31 Temmuz 2016 Pazar

15 Temmuz'un Ardından

15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye büyük bir felaketin eşiğinden döndü. O gece yaşananların nedenini, nasılını analiz etmek benim için kolay değil, iki nedenden ötürü: 1. Üzerinden iki hafta geçmiş olmasına rağmen yoğunluğu azalmamış olan bilgi kirliliği, 2. Yaşadığım şoku ve travmayı hala atlatamamış olmam.

12 - 15 Temmuz tarihleri arasında iş icabı, İngiltere'de düzenlenen Farnborough 2016 hava gösterisine katılmıştım. Türkiye'ye dönüş uçağım 15 Temmuz yerel saatle 2215 idi. Dönüş uçağını özellikle geç bir saatte seçmiştim: Hem fuarın son gününde kendim için gezmeye fırsatım olması hem de Heathrow Havaalanı trafiğine yakalanmamak için. Fuar çıkışı havaalanına özellikle erken bir saatte gittim: Önce bayram ardından da tatil nedeniyle zaten iyice geciktirmiş olduğum Dört Deniz Bülteni'ni tamamlamak için.

Türkiye saati ile 2130 sularında ilk olarak İstanbul Beylerbeyi'nde Cumhurbaşkanlığı köşkü ve Boğaz Köprüsü önündeki askeri hareketliliğe dair haberlere gözüm takıldı. Sosyal medyada mesajlar ve görseller hızla akmaya başladı. Kısa süre sonra ise eşimden aldığım mesaj beni tedirgin etti: Ankara üzerinde jetlerin çok alçaktan uçtuğunu, bir bilgim olup olmadığını soruyordu.
Darbeye dair haberler hem eşimden hem de diğer kanallardan hızla aktı. Yaşadığım şoku, hiddeti ve şaşkınlığı tarif edebilmem mümkün değil. O sırada uçağa biniş için bekleyen tüm yolcularda da aynı ruh hali hakimdi. Birisinin evi Gölbaşı'ndaydı mesela, telefonda eşinden, yakınlarındaki bir yerin bombalandığı haberini aldı.

Uçağa binişimiz bir türlü gerçekleşemiyordu, zira yer ekibi Türkiye ile tüm teması kaybetmişti. Öyle sanıyorum ki tam o sırada darbeciler Atatürk Havalimanı'nı ele geçirmeye çalışıyordu. Bir süre bekledikten sonra kalkışın yapılacağı ancak Bulgaristan ya da Yunanistan'a inileceği bilgisi yayıldı. Bu sırada yolcuların yarısından fazlası geri döndü. Biraz daha bekledikten sonra da bu sefer tüm Türkiye'deki havalimanlarının kapandığı, sadece Antalya'nın inişlere müsade ettiği bilgisi verildi. Ne olursa olsun evime ve aileme ulaşmam gerektiği için ben, bunu kabul eden azınlık içinde yer aldım.

Yol boyunca ülkemde nelerin yaşanmakta olduğunu, nasıl bir ülkeye döneceğimi, ailemin durumunu düşündüm. Hayatımın en zor, en berbat dört saatiydi.

Türkiye hava sahasına girerken durumumuz hala belirsizliğini koruyordu. Önce Çorlu için alçalmaya başladık, tam ardından da Atatürk Havalimanı'nın açıldığı bilgisi geldi. Sanırım darbe girişiminden sonra buraya inen ilk uçak bizimkiydi. Havalimanında geçen uzun bir bekleyişin ardından karayolu ile Ankara'ya ulaşabildim.

Komik belki ama, inişe geçerken içimden "Allah'tan doğru düzgün hava savunma sistemimiz yok, yoksa bu kaos içinde kim vurduya giderdik" diye düşündüğümü hatırlıyorum.

Olanların en azından askeri boyutunu irdelemek dahi kolay değil. İlk bilgi kırıntılarını The Aviationist sitesinde paylaşmıştım, ancak o yazıda geçen bilgilerin bile bir kısmının doğru olmama olasılığı var. Neyi, nasıl analiz edebilirim ki? Bu ihanetin boyutunu, verdiği hasarı düşündükçe dahi yüreğim sıkışıyor.

Siyah Gri Beyaz okuru, bu satırların yazarının eleştirel bir duruşa sahip olduğunu, eleştirirken de çoğu zaman bardağın boş tarafından baktığını bilir. Bundaki esas gayesi de, naçizane gördüğü eksikliklerin, hataların telafisi için uyarıda bulunmak, not düşmektir. Ama şimdi zaman, bardağın boş tarafını doldurma zamanıdır. El verme, omuz verme zamanıdır.

Büyüklük hiç düşmemek değil, nasıl düşülürse düşülsün ayağa kalkabilmektir. Bu noktaya nasıl gelindiğinin, hangi hataların yapıldığının muhasebesi elbet yapılmalıdır, yapılacaktır da. Ancak bu zaman, destek olma, birlik olma, yaraları sarıp ayağa kalkma zamanıdır.

Bu yaşanan travmanın izleri muhtemelen nesiller boyu canlı kalacak. Balkan Harbi gibi, 93 Harbi gibi bir acı yara izi olacak.

Milletimiz tarihi boyunca sayısız ihanet, hezimet yaşamıştır. Bu da geçer. Bu yarayı da sararız. Yeter ki birliğimiz bozulmasın. Ben her şeye rağmen memleketim için umutluyum.

4 yorum:

Rak dedi ki...

Ülke genelinde her üretim ve iş sektörde liyakat prensibini uygulayayıp geliştirebilirsek tahmin ediyorum 15 temmuz gecesi gibi içimizden ihanetçilerin çıkmasına engel olabiliriz. Ve lütfen birbirimize karşı biraz daha anlayışlı olabilmek. Böylece bu kara gece bize başka toplulukların yıllarca edindiği iç barış tecrübesini çok kısa zamanda kazandıracaktır. Ben ümitliyim. Sizlerde olun sevgili siyahgribeyaz okuyucuları.

cemal kalıntaş dedi ki...

''
Milletimiz tarihi boyunca sayısız ihanet, hezimet yaşamıştır. Bu da geçer. Bu yarayı da sararız. Yeter ki birliğimiz bozulmasın. Ben her şeye rağmen memleketim için umutluyum.'' Cümlesine en az sizin kadar katılıyorum. İnşallahbu şer en güzel hayırlara ve en büyük dirilişe vesile olur.

Arda Bey sizin yorumunuz gelmeyince nerdeyse size mail atacaktım ne düşünüyorsunuz diye teşekkürler.

Adsız dedi ki...

hocam, bu kalkışmayı kimin yaptığına dair kanaatiniz nedir? bu sinsi yapı kendi başına mı yaptı yoksa dış destekli mi? yoksa iddia ettikleri gibi kendileri masum bu iş ise bir tiyatro mu?

Adsız dedi ki...

Bazen...kendi aramızda değişime direnişe isyan ederek, ''Bize bir Balkan Bozgunu daha lazım.'' derdik, diğeri de ''Allah gecinden versin.'' diye eklerdi. Evet 15 Temmuz sonrası, Balkan Bozgunu sonrası gibi oldu. Lakin, bu bile birşeyleri değiştirmeye yetmedi. Aynı tas, aynı hamam, 2 seneye eski sisteme dönülür. Çünkü kafalar hala eski kafalar. Üzülerek söylüyorum ki, TSK kendi kendini değiştiremez. Aslında bu katı ve kapalı bütün sistemler için aynı. Sistem, aynı evren gibi, zaman boyutuyla kendi üzerine kapanıyor ya, o da öyle iç içe ve üst üste küreler halinde üstüne kapanıyor. Terfi sistemi, tayin sistemi, personel temin sistemi, karargah çalışma usülleri, ikbal mücadelesi, Mısır rahiplerine özgü kastlaşmış kurmaylık sistemi, önce amirinin doğrularını öğrenmeden fikir beyan etmeyen kariyeristler cuntasının hegamonyası. Emekliye ayrılınca bir ''hiç'' olma korkusu, ve emekliye ayrılınca hakikaten hiç olan beyinler çöplüğü. İvedilikle, uzun yıllar emekli olmayan, şark tayini görmeyen, bütün hikayeyi en başında bilen, sivil askeri uzmanlar sınıfının yaratılması lazım. 5000 askeri mühendis bunun için en temel kaynak, önce 15.000 sonra 30.000 olmalı bu sayı.