2 Aralık 2012 Pazar

Yüksek İrtifa, Uzun Menzil, Karışık Kafalar

Bir THAAD lançeri (Kaynak: MDA)
Suriye’de iç savaşa dönüşen kargaşa ve çatışma ortamının sınırdaş Türkiye’yi hem yerel hem bölgesel ölçekte etkilemesi kaçınılmazdı. Önemli ölçüde örselenmiş de olsa Suriye Silahlı Kuvvetleri, silahlı isyancılarla mücadele kapasitesini bugüne kadar korumayı başardı. Büyük kısmı şehir ortamında cereyan eden çatışmalarda mekanize birliklerini ve hava unsurlarını, yüksek verimlilikte olmasa ve büyük kayıplar verse de, kullanabiliyor.

Suriye’deki isyanı, Tunus, Mısır ya da Libya’dakilerden ayıran çok sayıda siyasi, askeri ve kültürel etken var. Ancak bu etkenlerden bir tanesi son günlerde Türkiye gündeminde ilk sıraya yerleşti:

Suriye’nin Kitle İmha Silahları (KİS) kabiliyeti.


Suriye’nin karadan karaya füze kabiliyetinin temelini eski Sovyet teknolojisi ürünü SCUD ve FROG serisi füzeler ve bunlardan türetilen modeller oluşturuyor. Suriye ayrıca İran ile yakın askeri ve teknolojik işbirliği sonucunda, bu ülkenin geliştirdiği Fateh A110 serisi taktik balistik füzeleri de üretiyor. Suriye’nin roket ve füze kabiliyetinin en önemli destekçilerinden biri de, Kuzey Kore: SCUD-B, C ve D füzelerinin teknolojisini sattığı iddia ediliyor.

Suriye’nin envanterindeki başlıca karadan karaya roket ve füze sistemleri ile bunların teknik özellikleri şu şekilde:

- SS-1 SCUD-B: 300km menzil, 985kg harp başlığı
- SS-1 SCUD-C: 500 – 600km menzil, 500kg harp başlığı
- SS-1 SCUD-D: 600 – 700km menzil, ~400kg harp başlığı
- SS-21 “Scarab” (Toçka): 120km menzil, 480kg harp başlığı
- FROG-7: 70km menzil
- M-9: 600km menzil, 950kg harp başlığı [1]
- Fateh A110: 250km menzil, 500kg harp başlığı

İç savaş nedeniyle silahlı kuvvetlerin emir – komuta zincirinin akamete uğraması, önemli üs ve depoların silahlı isyancıların eline geçebilmesi ve isyancı grupların dış manipülasyona açık, heterojen ve yer yer aşırı dinci unsurlara yer veren bir yapıda olması, bu füze envanterini daha da büyük bir tehdit haline getiriyor.

Ve tüm bu risklerin üstünde, Suriye’nin, varlığını resmen kabul ve teyit ettiği kimyasal silahlarını bir dış müdahale olursa kullanma tehdidi de var. [2]

Bu duruma karşı, Türkiye’nin bir dizi tedbir alması kaçınılmazdı. Nitekim bu doğrultuda NATO nezdinde girişimler de başlatıldı ve NATO üyesi ülkelerde PATRIOT hava ve savunma sistemi talep edildi. [3] Ayrıca Hürriyet gazetesinin 1 Aralık tarihli haberine göre ABD’den THAAD (Tactical High Altitude Air Defence; Taktik Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemi) de talep edildi. [4]


PATRIOT Hakkında


PATRIOT, Soğuk Savaş döneminde gelişen Sovyet bombardıman uçağı ve seyir füzesi tehdidine karşı ABD’nin ve Avrupa’daki müttefik ülke birliklerinin ve stratejik öneme sahip tesis ve şehirlerin korunması amacı ile geliştirilmiş bir hava ve füze savunma sistemi. PAC-1 ve PAC-2 türevi füzeler uçak ve balistik füzelere karşı kullanılabilirken, en son geliştirilen PAC-3 türevinin esas hedefi yüksek hızlı düşman balistik füzeleri. PAC-3’ün ilginç bir başka özelliği ise, harp başlığı taşımaması; hedefini bizzat çarparak, yüksek hızının kazandırdığı kinetik enerji ile imha etmesi.

Her bir PATRIOT bataryası, hedef tespit / teşhis ve komuta kontrol amaçlı kullanılan farklı alt birimlerden oluşur.

AN/MSQ-104 Angajman Kontrol İstasyonu (Engagement Control Station, ECS): Atış bataryasının genel komuta merkezidir.

AN/MPQ-53 Aktif Sıralı Fazlı Radar Sistemi (Phased Array Radar PAR): Hedef tespit, teşhis ve elektronik karşı-karşı tedbir (Electronic Counter-Counter Measures, ECCM) sistemidir.

Lançer İstasyonu (Launching Station, LS): MIM-104 PATRIOT füzelerinin muhafazası ve ateşlenmesi için kullanılır. PAC-1 ve PAC-2 modellerinde bir lançerde 4, PAC-3 modelinde bir lançerde 16 füze taşınır.

Anten Direği Grubu (Antennae Mast Group, AMG): ECS’nin kullandığı muhabere ekipmanını ve UHF anten direklerini taşır.

PATRIOT, taktik bir sistemdir, savaşalanı ya da savaşalanına çok yakın kritik öneme sahip unsurların korunmasında kullanılır. PATRIOT sisteminin ana kullanım alanı (daha doğrusu kullanım alanlarından en önemlisi), düşman taktik balistik füzesini (SCUD gibi), terminal aşamada imha etmektir.

Burada bir es verip “terminal aşamanın” ne olduğunu izah etmekte fayda var. Zira bu, Türkiye’nin THAAD talebinin önemini anlamak için de anahtar olacak.

Mevcut teknolojik gelişmeler ışığında, balistik füzelere karşı kullanılacak bir hava savunma füzesinin menzili pek bir anlam ifade etmemektedir. Zira asıl mesele menzil değil, fırlatılan balistik füzeyi erken tespit etmek, bu bilgiyi gerekli birimlere gerçek zamanlı (gecikmesiz) olarak iletmek, bir yandan balistik füzeyi hatasız olarak takip etmek ve nihayetinde hava savunma füzesini uygun biçimde önleme yörüngesine oturtmaktır.

Bir balistik füzenin, fırlatmadan itibaren uçuşu, üç aşamadan oluşur:

1. Fırlatma (Boost)
2. Uçuş / ortayol (Midcourse)
3. Vurma (Terminal, endgame)

Fırlatma aşamasında füze, ilk hız ile birlikte uygun uçuş / seyir yörüngesine doğru yol alır. Yoğun egzoz gazı saçılımı nedeniyle ısıl (IR) izinin en yoğun olduğu aşamadır.

Ortayol aşamasında füze yakıtını harcayıncaya kadar uçuşuna devam eder. Balistik ve uzun menzilli hava savunma füzelerinin çoğu bu aşamada önceden programlanmış yörüngelerini korumak için INS atalet güdümü kullanırlar, önceden programlanmış bir yörünge hattında kalabilmek için basit hesaplamalar ışığında düzeltme manevraları yaparlar.

Vurma aşamasında ise füze, hedefi vurmak için gerekli son yörünge düzeltmelerini yapar. Radar güdümlü füzelerde radar alıcısı bu aşamada devreye girer.

Günümüz tekolojik imkanları ile, Mach 4 - 5 civarında, yani ses hızının 4 – 5 katı hızda seyreden bir balistik füzeyi ortayol (midcourse) aşamasında vurmak son derece zordur. Bu hem hedefi bulup takip edecek kadar güçlü radarı, hem de bu radarın ölçtüğü sinyali işleyip önleme algoritmalarını hesaplayabilecek komuta kontrol sistemini, hem de bu ufak cismi havada olağanüstü hızlarda vurabilecek füzeleri geliştirmeyi gerektirir.

Halihazırda bir balistik füzeyi imha etmenin tek mümkün (daha doğrusu optimum) yolu, o füzeyi uçuşunun terminal (vurma) aşamasında önlemektir. Radar, hedef tespit / teşhis / takip sistemleri ile bilgisayar hesaplama kapasiteleri buna izin vermektedir çünkü. MEADS ve THAAD projeleri ile bu yetenek yavaş yavaş midcourse aşamasına taşınmaktadır.

Hava savunması iç içe geçmiş katmanlardan oluşan bir bütündür. Bu katmanın elemanları: çekili ve kundağı motorlu uçaksavar topları, piyade tarafından taşınan (MANPADS) ve araca monteli (PMADS) kısa menzil+alçak irtifa hava savunma füzeleri, orta menzil+orta irtifa hava savunma füzeleri, yüksek irtifa+uzun menzil hava savunma füzeleri, av-önleme uçakları ve bunların kullandığı kısa-orta menzil IR/yarı aktif radar/aktif radar güdümlü hava-hava füzeleri, yer konuşlu erken uyarı radarları, havadan erken ihbar ve komuta kontrol (HEİK) uçakları, insansız hava araçları (İHA) gibi sistemlerdir. Bir füze sisteminin tek başına menzilinin uzun ya da kısa olması hiç bir anlam ifade etmez.

Dolayısıyla PATRIOT olsun, başka bir sistem olsun, hiçbir uçaksavar füze sistemi tek başına tam ve etkili bir çözüm sağlamaz.


THAAD Hakkında

PATRIOT'un tek başına bir “ilaç” olmaması ve balistik füzelerin artan tehdidi karşısında ABD, 1990’ların ortalarına doğru, özellikle uzun menzilli balistik füzeleri yüksek irtifada, uçuşlarının midcourse aşamasında vurabilecek bir sistem geliştirmeye başladı. Lockheed Martin tarafından geliştirilen sistemin hedefi, 1,000km civarı menzile sahip balistik füzeleri, atmosferin dışında vurabilmek olarak belirlendi. Düşman füzesini atmosferin dışında vurma kabiliyeti, tahrip edilecek nükleer ya da kimyasal başlıkların dost topraklara düşüp zarar vermesinin önüne geçebilmek için önemli. THAAD sisteminde kullanılan füze 200km’den fazla bir menzilde ve 150km’ye kadar irtifalarda vuruş gerçekleştirebiliyor.

Başka bir deyişle PATRIOT balistik füzelere karşı son hat savunmasını gerçekleştirirken, THAAD bu savunma kalkanını daha uzun menzil ve daha yüksek irtifaya taşıyan ikinci kademe görevi üstlenecek.

THAAD önleme senaryosunun temsili resmi
THAAD sistemi ABD’de hizmete girdi. Ayrıca Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri de, milyarlarca dolarlık siparişlerle bu sistemden almaya hazırlanıyorlar. [5]

THAAD sisteminin belkemiğini, X bandında çalışan ve belli bir açıya sabit bakan AN/TPY-2 radarı teşkil ediyor. Bu radarı kamuoyumuz yakından tanıyor, zira bir tanesi Malatya Kürecik’teki ABD üssüne yerleştirilmiş durumda.

AN/TPY-2 radarı, THAAD füzesine önleme görevi için hedef tespit, teşhis ve takip verisi sağlayabildiği gibi, erken uyarı ve hedef tespiti için ABD Füze Savunma Ajansı’na (Missile Defense Agency; MDA) bilgi de sağlayabiliyor. Kürecik’teki AN/TPY-2 radarı, şimdilik, ikinci tip görevde kullanılmakta. [6]

Ve tabi, tüm bunların üstüne, Türkiye’nin halen devam eden uzun menzil hava ve füze savunma sistemi tedarik projesi (Long Range Air and Missile Defence System; LORAMIDS) var.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin saldırı ve nakliye helikopterleri ile birlikte belki de en kronikleşmiş ihtiyaç kalemlerinden biri, uzun menzil yüksek irtifa hava savunma sistemi. Tedarik projesi de aynı nakliye helikopteri gibi yılan hikayesine dönüşmüş projede en son gelinen noktada adaylar Amerikan PATRIOT, Avrupalı (Fransız Thales ve İtalyan MBDA ortak girişimi) EUROSAM üretimi SAMP-T, Rus S-300 ve Çinli HQ-9. Uzun süredir ötelenen seçim kararının Aralık ayındaki Savunma Sanayii İcra Komitesi (SSİK) toplantısında alınması muhtemel. Ancak hangi sistem seçilirse seçilsin, tedarik edilip hizmete alınmasına kadar ciddi bir süre geçecektir. Ne var ki gündemde, Suriye ve İran krizlerinden dolayı oluşan ciddi bir hava ve füze tehdidi bulunuyor.


Değerlendirmeler

1. Türkiye’nin PATRIOT talebinden sonra THAAD talebinde bulunması, eğer bu yönde çıkan haber doğru ise, önlemin sadece Suriye değil, İran’a karşı da alınıyor olduğunu gösterir. Zira Suriye'nin elinde THAAD'ın hedef yelpazesine giren nitelikte herhangi bir  balistik füze sistemi yoktur. THAAD, düşman topraklarının derinliklerinden, çok uzun menzillerden atılan ve uçuşu sırasında atmosfer dışına çıkan balistik füzeleri, atmosfer dışında önlemek için geliştirilmiş bir sistemdir. Bu tür füzeler Suriye değil, İran envanterinde bulunmaktadır. Dolayısıyla ABD'den THAAD talebinin İran tehdidine karşı iletilmiş olması kuvvetle muhtemeldir (Bu durum da, İran'a yönelik bir harekât riskinin artmış olduğunu düşündürmektedir).

2. THAAD sistemi, uzun menzilli balistik füzeleri atmosfer dışında imha etme kabiliyetine sahip bir sistemdir. Suriye’nin elinde bu şekilde füzeler bulunmamaktadır.

3. Türkiye’nin uzun menzil – yüksek irtifa hava savunma kabiliyetinde ciddi zaafiyet söz konusudur. Teknolojik ve ekonomik ömrünü uzun yıllar önce doldurmuş olan Nike Hercules füzeleri artık herhangi bir anlam taşımamaktadır. Hava savunma ağının orta ve alçak irtifa katmanlarında da ciddi kabiliyet açığı bulunmaktadır.

4. Türkiye’nin alçak ve orta irtifa hava savunma sistemlerine yönelik, ASELSAN ve ROKETSAN öncülüğünde ulusal sanayi tarafından geliştirilmekte olan ciddi ve gelecek vaadeden projeleri bulunmaktadır. Ancak bu sistemlerin prototiplerinin üretilip, testlerin akabinde anlamlı sayılarda hizmete girmeleri ve Türk hava savunma ağının parçaları haline gelmeleri için ciddi sürelere ihtiyaçları vardır. Halbuki Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya ve tehdit ortamı bu süreyi sağlayacak gibi görünmemektedir.

5. Söz konusu bu kabiliyet zaafiyeti, ciddi politik yan etkileri doğurma riski taşımaktadır. Füze savunma kabiliyeti için NATO’dan talepte bulunulmakta, üye ülkelerden yardım istenmektedir.

6. Hava savunması, iç içe geçmiş katmanlar halinde kurulması gereken bir “sistemler sistemi”dir. Bu ağ içindeki her bir sistemin birbiri ve sinir düğümleri ile kesintisiz komuta kontrol ve iletişim ağının kurulması gerekir. Dolayısıyla tedarik edilecek ve/veya geliştirilecek her bir sistemin, bu ağa kolayca eklemlenebilecek yapıda olması şarttır.

7. NATO yardımı ile gelecek olan PATRIOT sistemleri eğer, hibe veya başka bir formülle envantere katılacak olursa bu, acil ihtiyacı geçici olarak çözebilecektir. Ancak bu durumda da yerli projelerin (özellikle LORAMIDS) olumsuz etkilenmemesi için çaba ve irade harcanması gerekebilecektir.

8. En azından komuta kontrol ve hedef tespit / teşhis sistemlerinde kesinlikle milli çözümlere yönelinmesi şarttır.



Notlar


[1]: Suriye’nin 1980’li ve 1990’lı yıllarda Çin’den M-9 balistik füzelerini tedarik etmek için girişimlerde bulunduğu ve ABD’nin engellemeleri ile karşılaştığı biliniyor. Bu engellemelere rağmen bir miktar füzenin Suriye’ye ulaştığı tahmin ediliyor.
[2]: Bu tehdit, Suriye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Cihad Makdisi tarafından Temmuz ayında ifade edildi: http://www.ntvmsnbc.com/id/25368481
[3]: http://www.ntvmsnbc.com/id/25402698
[4]: http://www.hurriyet.com.tr/planet/22051627.asp
[5]: http://en.wikipedia.org/wiki/Terminal_High_Altitude_Area_Defense
[6]: AN/TPY-2 ile ilgili ayrıntılı bilgi için: www.mda.mil/global/documents/pdf/an_tpy2.pdf

7 yorum:

ALPARSLAN SUBUTAY dedi ki...

svst

mükemmel bir yazı olmuş. teşekkürler

F-16 dedi ki...

Patriot'un harp başlığı içermediğinden emin misiniz ?

Arda Mevlutoglu dedi ki...

Merhaba,

PATRIOT füzesinin PAC-3 türevi, vuruş anında hedefin imhasını garantilemek için tungsten bilyelerle takvilendirilmiş çok cüzi bir miktarda patlayıcı haricinde harp başlığı taşımamaktadır.

Serdar Güleç dedi ki...

Mükemmel bir analiz olmuş..Hava savunmadaki zaafiyet, Türkiye`nin Achilles toğu, orası kesin..Umarım en kısa sürede çözüm bulunabilir

Ender dedi ki...

Guzel bir analiz..


Mustafa İnci dedi ki...

Kaybedilmiş yıllar, geç başlamış projeler, umarım hayal kırıklığına uğramadan devam eden projeler en kısa zamanda bitirilir ve milli bir sisteme kavuşuruz.
Elinize, düşüncenize sağlık.

Hancer dedi ki...

http://www.haberturk.com/yazarlar/soli-ozel/801730-ikinci-bho-donemi-2