23 Haziran 2016 Perşembe

TFX Projesi: Ne? Ne İçin? Nasıl? - 3

Savunma ve Havacılık dergisinin 172'nci sayısında "Ülkemizin Mavi Göklerdeki Elçileri: Türk Yıldızları" başlığı ve İbrahim Sünnetçi imzası ile yayımlanan makalede, Türk Hava Kuvvetleri (HvKK) bünyesindeki hava gösteri filosu olan Türk Yıldızları'nın tarihçesi ve gelecek planları ile ilgili ayrıntılar yer alıyor.

Makalenin "2016 Gösteri Programı ve Geleceğe Dönük Hedefler" alt başlıklı son kısmında ise, filonun halen kullandığı NF-5A/B 2000 uçaklarının halefleri ve bunlara geçiş aşamaları aktarılmış. Buna göre halen hizmetteki NF-5A/B 2000'lerin faydalı kullanım ömürleri 2020'de dolacağı için, bu uçakların HvKK envanterindeki F-16C/D Block 30'larla değiştirilmesi planlanmış bulunuyor. Makalede aktarıldığına göre yapısal iyileştirme çalışmalarının tamamlanmasından sonra F-16 Block 30'ların 2018 yılından itibaren Türk Yıldızları hizmetine verilmesi öngörülmekte. Bu uçakların da 2030'dan itibaren Milli Muharip Uçak (TFX) ile değiştirilmesi hedeflenmiş.

Bu bilgiyi bir kenara koyalım. Zira HvKK'nin ve dolayısıyla TFX'in geleceğine dair önemli ipuçları içeriyor.

TÜBİTAK tarafından 11 - 12 Mayıs tarihlerinde Ankara Bilkent Otel'de düzenlenen "Türk Havacılık ve Uzay Çalıştayı"nın son gün oturumunda, Hava Kuvvetleri'nden Yüzbaşı Musa Yıldırım tarafından "Millî Muharip Uçak Projesinin Teknoloji ve Sanayileşme Açısından Önemi" başlıklı bir sunum yapıldı.

Bu sunumun gerek içeriği gerekse genel yapısı ve hatta başlığı, TFX projesine ilişkin başka önemli ipuçları sunuyor.

Bu ipuçlarını takip etmeden önce güncel durumu kısaca özetlemekte fayda var.

17 Haziran 2016 Cuma

Hayat Kurtaracağı İçin Gerçekleşmesine İzin Verilmeyen Bir Proje

17 Haziran 2046 Pazar

21'nci yüzyılın başlarında önce Afganistan, ardından Irak ve Suriye olmak üzere Ortadoğu coğrafyasında yaşanan çatışma ve iç savaşlar, o döneme kadarki tüm askeri taktik, strateji ve doktrinleri kökünden değiştirdi. Önceki yüzyılda düzenli ordular ve ulus devletler arasında gerçekleşen savaşların aksine 21'nci yüzyılın ilk çeyreği, "vekalet savaşları" (proxy wars) ve devlet dışı gruplar arasındaki şiddetli çatışmalara sahne oldu.

Bu savaşlarda yaygın olarak kullanılan mayın, el yapımı patlayıcı (EYP) ve tanksavar silahları da, kara muharebelerinde zırhlı araçların görevlerini, bunlara ilişkin tasarım ve performans isterlerini kayda değer şekilde değiştirdi. 20'nci yüzyılda Avrupa'nın düzlüklerinde gerçekleşmesi öngörülen muharebeler için tasarlanmış tank ve zırhlı araçlar anılan coğrafyadaki meskûn mahal muharebelerinde etkisiz kaldı. Bu nedenle de özellikle mayın ve EYP'lere karşı korumaları artırılmış zırhlı araçlara talep arttı.

MRAP (Mine Resistant Ambush Protected; Mayına dirençli pusuya karşı korumalı) olarak adlandırılan bu yeni tip araçlar, artmış ağırlıkları, öncüllerinden çok daha farklı sürüş teknik ve özelliklerine sahipti. Dolayısıyla hem sürücüleri hem de bu araçları kullanan personelin özel eğitimden geçirilmeleri gerekiyordu.

PKK terör örgütünün özellikle 2000'lerin başından itibaren yoğun bir şekilde başvurduğu EYP tipi saldırılara karşı, geç de olsa bir tedarik programı izleyen Türkiye, çok sayıda ve farklı tipte zırhlı aracı silahlı kuvvetleri ve güvenlik güçleri hizmetine sundu. Ancak bu araçları kullanacak personelin eğitimine doğru şekilde eğilinmediği için kısa süre içinde çok sayıda ölümlü kaza yaşanmaya başladı. Daha da kötüsü, emniyet kemeri kullanımı, teçhizat yerleşimi gibi hususlara özen gösterilmemesi nedeniyle en ufak bir kaza ya da EYP saldırısında bile çok sayıda şehit ve yaralı verilmeye başlandı.

Bu duruma karşı bir çözüm olarak, dünyadaki muadilleri ile rekabet edebilecek bir çözüm geliştiren yerli girişimcini başına ise, gelmeyen kalmadı.

9 Haziran 2016 Perşembe