21 Nisan 2010 Çarşamba

Ayak İzlerim

Yürüyorum. Ne kadar zamandır yürüdüğümü bilmeden. Ne kadar zamandır yürüdüğümü ne zaman unuttuğumu da bilmiyorum. Bilmeden yürüyorum. Nereye gittiğimi bilmeden. Nereye, neye gittiğimi hiç bilmiş miydim, onu da bilmiyorum. Ama yinede yürümeye devam ediyorum.

Bir kapı beliriveriyor önümde ya da kapı olmasını ben istiyorum. Başka hiç bir şey belli değil. Ne üzerinde yürüdüğüm yer, ne üstümde olması gereken gök: Hepsi asıllarının silik, solgun birer hayaleti gibi. Renkleri, tadları, kokuları ve şekilleri olmayan hayaletlerin içinde yürüyorum. Ama karşımdaki kapıyı açık seçik ayırt edebiliyorum. Orada ve tam yürüdüğüm yolun üzerinde. Gerçi bir yol üzerinde miyim, onu da bilmiyorum.

Açıyorum kapıyı, daha doğrusu kapı açılıyor. O anda farkediyorum: Kendi bedenim dışında hiç bir şeyi kontrol edemiyorum. Hiç bir etkim, hiç bir izim yok. Suyun içinde yürür gibiyim; bedenimin dışı hiçlikle kaplanmış gibi. Basıncı hissediyorum. Hiçliğin bu kadar kuvvetli bir etkisi olabilir mi?

İçeri giriyorum kapıdan (ya da kapıya benzeyen "hiçbir şeyden"). Üzerimdeki basınç azalıyor artık, çevremdeki dünya daha belirgin: Kana ete bürünüyor sanki. Daha net görüyorum, daha net işitiyorum. Çöle benzeyen bir yerdeyim artık, en azından bunun ayırdına varabiliyorum. Ve bu, beni mutlu ediyor. Bir çölde yürümekten keyif alabileceğimi ummazdım...

Herhangi bir çöl gibi değil burası. Olması gerektiği kadar çorak, sıcak ya da unutulmuş değil. Ama rahatsız edici bir yanı var. Mutsuz bir yer burası. Hüzünlü değil; hüzün masumiyet barındırır. Huzursuz da değil; huzursuzluk hareketi doğurur. Sadece mutsuz burası. Sanki mutsuzluktan başka hiçbir şey yetişmiyor bu topraklarda.

Yürüdükçe bu çölde yalnız olmadığımı farkediyorum. Başkaları da var; benim gibi yürüyen başkaları. Bana yakın değilleri kim olduklarını seçmek imkansız. Hepsi birer gölge gibi. Sadece aynı yöne yürüdüğümüzü farkedebiliyorum. Bir şeye bakıp sadece tek bir ayrıntıyı seçebildiğimi farkediyorum bu sefer de. Duyularım birbirinden ayrılmış gibi: Renkleri, kokuları, şekilleri aynı anda seçemiyorum. Bir gülü dalından koparıp burnuma yaklaştırdığımı düşünmek midemi bulandırıyor. Ve ilk kez o anda yalnızlık hissi üzerime çöküyor. Çok ağır, eziyor sanki omuzlarımı ve kalbimi. Haykırıp çevremdeki gölgelere, yanıma yardıma çağırmak istiyorum. Ağzımı açıp iyice, ciğerlerimdeki tüm havayı boşaltmak istiyorumç Ve o an, ilk kez pek çok şeyi aynı anda farkediyorum:

Ciğerlerimde hava yok. Ciğerlerim yok. Dilim yok. Ağzım yok. O uğursuz basıncı yine hissediyorum. Bu sefer hem üzerimde hem içimde. Şeffaf kireçle dolu bir kuyudayım sanki. O kadar büyük ki kuyu, duvarlarını göremiyorum. Yakıyor, eziyor o görünmez kireç. O anda anlıyorum o saf mutsuzluğun sebebini, kaynağını. Ve anladığım an, ilk kez aklıma geliyor arkama bakmak: İlk kez yürüdğüm yöne değil, arkama bakıyorum.

Kapıyı görmeyi (ama gözlerim yok!) umuyorum başımı çevirince (ama başım yok!). Kapı yok, çöl yok, gölgeler yok. Yerine beni hem ısıtan hem de hüzünlendiren bir şey var. Hayatımı görüyorum arkamda. Beni üzen, mutlu eden, bana ihanet eden, sadık kalan insanları görüyorum. Büyük acılarımı, küçük acılarımı, büyük mutluluklarımı, küçük mutluluklarımı görüyorum. Yaşadğımı görüyorum ardımda; yaşadığım her günü, hatta her anı görüyorum. Gerye bıraktığım izler orada; ayak izlerim onlar benim.

Bir yandan yürürken bir yandan da ayak izlerime bakıyorum. Avutuyor gördüklerim, ama "keşke" diyorum, "keşke biraz daha iz bırakabilseydim". Keşke daha sert, daha kararlı yürüseydim de izlerim ta uzaklardan bile görülseydi". Halbuki en yürümeye devam ettikçe izlerimi görmek daha da zorlaşıyor. Anılarım, sevenlerim ve sevdiklerim güneşte sararan kağırlar gibi, git gide silikleşiyor.

Yürüyorum... Ne kadar zamandır, neden, nereye yürüdüğümü bilmeden yürüyorum. Yürüyorum ve bir yandan da ardımda bıraktığım izleri düşünüyorum...

Acaba ardımdakiler de izlerime bakıyorlar mıdır?

2 yorum:

Ekskavatör Operatörü dedi ki...

Arda Bey, savunma sanayi hakkındaki yazılarınız kadar diğer yazım becerilerinizinde kalitesini bir kere daha (gelecekteki asker hatıralarınızda çok güzeldi)hatırlattınız.

Arda Mevlutoglu dedi ki...

Takdiriniz için teşekkür ederim. Vakit buldukça yazmaya devam etmeye çalışıyorum.