Doç. Dr. Sıtkı Egeli ile birlikte, International Institute for Strategic Studies (IISS) bünyesindeki Missile Dialogue Initiative için hazırladığımız, "From Ballistics to Cruise: Turkiye's Missile Developments" başlıklı raporumuz yayımlandı.
Raporda, Türkiye'nin füze programlarına dair tarihsel süreci ve bu alanda izlenen stratejiyi inceledik.
Bölgesel füze tehditleri ve savunma sanayinde bağımsızlık hedefi, Türkiye'nin geniş bir balistik füze ve seyir füzesi portföyü oluşturmasındaki ana etkenler oldu. Soğuk Savaş sırasında, Türkiye'nin Sovyetler Birliği ile sınır komşusu olan bir NATO müttefiki olması, balistik füze tehdidini artıran bir unsur idi. Bu dönemde Türkiye, füze savunması ve caydırıcılık bağlamında, NATO'nun kolektif savunmasına, Amerika Birleşik Devletleri'nden aldığı nükleer garantilere ve hava gücünün caydırıcı değerine güvendi.
Bu yaklaşım, 1980'lerin sonlarında ve 1990'ların başlarında değişmeye başladı. İran-Irak savaşı ve Irak'ın Körfez Savaşı sırasında gerçekleştirdiği Scud saldırıları, sivil yerleşim merkezlerinin ve askeri altyapının füze saldırılarına karşı zafiyetlerini gözler önüne serdi. Komşu ülkelerin kimyasal ve biyolojik silah programları ve füzelerinin kabiliyetlerindeki gelişmeler riskleri artırırken, NATO füze savunma konuşlandırmaları konusundaki sürtüşmeler, yalnızca İttifak yardımına güvenmenin hatalı olacağını ortaya koydu. 1990'ların ortalarına gelindiğinde Türkiye, füze savunma seçenekleri ve misilleme yeteneklerinin yanı sıra daha gelişmiş bir savunma sanayi altyapıs kurmaya yöneldi.
Rapor, Türkiye'nin bu alanda izlediği çıkan stratejinin çerçevesini çizip uygulanmasını incelemekte. Türkiye'nin balistik ve seyir füzesi programlarının kökenlerini ve durumunu ele alınıp ve füzelerin nasıl insanlı hava gücünün önemli bir tamamlayıcısı, hatta bazı durumlarda onun yerine geçen bir unsur haline geldiğini gösteriyor. Bu doğrultuda ilk adımlar, 1990'ların ortalarında Çin ile işbirliği ve ROKETSAN ile TÜBİTAK SAGE tarafından yürütülen çalışmaların yoğunlaştırılması da dahil olmak üzere, yerli üretim ve teknoloji transferine öncelik vermişti.
Balistik füze programında Türkiye, sınırlı ölçekte sistem hazır alımı yaparken aynı zamanda ulusal bir tasarım ve üretim altyapısı kurarak çift yönlü bir yaklaşım izledi. Türkiye, 1997 yılında Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi'ne (FTKR) katıldı. Ayrıca ABD'den 72 adet MGM-140 ATACMS füzesi satın aldı ve bunları 1998'deki Suriye krizi sırasında bölgeye konuşlandırdı. Geliştirme programları sonunda 150-300 kilometrelik menzilin ötesine ilerledi. Tüm bu gelişmeler, güçlü bir siyasi destek ile sürdürüldü: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2025 yılında 800 km ve üzeri menzilli füzelerin stoklarını artırma ve 2.000 km'nin üzerinde menzilli bir füzenin geliştirilmesini hızlandırma yönündeki talimatı başta olmak üzere.
Türkiye'nin seyir füzesi programına gelince, 2000'li yılların başlarında kara hedeflerine yönelik saldırı çalışmaları, endüstriyel hazırlık seviyesi ve ihracat kontrolleri nedeniyle kritik alt bileşenlere erişimin kısıtlanması sonucu on yıl boyunca askıya alındı ve 2013 yılında yeniden başlatıldı. Seyir füzesi gelişimi, yerli motor geliştirme sayesinde mümkün oldu ve bu da seyir füzesi ailelerinin ve insansız platformlardan fırlatma da dahil olmak üzere çoklu platformlar için tasarlanmış daha küçük saldırı seçeneklerinin genişlemesine yol açtı.
Rusya-Ukrayna savaşı ve İran-İsrail çatışmalarında füze kullanımı, hem uzun menzilli hassas silahların operasyonel değerini hem de hava ve füze savunmasının bunlara karşı koymadaki zorluklarını göstermiştir. Füze testlerine ilişkin coğrafi sınırlamalar da Türkiye'nin kararlarını şekillendirmiştir. Türkiye, uzay fırlatma araçlarını desteklemek ve uzun menzilli balistik füze testlerini mümkün kılmak için Somali'de bir uzay limanına yatırım yapmakta. Bazı gelişmiş projeler için zaman çizelgeleri ve performans belirsizliğini korurken, Türkiye'nin güdümlü silah sektörü, yirmi birinci yüzyılın başlarındaki temel seviyesinden neredeyse tamamen farklı bir hale geldi. Balistik, seyir ve hipersonik itme sistemleri üzerine daha fazla Ar-Ge çalışması devam etmektedir.
Raporun tam metnine buradan erişebilirsiniz.
30/04/2026
Rapor: From Ballistics to Cruise: Turkiye's Missile Developments
26/04/2026
Türkiye Savaşa Hazır mı? Ortadoğu ve Bölge Yanarken Savunma Sanayimiz Hazır mı?
Dr. Barın Kayaoğlu'nun Youtube kanalına Kubilay Yıldırım ile birlikte konuk olarak, bölgesel gerilimlerin ortasında Türkiye'nin durumunu konuştuk.
24/03/2026
İran-İsrail/ABD Savaşı: Tarafların Stratejilerindeki Son Gelişmeler
Global Panorama'nın Odak İran serisinin yeni bölümünde ABD & İsrail - İran Savaşı'ndaki son gelişmeleri Doç. Dr. Sıtkı Egeli ile birlikte yorumladım.
12/03/2026
Bir Sonraki Hedef: Türkiye Hazır Mı?
HRA Jeopolitik kanalında Harun Reşit Aydın'ın konuğu olarak ABD & İsrail - İran Savaşı'na dair gözlem ve değerlendirmelerimi paylaştım.
10/03/2026
İran-İsrail/ABD Savaşında Kullanılan Silah Sistemleri ve Stratejiler
Global Panorama “Odak İran” programının üçüncü bölümünde ABD & İsrail - İran Savaşı'nın askeri, teknolojik ve stratejik boyutlarını Prof. Dr. Mustafa Aydın ve Doç. Dr. Sıtkı Egeli ile konuştuk.
08/03/2026
Basın ve Yayın Kuruluşlarıyla Çalışma İlkeleri
Kamuoyunda savunma, güvenlik, teknoloji ve jeopolitik konularında yürütülen tartışmaların sağlıklı bir zeminde ilerleyebilmesi için basın kuruluşları ile uzmanlar arasında kurulan ilişkinin belirli profesyonel ilkelere dayanması önemlidir.
Bu kapsamda, televizyon, radyo, yazılı basın ve dijital yayın organlarından gelen görüş, mülakat veya program davetlerinin değerlendirilmesinde izlenen prensipler aşağıda ilgili kuruluşların dikkatine sunulmuştur.
05/03/2026
Silahlar ve Tereyağı - Bölüm 80: ABD & İsrail - İran Savaşı
25/02/2026
Hipersavaş ve İnsan İradesi: Askeri Yapay Zeka Nereye Gidiyor?
4-5 Şubat tarihlerinde İspanya'nın A Coruna kentinde askeri alanda yapay zekanın sorumlu kullanımına dair REAIM 2026 (Responsible AI in the Military Domain) adlı bir zirve düzenlendi. Daha önce 2023'te Lahey ve 2024'te Seul'de düzenlenen REAIM'e bu yıl 85 ülke katıldı. Zirve sonrasında 20 ana ilkeden oluşan bir bildiri hazırlandı. Katılımcı ülkelerden 35'i bildiriyi imzalarken Çin ve ABD imza atmadılar.
Söz konusu bildiri ile taahhüt edilen ilkeler arasında YZ destekli silahlar üzerinde insan sorumluluğunun korunması, net komuta ve kontrol zincirlerinin oluşturulması ve ulusal denetim mekanizmalarına ilişkin bilgi paylaşımı yer almaktaydı. Ayrıca risk değerlendirmeleri, kapsamlı test süreçleri ile askeri personelin eğitimine vurgu yapıldı.
Önceki REAIM zirvelerinde ABD'nin başını çektiği çok sayıda ülke, daha esnek bir ilke çerçevesini benimsemişti. Bu yıl ise hem ABD ve Çin gibi YZ teknolojilerinde öncü iki ülkenin bildiriye imza atmaması hem de onay veren ülke sayısının sınırlı kalması, uluslararası düzlemde kabul gören norm ve ilkeler seti üretim ve paylaşımının ne kadar sınırlı olduğunu gösterdi. YZ konusunda uluslararası sistemde henüz bir asgari müşterek oluşturulabilmiş değil. YZ teknolojilerinin savaş alanında tetiklediği derin dönüşümün yanında bu durum da bir güvenlik tehdidi olarak değerlendirilebilir.
20/01/2026
Başlıksız
Odaya girip, "ne bu hal yahu, kendini Fenerbahçe'ye benzetmişsin!" dediğimde, kalan son enerji kırıntısıyla gülmüştü. Yoğun bakımda, yorulmuş kalbi vücuduna yetmeye çalışırken. Şanssızlığı işte, o fanatik Fenerbahçeli, ben de (eskiden) fanatik Beşiktaşlıydım. Futbol hastası olduğum yıllarda çok atışırdık. Son zamanlarda da moral olsun diye sataşırdım çok sevdiği takımından dolayı.
Bir hafta on gün sonra da artık daha fazla gücü kalmadı; evinde, uykusunda son nefesini verdi.
Raporları, filmleri gösterdiğim profesörün, "bu hasta ne zaman öldü?" diye sormasının üstünden yaklaşık 18 yıl geçmişti. Annemin insanüstü gayretleriyle deyim yerindeyse Azrail'den çaldığı 18 yıl...
Babamı, yol göstericimi, dayanağımı öylece kaybettim. Yıkadım tertemiz, kabrine yerleştirdim, yolculuğuna uğurladım.
Kalemimi güçlü sanırdım, ama neyi nasıl yazacağımı bilmiyorum. Ölünün arkasından kötü konuşulmaz elbet ama bir süredir eş, dost, akraba, herkesten onun hakkında duyduğumuz iyi şeyler hep aynı başlıklar altında toplanıyor gibi; laf olsun diye söylenmediklerini düşündürüyor. Çok farklı insanların aklında hep o özelliklerle kendine yer etmiş. Bu nedenle kendimi büyük bir sorumluluk üstlenmiş gibi hissediyorum.
Sırtıma bir yük yükledi de gitti.
![]() |
| Selim Mevlütoğlu (1953 - 2026) |


