21 Ekim 2015 Çarşamba

TOBB Savunma Sanayii Meclisi Toplantısı

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Savunma Sanayii Meclis Toplantısı dün (20 Ekim) TOBB İkiz Kuleler yerleşkesinde gerçekleştirildi.

Savunma Sanayii Müsteşarı Prof. Dr. İsmail Demir'in de katıldığı toplantının gündemi, ihracat odaklıydı. Müsteşara ilaveten SSM'den Müsteşar Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Celal Sami Tüfekçi ve Uluslararası İşbirliği Daire Başkanı Asuman Vangölü de toplantıya katıldı.

Toplantıda sunum ve tartışmaların merkezinde ihracat olduğu için tüm konuşmaların bir şekilde 2023 yılı için belirlemiş olan USD25 milyarlık ihracat hedefine bağlanması kaçınılmazdı. Sanıyorum bu nedenle de toplantı, herhangi bir somut sonuç ya da fayda yaratamadı. Zira söz konusu hedefin komedi derecesine varacak şekilde gerçeklerden kopuk oluşu, sektörü ve sektörün geleceği ile ilgili yapılan tartışmaları kaçınılmaz biçimde kısır döngüye sokuyor. Ayrıntılarına aşağıda değineceğim.

Toplantıda aldığım notlar ve gözlemlerim şu şekilde:

Toplantının açılış konuşmasını, Meclis Başkanı Yılmaz Küçükseyhan yaptı. Küçükseyhan, Savunma ve Havacılık Sanayii İmalatçılar Derneği (SASAD) tarafından bir süre önce açıklanan 2014 Yılı Sektör Performans Raporu'ndan bazı veri ve istatistikleri paylaştı. Bunlardan öne çıkanlar şöyle:


Temel Göstergeler (milyon USD)
Gösterge
2013
2014
Ciro
5,076
5,101
İhracat1,3911,650
Alınan Siparişler
8,000
11,000
İthalat
1,327
1,351
ArGe
926
887
Yurtdışı Satış Gelirleri
1,569
1,855

Savunma Sanayii İhracatı
(milyon USD)
2010853
20111,090
20121,262
20131,391
20141,650

2014 yılı itibariyle savunma sanayii sektöründe çalışan kişi başı ciro, USD163,273 olarak gerçekleşmiş. Küçükseyhan bu rakamın Avrupa ve ABD'de en az 3 - 4 katı olduğunu ekledi.

2014 yılı içinde yapılan USD1.65 milyarlık ihracata ilaveten, yaklaşık USD250 milyonluk da döviz kazandırıcı hizmet gerçekleştirildiği, dolayısıyla SASAD verilerine göre 2014 yılı sektör toplam ihracatının USD1.855 milyar olduğu bilgisi sunuldu.

2013'e kıyasla bölgelere göre ihracat tablosu ise şöyle:

Bölgelere Göre İhracat Performansı
(milyon USD)
Bölge20132014Değişim
Amerika680581- %15
Avrupa336418+ %24
Asya ve Afrika554856+ %55

Küçükseyhan, 2023 itibariyle Asya ve Afrika havacılık ve savunma pazarının toplam USD3 trilyonluk bir hacme ulaşmasının beklendiğini, bu kapsamda söz konusu pazarlardaki Türk varlığının artış eğiliminde olmasının sevindirici olduğunu söyledi. Öte yandan ABD pazarındaki dikkat çekici düşüşün, özellikle offset kaynaklı iç hacminin daralmasından kaynaklandığını belirtti.

2023 hedefleri ile ilgili bilgi veren Küçükseyhan, USD25 milyarlık toplam ihracat hedefinin dökümünü şu şekilde sundu:

Savunma: USD5 milyar
Sivil havacılık: USD10 milyar
Güvenlik: USD5 milyar
Sivil havacılık MRO (bakım, onarım ve yenileme): USD5 milyar

Bu hedeflerin gerçekleştirilebilirliği ile ilgili bir çalışma yapılmış. Bu çalışma kapsamında baz olarak, 2010 - 2014 yılları arasında sağlanmış olan yıllık ortalama %15 ihracat artış oranı baz alınmış (2013 - 2014 arası için bu oran %18). Bu oran Vf = Vi x (1 + CAGR)^yıl formülüne uygulandığında, yıllık ortalama %15 büyüme oranı korunursa 2023 yılı için sektörün ihracatı USD5.804 milyar olarak çıkıyor.

Aynı formül tersten de uygulanmış. Yani USD25 milyar hedefi için sektörün önümüzdeki 2014 - 2023 arası dönemde ne kadar büyümesi gerektiği de hesaplanmış. Buna göre bu dönem için sağlanması gereken yıllık ortalama büyüme oranı %35 olarak tespit edilmiş.

Yani özet olarak:

i. Eğer Türk savunma sanayii son 5 yıllık dönemdeki büyüme performansını korursa, 2023 yılında yaklaşık USD5.8 milyar ihracat gerçekleştirecek.

ii. 2023 - USD25 milyar ihracat hedefini gerçekleştirebilmesi için önümüzdeki 9 yılda yıllık ortalama %35 oranında büyüme sağlaması gerekecek.

Küçükseyhan'ın ardından TOBB Başkanlık Özel Müşaviri Hakan Kızıltoprak, Avrupa Nükleer Araştırma Enstitüsü CERN ile yapılan işbirliği ve Türk sanayii için muhtemel fırsatlara dair bir sunum yaptı. TOBB bünyesinde kurulan CERN İrtibat Ofisi üzerinden ortak araştırma faaliyetleri ya da sanayi katılımı, tedarikçi olma süreçleri gibi konularda destek sağlanıyor.

Merkezde tek bir Türk vatandaşı bilim insanının dahi çalışmıyor olması ise üzücü.

Meclis Başkan Yardımcısı Haluk Bulucu, her zamanki sıradışı üslubu ile güzel bir çokluortam sunumu gerçekleştirdi. Türkiye'nin maruz kaldığı güvenlik tehditleri, jeopolitik ortam ve sanayinin kapasitesi odaklarında kurguladığı sunumun ana fikri, Türk savunma sanayiinin yeni bir devrime ihtiyacı olduğu idi. Savunmaya milli gelirinin %1.7'sini ayıran Türkiye'nin, bu tehditlerle mücadele edebilmek ve savunma sanayiinin gelişiminin sürdürülebilirliğini sağlamak için daha fazla kaynak ayrılması gerektiğini vurguladı.

Bulucu, kısa süre önce TASAM (Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi) tarafından kamuoyuna açıklanan "Türk Savunma Sanayiinin Geleceği" başlıklı raporda yapılan bir tespite de dikkat çekti. Bulucu'nun paylaştığı tespit aynen şu şekilde:
Türk savunma sanayii gelebileceği doruk noktasına ulaşmıştır. Türk savunma sanayiinin ana müşterisi TSK’nin orta ve uzun erimli ihtiyaçlarının büyük ölçüde karşılanmış veya proje takvimine bağlanmış olması, mevcut kapasitenin doygunluk haline ulaşmasında bir diğer önemli nedenini oluşturmaktadır. Bu daralmanın, ileri teknoloji ihtiyaçların belirlenmesi suretiyle aşılması mümkün gibi görülebilirse de sadece millî ihtiyaçların karşılanmasına endekslenen böyle bir sistemin uzun dönemde sürdürülebilirliğini sağlamak mümkün görülmemektedir. Bu tür dışa kapalı ekonomik işleyişlerin yıkıcı etkilerinin ilgili sektörle sınırlı kalmadığına ülke ekonomisini de aşılamaz bir sarmala sürüklediği tarihi ve güncel örneklerle sabittir.
Bulucu'nun vurguladığı ve pek çok sektör paydaşının da katıldığı husus, yukarıdaki ifadede yer alan "doygunluğa ulaşılmış olma" tespitinin yanlışlığı idi. Bu ifade, dolaylı olarak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tüm ihtiyaçlarının yerli savunma sanayii tarafından artık karşılanmış olduğu, artık ihracata yönelinmesi gerektiğini belirtiyor. Her ne kadar ihracat faaliyetlerinin sürdürülebilirlik ve büyüme açısından önemi tartışılmaz olsa da, argümanın dayanak noktası sakattır. Zira, özellikle iç ve dış tehdit ortamının baş döndürücü bir hızla değiştiği bir ortamda TSK'nın tüm ihtiyaçlarının karşılanması noktasında sektörün doygunluğa ulaşmış olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Bilakis, modernizasyon, yenileme ve yeni sistemlerin geliştirilmesi gibi kalemlerde artan ürün ve proje ihtiyacı mevcuttur. Bu bakımdan raporun, her ne kadar insan kaynakları ve sektörün entelektüel kapasitesi bakımlarından önemli ve yerinde tespitleri olsa da, aksak yönleri bulunduğu görülüyor.

Haluk Bulucu'nun sunumundaki dikkatimi çeken bir diğer vurgu, alt sistem ve yan sanayi konularındaki zafiyete dikkat çekilmesi oldu. Bir diğer vurgu da, "...mış gibi yapıp kendi söylediğine inanmak" tespiti idi. Bu genetik hastalığımız, özellikle sektörde son zamanlarda çok belirgin bir şekilde görülmekte.

Ekonomi Bakanlığı'ndan Ali Rıza Oktay, savunma sanayiine sağlanan teşviklerle ilgili bilgi verdiği sunumunun başında, 2023 genel ekonomik hedeflerine ilişkin bilgiler verdi. Buna göre 2023 yılında,

USD500 milyar mal ihracatı
USD625 milyar mal ithalatı
USD150 milyar hizmet ihracatı

olmak üzere USD1.1 trilyonluk dış ticaret hacmi ile dünya ihracatında %1.5 paya sahip olunması hedefleniyor.

Oktay, Ekonomi Bakanlığı verilerine göre Türk savunma sektörü, 2014 yılında toplam USD1.827 milyar ihracat ile ile dünyada 25'nci sırada yer alıyor.

Toplantının sonunda konuşan Savunma Sanayii Müsteşarı İsmail Demir, USD25 milyar ihracat hedefinin "çok uçuk göründüğünü" ifade etti. Ancak Demir aynı zamanda, ürün üreten konumdan, ürüne akıl katan, katma değer üreten bir konuma geçiş yapılmakta olduğunu, bu geçiş döneminde elde edilen performans verilerine bakarak geleceğe dair umutsuzluğa kapılınmaması gerektiğini de vurguladı. Demir'e göre, katma değer içeren sistem çözümlerinin ortaya çıkması ile birlikte ihracatta çok hızlı bir sıçrama kaydetmek mümkün.

Müsteşar, firmaların kuruma sık sık "bize müşteri bulun, bize iş bulun" talepleri ile geldiğini, ancak bunun sağlanması için şirketlerin ve sektörlerin önceliklerinin, hedef ve kabiliyetlerinin SSM tarafından biliniyor olması gerektiğini söyledi. Özeleştiri babında ise SSM ile TSK'nın da birbirleri ile çok iyi iletişimde olmaları gerektiğini de hatırlattı.

Müsteşar, sektör olarak alınması gereken tedbirlerin ve önlemlerin alınmasında çok yavaş kalındığını vurguladı. Sektör içi sıkışmışlığa dikkat çekerek, diğer sektörlerle işbirliğinin geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.


Gözlem ve Değerlendirmeler

Toplantı gündeminden hareketle değerlendirmelerimi dört ana başlıkta toparladım. Ancak öncesinde ifade etmek zorunda olduğum bir rahatsızlığım var:

IDEF fuarları hariç 10 seneden fazla bir süredir savunma ve havacılık sektörüne yönelik konferans, seminer, sempozyum ve benzeri etkinlikleri vaktim ve iş yüküm elverdiğince takip etmeye çalışıyorum. Özellikle Ankara'daki neredeyse hiç bir etkinliği kaçırmadığımı, bizzat katılamasam bile konuşulanları ve gündemi yakından takip ettiğimi söyleyebilirim. Ve artık katılacağım etkinliklerde seçim kıstaslarım değişiyor. 5 yıldızlı otellerde ya da uluslararası katılımlı etkinliklere özellikle katılmaya özen gösteriyorum. Zira bu tür etkinliklerde sunulan yiyecek ve içecek ikramları çok daha kaliteli, bol çeşitli oluyor. Konferanslarda yaygın olarak tercih edilen ODTÜ Kongre ve Kültür Merkezi'nde, etkinliklerin ilk yarılarından sonra nadiren bulunuyorum, çünkü KKM'de Nescafe 3'ü 1 arada poşet kahve veriliyor ve tadı çok yapay.

Çünkü bu etkinlikler başka bir işe yaramıyor. Zaten çok büyük olmayan sektördeki aynı yüzler, konuşulan aynı konular, hep bir "koşturmaca", "yoğunluk" içinde olmalar, herkesin devamlı bir şeyleri yetiştiriyor görüntüsünde olması, "nasılsınız" sorularına hep bir meşguliyet vurgusuyla yanıt verilmeleri, SSM ya da TSK'dan üst düzey bir yönetici bir mekana girdiğinde simültane şekilde önlerin iliklenmesi, başların eğilmesi ve hatta topuk selamlarının çakılması, peşlerinden koşturmalar, kürsüde ya da ikili görüşmelerde hep aynı şeylerin söylenmesi, hep aynı gereklilik kipi dolu yüklemler ama sıfır aksiyonlar...

Çok sıkıldım.

Sektörün hal ve gidişi ortadayken, ihtiyaç makamından tedarik makamına herhangi bir sağlıklı iletişim yokken, sektörün vizyon ve kapasitesi büyük ölçüde "efendim ihtiyaç belirtilirse yapmaya hazırız" ile sınırlıyken, ihtiyaç makamının vizyonu ise ortadayken, bu tür etkinliklerden dişe dokunur bir eylem kararı, sonuç ya da gelişme beklemek hayalperestlik ve hatta katılım dahi vakit israfına dönüşüyor.

USMOS ve SAVTEK gibi akademik konferansları hiç saymıyorum bile: Sunulan makalelerin büyük kısmının doğru dürüst bilimsel bir fayda ya da içeriği olmaması bir yana, son zamanlarda peydah olunan bir huy: Yazarların makale sunumlarına hiç bir gerekçe ya da önceden duyuru olmaksızın katılmamaları ve dinleyicilerin salonda onları beklemek zorunda bırakılmaları..

Sektörün ve hatta genel ölçekte ulusal savunma ve güvenlik mekanizmasının, potansiyel enerjiyi kinetik enerjiye dönüştürme kabiliyetinde, ulusal güvenlik riski teşkil edecek boyutlarda bir zafiyeti söz konusu.

Neyse, geçelim. Toplantı sırasında not aldığım tespitlerim şunlar:

1. İnsan kaynakları: 2014 rakamlarına göre Türk savunma sanayii sektöründe yaklaşık 32,000 kişi çalışmaktaydı. USD1,855 milyar ihracat verisi üzerinden hareket edersek, kişi başı ihracat yaklaşık USD58,000 demektir. Eğer sektör bu performansını koruyarak 2023 yılında USD25 milyar ihracat yapacaksa, dokuz yılda toplam çalışan sayısının 430 bine ulaşması gerekiyor. Ama eğer ABD ve Avrupa'da elde edilen 300 bin - 400 bin dolaylarındaki kişi başı ciro performansı tutturulursa, bu sefer toplam çalışan sayısı 60 - 80 bin civarı bir rakama ulaşmalı.

Yani sektör, insan kaynakları açısından dokuz yıl içinde en az iki katı büyüme kaydetmek zorunda. Bu büyümeyi sağlayacak yeni personelin ne kadarı yeni mezun, ne kadarı tecrübeli proje yöneticisi, iş geliştirme, satış ve pazarlama uzmanı, ne kadarı idari uzman olacak, orası ayrı konu. Türkiye'deki eğitim sistemi, özellikle ara eleman yetiştirmedeki zafiyet de göz önüne alınırsa, ortada pek iç açıcı bir tablo görünmüyor.

Bu büyüme oranını daha düşük tutup verimlilik alanında radikal önlemlerin alınması, verimliliğin artırılması ile kişi başı ciroyu yükseltmek de bir seçenek. Ancak burada ne kadar belirgin bir fark yaratılabilir, bu fark bu kadar sürede sağlanıp korunabilir mi, o da soru işareti. Protoipi geliştirecek insan kaynağı ile seri üretim ve bakım - onarım - idame süreçlerini yönetecek insan kaynağının nitelikleri aynı değildir.

2. Offset: Offset kaynaklı satışların Türk savunma sanayiinin ihracatında uzun süredir %50 - 60 dolaylarında bir paya sahip olduğu biliniyor. Yani kabaca USD1.855 milyarlık dışsatımın USD1 milyarından fazla bir kısmı offsetten geliyor. Bu, şu demek: Eğer offset, Türk savunma sanayiinin ihracatında bu dolaylarda bir paya sahip olmaya devam ederse bu, 2023 yılındaki USD25 milyarlık ihracatın kabaca USD15 milyarının offset kaynaklı olacağı anlamına gelir. Halihazırda birkaç milyar tutarında offset yükümlülüğünün doldurulamamış olması bir yana, bu boyuttaki bir offset hacmi, en az USD20 milyar dolarlık savunma alımı anlamına gelecektir.

Dolayısıyla paradoksal bir biçimde Türk savunma sanayiinin ihracatının büyümesi için daha fazla ithalat yapılması gerekecektir (yani TSK ihtiyaçları için yurtdışından ne kadar fazla silah ve sistem alınırsa, o kadar çok ihracat fırsatı doğacaktır). Offset'te katma değere sahip sistem ve alt sistemlerden ziyade taşeron üretimin ön planda olduğu hatırlanacak olursa, eğer ihracatta offset bağımlılığından kısa süre içinde kurtulunmazsa Türk savunma sanayii, büyük ülke ve şirketlerin ara üretim / taşeron merkezi olarak konumlanmak zorunda kalacak demektir.

3. İhracatın maliyeti: Türk savunma sanayiinin halihazırdaki en önemli ihracat kalemleri karakol botları, tekerlekli ve paletli kara araçları, muhabere sistemleri ile parça ve bileşen üretimi. Ancak bu sistem ve platformların getirisi, söz gelimi uzay sistemleri, uçak motorları, yazılım ve C4ISR sistemleri gibi oransal olarak büyük değil. Dahası, örneğin bir insansız hava aracı ya da helikopter ihracatı yapıldığında, bu platformların motor, transmisyon, hedef tespit/teşhis sistemi, görev bilgisayarı gibi yükte hafif pahada ağır sistemlerinin ithalatı söz konusu olduğunda, sözleşme bedeli üzerinden büyük bir başarı sağlansa bile net getiri anlamında bir fayda sağlanamıyor.

Dolayısıyla sektörün ihracat başarısına ilişkin strateji belirlenirken, ihracatın maliyetinin de göz önüne alınması gerekiyor. Bugün Türkiye T129, Anka, Altay, MilGem gibi platformların ihracatına soyunurken, bu platformlarda kullanılan yabancı kaynaklı motor, transmisyon, algılayıcı ve benzeri alt sistemlerde ve/veya bunların bileşenlerinde yurtdışına bağımlı durumdadır. Bu durumun en çarpıcı örneği, Azerbaycan'a yapılmak üzereyken, Almanya'nın motor ve transmisyon iznini vermediği için mümkün olamayan Fırtına kundağı motorlu obüs satışında görülmüştü.

Politik ve ticari nedenlerle ihracat izni verilmeme riskleri bir yana, kritik alt sistem ve bileşenlerde yurtdışına bağımlılık, maliyet kaleminde de sektörün yumuşak karnıdır. Son kullanıcı yerli ya da yabancı olsun, imzalanan sözleşmenin bedelinin önemli bir miktarı, söz konusu sistemlerin tedariki için yurtdışına aktarılmak zorundadır.  Bu nedenle de sektörün net kâr ve net gelişme performansı sınırlı kalmaktadır. Yani başka bir ifadeyle USD25 milyar ihracat demek, bu miktarın önemli bir kısmının yurtdışına kanalize edilmesi demektir. Eğer dokuz sene içinde Türkiye motor, transmisyon, sensör, yazılım gibi kritik konularda yetkin, yüksek performanslı ve rekabet gücü yüksek ürünler ortaya koyabilirse, yurtdışına "hediye edilecek" payın miktarı düşürülebilir.

4. Kılıfına uydurmaya çalışmak: Toplantıda benim canımı en çok sıkan hususlardan biri, USD25 milyar hedefine ulaşmak için gerekli büyüme oranının hesaplandığı formülün izah edildiği kısım oldu. Yılmaz Küçükseyhan, SSM Müsteşarı İsmail Demir'in, bilimsel yaklaşımlarla somut hedeflerin konuşulması gerektiği yönündeki yorumundan hareketle böyle bir formül üzerinde çalışıldığını söyledi. Yani başka bir ifadeyle, "USD25 milyara ulaşmak için ne yapılmalı" sorusuna, matematiksel bir yanıt aranmış. Bu ise şu demek: Ortada bir hedef var ve bu hedefe ulaşmak için tersten hesap kitap yapılıyor, 25 milyar rakamı rasyonalize edilmeye çalışılıyor.

Halbuki tam tersi olmalıydı: Bilim ve teknoloji politikaları belirlenirken öncelikle uzun vadeli hedefler ve eldeki imkân ve kabiliyetler tespit edilir, daha sonra da bu araçlar üzerinden kısa ve orta vadeli eylem planları şekillendirilir. Yani eğer ortaya bir ihracat hedefi konacaksa, öncelikle sektörün içinde bulunduğu durum, kapasite ve yetenekleri, performansı ve kısa - orta - uzun vadeli öngörülerin sunulmuş, tartılmış ve tartışılmış olmaları gerekir.

Ancak biliyorum ki bu, böyle olmadı. Neredeyse parmağı yalayıp havaya tutarak rüzgarın yönünü tayin edercesine bir ciddiyetle "belirlendi" USD25 milyar. İddialı hedefler belirlemek genetik zafiyetlerimiz arasında, ancak dünyanın ve hayatın gerçeklerinden kopuk, absürdlük derecesine varan menziller, sadece kendimizi komik duruma düşürmemize neden olur (Daha da kötüsü, olayın iç yüzünü hesabı, kitabıyla ortaya koyanlar korkaklıkla, güvensizlikle, karamsarlıkla suçlanırlar).

Hedef belirlemek, başarının en önemli ön şartlarındandır. Hedef, ulaşılabilir ve gerçekçi ancak bir yandan da zorlayıcı ve meydan okuyucu olmalıdır. Aksi takdirde tembelliğe, körelmeye ya da yılgınlığa neden olur.

Saçmalık derecesine varan hedefler ise hedef değil, engeldir. Örneğin dün koca bir toplantı salonu dolusu üst düzey yönetici ve bürokrat, yarım iş günlerini, absürd bir "hedefi" enine boyuna tartışarak harcadılar.

7 yorum:

Adsız dedi ki...

Her zamanki gibi herkesin bildiği ama dile getirmediklerini söylediğiniz için kutlarım

Adsız dedi ki...

Topuk selamı mühim. Köseleden azami ses getirerek ve en sert baş selamı ile birlikte.
Oysa askerlik kısa dönem yazıcı. ;)

K.

Adsız dedi ki...

kardeş, böyle bi etkinlik varmış. müsait olur musun, yada ikramlar nefsini körlemeye yeter mi bilmem:) emme konunun ehemmiyeti hepimizce malum. http://www.setav.org/tr/stratejik-hava-savunma-sistemleri-ve-turkiyenin-yol-haritasi/etkinlikler/31233
uygur

Arda Mevlutoglu dedi ki...

Programa öğle yemeği dahil, o yüzden kesinlikle katılacağım :) Şaka bir yana evet, etkinliğin planlama aşamasında haberim vardı. Orada olup izlenimlerimi paylaşacağım.

Cemal KALINTAŞ dedi ki...

Arda Bey üzülsemmi sevinsemmi bilmiyorum duygular biraz karışık nedeni;
Düşünüyorum nerden nereye geldik ve neler yepıldı savunma sanayi adına diye hiç yapamadıgımız ve sizin tespit ettiğiniz genetik hastalıklardan bir ilave olan 'Biz Yapamayız' gibi sürekli bir aşşagılama hastalıgına rağmen yapılan (Saymaya gerek yok malumunuz olan şeyler)onca ürün ve sistemler. Yani matemetiksel olarak açıklayacak olursam 1 büyüktür 0'dan hiç yokdu şimdi olanlar.
Diğer taraftan üzülüyorum. Size, bilgi birikiminize ve yazılarınıza değer veriyor ve takip ediyorum. Durumun aslında o kadar da iyi olmadıgını bizim birazda durumun farkına varamadığımızı ve daha kötüüs sektörü yönetenlerin de bunun farkına varmadğını düşünüyorum ve bunun ğibi bi dünya düşünce kafamın bir köşesini sürek meşgul ediyo.
Ancak Arda Bey bunca düşencelerin içinden bir sonuç çıkarıyorum kendimce ki umarım sizde bu yönde benim gibi düşünüyorsunuzdur.
Herşeye ragmen üretmeye başlayan, arge yapan, geliştiren, somut sonuçlar elde eden, kendine olan güvenini geri kazanmiş bir savunma sanayimiz var ve çok önemseniyor. Özetle artık eleştirebilecegimiz, olmamiş tekrar yap diyebildiğimiz, neden ithal ediyoruz biz de yaparız diye hayıflandıgımız bir savunma sanayimiz VAR diyebiliyoruz. Tabi bunun yeterli olmayacagını da eklemek gerekiyor. Değerli yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyorum

Can EREL dedi ki...

Sevgili Arda;

Zaman ayırarak hazırladığın ve paylaştığın bu değerlendirme için teşekkürler...

Bazı noktalar için ilk karşılaşmamızda tartışma hakkımı saklı tutarak çoğu tespitine katılıyorum.

Bu vesile ile vurgu yaptığın bazı konularda, farklı nedenlere dayalı olsa da, aynı davranışı işaret ettiği için geçmişte yazdıklarımı da paylaşacağım linkleri ile...


"Ne Oluyor? (Olmadan Olmuş, Yapmadan Yapmış Göstermenin Dayanılmazlığı...)"
https://www.linkedin.com/pulse/20140706110838-37758129-ne-oluyor-olmadan-olmu%C5%9F-yapmadan-yapm%C4%B1%C5%9F-g%C3%B6stermenin-dayan%C4%B1lmazl%C4%B1%C4%9F%C4%B1


"Kuzguna Yavrusu Şahin Görünebilir de..."
https://www.linkedin.com/pulse/20140920163728-37758129-kuzguna-yavrusu-%C5%9Fahin-g%C3%B6r%C3%BCnebilir-de

Görüşmek üzere...
Can EREL
Can.Erel@canerel.com.tr
+90 533 506 2385

Adsız dedi ki...

Harika bir yorumlama olmuş, müsadenizle iki eklenti yapacağım:
1. Daha önceki yıllar da daha azı yapılırken, abartarak anlatmak ve halkı bu şekilde kandırmak önemli olmadığı için burada olmayanı anlatmak ve olanı saptırmak, kural gereği, emir gereği, gerekli oldu... örnek kendi uçağımızı yaptık ve TSK 100% bağımsız oldu... :) ---
2. Sektörde kişi başına üretim 80-100 K /USD (bir yılda) olduğunda bizde bunun yarısı bile değilken ve bunun içinde hammadde ve yarı mamül ün de yapı %60 iken ihracatımız bu miktarlara geldi demek - ne kadar doğru , onu zaten yazmışşınız ve elinize sağlık..

Sonuçta kısa ve öz düşüncemi yazayım: Seçim ve Başta olmak adına kısa dönemli plan la Türkiye yerinde sayıyor... bunu engellemek için:
1- KORE örneğinde olduğu gibi: önce ağır sanayi ve alt yapıya önem ver (bu sana seçim kazandırmasada) -- ham malzemeni ve motorunu üretmek için teşvikler ver
2. Basit de olsa %100 ilk otomobilini üret (batık üretim hattını satın alma) bu 2025 den önce mümkün değil olamaz, ama senin adım at ki izinde yürüsün bu millet
3. Kendi uçağımız için 25 yıl ver (erken yapabiliriz) ama 100% yerli olması için ve teknolojik ayaklanma için bu gerekli...

Yoksa petrol zengini Araplar -- 10 yıl önce isteseler 3 büyük Amerikan şirketini hemen satın alırlardı .. bu Saudi otomobil yapıyor olurmuydu?

Herkese hayırlı hafta sonları ve inşallah topluca ve birlikle gelecek günlere