29 Kasım 2012 Perşembe

1. Kara Sistemleri Semineri

Deniz Sistemleri Seminer serisinin karadaki kardeşi Kara Sistemleri Semineri'nin (KSS) birincisi, 27 Kasım günü Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nın (SSM) ev sahipliğinde ODTÜ Kongre ve Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi.

33 sunum ve 2 çalıştayın gerçekleştirildiği seminere 14 firma da sergi alanı kurarak katılım sağladı.

Deniz Sistemleri Semineri ile benzerliği sadece isim bazında kalmadı KSS'nin. Anafikir de aynı idi:

Sürdürülebilirlik. İçinin boşaltılması tehlikesi sezdiğim bu kavram ile ilgili düşüncelerimi ayrıca paylaşacağım. Ama önce bazı notlar:



Açılış konuşmasında SSM Müsteşar Yardımcısı Sedat Güldoğan, kara sistemleri sektöründeki 13 - 14 ana yüklenicinin çevresine artık KOBİ, yan sanayi, araştırma merkezleri ve üniversitelerden oluşan bir ekosistem kurmaya çalıştıklarının altını çizdi. Bu oyuncuların oyuna daha aktif katılımlarının sağlanması gerektiğini belirtti. SSM'nin bu kapsamda yeni Sanayi Katılımı ve Offset Yönergesi ile yan sanayi katılım / KOBİ oranı şartını 50%'den 70%'e çıkardığını hatırlattı.

Güldoğan ayrıca, kara sektöründen farklı olarak deniz ve hava sektörleri için 2013'ün bir teslimatlar yılı olacağını söyledi.

SSM Silah Sistemleri Daire Başkanı Dinçer Batırbek'in konuşmasında dikkat çekici nokta, ana yüklenicilerin işletme / idame ve lojistik süreçlerine daha aktif katılımı ile askeri fabrikaların yükünün hafifletilmesi hedefi idi.

FNSS'den Haluk Bulucu'nun oldukça renkli fütüristik sunumunu, Otokar'dan Altay Ana Muharebe Tank Projesi Müdürü Mehmet Karaarslan'ın sunumu takip etti. Altay projesinde gelinen son durumu özetleyen Karararslan'ın verdiği bilgilerden satır başları şu şekilde (Sunum sırasında yansıların fotograflarını çekerek oluşturduğum PDF dosyasına buradan erişebilirsiniz):

- Aralık ayı başında Şereflikoçhisar'da atış testleri başlayacak. 2012 sonuna kadar MTR prototipi ile 3,000km yol katedilmesi hedeflenmiş. Bu prototipin dayanıklılık testlerinin 2013 sonuna kadar tamamlanması planlanıyor. 2013 boyunca FTR ile atış testleri gerçekleştirilecek ve yıl sonunda son aşamaya gelinecek.

- 2012 sonunda kritik tasarım gözden geçirme aşamasına geçilecek (CDR; Critical Design Review)

- Prototip geliştirme ve test projesinin 2015 Temmuz'unda tamamlanması öngörülüyor.

- Altay ana silah ile etkili atış menzili 3km; lazer güdümlü mühimmat ile birlikte menzili 8km olarak verildi.

- Tankın hareket kabiliyetinin deneneceği MTR ve ateş kabiliyetinin deneneceği FTR prototiplerinden alınan dersler ışığında üretilecek olan tam işlevli gerçek prototipler olan PV1 ve PV2'nin 2013 sonuna kadar tamamlanması planlanmakta. Bu prototipler aynı zamanda sertifikasyon ve kalifikasyon testlerine tabi tutulacak.

- Proje kapsamında Otokar bünyesinde 260 personel çalışıyor; alt yüklenicilerle birlikte projede görev alan mühendis sayısı 550'yi geçiyor. Otokar, Altay projesinde 70'den fazla yerli firmadan tedarik / hizmet almakta.

- Seri üretim hazırlıkları kapsamında 2013 yılı içerisinde seri üretim gereksinim belirleme çalışmaları başlayacak. Seri üretim sözleşme görüşmelerinin Mart 2013'te başlayıp Temmuz 2014'te sözleşmenin imzalanmasını müteakip Mayıs 2017'de seri üretim modeli ilk tankın fabrikadan çıkması öngörülüyor.

ASELSAN adına konuşan Hikmet Balcı, Altay için geliştirilen atış kontrol ve hedef tespit / teşhis / takip sistemleri ve mimarisi hakkında bilgiler verdi. En önemli özelliği ortak altsistem ve bileşeler olan ASELSAN çözümü, yedek parça, uyumluluk ve yedekleme anlamında büyük avantajlar sunuyor. Bu sistemler bütünü aynı zamanda Leopard 2A4 modernizasyon çözümü olan Leopard 2NG projesinde de aynen kullanılıyor. Böylelikle her iki tank arasında ortak altsistem ve lojistik bütünlük sağlanması; Altay'ın hizmete girmesine kadar geçecek sürede Leopard 2NG ile teknolojik yetkinliğin korunması hedeflenmiş.

ASELSAN'ın Leopard 2NG projesine başlangıcında tespit ettiği önemli bir husus, mevcut Leopard 2A4 kullanıcılarının işletme / idame konularında yaşadıkları sıkıntılar olmuş. 1980'li yılların teknolojisine sahip bu tankın yedek parçalarının bazılarının üretiminin durması bir yana, stoklarda dahi kalmamış olması kullanıcıları zorda bırakmakta imiş. Öte yandan bazı parçalarda ise üretici sayısının bir iki adetle sınırlı olması, kullanıcıları bu üreticilere mahkûm bırakmakta, tedarik maliyetlerinin şişmesine neden olmakta imiş.

Ayrıca elektrikli kule tahrik sistemi; modern komutan periskobu, atış kontrol sistemine entegre özsavunma ve uzaktan kumandalı silah istasyonu gibi ihtiyaçlar, Leopard 2NG'nin 2A4'ün üzerine sağladığı yenilikler arasında sayıldı.

Balcı'nın aktardığına göre projede tüm testlerin bu sene Aralık ayı sonuna kadar tamamlanması planlanıyor.

Balcı'nın sunumu sırasında kullandığı bir ifade epey dikkatimi çekti ve beni düşündürdü:

"Biz onların (Türk Silahlı Kuvvetleri) hayal etmesini istedik, onların hayallerini gerçekleştirmeye çalıştık"

Seminerde bir konuşma yapan Nurol Makina Genel Müdür Yardımcısı Anıl Karel, firmasının önümüzdeki dönemde daha ziyade 4x4 araçlara yoğunlaşacağı bilgisini verdi. Karel ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğü'nün ihtiyacı için başlatılan Toplumsal olaylara Müdahale Aracı (TOMA) projesinde sözleşme görüşmelerine devam ettiklerini söyledi.


Gözlem ve Değerlendirmeler


2004 - 2005'ten itibaren Türkiye savunma sanayii alanında oldukça iddialı çok sayıda proje başlattı. Hem belli ana yükleniciler ciddi işlere soyundu hem de bu yükleniciler çevresinde daha küçük ölçekli bir firmalar ekosistemi oluşmaya başladı. Tüm bu yapının beslendiği ana damar ise -doğal olarak- Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtiyaçları oldu. Bu projelerde deniz ve kara sistemleri, insansız araçlar, C4I sistemleri gibi odak konular olmakla birlikte, SSM'nin web sitesindeki projeler sayfasına şöyle bir göz atıldığında aslında tüm kalemlerde çok sayıda projenin yürütülmekte olduğu görülüyor. Yani aslında çok belirgin odaklar, uzmanlık alanları belirlenmiş gibi görünmüyor: Her şey konu / sistem / teknoloji alanı için en az bir iki proje mevcut.

Bu durum ise uzmanlaşma - yetkinleşme sürecine olumsuz etkide bulunma riski taşıyor (Her şeyi yapmak isteyen hiç bir şeyi tam yapamaz). Bu ayrı bir konu.

1980'lerin başında başlayan proje ve yatırımların, 2004'te itibaren yakalanan ivme ile ulaştığı noktada, en azından kara sistemleri alanında Türkiye'nin oldukça iyi bir kendine yeterlilik oranı yakaladığı görülüyor. Bu kümede en iddialı proje şüphesiz Altay ana muharebe tankı projesi.

Bu projeye soyunan Türkiye'nin, bu projeden önceki tank üretim geçmişi nedir peki?

- Kuruluşundan bu yana geçen 89 yılda cüz'i bir miktar hariç tank satın almamıştır,

- Kara kuvvetlerinin hizmetine hep ikinci el ya da hibe tank girmiştir,

- Özgün ihtiyaçları için paletli bir muharebe aracı geliştirmemiştir,

- Paletli muharebe araçları için herhangi özgün bir modernizasyon projesi hayata geçirip kullanmamıştır,

- Paletli muharebe araçları için herhangi bir top sistemi tasarlayıp üretmemiştir,

- Paletli muharebe araçları için herhangi bir güç ya da aktarma organı grubu tasarlayıp üretmemiştir,

- Paletli muharebe araçları için herhangi bir atış kontrol sistemi geliştirmemiştir,

- Paletli muharebe araçları için herhangi bir zırh çözümü geliştirmemiştir,

- Bir sefer amfibik harekâtta piyade desteği sağlama haricinde, tarihinde herhangi bir tank savaşı tecrübesi yaşamamış; tankları aktif olarak yalnızca sabit üs ve mevzi savunmasında ve asimetrik tehdide karşı kullanmaktadır,

- Lisans altında dahi olsa herhangi bir tank üretim ya da montaj tecrübesi bulunmamaktadır.

- İdame, bakım ve onarım için askeri fabrikaları haricinde herhangi bir lojistik, sınai ya da tecrübe altyapısı bulunmamaktadır.

Tank konusunda böyle bir geçmişe sahip bir ülke için, hele hele ortada Arjun gibi ibretlik örnekler varken böylesine bir projeye soyunmak büyük bir cesaret örneğidir: Hem teknolojik yetkinlik hem de bütçe yeterliliği bakımından.

Tank geliştirmek aynı zamanda zırhlı muharebe doktrini geliştirmektir. Tankı üretecek tesisi destekleyecek yan sanayi ekosistemini geliştirmektir. Zırh, top, mermi / mühimmat, atış kontrol ve C4I sistemi, güç ve aktarma grubu gibi alanlarda akademik altyapı geliştirmek, test ve araştırma merkezleri kurmaktır. Tankın hizmette kalacağı belki 40 - 50 sene boyunca operasyonunu destekleyecek kesintisiz lojistik desteği sağlayabilecek sanayi gücünü teşkil etmektir. Tankın devamlı gelişimini,  evrilen tehditlere karşı güncellemesini sağlayacak sanayii korumaktır; bu sanayii çeşitli projelerle sübvanse etmek, ihracat pazarlarında kana kan dişe diş korumaktır.

Brezilyalı Engesa firmasının Osorio projesinde başına gelenler mesela, fevkalade ibretliktir.

Ana muharebe tankı gibi motor - yürür aksam, silah sistemi, zırh ve C4I sistemleri bakımından en karmaşık savunma sistemlerinden biri için özgün bir çözüm geliştirmek, bu konularda bir geçmişi olmayan ülke için neredeyse imkânsızdır. Bu çalışmayı mümkün kılmak ya çok uzun sürecek ve çok maliyetli bir çalışmanın ya da yabancı ortak(lar) tarafından sağlanacak teknik danışmanlık ve bilgi aktarımı ile mümkündür. İkinci yol tabi ki daha makûldür. Söz gelimi Almanya'nın yaklaşık 75 yıl (+öncesi) ile elde ettiği birikimle geliştirdiği Leopard 2A6 sınıfında bir tanktan bahsediyoruz.

Altay ana muharebe tankının, anlamlı sayılarda hizmete girdiği 2020'lerin başında zırhlı savaş doktrinleri ne şekilde olacaktır? Teknik özellikleri itibariyle bugünün Leopard 2A6'sına kafa tutan bir tankın savaş meydanına çıkacağı yıllarda karşısında bulacağı tehditler nasıl olacaktır?

Sadece tankı değil, bir savunma sistemini "milli" ya da "özgün" kılan şey o sistemin en ufak civatasına kadar yurt içinde üretilmesi değildir. Tankın tasarımı özgün ise, kendi ihtiyaçlarımız için tasarlanmış ise, bugün X motorunu kullanan tanka yarın Y motorunu takmamız kendi tercihimiz dahilinde olacaktır (böyle bir değişiklik muhakkak ki maliyetli olacak, kolay olmayacaktır).

iPhone örneği ile açıklamak mümkün bu durumu:

Söz gelimi sıradan iPhone satın alan bir tüketici, bu telefonu markasından dolayı mı yoksa içindeki çiplerin Kore'de üretildiğini bildiği için mi satın almıştır? Apple firması, bu çipleri gerekirse kendi üretebilecek teknik ve ekonomik imkânlara sahip değil midir? Apple firmasında bu tip çipleri seçebilecek, karşılaştırabilecek, gerekirse tasarlayabilecek donanım uzmanları yok mudur? (Öyle uzmanlar var ki, hem teknik hem ekonomik olarak en uygun çip üreticisini belirlemek için isterler hazırlayabiliyor, bu isterler doğrultusunda tedarikçi seçebiliyorlar) Ancak buna rağmen Apple firması telefonunun belli parçalarını dışarıdan tedarik etmekte, nihai montajı ve "katma değer"i kendisi gerçekleştirmektedir.

Anahtar terim "üretim" değil, "katma değer"dir.

Tank ya da zırhlı araç üretiminde (ya da aslında herhangi bir savunma sisteminde) önemli olan katma değeri kimin ne derece kattığıdır.

Savaş gemisinin gövdesini tersanede üretmek onu gerçek anlamda "milli" yapmaz. Savaş gemisinin hem maliyet hem kabiliyet olarak en önemli kısmını teşkil eden muhabere, komuta kontrol ve savaş sistemlerinin milli olarak geliştirilmesi, bu sistemler vasıtası ile gemi teknesine katma değer katılması onu milli kılar.

Bir savaş uçağının gövdesinin tasarımının yabancı olması onu gayri milli yapmaz; o savaş uçağının kritik alt sistemlerinin yerli olması asıl önemli olandır. Hürkuş'un kokpit kanopisinin ya da motorunun yabancı tasarım olması bu uçağın Türk uçağı olması gerçeğine halel getirmez; yarın bir gün Hava Kuvvetleri Hürkuş'tan istediği performans değerlerinde değişikliğe gittiğinde sektör bu beklentiye yanıt verecek bir çözüm getiremezse Hürkuş gerçekten hür değil anlamına gelecektir.

Dolayısıyla tankın, içindeki tüm sistemleri ile yerli fabrikalarda üretilmiş olması onu "milli" yapmaz ya da motorunun MTU, aktarma organının Renk, namlusunun Rheinmetall, suflörünün Koreli olması Altay'ın genlerini bozmaz.

Aynı durum kara sistemlerindeki diğer proje ve ihtiyaçlar için de geçerlidir.

Bu, konunun bir boyutudur. Diğer boyutu ise, "sürdürülebilirlik".

Sürdürülebilirlik yavaş yavaş bir anahtar kelime haline geliyor. Bu terimi en azından firma sunumlarında ve beyanlarda daha sık görmek güzel. Ancak ifade ettiği anlam oldukça derin ve sektörün bu konuda net bir algısı var mı, emin olamıyorum.

Sektörün, bir kapısından hammaddenin girdiği, diğer kapısından (şaşalı törenlerle ve 100% milli pankartları ile) tankın, topun, kamyonun, uçağın, radarın çıktığı bir fabrikalar silsilesi olarak görülmemesi gerekiyor. Bugün gündemde olan büyük projelere bakıldığında (T129 ATAK, MilGem, Altay, Anka, TX/FX vs) hepsi en az 20 - 30 sene hizmette kalacak sistemlerin üretimini kapsıyor.

Bu demektir ki, eğer Otokar seri üretimine 2017 yılında başlarsa eğer, en az 2047 yılına kadar Altay tankına destek sağlamaya devam etmek durumunda olacaktır. Türkiye'de ilk F-16 1987 yılında hizmete girdi. 25 yıl geçti aradan ve hala Hava Kuvvetleri hizmetine yeni F-16'lar giriyor. Muhtemelen 2040'lara kadar da hizmette kalacaklar. Bu da 65 yıllık bir periyotta Türk Hava Kuvvetleri'nin belli bir uçak tipi ile ilgili eğitim, dokümantasyon, yedek parça, güncelleme, teknik destek almış olacağı anlamına geliyor. 1960'ların ürünü olan M-60 Patton tanklarını hala kullanıyoruz ve modernize edilmiş olan M-60T'lerin daha ne kadar hizmette kalacağı meçhul. Artık tüm parça ve alt aksamına bakım - onarım anlamında hakim olmamıza rağmen, bambaşka bir uzmanlık alanı olan modernizasyon için başka bir ülkenin kapısını çalmak zorunda kaldık.

Peki ya son derece kompleks elektro-mekanik alt sistemlere sahip olacak Altay? Türk sanayii 40 sene boyunca Altay'ı destekleyebilecek mi?

Kendi başına bırakılırsa eğer, kesinlikle hayır.

Altay olsun, zırhlı personel taşıyıcı projeleri olsun eğer kuvvetli bir yan sanayi / alt yüklenici ekosistemi kurulmaz ve yaşatılması için çaba harcanmazsa, sektör bir prototipler çöplüğü haline dönüşür. Bu durum ayniyle deniz ve hava sektörleri için de geçerlidir.

İş, büyük ana yüklenicilerin hangarlarından dev sistemleri, şaşalı törenlerle çıkartmak değil, o şirketlerin çevrelerinde irili ufaklı çok sayıda atölyeyi, tesisi kurup yaşatabilmektir.

Yabancı teknik danışman şirket ya da ithal alt sistem tedariği değildir sorun olan. Asıl sorun, o danışmanın söyleyeceklerini özgün çözüme katık edebilmek, ithal altsistemi özgün çözümün bir parçası haline getirebilmektir.

Sürdürülebilirlik ne kadar çok söylenirse o kadar gerçek olan bir mantra değildir. Paylaşım ister, planlama ister, irade ister.

Sonuç #1: Sürdürülebilirlik kelimesinin anlamı üzerine çok düşünmek gerek.

Sonuç #2: Sektörün kendini, "başkasının kurduğu hayalleri üreten fabrika" niteliğinden, "hayal kuran ve gerçeğe dönüştüren" bir konuma yükseltmesi gerek.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

Arda Bey, ssm savunma ve havacilik kumelenmeleri araciligiyla bu yan sanayiyi buyuk firmalarin etrafina toplamayi dusunuyor. bunun icin adimlar atildi. bkz. izmir, eskisehir ve ostim kumelenmeleri. ayrica lojistik mustesar yardimciligi kuruldu. yapilanmasini tamamlamaya calisiyor.

Adsız dedi ki...

Arda Bey "atış kontrol sistemi" konusundaki değerlendirmenize katılamayacağım. Volkan milli bir sistem değil mi?

Arda Mevlutoglu dedi ki...

Merhaba,

Volkan, Texas Instruments ürünü olan DNTSS'nin lisans altında üretilmiş versiyonudur.

Saygılarımla

Dogu Kan dedi ki...

Volkanı geliştiren aselsan, texas instruments sadece subcontractor lardan biri

DNTSS = day and night thermal sight system