15/08/2026

Stratejik Özerklik ve Ulusal Uçak Sanayii: Türkiye’nin Gerçekleşmeyen Jaguar Ortak Üretim Projesi

Türk Hava Kuvvetleri renkleri ile bir Jaguar S
(Gemini YZ ile oluşturulmuştur)

1975 yılı sonbaharında İngiliz Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ve British Aircraft Corporation (BAC) arasında olağan dışı yoğunlukta bir yazışma trafiği vardı. Konu, kısa süre önce hizmete girmeye başlamış Jaguar savaş uçağının Ortadoğu bölgesindeki ülkelere pazarlanması için yapılacak gösteri uçuşu ve tanıtım faaliyetlerinin koordinasyonuydu. Turun en önemli durağı ise Türkiye’ydi. BAC henüz birkaç ay önce Ankara’ya, 200 Jaguar uçağının ortak üretim projesine dair güncellenmiş teklifini sunmuştu.

Esas mesele, birkaç ülkeyi kapsayan bu turun zamanlaması ya da lojistik detaylar değildi. En önemli müşteri adayı olan Türkiye'de yapılacak uçuştan sonra uçağın dönüş rotasının belirlenmesiydi. Zira Ankara’dan ayrılan Jaguar ve destek uçaklarının en uygun ara durağı, Kıbrıs’taki İngiliz Ağrotur üssüydü. Bu ise, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın üzerinden henüz on altı ay geçmişken, Londra’nın Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkilerinde yeni bir siyasi sorun yaratabilirdi. Alternatif güzergâhlar incelendi; Yunanistan, İsrail, Mısır ve Balkanlar üzerinden rotalar siyasi nedenlerle uygulanabilir bulunmadı. İngiliz Savunma Bakanlığı sonunda gösterinin iptal edilmesinin yaratacağı siyasi ve ticari maliyetin daha büyük olacağı sonucuna vardı ve Ağrotur seçeneğinin kullanılabilmesi için Dışişleri Bakanlığının devreye girmesini istedi.

BAC, ortak üretimi de kapsayan teklifin, İngiliz hükümeti ise önemli siyasi ve ekonomik kazanımlar sağlayabilecek anlaşmanın suya düşmesinden endişe ediyordu. Türkiye ile İngiltere arasında Şubat 1973’te, Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan yaklaşık bir buçuk yıl önce resmen başlayan Jaguar görüşmeleri artık belli bir olgunluğa ulaşmıştı. Üstelik Jaguar programının uluslararası savaş uçağı pazarında kısa sürede bir ihracat başarısı elde etmesi gerekiyordu. İngiliz havacılık sanayii de ciddi istihdam ve gelir baskısı altındaydı.

Bu arka planda Jaguar alımı Türkiye açısından hem Türk Hava Kuvvetlerinin (HvKK) vurucu gücünün artırılması hem de ABD’ye olan savunma bağımlılığını azaltma ve Batı içindeki stratejik ilişkilerini çeşitlendirme arayışının bir parçası olarak değerlendirilebilir.


06/07/2026

Ankara and the Future of NATO: A Turkish Perspective on Alliance Transformation in Eurasia

Defence Turkey dergisinin,  7 - 8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara'da düzenlenen NATO zirvesi için hazırladığı özel sayısı için "Ankara and the Future of NATO: A Turkish Perspective on Alliance Transformation in Eurasia" başlıklı bir makale kaleme aldım. 

Yazıda özellikle, Türkiye’nin Karadeniz, Balkanlar, Kafkasya, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’nun kesişimindeki jeopolitik konumunun NATO açısından taşıdığı önemi; Ankara’nın stratejik özerklik arayışının İttifak içindeki konumuyla nasıl bağdaştırılabileceğini ve Türkiye’nin gelişen savunma sanayii kapasitesinin NATO’nun üretim, tedarik zinciri ve caydırıcılık ihtiyaçlarına sağlayabileceği katkıları değerlendirdim.

Temel argümanım, Türkiye’nin NATO içindeki rolünün yalnızca askeri kapasitesi veya coğrafi konumuyla değil; artan teknolojik ve endüstriyel yetenekleri, bölgesel etkisi ve farklı güvenlik alanları arasında bağlantı kurabilme kapasitesiyle birlikte ele alınması gerektiği. NATO’nun geleceği açısından daha dengeli yük paylaşımı, müttefikler arasında savunma sanayii iş birliğinin güçlendirilmesi ve siyasi anlaşmazlıkların askeri-endüstriyel iş birliğini sınırlamaması da yazının öne çıkan başlıkları arasında.

Makale için: https://defenceturkey.com/news/ankara-and-the-future-of-nato-a-turkish-perspective-on-alliance-transformation-in-eurasia

Dergi için: https://defenceturkey.com/issues/146

22/06/2026

Türkiye'nin Askeri Denizcilikte Sistematik Dönüşümü: MİLGEM Programı


Anadolu Ajansı için kaleme aldığım ve 22.06.2026 tarihinde "Türkiye'nin askeri denizcilikte sistematik dönüşümü: MİLGEM programı"  başlığı ile yayımlanan makalem. 

1980'li yıllara kadar, İkinci Dünya Savaşı döneminde inşa edilmiş ve ikinci el olarak temin edilen ABD yapımı muharip gemilerle donatılmış olan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, 1970'li yıllarda Berk ve Peyk fırkateynleriyle muharip gemi tasarım ve inşa deneyimi doğrultusunda ilk adımlarını attı.

Buna müteakiben de 1980'li yılların ikinci yarısından 2000'lerin başına kadar Almanya ile yürütülen MEKO 200 Track I ve Track II projeleri ile yurt içinde toplam 8 adet Yavuz ve Barbaros sınıfı fırkateyn inşa edildi. Paralelde de 1990'larda ABD'den ikinci el olarak temin edilen sekizer adet Knox (Tepe) ve Oliver Hazard Perry (Gabya) sınıfı fırkateynler ile su üstü muharip gücü takviye edildi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığının komuta - kontrol sistemi geliştirme çalışmaları kapsamında önce Tepe sınıfı fırkateynlere yönelik olarak Kalyon-5, ardından da Gabya sınıfına yönelik olarak çok daha geniş kapsamlı Gemi Entegre Savaş İdare Sistemi (GENESİS) modernizasyon projeleri yürütüldü. Bu süreçte elde edilen deneyim, MİLGEM programı için hem altyapı hem de daha önemlisi özgüven sağladı.

12/05/2026

SAHA 2026 ve Türk Savunma Sanayisinin Ulaştığı Potansiyel



Anadolu Ajansı için kaleme aldığım ve 22.06.2026 tarihinde "Türk savunma sanayisinin ulaştığı potansiyel SAHA'daydı"  başlığı ile yayımlanan makalem. 

SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı, 5-9 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da düzenlendi. Fuara 1700’den fazla firma ile yaklaşık 120 ülkeden 200 binden fazla ziyaretçi katıldı. SAHA İstanbul Savunma Havacılık ve Uzay Kümelenmesi tarafından düzenlenen ve iki yılda bir gerçekleştirilen fuar, bu yıl özellikle Türk savunma sanayisi sektörünün ürün ve çözüm portföyünün genişlemesi, hızla değişen ihtiyaçlara yanıt verme kapasitesi ve ihracat atılımıyla dikkati çekti.


30/04/2026

Rapor: From Ballistics to Cruise: Turkiye's Missile Developments

Doç. Dr. Sıtkı Egeli ile birlikte, International Institute for Strategic Studies (IISS) bünyesindeki Missile Dialogue Initiative için hazırladığımız, "From Ballistics to Cruise: Turkiye's Missile Developments" başlıklı raporumuz yayımlandı.

Raporda, Türkiye'nin füze programlarına dair tarihsel süreci ve bu alanda izlenen stratejiyi inceledik.

Bölgesel füze tehditleri ve savunma sanayinde bağımsızlık hedefi, Türkiye'nin geniş bir balistik füze ve seyir füzesi portföyü oluşturmasındaki ana etkenler oldu. Soğuk Savaş sırasında, Türkiye'nin Sovyetler Birliği ile sınır komşusu olan bir NATO müttefiki olması, balistik füze tehdidini artıran bir unsur idi. Bu dönemde Türkiye, füze savunması ve caydırıcılık bağlamında, NATO'nun kolektif savunmasına, Amerika Birleşik Devletleri'nden aldığı nükleer garantilere ve hava gücünün caydırıcı değerine güvendi.

Bu yaklaşım, 1980'lerin sonlarında ve 1990'ların başlarında değişmeye başladı. İran-Irak savaşı ve Irak'ın Körfez Savaşı sırasında gerçekleştirdiği Scud saldırıları, sivil yerleşim merkezlerinin ve askeri altyapının füze saldırılarına karşı zafiyetlerini gözler önüne serdi. Komşu ülkelerin kimyasal ve biyolojik silah programları ve füzelerinin kabiliyetlerindeki gelişmeler riskleri artırırken, NATO füze savunma konuşlandırmaları konusundaki sürtüşmeler, yalnızca İttifak yardımına güvenmenin hatalı olacağını ortaya koydu. 1990'ların ortalarına gelindiğinde Türkiye, füze savunma seçenekleri ve misilleme yeteneklerinin yanı sıra daha gelişmiş bir savunma sanayi altyapıs kurmaya yöneldi.

Rapor, Türkiye'nin bu alanda izlediği çıkan stratejinin çerçevesini çizip uygulanmasını incelemekte. Türkiye'nin balistik ve seyir füzesi programlarının kökenlerini ve durumunu ele alınıp ve füzelerin nasıl insanlı hava gücünün önemli bir tamamlayıcısı, hatta bazı durumlarda onun yerine geçen bir unsur haline geldiğini gösteriyor. Bu doğrultuda ilk adımlar, 1990'ların ortalarında Çin ile işbirliği ve ROKETSAN ile TÜBİTAK SAGE tarafından yürütülen çalışmaların yoğunlaştırılması da dahil olmak üzere, yerli üretim ve teknoloji transferine öncelik vermişti.

Balistik füze programında Türkiye, sınırlı ölçekte sistem hazır alımı yaparken aynı zamanda ulusal bir tasarım ve üretim altyapısı kurarak çift yönlü bir yaklaşım izledi. Türkiye, 1997 yılında Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi'ne (FTKR) katıldı. Ayrıca ABD'den 72 adet MGM-140 ATACMS füzesi satın aldı ve bunları 1998'deki Suriye krizi sırasında bölgeye konuşlandırdı. Geliştirme programları sonunda 150-300 kilometrelik menzilin ötesine ilerledi. Tüm bu gelişmeler, güçlü bir siyasi destek ile sürdürüldü: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2025 yılında 800 km ve üzeri menzilli füzelerin stoklarını artırma ve 2.000 km'nin üzerinde menzilli bir füzenin geliştirilmesini hızlandırma yönündeki talimatı başta olmak üzere.

Türkiye'nin seyir füzesi programına gelince, 2000'li yılların başlarında kara hedeflerine yönelik saldırı çalışmaları, endüstriyel hazırlık seviyesi ve ihracat kontrolleri nedeniyle kritik alt bileşenlere erişimin kısıtlanması sonucu on yıl boyunca askıya alındı ​​ve 2013 yılında yeniden başlatıldı. Seyir füzesi gelişimi, yerli motor geliştirme sayesinde mümkün oldu ve bu da seyir füzesi ailelerinin ve insansız platformlardan fırlatma da dahil olmak üzere çoklu platformlar için tasarlanmış daha küçük saldırı seçeneklerinin genişlemesine yol açtı.

Rusya-Ukrayna savaşı ve İran-İsrail çatışmalarında füze kullanımı, hem uzun menzilli hassas silahların operasyonel değerini hem de hava ve füze savunmasının bunlara karşı koymadaki zorluklarını göstermiştir. Füze testlerine ilişkin coğrafi sınırlamalar da Türkiye'nin kararlarını şekillendirmiştir. Türkiye, uzay fırlatma araçlarını desteklemek ve uzun menzilli balistik füze testlerini mümkün kılmak için Somali'de bir uzay limanına yatırım yapmakta. Bazı gelişmiş projeler için zaman çizelgeleri ve performans belirsizliğini korurken, Türkiye'nin güdümlü silah sektörü, yirmi birinci yüzyılın başlarındaki temel seviyesinden neredeyse tamamen farklı bir hale geldi. Balistik, seyir ve hipersonik itme sistemleri üzerine daha fazla Ar-Ge çalışması devam etmektedir.

Raporun tam metnine buradan erişebilirsiniz.

26/04/2026

Türkiye Savaşa Hazır mı? Ortadoğu ve Bölge Yanarken Savunma Sanayimiz Hazır mı?

Dr. Barın Kayaoğlu'nun Youtube kanalına Kubilay Yıldırım ile birlikte konuk olarak, bölgesel gerilimlerin ortasında Türkiye'nin durumunu konuştuk.

 



24/03/2026

İran-İsrail/ABD Savaşı: Tarafların Stratejilerindeki Son Gelişmeler

Global Panorama'nın Odak İran serisinin yeni bölümünde ABD & İsrail - İran Savaşı'ndaki son gelişmeleri Doç. Dr. Sıtkı Egeli ile birlikte yorumladım.

 

 

12/03/2026

Bir Sonraki Hedef: Türkiye Hazır Mı?

HRA Jeopolitik kanalında Harun Reşit Aydın'ın konuğu olarak ABD & İsrail - İran Savaşı'na dair gözlem ve değerlendirmelerimi paylaştım.


10/03/2026

İran-İsrail/ABD Savaşında Kullanılan Silah Sistemleri ve Stratejiler

Global Panorama “Odak İran” programının üçüncü bölümünde ABD & İsrail - İran Savaşı'nın askeri, teknolojik ve stratejik boyutlarını Prof. Dr. Mustafa Aydın ve Doç. Dr. Sıtkı Egeli ile konuştuk.



08/03/2026

Basın ve Yayın Kuruluşlarıyla Çalışma İlkeleri

Kamuoyunda savunma, güvenlik, teknoloji ve jeopolitik konularında yürütülen tartışmaların sağlıklı bir zeminde ilerleyebilmesi için basın kuruluşları ile uzmanlar arasında kurulan ilişkinin belirli profesyonel ilkelere dayanması önemlidir.

Bu kapsamda, televizyon, radyo, yazılı basın ve dijital yayın organlarından gelen görüş, mülakat veya program davetlerinin değerlendirilmesinde izlenen prensipler aşağıda ilgili kuruluşların dikkatine sunulmuştur.

05/03/2026

Silahlar ve Tereyağı - Bölüm 80: ABD & İsrail - İran Savaşı

Silahlar ve Tereyağı podcast'in sekseninci bölümünde ABD ve İsrail koalisyonunun İran'a düzenlediği saldırı ve savaşın seyri, muhtemel etkilerini konuştuk.









25/02/2026

Hipersavaş ve İnsan İradesi: Askeri Yapay Zeka Nereye Gidiyor?

Anadolu Ajansı için kaleme aldığım ve 25.02.2025 tarihinde "Hipersavaş ve insan iradesi: Askeri yapay zeka nereye gidiyor?"  başlığı ile yayımlanan makalem. 



4-5 Şubat tarihlerinde İspanya'nın A Coruna kentinde askeri alanda yapay zekanın sorumlu kullanımına dair REAIM 2026 (Responsible AI in the Military Domain) adlı bir zirve düzenlendi. Daha önce 2023'te Lahey ve 2024'te Seul'de düzenlenen REAIM'e bu yıl 85 ülke katıldı. Zirve sonrasında 20 ana ilkeden oluşan bir bildiri hazırlandı. Katılımcı ülkelerden 35'i bildiriyi imzalarken Çin ve ABD imza atmadılar.

Söz konusu bildiri ile taahhüt edilen ilkeler arasında YZ destekli silahlar üzerinde insan sorumluluğunun korunması, net komuta ve kontrol zincirlerinin oluşturulması ve ulusal denetim mekanizmalarına ilişkin bilgi paylaşımı yer almaktaydı. Ayrıca risk değerlendirmeleri, kapsamlı test süreçleri ile askeri personelin eğitimine vurgu yapıldı.

Önceki REAIM zirvelerinde ABD'nin başını çektiği çok sayıda ülke, daha esnek bir ilke çerçevesini benimsemişti. Bu yıl ise hem ABD ve Çin gibi YZ teknolojilerinde öncü iki ülkenin bildiriye imza atmaması hem de onay veren ülke sayısının sınırlı kalması, uluslararası düzlemde kabul gören norm ve ilkeler seti üretim ve paylaşımının ne kadar sınırlı olduğunu gösterdi. YZ konusunda uluslararası sistemde henüz bir asgari müşterek oluşturulabilmiş değil. YZ teknolojilerinin savaş alanında tetiklediği derin dönüşümün yanında bu durum da bir güvenlik tehdidi olarak değerlendirilebilir.

20/01/2026

Başlıksız

Odaya girip, "ne bu hal yahu, kendini Fenerbahçe'ye benzetmişsin!" dediğimde, kalan son enerji kırıntısıyla gülmüştü. Yoğun bakımda, yorulmuş kalbi vücuduna yetmeye çalışırken. Şanssızlığı işte, o fanatik Fenerbahçeli, ben de (eskiden) fanatik Beşiktaşlıydım. Futbol hastası olduğum yıllarda çok atışırdık. Son zamanlarda da moral olsun diye sataşırdım çok sevdiği takımından dolayı. 

Bir hafta on gün sonra da artık daha fazla gücü kalmadı; evinde, uykusunda son nefesini verdi. 

Raporları, filmleri gösterdiğim profesörün, "bu hasta ne zaman öldü?" diye sormasının üstünden yaklaşık 18 yıl geçmişti. Annemin insanüstü gayretleriyle deyim yerindeyse Azrail'den çaldığı 18 yıl...

Babamı, yol göstericimi, dayanağımı öylece kaybettim. Yıkadım tertemiz, kabrine yerleştirdim, yolculuğuna uğurladım.

Kalemimi güçlü sanırdım, ama neyi nasıl yazacağımı bilmiyorum. Ölünün arkasından kötü konuşulmaz elbet ama bir süredir eş, dost, akraba, herkesten onun hakkında duyduğumuz iyi şeyler hep aynı başlıklar altında toplanıyor gibi; laf olsun diye söylenmediklerini düşündürüyor. Çok farklı insanların aklında hep o özelliklerle kendine yer etmiş. Bu nedenle kendimi büyük bir sorumluluk üstlenmiş gibi hissediyorum.

Sırtıma bir yük yükledi de gitti.


Selim Mevlütoğlu
(1953 - 2026)

05/01/2026

Silahlar ve Tereyağı - Bölüm 79: Neler Oldu, Neler Oluyor Dünyada?

Silahlar ve Tereyağı podcast'in yetmişdokuzuncu bölümünde ABD'nin Venezuela operasyonu, küresel arenada son yaşanan gelişmeler ve Türkiye'nin pozisyonunu konuştuk.