bir devlet kuruluşu olan İhracat Kredileri Garanti Dairesi'nin (Export Credies Guarantee Department; ECGD) Türkiye'ye açacağı kredi miktarını sınırlaması, satışı zora sokuyor. Türkiye'ye açılacak kredilerin ne kadarının ve hangilerinin hükümetçe garanti edileceğini belirleyen bu dairenin Türkiye'ye tahsis ettiği fonların büyük bir kısmı, THY'nin alacağı Aİrbus uçakları ve Rapier uçaksavar füzeleri için kullanılıyor. Ancak BAe, Tornado'ların satışı için de kredi garantisi isteyince ECGD yan çiziyor. Öte yandan aynı dönemde devam eden İkinci Boğaz Köprüsü ihalesine katılmak isteyen İngiliz inşaat şirketi Trafalgar House için USD 200 - 250 milyonluk bir destek kolayca çıkartılıyor.

Tam da bu sırada Ankara yine basın üzerinden karşı bir hamle yaparak, Sir Lygo başkanlığındaki heyet ile masaya yatırılan konuları basına sızdırıyor. Milliyet gazetesinin 27.02.1985 tarihli sayısında yer alan habere göre BAe ile şunlar görüşülmüş:
1. Amerikan F-16 savaş uçaklarının 160 adet alım ve ortak yapımı konusunda Türkiye, önemli bir mali yükümlülük altına girdiği için, gereksinim duyduğu Tornado'lara ayırabilecek bir ödeneği bulunmamaktadır.

2. Türkiye, bu uçakların alımında bir miktar finans kolaylığının sağlanması ve bir bölümü için de Türk mal ve hizmetlerinin öteki ülkelere pazarlanmasını İngilizlerden istemektedir.

3. İngiltere, bu uçakların yapımındaki yüzde 40 sermaye payı ile orantılı olarak pazarlama işine girebileceğini söylemekte ancak öteki yapımcılar, Almanya ve İtalya'nın da aynı amaçla harekete geçirilmesini Türkiye'ye önermektedir.

4. Almanya ile İtalya, bu 40 uçağın İngiltere'nin kendi ihtiyaçları için yapıldığını, bu uçakların sahibi olan İngiltere'nin savunma programında bunları kadro dışı bıraktığı ve bunlara müşteri aradığı için Türkiye'ye satmak istediğini ve 40 uçağın yapımında başlangıçta verdikleri "olur"a ek yeni olur gerekmediğini, Türk mal ve hizmetelerinin pazarlanmasına katılmada ise, kendilerinin herhangi bir sorumluluk alamayacakları belirtilmektedir.

5. Tek başına hareket durumunda kalan İngiltere'nin kendi kontenjanı için yapılan 2 milyar dolarlık 40 Tornado uçağını pazarlayan British Aerospace firmasının İngiltere İhracat Garantisi Örgütünden de bu kredili satış için güvence alması gerekmektedir. Söz konusu örgütün, ekonomik güvencesi daha güçlü olan İkinci Boğaziçi Köprüsü için bile "olur"unu vermekte dikkatli davrandığı anımsatılmaktadır.
1985 yılı çetin pazarlıklara sahne oluyor. Thatcher satışa karşı çıkarken, Savunma Bakanı Michael Heseltine'nin başını çektiği grup satış için tüm imkânların zorlanmasını savunuyor. Bu arada BAe, ECGD'nin Boğaz Köprüsü için ayırdığı kredi fonunun Tornado satışına aktarılmasını dahi savunacak kadar ısrarcı.

Neye niyet neye kısmet... Konya'daki
Anadolu Kartalı eğitimine katılan Alman Tornado'ları
(Fotograf: HvKK)
Bu hengâme devam eder ve Türkiye yavaş yavaş Tornado'dan soğurken bir başka hamle de 1985 Aralık'ında Almanya'dan geliyor. Turgut Özal'ın Münih ziyaretinde, Bavyera Eyaleti Başbakanı Franz Joseph Strauss aracılığı ile Almanlar, Tornado inisiyatifini İngilizler'den almayı başarıyorlar.

Federal Almanya, o dönem iki ülke arasında devam eden Leopard 2 tankı ortak üretim projesi görüşmeleri sırasında yeni bir teklif sunarak, Konya 3'ncü Ana Jet Üssü'nün Alman Hava Kuvvetleri'nin eğitim uçuşları ve atış tatbikatları için tahsis edilmesi karşılığında 40 adet Tornado'nun transferini masaya koyuyor.

Ancak Konya Üssü'ne karşılık "40 Tornado + altyapı yatırımı" teklifi Türkiye tarafından reddediliyor. Türkiye zaman içerisinde Konya 3'ncü Ana Jet Üssü'nü son derece modern bir eğitim ve tatbikat merkezine dönüştürdü ve Alman Hava Kuvvetleri dahil çok sayıda dost ve müttefik hava kuvvetleri ile birlikte tatbikatlar icra etti. Eğer o gün 40 Tornado için Konya Üssü'nü vermiş olsaydık belki bugün Anadolu Kartalı olmayacaktı ya da en iyi ihtimalle böyle bir cazibe merkezi haline gelemeyecekti.

Konya teklifinden sonra yılmayan Panavia, 04.02.1986'da en üst düzey yetkilileri ile Turgut Özal'ı ziyaret ediyor. Türkiye'den sadece Başbakan Özal ile Dışişleri Başdanışmanı Özdem Sanberk'in katıldığı gizli görüşmede Tornado için en son USD 1.4 milyarlık bir teklif sunuluyor. Özal, ödeme konusunda azami kolaylığın sağlanması hususunda ısrarını iletiyor, karşılığında Panavia Türkiye'nin sadece Amerikan uçaklarına bel bağlamaması gerektiğini ifade ediyor.

Haziran 1986'da, Tornado'ların finansmanı için bu sefer de "forfeiting" formülü gündeme geliyor. Ticari hayattaki senet kırdırmayı andıran bu sisteme göre Panavia şirketi uçakları uluslararası bir mali kuruluşa satmış görünecek, bu kuruluş da uçakları Türkiye'ye devredecek. Herhangi bir hükümet garantisine dayanmayan bu satışta, Türkiye borcunu ödemeyecek olursa, ödemeyi söz konusu uluslararası mali kuruluş gerçekleştirecek.

Bir pinpon maçına dönüşen bu pazarlıklar sırasında Hava Kuvvetleri yetkilileri İngiltere ve Almanya'ya giderek Tornado'yu yakından inceliyor, deneme uçuşlarına çıkıyorlar. Hatta bazı iddialara göre Hava Kuvvetleri Komutanı bile bizzat uçuyor bu uçakla.

Bu arada fırsatı kaçırmayan Fransa, Turgut Özal'ın Ekim 1986'daki Paris ziyaretinden kısa süre sonra Ankara'ya gelen Savunma Bakanı Andre Giraud aracılığı ile 40 adet Mirage 2000 teklifi sunuyor. Üstelik Fransa, rakiplerinin dezavantajlarını lehine çevirmesini iyi biliyor: Fransız İhracat Kredileri Garanti Dairesi COFACE, yedi yıllık süre ile gerekli kredinin yüzden 85'ini garanti edebileceğini, bu durumda satışın sadece yüzde 15'inin nakit olarak ödenmesi gerektiğini iletiyor. Üstüne üstlük bazı acil durumlarda garanti miktarı yüzde 90'a, ödeme süresi de 15 yıla çıkartılabiliyor. Bu, İngilizlerin sağlayamadığı, hatta belki de sağlamakta isteksiz davrandıkları bir kolaylık.

Fransa'nın Mirage 2000 hamlesi üzerine Panavia konsorsiyumu üyesi ülke şirketleri, kendi hükümetlerine daha yoğun baskı yapmaya başlıyorlar. Satış kaçıyor!

Bu baskılar sonuç buluyor ve 1986 sonlarına doğru Almanya'dan DM 2 milyarlık kredi haberi geliyor. Panavia'nın formülü, kredinin yüzde 42.5'unun Almanya, yüzde 42.5'unun İngiltere ve kalan yüzde 5'inin İtalya tarafından finanse edilmesi şeklinde. BAe de ECGD'ye başvurarak kredi garantisi talep ediyor. ECGD kredi garantisi vermek için Türkiye'ye, Tornado ile ilgilendiğine dair resmî bir yazı istediğini iletiyor. Türkiye ise buna, Tornado ile ilgilenmek için önce kredi paketini görmek gerektiği şeklinde cevap veriyor, yani reste karşılık rest çekiyor. Bunun üzerine ECGD, İngiltere'deki bankalarla, kredi finansmanı üzerine görüşmeye başlayarak ve Türkiye için bir formül oluşturmaya çalışıyor.

1986'yı da deviriyor Tornado satış görüşmeleri... 1987 Mayıs'ında yeni İngiliz Savunma Bakanı George Younger Ankara'ya geliyor. Tornado'lara ileveten haberleşme sistemleri, Warrior zırhlı muharebe araçları ve Rapier füzeleri ile ilgili görüşmelerde bulunuyor. Basına verdiği demeçte "Tornadı satışı konusunda bir şey söylemek için çok erken" diyerek, 3 senedir devam eden pazarlıkların akıbeti konusunda ipucunu da vermiş oluyor. Sonraki sene Şubat ayında Brüksel'deki NATO toplantısında biraraya gelen Tugut Özal ve Margaret Thatcher'ın gündem konularından biri yine Tornado ve konu yine kredi finansmanında kilitleniyor.

Velhasıl konu sıcaklığını kaybediyor. İngilizler 1985 yılında Al Yamamah programı ile Suudi Arabistan'a Tornado da dahil olmak üzere dev bir satış gerçekleştirerek rahatlıyor. Türkiye de tüm dikkatini, 1987 yılında hizmete girecek F-16'lara yönlendiriyor.

Sonuç

Eğer kredi finansmanı sorunu çözülüp 40 adet Tornado IDS Türk Hava Kuvvetleri envanterine katılabilmiş olsaydı, hiç kuşkusuz ki çok büyük bir kabiliyet ve caydırıcılık artışı sağlanmış olacaktı. EFA (daha sonradan Eurofighter) projesine katılım da çok büyük bir gelişme olabilirdi. Ancak Akıncı'daki TUSAŞ tesisleri F-16 projesi için kurulmuştu ve dönemin Türk havacılık sanayisinin EFA gibi bir projede yer alabilecek teknolojik donanım ve tecrübesi bulunmuyordu. Başka bir deyişle, EFA projesine ne derece bir katkımız olurdu ya da bu projeden kazanç sağlardık, tartışmaya açık. Yine de hava kuvvetlerinin Amerikan uçaklarına bağımlılığından kurtulması için önemli bir sıçrama tahtası olabilirdi Tornado'lar. Yalnız dönemin bürokratlarını takdir de etmek gerekir, her şeye rağmen kıran kırana pazarlık edilmiş. "Ne olursa olsun" mantığı güdülmemiş.





Kaynaklar:

Flight International dergisi arşivi
Milliyet gazetesi arşivi

8 yorum:

Adsız dedi ki...

Wow this is a great resource.. I’m enjoying it.. good article

Tolga dedi ki...

Sevgili Arda,

Güzel bir çalışma olmuş. Ellerine sağlık.

Konuyla ilgili olarak Zübeyir Batur'un "Bir Savaş Pilotunun Anıları" kitabının 107-109. sayfalarında anıları yer alıyor.

Kendisi F-16 Projesi'nde test pilotu olarak katılmış ve F-20, F-18, Tornada gibi uçaklarla uçmuş.

1985'te (F-16 Projesi kontrat aşamasına gelirken) İngiliz hükümetinin daveti üzerine Tornado ile test uçuşlarına katılıyor. Ancak uçacakları uçak rule sırasında çeşitli arızalarla karşılaşıyor. Bunlar giderildikten sonra havalanıyorlar. Uçuş sırasında Tornado'nun Arazi Takip Radarı'ndan etkilendiğini belirtiyor. Ancak uçağı kullanan Almanya ve İtalya ile temasa geçtiklerinde Tornado'ların çok sık arıza çıkardığını öğreniyorlar.

Bence işin bir başka ilginç yönü de İngiltere'nin bir kaç hafta önce açıkladığı kemer sıkma politikaları. Harrier'ler emekli oluyor ama Tornado'lar sanırım bir süre daha uçmaya devam edecekler.

Arda Mevlutoglu dedi ki...

Çok teşekkürler..

Milliyet'in arşivini araştırırken, birdenbirde Tornado'larla ilgili olumsuz haberlerin çıktığını gördüm. Özellikle yedek parça ve bakım konusundaki sıkıntılara değiniliyordu; Almanlar'ın bir uçağı havada tutmak için bir uçağı feda ettiğini yazıyorlardı. Muhtemelen Batur'dan da haber kaynağı olarak faydalanmışlardır.

Bu arşiv taramasının bana gösterdiği bir başka şey ise, o dönem gazeteciliğin daha farklı, daha nitelikli yapıldığı oldu. Haber metinlerinde doyurucu ayrıntılar yer alıyor ve meselenin arka planında yer alan ayrıntıları kolayca takip edebiliyorsunuz. Örneğin Nuri Çolakoğlu ve Nur Batur'un haberlerinden çok etkilendim. Ne yazık ki artık sadece ajansların geçtikleri haber metinleri copy-paste ediliyor.

Çolakoğlu'nun alım sürecindeki bir haberinde Tornado'nun arazi takip radarı ile ilgili teknink detaylar var mesela..

Öte yandan İngiltere'nin Harrier'ları yanılmıyorsam 15 Aralık'ta emekliye ayrılacak ve bu ülkede V/STOL uçak devri sona erecek. Zaten F-35B'den F-35C'ye yönelmişlerdi.

Tolga dedi ki...

Artık gazeteler, televizyonlar mali gerekçeleri öne sürerek yurtdışı temsilciliklerini kapatıyor. Gerekçe ise internet ve maliyetler: "Benim oradaki adamım yatağından kalkmadan ben yerel gazetelere ulaşabiliyorum. Çok farklı bir dilde yayın yapsa da Google Translate sayesinde çevirip özünü görebiliyorum" deniliyor.

Tabi az adamla çok iş yapılması da ayrı bir dert. Adam kalibresi haklı olarak düşüyor.

Nuri Çolakoğlu ve Nur Batur uzun yıllar yurtdışında görev yapmış, dış basını çok iyi takip eden iyi gazetecilerdir. O yıllarda iyi çalışıp haberlere imza atmışlar.

pureblue dedi ki...

Araştırmalarınızı aktardığınız için teşekkürler Arda. Tornado'lar için bu görüşmelerin yapıldığını ilk defa okuyorum, çok ilginç. Alınmış olsalardı, belki de şimdi, F-35 yerine Typhoon projesinde olurduk..

Özge Kılınç dedi ki...

Bugün 77 yasindaki eski Ingiliz Savunma Bakani (6 Ocak 1983 – 9 Ocak 1986) Baron Micahel Ray Dibdin Hezeltine ve Ikinci Dünya Savasi sonrasi Ingiltere’ye belkide en cok damgasini vuran Ingiliz Basbakani (1979 - 1990), „Demir Lady“ lakapli, Ingilizler acisindan "Falkland Fatihi"), bugün 85 yasindaki (ve agir hasta olan) Margaret Thatcher sentezli Türkce gazete kupür esligindeki bu Tornado & Türkiye yazisini begendim.

Gercekten de 25 yil kadar önce Tornado tipi taarruz ucaklari tedarik edilseydi, kuvvetle muhtemel ortalama 30-35 yaslarindaki emektar 54 adet F-4E Fantom ucaklari (ki su ana dek 4’ü düstü) neredeyse 1 milyar dolara (Popeye füzeleri dahil ama bu füzeler bizde sadece modernize Fantom’lar tarafindan kullanilabiliyor) modernize etmek zorunda kalmazdik ve bir taarruz ucagi olan F-35’e gecis döneminde ve sonrasinda cok isimize yarardi.

Adsız dedi ki...

Çok güzel bir yazı.

Ülkemin yakın geçmişine ışık tutuyor. O zamanlar 40 uçağı finanse edemez denilen Türkiye ile bugünkü Türkiye iyi analiz edilmeli.

12 haziranda da öyle gitmeli sandığa..

Adsız dedi ki...

Yazınızı zevkle okudum ve İngilizler iyi ki finanman desteği sağlayamamışlar diye sevindim. Tornado F-16'ya kıyasla oldukça sorunlu bir uçak. Aradan 20 yıl geçti senaryo yine aynı. İngiltere bu defa almayı taahhüt ettiği 48 Eurofighter uçağını S.Arabistan'a ittirmeyi başardı ve rahatladı. İlginç, tarih tekerrür ediyor.