25 Mart 2014 Salı

Bir İhalenin Hikayesi

25 Mart 2044 Cuma

Geçtiğimiz Cuma günü Milli Savunma Bakanlığı’nın (MSB) altyüklenicisi firma tarafından, İran’ın Hazar Denizi kıyısındaki Mahmudabad kenti yakınlarındaki hava savunma merkezine düzenlenen başarısız hava saldırısı, taktik harekât ihtiyaçlarında hizmet tedariği (outsourcing) uygulamaları ile ilgili tartışmaları yeniden gündeme getirdi.

Yüklenici firma olan Shangai Strategic Services (SSS), 2039 Eylül ayında imzalanan sözleşme uyarınca, Türk Hava Kuvvetleri’nin (HvKK) 5 yıl süre ile düşman hava savunma sistemlerinin bastırılması (SEAD; Suppression of Enemy Air Defence) ve imhası (DEAD; Destruction of Enemy Air Defence) görev ihtiyaçlarının tek tedarikçisi olarak belirlenmişti. Firmanın personel kaynağının önemli kısmını, Malakka Boğazı Çatışması’nda görev almış eski Çin hava ve deniz kuvvetleri personeli oluşturmakta; dolayısıyla insan kaynağının tecrübe ve yetkinlik açısından kayda değer bir zafiyetinin olmaması beklenir. Firmanın Türkiye hizmetlerine tahsis ettiği sistemler ise CH-12 insansız saldırı uçak sistemi ile J-22 çok rollü savaş uçaklarından oluşuyor. Her ne kadar hem SSS hem de HvKK kaynakları, bu sistemlerin HvKK’nin stratejik muhabere ve komuta kontrol ağı ile entegrasyonunda bir sorun olmadığını savunsa da, eldeki veriler, saldırının başarısızlığının ardındaki ana etken olarak eşgüdüm eksikliğine işaret etmekte. Ve ne yazık ki bu eşgüdüm sorunu, taktik harekat hizmet alım tedarik süreçlerine ilişkin yapısal bir sorundan kaynaklanıyor.

Söz konusu sorunu analiz etmek için öncelikle geçtiğimiz Çarşamba günü Mahmudabad’da neler yaşandı, kısaca inceleyelim:

Yaklaşık 2 yıldır düşük yoğunlukta devam etmiş olan İran – Azerbaycan sınır çatışmaları, geçtiğimiz ay Güney Azerbaycan’da düzenlenen bir dizi bombalı saldırılardan sonra şiddetini artırmış durumda. İran topçusunun sınır boyunca açtığı ateşlere karşılık Azeri saldırı helikopterleri İran mevzilerini bombaladı.

Ortak savunma doktrini uyarınca Türkiye’nin krize müdahil olması kaçınılmazdı. Olayın topyekûn bir savaşa dönüşmesi riskini göze alarak, Türk hükümeti “esnek mukabele” politikası uygulayacağını açıkladı. Bu politika uyarınca İran birliklerinin Azeri topraklarına veya Azeri unsurlarına açacağı her ateş ya da takınacağı saldırgan tavır, aynı ölçüde bir “taktik yanıt” ile karşılanacaktı. Bu politikanın ilk hamlesi olarak geçtiğimiz hafta, İran Kara Kuvvetleri’nin Kaleybar’daki insansız hava aracı (İHA) üssü Anadolu İleri Teknolojiler (AİT) şirketine ait F-35E uçakları ile vuruldu.

İran hücumbotlarının Hazar Denizi’ndeki “Gonca 2” petrol platformunu roketlerle tahrip etmesinin ardından ise, MSB, basına yansıdığı kadarıyla bir yüksek profilli bir DEAD görevi ihtiyacı tanımladı. Böyle bir karşılığın tanımlanmış olmasının, iki muhtemel nedeni bulunuyor: 1. Hazar Denizi’ndeki Azeri hava unsurlarını rahatlatmak, 2. Çatışmaların savaşa dönüşmesi halinde, İran’ın Hazar’daki en stratejik üslerinden birini safdışı bırakmış olmanın vereceği rahatlık.

MSB’nin bu görev için HvKK 151’nci Filo’sundan ziyade SSS’den hizmet alması, görevin risk derecesi ile açıklanabilir. SSS firmasının SEAD / DEAD tecrübesi, Tacikistan ile sınırlı; İran gibi modern Rus ve Fransız yapımı hava savunma sistemlerine sahip bir ülkeye karşı eşgüdümlü, verimli bir proje gerçekleştirmesi zaten şüpheli idi. Ancak proje sonunda görüldü ki, SSS, sistem ve personel performansı açısından oldukça iyi bir iş çıkardı. Sorun, SSS'nin HvKK ile entegrasyonundan kaynaklandı.


Radarsavar Taktik Hizmet Alım İhalesi


MSB'nin 2039 Ağustos ayında açtığı 39122-B1 kodlu Radarsavar Taktik Hizmet Alım İhalesi, kod numarasından da anlaşılacağı üzere B1 sınıfı bir program. Yani yabancı yüklenicilerin katılımına açık, klerans seviyesi ise en üst, yani 1'nci seviye. Bu nitelikte bir ihtiyacın karşılanması için yabancı yüklenicilere açık bir ihale açılmış olması başlı başına sorgulanmalıdır. Zira yabancı yüklenicilerin, milli taktik data link sistemine erişimi yasaktır. SEAD / DEAD gibi son derece hassas eşgüdüm, planlama ve zamanlama gerektiren bir görev tipi için bu, hayati bir konudur. SEAD / DEAD kabiliyetinin milli firmalara ihale edilmesi sağlanabilmeliydi.

MSB'nin bu seçimde, yabancı teknik tecrübe ve birikimden faydalanmak istemiş olması muhtemel. Ancak Çinli firmalar özellikle yer hedeflerine saldırı projelerinde Malakka'da geliştirilen taktik ve teknikleri uygulayıp, NATO ve CSTO standartlarını es geçmeleri ile tanınıyorlar. Başka bir deyişle, Çinli firmalar, çalışma usülleri gereği zaten tecrübe paylaşımına açık ya da uygun değiller. Birim proje maliyeti ve etkinlik ile istihbarat hizmetlerinde etkinlikleri çok yüksek. Ne var ki Mahmudabad projesinde de görüldüğü üzere, bu gibi avantajlar da bazen yeterli olamayabiliyor.

SSS J-22'lerinin HvKK stratejik veri ağına bağlanmamış olmaları, İran hava sahasına girmelerinden itibaren koordinasyon ve yönlendirme için kendi imkânlarına bağımlı kalmalarına neden oldu. SSS, hassas güdümlü bombardıman görevlerinde uzun menzilli seyir füzelerini tercih etmeyen, genelde lazer + Beidou güdümlü bombaları kullanan bir firma. Dolayısıyla Mahmudabad üssüne yaklaşana kadar İran hava savunma sistemlerine maruz kalma riski oldukça yüksekti. Nitekim 6 uçaklık paketin iki uçağı, proje sahasına 20km kala İran uçaksavar füzeleri tarafından vurularak düşürüldü.

Mahmudabad'daki alçak irtifa hava savunma sistemlerini imha etmekle görevlendirilen SSS CH-12'leri, öngörülenden daha iyi bir performans gösterdi. Ancak aynı başarıyı, üssün güneybatısındaki orta menzil sistemlere karşı gösteremediler. Nitekim J-22 kolunun kaderini de, pasif radarlarla desteklenen bu batarya çizdi.

Eğer ihale şartnamesine uzaktan elektronik karıştırma, uzun menzilli seyir füzesi kullanımı ve taktik veri bağı kalemleri eklenmiş olsaydı böyle bir durum oluşmayabilirdi. AİT şirketinin teklifi, opsiyonel olarak bu paketleri de içermekteydi. Ancak kararda maliyet etkeni belirleyici oldu.

SSS ile sözleşme son yılında. MSB'nin sözleşmeyi iptal edip etmeyeceği belirsizliğini koruyor. Şartname, her bir proje için başarı ve başarısızlık kıstaslarını ayrıntılı olarak tanımlamış durumda, ancak böyle bir projenin ciddi siyasi yan etkilerinin de olması muhtemel.

Sonuç olarak taktik hizmet alım süreçlerinin kapsamlı bir iyileştirmeye tabi tutulması şart görünüyor. Hazar havzasındaki güvenlik krizi, taktik projelerin önemini daha da artırmış durumda. Yaklaşan fırtınada daha sağlam durabilmek için, etkili bir özel sektör işbirliği hayati önem taşıyor.

14 yorum:

Ahmet Soyubelli dedi ki...

Ben algılayamıyorum sanırım yazıda 2039 yılından ve F35 B lerdenmi bahsediliyor yada irana düzenlenen bir operasyondanmı tam olarak ney anlatmak istediğinizi anlamadım Arda bey

Arda Mevlutoglu dedi ki...

Merhaba,

Yazıyı, Siyah Gri Beyaz sitesinde 2039 yılında okuyor olduğunuzu hayal edin lütfen.

Ahmet Soyubelli dedi ki...

Neredeyse günde 2 defa blogunuza giriyorum acaba yeni bir yazı yazdınızmı diye :) Başlıktan anlamalıydım sanırım Bir İhalenin Hikayesi :) Ama gerçekçi yazılarınıza alışmışım sanırım bunuda öyle sandım :) Ellerinize sağlık

cagribey dedi ki...

Sonuç kısmından çıkardığım, bugünlerde yaşadığımız sorunlar, genetiğimize kodlanıyor ki 2039'da bile yaşıyoruz aynı şeyleri. O değil de, Arda abi, bilim-kurgu alanında da yazmalısın bence :)

Warp Drive dedi ki...

Şu habere referans var bence, yanılıyor muyum dostum? http://kokpit.aero/f-16-lara-fuze-yaniltici-sistem

Adsız dedi ki...

eğer doğru anladıysam şu eksikliklerimizi eleştirmişsiniz:
-Sistem uyumsuzluğu
-Entegrasyon uyumsuzluğu
-Uzun menzilli havadan karaya mühimmat eksikliği
-Maliyet odaklı tedarik

Arda Mevlutoglu dedi ki...

Bu açıklamayı eklemekten ısrarla kaçındım - okuyucunun hayal gücünü ön plana çıkararak okumasını umarak- ama sanırım artık şart oldu.

Bu yazı, 30 yıl sonrasının dünyasında yazılması muhtemel bir Siyah Gri Beyaz makalesi. Ele aldığı konular ise:

1. Dünya ekonomilerinin hizmet odaklı hale gelmesi. Her ürün ve teknolojinin hizmet alım - satımı şeklinde piyasaya sürülmesi

2. Özel askeri şirketlerin (PMC) etkinliklerinin artması, askeri operasyonların bile hizmet tedariği ile alınabilir hale gelmesi

3. Küreselleşme (Çinli bir şirketin Türkiye'nin İran'da yapacağı operasyonu sözleşmeli taşeron olarak yapabilmesi)

4. Ağustos ayında ihalesi çıkan askeri hizmet alım sözleşmesinin Eylül ayında imzalanbilmesi. Tedarik süreçlerinin evrimi.

Geri kalan her şey, hikayenin kurgusu dahilinde birer çeşni idi. Tedarik mekanizmasının sorunları her zaman olacaktır - şekilleri ve nitelikleri farklı olsa bile. Bugün bir uçak alım ihalesindeki süreçlere ilişkin sorunlardan bahsediyoruz, 30 - 40 yıl sonra belki "komşu ülkenin bombardımanının ihalesi sürecinde yaşanan sorunları" konuşuyor olabiliriz?

Dikkat ederseniz, SSS ve AİT hayali şirketlerinin yürüttüğü askeri operasyonlardan "proje" olarak bahsediyorum.

dr.vedat dedi ki...

Arda bey, bugün 'gezgin' var diye biliyoruz.1500 km menzilli bir seyir füzesini bugün yapmış olduğumuzu düşünürsek o yıllara kadar neler yapabileceğimizi hayal gücünüze bırakıyorum.bence o kadar iyi savunulan bir merkezin önce hava savunma sistemlerini sonra da kendisini insansız olarak bugün bile ortadan kaldırabiliriz veya becermemize çok az kaldı.

Adsız dedi ki...

FD-2000 (HQ-9) olayı mı eleştiriliyor ?

okan bozlağan dedi ki...

Öncelikle tarihi günümüzden uzaklaştırarak bir konuyu bugünkü bağlamından koparıp daha objektif değerlendirilmesini sağlamış ve dikkat çekmek istemişsiniz…
1-İran’a Hazar kıyısından saldırı ve bu saldırının başarısızlığından bahsediliyor bu başarısızlığın nedeni de Çin firmasından alınan hizmetin ihtiyacı karşılamaması gösteriliyor öncelikle Türkiye’yi NATO eksenli bir ülke olarak görmüyor metin, 2044 yılında anlaşılan Çin ile çok daha yakınız ki çeşitli savunma ihtiyaçlarımızı onlardan karşılıyoruz bu bugünkü konjonktüre de ters İran ve Çin yakın ilişkideyken biz Çin ile pek az alanda iş birliği yaptık, kısa menzilli balistik füze belki F-4 lerin katıldığı tatbikat ya da en son aldıkları savunma sistemi ihalesi sayılabilir buna.
2- Çin’in Mallakka’yı kontrol ettiğini görüyoruz Çin için stratejik bir koridor olarak görülen bu yerde şu an ABD kontrolü var ve Çin bunu çeşitli politikalarla anlaşmalarla tren yolları ile ne bileyim Pakistan üzerinden aşmaya çalışıyor hiçbir güce bağımlı olmamaya çalışıyor buna da “İnci Dizisi Planı” deniyordu yanılmıyorsam evet burda diyorsunuz ki “Çin 2040’a doğru Malakka’yı kontrol edecek”…Ama bir de çatışmadan bahsediliyor galiba kapsamlı bir savaş olmuş ve ABD buraları kaptırmış…
3-Bu arada Türk ordusunun neredeyse Çin ürünlerinin pazarı haline geldiğini de görüyoruz CH-12 insansız uçakları, J-22 çok rollü savaş uçakları falan buna göre “milli” projeler güme gitmiş durumda Türkiye nasıl ABD’ye 1950’lerden sonra bağımlı ise Çin’e de bağımlı olmuş… Türkiye yine bir süper gücün yancısı konumunda…
4-Mahmudabad’daki olay anlatılırken bir diğer ipucu karşımıza çıkıyor buna göre İran-Azerbaycan sınırında savaş var ve Türkiye’de Azerbaycan lehine olaylara müdahale ediyor. Olay yeri olarak Güney Azerbaycan gösteriliyor savaş İran topraklarında Azerbaycan’ın savaş helikopterlerinden bahsediliyor demek ki Azerbaycan askeri varlığını güçlendirmiş…Ortak savunma doktrini de bahsedilen diğer anahtar ifade buna göre Türkiye Azerbaycan ile yakın ilişkiyi sürdürüyor ama burda sanki bir bölgesellik vurgusu var NATO yok mesela onun yerine bölgesel işbirliği gelişmiş…
5-Bir de sanki savaşı ülkeler devletler değil şirketler arasında yapıyor Kaleybar’daki insansız hava aracı (İHA) üssü Anadolu İleri Teknolojiler (AİT) şirketine ait F-35E uçakları ile vuruluyor…Türk hava kuvvetleri ihaleyle iş yaptıran hatta kendi personelini değil ihaleyi kazanan şirketin personelini istihdam eden bir üst yapı şeklinde…
6-Bir diğer mekânda Hazar’daki petrol platformaları İran ve Azerbaycan galiba petrol sahalarını paylaşamıyorlar ve savaş çıkıyor. İran’ın büyük ölçüde Rus ve Fransız sistemlerini kullandığı söyleniliyor. Rus sistemleri tamam ama Fransız sistemleri de eklenmiş İran sanki Batıya bir parça yaklaşmış gibi görülüyor.

okan bozlağan dedi ki...

2

7-“Radarsavar Taktik Hizmet Alım İhalesi” başlığında ihale tartışması açılıyor. Millilik tartışması 2040 yıllara kadar sarkmış durumda “milli” projeler hakkında ümitsizlik seziyorum “Som” ne oldu “Cirit” ne oldu kendi savaş uçağımızı yapmadık da Çin’den mi alıyoruz bunların cevabı yok. Burada “CSTO standartları” diyor NATO’nun yanı sıra CSTO’nun da standartları var kurumsal olarak güçlendiğinin belki de rakip olduğunun bir vurgusu yapılıyor. Yine Biuou yani Çin GPS sisteminin kullanıldığı bu yıllardaki Çin etkisinin arttığının bir göstergesi.
8-İran’a yapılan saldırının da başarısız olmasına dair bilgi veriliyor sonunda “20km kala İran uçaksavar füzeleri tarafından vurularak düşürüldü” deniliyor. Devamında insansız uçakların düşman hava savunma sistemlerini yok etmekte kullanıldığını görüyoruz 2040’daki görevi bu. Ancak orta menzilli savunma sistemlerine karşı pek başarılı olamadıkları yazıyor. İnsansız uçaklar henüz gelişme aşamasında ve henüz büyük görevler icra edemiyorlar tek başlarına kullanılamıyorlar belki de uzun menzilli füzeler taşıyamıyorlar. Pasif radarların da etkili olacağı söyleniyor J-22 lerin başarısızlığı pasif radarlara bağlanılıyor. Buna göre hayalet uçak, görünmezlik efsanesini pasif radarlar yıktı. Bu bugün konuşulan bir konu bu yıllarda bunun tatbikini görüyoruz.

Evet alt mesajlarla dolu güzel bir yazı olmuş kısaca 1-Çin etkisi üzerine yorumlar oldukça dikkat çekici ABD piyasada yok bu duruma göre
2-Biz yine aynıyız ihale açıp ihale tartışıyor ve başka şirketlere yaptırıyoruz ve “milli” projelerden pek haber yok

Adsız dedi ki...

Çok saçma. Çok fazla mantıksız yönü var ama mesela şunu söyleyeyim. Niye 'ihaleyi' almak isteyen adam durup dururken düşman edinmeyi göze alsın ki?
Zaten adam silah satarak hem düşman kazanmıyor hem de bir ton para götürüyor

Adsız dedi ki...

Uzun menzilli seyir füzesi de olsa MIM platformları ile kolaylıkla tesbit edilip önlenebilir idi değil mi? Dolayısıyla seyir füzesinin 4.5 veya 5. nesil nisbeten görünmez tayyareye göre düşman hava defansına büyük bir avantajı var mıdır? Bilemiyorum..

Adsız dedi ki...

yahu adam bilimkurgu-fantazi gibi yazmış işte. nesini anlamadınız.
metal fırtına ya da ne bileyim the caves of steel gibi.

patron bu tarz yazacaksan mümkün mertebe akıcı olsun :)
bilgi olsun diye verdiğin pazantezler falan işi biraz bozuyor.

kolay gelsin.