Odaya girip, "ne bu hal yahu, kendini Fenerbahçe'ye benzetmişsin!" dediğimde, kalan son enerji kırıntısıyla gülmüştü. Yoğun bakımda, yorulmuş kalbi vücuduna yetmeye çalışırken. Şanssızlığı işte, o fanatik Fenerbahçeli, ben de (eskiden) fanatik Beşiktaşlıydım. Futbol hastası olduğum yıllarda çok atışırdık. Son zamanlarda da moral olsun diye sataşırdım çok sevdiği takımından dolayı.
Bir hafta on gün sonra da artık daha fazla gücü kalmadı; evinde, uykusunda son nefesini verdi.
Raporları, filmleri gösterdiğim profesörün, "bu hasta ne zaman öldü?" diye sormasının üstünden yaklaşık 18 yıl geçmişti. Annemin insanüstü gayretleriyle deyim yerindeyse Azrail'den çaldığı 18 yıl...
Babamı, yol göstericimi, dayanağımı öylece kaybettim. Yıkadım tertemiz, kabrine yerleştirdim, yolculuğuna uğurladım.
Kalemimi güçlü sanırdım, ama neyi nasıl yazacağımı bilmiyorum. Ölünün arkasından kötü konuşulmaz elbet ama bir süredir eş, dost, akraba, herkesten onun hakkında duyduğumuz iyi şeyler hep aynı başlıklar altında toplanıyor gibi; laf olsun diye söylenmediklerini düşündürüyor. Çok farklı insanların aklında hep o özelliklerle kendine yer etmiş. Bu nedenle kendimi büyük bir sorumluluk üstlenmiş gibi hissediyorum.
Sırtıma bir yük yükledi de gitti.
![]() |
| Selim Mevlütoğlu (1953 - 2026) |

5 yorum:
Başınız sağ olsun hocam. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.
Allah babanıza rahmet eylesin size de sabır versin.
Başınız sağolsun
Başınız sağ olsun. Mekanı cennet olsun.
Allahtan sabır dilemek çok kolaymış gibi gelse de bana zor geliyor.
Benzer hikaye hemen herkesin hayatında var. Ben tam 50 yıl önce karşılaştım. Yokluğunu hala hissediyorum. Ne yazık ki hayatın gerçeği kacınılmıyor.
Yorum Gönder