26 Mayıs 2016 Perşembe

İki Etkinlik, Bir Sürü Soru, Kocaman Bir Kafa Karışıklığı

Cacophony of Ideas
(Düşünceler Kakofonisi)
Eser: Peter Daverington
Ankara'da kısa süre arayla, Türk savunma ve havacılık sektörünün geleceğini yakından ilgilendiren iki önemli etkinlik gerçekleştirildi.

İlki, Milli Savunma Bakanlığı (MSB) tarafından 18 Şubat günü düzenlenmesi planlanan ancak terör saldırısı nedeniyle 12 Nisan'a ertelenen "Birinci Savunma Sanayi[sic] ArGe ve Teknoloji Yönetimi Paneli"; ikincisi ise TÜBİTAK tarafından düzenlenen "Türk Havacılık ve Uzay Çalıştayı" idi.

Her ikisi de Bilkent Oteli'nde düzenlenen bu etkinliklerde misafirlere yapılan ikramlar ve sunulan öğle yemekleri son derece kaliteliydi. Aynı başarının, ulusal savunma ve güvenlik mekanizmasının ArGe ve teknoloji yönetimi ile stratejik planlama konularında içinde bulunduğu durumu gözler önüne sermede de yakalandığını söylemek mümkün.


Birinci Savunma Sanayi ArGe ve Teknoloji Yönetimi Paneli

Öncelikle "sanayi" değil, "sanayii". Ne yazık ki bu hata sıklıkla yapılıyor. "Sanayi" kelimesi Arapça kökenlidir ve isimdir.  Aynı "cami" kelimesi gibi, eğer bir tamlama içinde kullanılacaksa, sonuna "-i" ya da "-si" eki gelir: "Otomotiv sanayii", "savunma sanayisi" gibi. Her iki kullanım da doğrudur. Yani doğru kullanım "Birinci Savunma Sanayii ArGe ve Teknoloji Yönetimi Paneli" olmalıydı. Benzer şekilde savunma sanayiinde faaliyet gösteren firmaların ihracat çatı organizasyonu olan SSI'ın resmi logo ve ismi de "Savunma ve Havacılık Sanayi İhracatçılar Birliği" olarak geçmektedir.

Neyse, biz de geçelim.

Bu etkinlik esasında 18 Şubat günü için planlanmıştı. Ancak bir gün önce Merasim Sokak'ta gerçekleştirilen terörist saldırı sonrasında ertelenmişti. Yeni tarih olarak belirlenen 12 Nisan günü, aynı program ile etkinlik düzenlendi.

Panel, sırasıyla MSB Müsteşarlığı Teknoloji ve Koordinasyon Yardımcısı Tümgeneral Şaban Umut, Genelkurmay Başkanlığı Plan ve Prensipler Daire Başkanı Korgeneral Salih Ulusoy ve Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın konuşmaları ile açıldı.

Açılış konuşmalarında, Savunma Sanayii Müsteşarlığı'na (SSM) herhangi bir atıf yapılmamış olması dikkatimi çekti. Türkiye'de savunma sanayiinin kurulması, geliştirilmesi ve sürdürülmesinden sorumlu devlet kurumunun, böyle bir konuda odakta olmasını beklerdim (beklerdim ama beklemedim tabi ki).

Genelkurmay Proje Yönetimi Daire Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) TSK2033 vizyonunu aktardı. Dişli'nin aktardığına göre:
  • Her kuvvet kendi değişim - dönüşüm çalışmasını başlatmış bulunuyor,
  • TSK, bir "sistemler sistemi" olarak ele alınmış,
  • Yeniden yapılandırma kapsamında halen 466 adet proje yürütülmekte,
  • "Mümkün olduğunca detaylı" bir güvenlik ortamı değerlendirmesi hazırlanıyor,
  • TSK tarafından bir stratejik öngörü dokümanı hazırlanıyor, tamamlandığında ilgili paydaşlarla paylaşılacak,
  • Yeni bir savunma ve güvenlik modeli geliştirilmiş
Ayrıca sektör tarafından bir süredir konuşulan ancak kamuoyu için yeni bir gelişme olarak, her kuvvetin kendi ArGe birimini kurmuş olduğu bilgisi paylaşıldı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesindeki ARMERKOM'a benzer olarak, Kara Kuvvetleri'nde KARGEM, Hava Kuvvetleri'nde HUGEM, GATA bünyesinde de GATA ARGEM merkezleri kurulmuş.

Ayrıca, SSM tarafından yürütülmekte olan "Savunma Sanayii için Araştırmacı Yetiştirme Programı" (SAYP) benzeri olarak "TSK Araştırmacı Yetiştirme Programı" (TAYP) adı geçti, ancak ayrıntı paylaşılmadı.

MSB ArGe ve Teknoloji Dairesi Başkanı Albay Abdülmuttalib Dürer sunumunda, yeni tasarlanan ArGe ve Teknoloji Yönetimi Mekanizması'nı tanıttı. Katı bir şekilde tek yönlü ve doğrusal ("lineer") olarak kurgulandığı görülen bu mimaride, MSB'nin Teknoloji Hazırlık Seviyesi (THS; Technology Readyness Level) 0 ile 6 arası projelere odaklanacağı anlaşılıyor. [1]

SSM oturumlarda yalnızca ArGe ve Teknoloji Yönetimi Dairesi'nden, Teknoloji Yönetimi Grup Müdürü Deniz Demirci ile temsil edildi. Demirci, SSM'nin hangi kanun ve mevzuatlara dayanarak, hangi sistem ile TSK için ArGe projeleri yürüttüğünü açıkladı; ayrıntılar ile SSM'nin yürütmekte olduğu ArGe projeleri ile ilgili bilgiler verdi.

Savunma ve Havacılık Sanayii İmalatçılar Derneği (SASAD) Yönetim Kurulu Başkanı Nail Kurt, sektörün varlığını sürdürebilmesi için iç talebin canlı tutulması gerektiğini iddia etti. Kurt ayrıca, ihtiyaç planlama sürecinin en başından itibaren sektörle iletişim içinde bulunulması gerektiğini söyledi.


Türk Havacılık ve Uzay Çalıştayı

TÜBİTAK tarafından düzenlenen ve 11 - 12 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilen çalıştayın adı aslında "Türk Hava Kuvvetleri Hava ve Uzay Projeleri Çalıştayı" olmalıydı. Zira adının aksine, bu etkinlik Türkiye'nin askeri ve sivil hava - uzay projeleri, sanayi altyapısı, insan kaynakları ve vizyonu gibi konuları kapsayıcı nitelikte değildi.

Havacılık, uzay ve savunma alanında Türkiye'deki çok başlılığı ve çok sesliliği gözler önüne sermesi açısından oldukça verimli geçmiş olduğunu söyleyebilirim. Bir başka faydası da, uzay alanındaki araştırma ve çalışmaların tek elden, eşgüdümle yürütülmesini sağlayacak ulusal uzay ajansı konusunda gelinen (gelinmeyen!) yeri vurgulaması oldu. 15 yıl önce kuruluş kanun tasarısı hazırlanan, 64'ncü hükümet programında yer alan ve Haziran ayına kadar kurulması planlanan [2] uzay ajansının yokluğunun ne anlama geldiği net şekilde görülebiliyordu. Konunun tüm paydaşlarının kendi öncelik, ihtiyaç, algı ve bilgilerine göre yol haritası çizdiği, yol haritasındaki tarihlerin devamlı ötelendiği, hangi projelerde hangi sistem ve teknolojilerin neye göre seçildiğinin anlaşılamadığı bir renk cümbüşü mevcuttu.

Yer yer bilim kurgu ve fantastik edebiyatın sınırlarını zorlayan projelere ise değinmiyorum. Teknoloji yönetimi konusunda doğru dürüst eğitim ve öğretim programı olmayan, 450 - 500 civarı araştırmacı ve mühendisi uzay alanında istihdam eden bir ülkenin uzay konuşlu kızılötesi erken ihbar uydusu ya da bölgesel konumlama zamanlama sistemi tartışması zûldür. Türkiye gibi coğrafi açıdan dezavantajlı bir konumda bulunan bir ülke için 2021 - 2024 arasına 6-8 adet uydu ile bölgesel konumlama sağlanabileceğini (fırlatma sistemi, yenileme uyduları, frekans tahsisi, mevcut alıcıların değiştirilmesi vs hususlar bir tarafa) iddia edebilecek cürette bir hayal gücüne sahip olmak isterdim.

Milli Muharip Uçak (TFX) projesi ile ilgili kısmı, "TFX Projesi: Ne? Ne İçin? Nasıl?" serisinin üçüncü yazısında aktarmayı planlıyorum [3].

Yapılan sunumlardan çektiğim fotograflara buradan erişebilirsiniz.


Değerlendirmeler

1. Her iki etkinlik de, savunma ve hava - uzay sanayilerindeki çok başlılık ve eşgüdümsüzlük halini gözler önüne serdi. Bir örnekle açmak gerekirse: MSB Arge Teknoloji Dairesi'nin paylaştığı ArGe proje değerlendirme süreçlerinin neredeyse aynısı, SSM Arge ve Teknoloji Yönetimi Dairesi tarafından da uygulanmakta. Her iki birim de aşağı yukarı aynı işi yapmaktalar ancak MSB'nin paylaşmış olduğu etkinlik ve katılım verilerine göre aralarındaki iletişim asgari seviyede.

2. TSK'daki her bir kuvvetin kendi ArGe birimini kurması güzel bir gelişme. Burada DARPA modelinden ilham alındığı izlenimini edindim. Ancak DARPA son derece istisnai bir kurumdur. Kaldı ki ArGe ve teknoloji yönetimi, sadece askeri bürokrasi ile yönetilemeyecek şeylerdir.

ArGe ve inovasyon, sosyal süreçlerdir!

3. Paylaşılan TSK2033 vizyonu bende tam bir hayal kırıklığı yarattı. Geri beslemeye kapalı, doğrusal ve müştereklikten uzak bir kurgu hakim gibi görünüyor. 21'nci yüzyılın bulanıklaşan savaş ortamı, taktik ve stratejilerine hazırlanmak için sosyoloji, psikoloji, ekonomi, siyaset, tarih ve benzeri branşların yoğun şekilde müdahil olduğu bir algı gerekmekte. Hibrid savaş, siber savaş gibi kavramlar öne çıkmakta ve prototipleri Ukrayna, Suriye, Irak gibi bölgelerde uygulanmakta. Hal böyle iken, modern ordular stratejilerini işbirliği ruhu ve bilimsel yöntem ile hazırlarken, ulusal savunma ve güvenlik stratejisinin kapalı kapılar ardında ve "biz hazırlıyoruz, lüzum olursa paydaşlarla paylaşırız" yaklaşımı ile belirlenmeye çalışılması yanlıştır.

4. Havacılık ve uzay alanında çok sayıda farklı paydaş, haddinden çok sayıda proje ve sıfır eşgüdüm hali vardır. Bu durum, sanayi için bir tehdittir.

5. Bilim ve teknoloji politikaları tasarlanır, kısa, orta ve uzun vadeli hedefler ile bu hedeflere ulaşılmada kullanılacak enstrümanlar belirlenir. Söz konusu bu enstrümanların nasıl kullanılacağı, tüm bu süreçlerde hangi paydaşların hangi rolleri üstleneceği tespit edilir. Ancak ne yazık ki, yukarıda bahsettiğim eşgüdüm eksikliği nedeniyle birden fazla politika bulunmakta. Politikayı geçtim, ArGe ve inovasyon kavramlarında dahi kafa karışıklığı hali gördüm.

6. İddialı, büyük projelerden bahsetmek, bunların hayalini kurmak; bunları destekleyecek nitelik ve nicelikte insan kaynağı, sınai kapasite, siyasi irade ve stratejik planlama yeteneği yoksa sadece vakit kaybıdır. Adım adım ilerlemek utanç verici olmamalıdır. Örneğin ben Hava Uzay Çalıştayı'nda "insan kaynaklarımızı nasıl geliştirebiliriz?", "uzay ajansının kurulmasında neden bu kadar geç kalındı?", "şimdiye kadar neleri başaramadık?" [4] gibi sunumlar dinlemek isterdim. Halbuki ileriye yönelik olarak somut hiç bir işlem maddesi, ödev vb belirlenmedi (nitekim çalıştay web sayfasında halen herhangi bir doküman ya da işlem maddesi yayımlanmış değil). Hal böyle iken bu etkinliklerin başarısını nasıl, hangi kıstaslara göre takip edeceğiz? Koca bir salon dolusu asker ve sivil, ikramları yemekleri yediğimizle mi kalacağız?

 Özet olarak: Ankara'da değişen bir şey yok.




Notlar

[1]: Teknoloji Hazırlık Seviyesi ile ilgili olarak ayrıntılar için bkz:
http://www.ssm.gov.tr/anasayfa/kurumsal/Documents/SS_THSK.PDF
https://en.wikipedia.org/wiki/Technology_readiness_level

[2]: Binali Yıldırım başkanlığında kısa süre önce kurulan 65'ncü hükümetin öncelikleri arasında yer alacak mı, göreceğiz.


[3]: Çok merak edenler için: Muhtemelen çift motorlu olacak.

[4]: İlgili olarak bkz: https://www.linkedin.com/pulse/nas%C4%B1l-s%C4%B1%C3%A7t%C4%B1k-konferanslar%C4%B1-d%C3%BCzenleyin-bora-%C3%B6zkent?trk=hp-feed-article-title-comment

4 yorum:

Rak dedi ki...

Halen dahi bir uzay ajansının kurulamaması zaten çok geç kalındığını gösteriyor. Yanlış hatırlamıyorsam Ecevit hükümeti döneminde başlanacaktı. O zaman koalisyon ve ekonomik kriz gibi nedenlerle geri bırakıldı. Şimdi ise Özellikle tek başına iktidar olan bir hükümetin bu aksiyonları çok daha hızlı yapabilme kabiliyetine sahipken...

Adsız dedi ki...

Bence strateji, uzun vadeli planlar ve kurum yapısı konuları sizin düşündüğünüzden daha az önemli. Bizim durumumuzda (terörle mücadele için) asıl olan hızlı ürün çıkartma ve sürekli iyileştirmedir. Diğer yazınızda verdiğiniz topçu roketinin havadan atılan güdümlü modele dönüşümü fikirleri gibi, yerli savunma sanayimiz sürekli yeni denemeler ve iyileştirmeler yapmalıdır.

X enstitüsü, Y kurumu, Z bakanlığı kurulunca o konularda ilerleme sağlanmış olmuyor; sadece bordrolu çalışan sayısını arttırıyorsunuz.

Kuvvetlerin kendi araştırma birimleri belki ülkemizdeki yavaş arge ve ürün çıkartma süreleri problemine çözüm olabilir, daha pratik ve hızlı ürünlere doğru bir gelişim sağlanabilir. Örneğin 10 senede uluslararası standartta bir İHA yapmak yerine askerin yönetiminde küçük bir ekiple, güneydoğuda işimizi görecek, sık sık revize edilebilecek milli bir platform yapılabilirdi (varsın ihracat yapılmasın), ama bin tane doktoralı mühendis çalıştıran TAI'ye bu iş verildi ve doğal sonucu gördük.

Sonuç olarak benim fikrim: Daha az toplantı-sunuş-çalıştay, daha az strateji, daha az kurum ve personel, daha az modelleme ve simülasyon, daha çok prototip-test-tatbikat olmalı. Savunma sanayii artık istihdam amaçlı araştırma enstitüsü olarak hayali projelerde problem icad edip çözülen, adı var kendi yok depoda yatan ürünler üreten yapıdan kurtulmalı.

Adsız dedi ki...

akmerkom'un milgem projesindeki dahlini sorgulamak gerekli. kavramsal tasarımdan öteye geçebildiklerini sanmıyorum. kavramsal tasarımı da çok iyi yapamadıkları kanaatindeyim. sonarın yerleşimi, radarda görünmezlik özellikleri çokda iyi tasarlanmamış aşağıdaki makalelerden okuduğum kadarıyla.
http://uskudar.biz/savunma-sanayii/milgem-yumrubaş-ve-sonar-kubbesi
http://uskudar.biz/mühendishane/makaleler/sütçü-beygiri-düzeni-ve-milgem-üzerindeki-etkisi
100 küsur yıllık mke'nin kabiliyetleride ortada olduğuna göre sadece askeriye değil devlet sektöründen iyi bir şartname hazırlamalarından öte pekde bir şey beklememek lazım.
uygur

Adsız dedi ki...

Bir konuda katılmıyorum; "sanayi" kelimesi "sanayii"nin Türkçeleştirilmiş halidir. Böyle düşününce binlerce kelime çıkar orjinalini kullanmamız gereken. Mesela vizyon yazıyoruz orjinali olan vision kullanalım o zaman onun yerine. Bu sadece Türkçeye has bir durum değil diğer dillerde buna benzer kelime devşirmelerini görebilirsiniz. TDK'da sanayii diye bir kelime bulamazsınız. Saygılarımla