29 Nisan 2016 Cuma

Katyuşa'lar, HIMARS'lar ve Ötesi

Suriye sınırındaki yerleşim birimlerine ve özellikle son dönemde Kilis'e düşen roketler can kaybına ve halkta paniğe neden olmakta.  2011 Mart ayından bu yana devam eden Suriye İç Savaşı'nda savaşan tarafları, hangi bölgenin ne zaman hangi grup tarafından ele geçirildiğini, hangi örgüt ve grupların hangi ülkelerin çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini takip etmek mümkün değil. Ne var ki Türkiye - Suriye sınırının boyunca süregiden çatışmalar sırasında, ama hedef gözetilerek ama "yanlışlıkla" Türk şehirlerine düşen roketlerin, boyutlarından çok daha büyük etkiler doğurmakta olduğu da bir gerçek.

Sıklıkla "Katyuşa" olarak adlandırılan bu roketler ile bunlara karşı uygulanabilecek önlemler, çok daha karmaşık bir politik - stratejik denklemin yalnızca bir boyutu.

Bu denklemi çözmek için de, her zamanki gibi öncelikle eldeki bilgileri bir kenara not ederek işe başlamak gerek.

Katyuşa

"Galat-ı meşhur zamanla galat-ı meşru olur" sözünü doğrularcasına, Katyuşa (Rusça Катю́ша) ismi, zaman içinde çok farklı roketleri tanımlayan bir isme dönüştü.



2. Dünya Savaşı'nda Kızılordu topçu birliklerinin kullanımı için üretilen karadan karaya roket sistemlerinin kodu "K" harfi idi. Bu harften dolayı, cephedeki askerler söz konusu roketlere, o dönem çok popüler olan bir şarkıdan hareketle, Katyuşa lakabı taktılar. Zamanla Katyuşa, Rus yapımı topçu roketleri için kullanılan genel bir lakaba dönüştü.

BM-13 Katyuşa
Esas, hakiki Katyuşa, 1941'den itibaren hizmete giren 82mm çapında M-8, 132mm çapında M-13 ve 300mm çapında M-30/31 roketlerini kullanan, sırasıyla BM-8, BM-13 ve BM-31 sistemlerinden oluşan bir aile aslında.

Bu roketlerin yaygın kullanılmaları ve savaştan sonra da pek çok ordu tarafından yüksek miktarlarda tedarik edilmelerinin nedenleri ise şöyle:

1. Üretim, kullanım ve bakımlarının kolay ve ucuz olması
2. Çok geniş bir alanı çok kısa süre yoğun ve etkili bir şekilde ateş altına alabilmeleri ("satüre edebilmeleri")
3. Fırlatıcı tüplerin kamyon, paletli araç ve benzeri çok farklı araçlara takılabilmeleri, dolayısıyla yüksek manevra kabiliyeti (hızlı bir şekilde mevzilenebilme, tüm roketleri ateşleyebilme ve hızla mevzi terkedebilme)

Katyuşa'nın tasarım prensiplerini baz alan çok sayıda farklı topçu roketi, savaştan sonra başta SSCB ve Çin olmak üzere, özellikle Doğu Bloku ülkeleri tarafından geliştirildi ve kullanıma sokuldu. Bunların en yaygın olanlarından biri de, 122mm BM-21 "Grad"dır. Bu sistemin uzaktan akrabası da Türkiye'de ROKETSAN tarafından T-122 adı ile geliştirilmişti.

Özellikle Hizbullah ve HAMAS örgütleri tarafından İsrail'e karşı Güney Lübnan ile Gazze Şeridi ve Batı Şeria'dan yoğun olarak kullanılan, Arap Baharı'ndan (?) sonra patlak veren çatışmalarla iyice yaygınlaşan bir silah türü de, bu roketlerin habis bir mirasçısı oldu.
Suriye, Irak ve Libya'da
kullanılan çeşitli roketler

Merdiven altı olarak tabir edilebilecek atölyelerde üretilen çeşitli roketlerin kullanımı, kolaylıkları, etkili bir savunma geliştirmenin zorluğu ve psikolojik etkileri nedeniyle arttı. Suriye İç Savaşı ve Irak'taki çatışmalar, bu tip silahlar için aynı zamanda laboratuar ve test sahası niteliği taşıyor.

Bu coğrafyada faaliyet gösteren silahlı örgütler, çok çeşitli roket sistemleri kullanmakta. Bunların başlıca üç kaynağı olduğu söylenebilir:

1. Merkezi hükümete bağlı ordunun depolarının ve cephaneliklerini yağmalanması sonucu ele geçirilen sistemler: Bunlar genelde seri üretim ile imal edilmiş, ürün vasfında sistemlerdir. 107mm ve 122mm roketler gibi.

2. Merkezi hükümete bağlı ordu depolarından yağmalanan sistem ve alt sistemlerin sahada veya atölye ortamında farklı amaçlarla kullanılması: En yaygın örneği, helikopter ve uçaklar tarafından kullanılan güdümsüz roket podlarının, pikap ve kamyon dorselerine monte edilmeleri. Bir başka örneği de, 107 veya 122mm roketlerin tekli olarak ateşlenmesidir.

3. Doğaçlama (improvised) teknik ve usüllerle roketlerin ve fırlatıcıların imal edilmesi. Mutfak tüplerinden el bombalarına kadar farklı alet edevat ve patlayıcıların kullanıldığı bu tür roketler yaygın olarak kullanılıyor.

4. Ürünleşmiş merdiven altı tasarımlar: Düzenli orduların alıp kullandığı ürün ve sistemlere benzer olarak, bazı roket ve fırlatıcı tasarımları, seri üretime uygun hale getirilebiliyor. Doğaçlama sistemlerden farklı olarak bu tür roketler çok miktarda ve aşağı yukarı aynı standartlarda üretilebiliyor.

IŞİD ve benzeri örgütler tarafından kullanılan tüm bu roketler yerli ve yabancı basın tarafından sıklıkla "Katyuşa" olarak adlandırılıyor. Bu dört tipteki roketlerin boyut, ağırlık, sürat, menzil gibi özellikleri birbirinden çok farklı. 2 - 40km arası menzilden, birkaç kg'dan 200kg'ye kadar da harp başlığından bahsedilebilir. Dolayısıyla "X mahallesine Katyuşa düştü" haberi, düşen roketin nereden ateşlendiği, tipi ve menzili hakkında bir bilgi vermez. Bunların tespiti için profesyoneller tarafından ayrıntılı bir inceleme yapılması gerekir. Söz konusu roket özellikle 3 ve 4'ncü tipte bir roket ise de bu neredeyse tamamen beyhude bir çaba olacaktır, zira kullanılan, standart bir silah değildir.


Nasıl bir Savunma?

Bu roketlere karşı etkili bir savunma geliştirebilmek çok zor. Bunun en başta gelen sebepleri ise şunlar:

i. Ateşlenen roketin görece küçük boyutu
ii. Roketin ateşlendiği konum ile düştüğü mesafe arasının görece kısa olması.
iii. Roketin görece yüksek sürati.

Bu üç etkenden dolayı, söz konusu roketler, bu amaçla geliştirilmiş bazı radar sistemlerinin menzili içine girip tespit edilebilseler bile, onları önlemek neredeyse imkânsız. Çünkü, roketin havada uçuşunun tespiti, rotasının ve yönünün tayini, füze ya da uçaksavar topu ile onu vurmak için gerekli hesaplamaların yapılması ve önleyici füzenin / uçaksavar mermisinin tevcihi için belli bir süre harcanması gerekir. Bu sürede de roket zaten hedefine varmış olacaktır.

ABD yapımı AN/TPQ-36 ve AN/TPQ-37 ile Alman - Fransız üretimi COBRA gibi topçu ateş tespit radarları, bu tip roketlere (ve topçulara) karşı savunmanın şimdilik belkemiğini teşkil ediyor. Bu tip sistemler, roketin ya da top mermisinin havadaki hareketini tespit edip, buradan tersine hesaplama ile ateşlendiği konumu belirliyorlar. Tespit edilen konum ile de, karşı batarya ateşi için hedef bilgisi üretiyorlar.

Bu radarlardan AN/TPQ-36 ve COBRA, Türk Kara Kuvvetleri envanterinde mevcut. SIPRI verilerine göre Türkiye 1988 - 1989 arasında altı ve 1995 - 1997 arasında beş adet olmak üzere 11 adet AN/TPQ-36 ile 2006 yılında iki adet COBRA radar sistemi tedarik etmiş. Yerli üretim bir muadil radar sistemi henüz mevcut değil. Ancak ASELSAN'ın geliştirdiği Serhat havan tespit radarı ile elde edilen tecrübenin yakın gelecekte bu yönde evrileceği tahmin edilebilir.

Son dönemde bu gibi roketlere karşı savunma anlamında bazı girişimler de mevcut. Bunların basında en çok yer alanı, İsrail'in ABD desteği ile geliştirdiği Iron Dome (Demir Kubbe) sistemi. Oldukça gelişmiş bir hedef tespit ve atış kontrol sistemine sahip Iron Dome'da, uçuşu tespit edilen roketin düşeceği muhtemel bölge belirlendikten sonra bir önceliklendirme yapılıyor. Buna göre eğer roketin bir yerleşim yerine düşmesi yüksek olasılık taşıyor ise, sistem otomatik olarak devreye giriyor.

Iron Dome'un, yüksek enerjili lazer kullanan türevi olan Iron Beam de (Demir Işın) geliştirme aşamasında.

ABD'de de, C-RAM (Counter Artillery Rocket Mortar) adı verilen ve Phalanx 20mm Gatling topunu kullanan savunma sistemlerinin geliştirilmesi çalışmaları devam ediyor. Bunların hepsi, özellikle hedef tespit, teşhis ve takip sistemleri açısından son derece pahalı projeler. Dolayısıyla avantaj, çok bariz bir şekilde saldıran taraftan yana.

Peki "Katyuşa"lara karşı en etkili savunma nedir?

Pusuya karşı en etkili savunma pusuya düşmemektir. Benzer şekilde, bu gibi roketlerin ateşlendiği bölgelere dair 24 saat kesintisiz (persistent) istihbarat, gözetleme ve keşif (Intelligence, Surveillance, Reconnaissance: ISR) hakimiyeti sağlanır ise, savunmanın inşası kolaylaşır.

ISR hakimiyeti, sadece bir bölge üzerinde insansız hava aracı (İHA) uçurmak ya da farklı sensörlerle bölgeyi tarayabilmek değildir. Çok farklı sensörlerin elde ettikleri bilgilerin birleştirilmesi, değerlendirilmesi ve ihtiyacı olan unsurlara ulaştırılması döngülerinin çok hızlı biçimde tamamlanmasıdır. Bir İHA ile bir şehir üzerinde saatlerce uçarak tehdidi önceden tespit edemezsiniz, bu, yaygın tabiri ile "bir stadyumda bir şahsı pipetten bakarak aramaya" benzer. Ancak İHA'nın taşıdığı farklı sensörlerin topladıkları verileri gerçek (veya gerçeğe yakın) zamanlı olarak analiz edebilir, bu analizi de en önemli istihbarat olan insan istihbaratı (HUMINT) ile birleştirebilirseniz, o zaman bir anlam ifade eder.

"Sensor - to - shooter" olarak adlandırılan, bilginin toplanması ile ateşin açılmasına kadar geçen sürenin kısaltılması esastır. Zira yukarıda örneği verilen roketatarlar ve bunları kullanan gruplar çok hızlı hareket edebilmekte, çok hızlı toplanıp vur - kaç saldırıları düzenleyebilmektedirler. Bu tehditle, sabit / statik önlemler kullanarak baş edilmesi imkânsızdır.


HIMARS

High Mobility Artillery Rocket System (HIMARS; Yüksek Hareket Kabiliyetli Topçu Roket Sistemi), M270 MLRS (Multiple Launch Rocket System; Çok Namlulu Roket Sistemi) sisteminin yeni nesil bir türevi.

12 adet 227mm roket ya da iki adet MGM-140 ATACMS kısa menzilli taktik balistik füze taşıyabilen M270 MLRS, NATO üyesi ülkelerin temel topçu roket sistemi idi. Türk Kara Kuvvetleri envanterinde de bulunan bu sistem, paletli bir araca monteli fırlatıcıdan oluşuyor.

HIMARS ise, özellikle havadan intikali kolaylaştırmak için FMTV serisi 5t sınıfı kamyona monte edilmiş, altılı bir fırlatıcı sistem. Bir HIMARS aracı, M270'in yarısı kadar roket taşıyabiliyor ancak esas avantajı savaş alanına hızlı bir şekilde nakledilebilmesi. Sistem, M270 tarafından kullanılan tüm roketleri ve ayrıca yeni geliştirilen INS/GPS güdümlü M30 ve M31 GMLRS 227mm topçu roketlerini ateşleyebiliyor.

Bu sistem Türk kamuoyu gündemine, Akşam gazetesinde 25 Nisan günü Mahmur Gürer imzası ile yayınlanan "Güvenli Bölge için HIMARS Füzeleri" başlıklı haber ile girdi.

C-130 nakliye uçağından inen bir HIMARS
Habere göre Türkiye'nin Suriye sınırı içinde oluşturulmasını savunduğu güvenli bölge için Türkiye ve ABD yetkilileri arasında bir anlaşmaya varılmış durumda. Buna göre Afrin - Cerablus arasında kalan ve "Münbiç" olarak adlandırılan 90km uzunluğundaki bir alanın kontrol altına alınması için ABD, Türkiye'ye HIMARS füze bataryaları sevkedecek.

Müteakiben, Hürriyet gazetesinden Deniz Zeyrek'in 26 Nisan günü yayınlanan "Cehennem Ateşi İstedik" başlıklı haberine göre ise Türkiye, özellikle artan Katyuşa saldırılarına karşı ABD'nin İncirlik'te konuşlandırdığı Predator İHA'larının Hellfire güdümlü füzeler ile daha etkili kullanılmasını talep etti. Bu habere göre de HIMARS bataryaları, TSK'nın obüs ve roket sistemlerinin yetersiz kaldığı noktalarda takviye amacıyla kullanılacak.

Bu haberlerden kısa süre sonra, IŞİD'e karşı yürütülen Inherent Resolve harekâtının harekât ve istihbarattan sorumlu komutan yardımcısı General Peter Sersten, söz konusu HIMARS bataryalarının kullanım esaslarına dair Türk tarafıyla birlikte çalışıldığını, konuşlandırılacak iki farklı sistemden birinin Suriye'deki operasyonlar için Türkiye'de kullanılacağını, diğerinin ise Irak'taki harekâta destek vereceğini açıkladı.

Tüm bunların üstüne CNN Türk'ün 27 Nisan tarihli (ve benim de görüş verdiğim) haberine göre ise, ABD, İncirlik'teki İHA sayısını 15'e çıkarmıştı!


Değerlendirmeler

Aslında HIMARS da, Katyuşa da, aradaki nesil ve teknoloji farkına rağmen aynı familyaya mensup: İkisi de topçu roketi sistemi.

HIMARS, kullandığı güdümlü ve güdümsüz modern roketler ile bir ateş destek sistemi. Yani ön hattaki birliklerin ateş destek ihtiyaçlarını karşılıyor. Yapısı ve kullandığı roketin özellikleri itibariyle nokta vuruş yapmak için öncelikli olarak tercih edilecek bir sistem değil. HIMARS (ve muadili) topçu roketi sistemlerinin öncelikli hedefleri toplanma merkezleri, geniş bir alana yayılmış hedeflerdir. Bu sistemler, bir bölgeyi baskı altına almak ve/veya temizlemek için kullanılır. Tespit edildiği anda vurulması gereken noktasal fırsat hedefleri için en uygun silahlar değillerdir. Daha yalın bir ifadeyle, bir binanın yanında beliriveren pikapa monteli roket lançerini vurmak için etkili bir çözüm değillerdir. HIMARS ve muadili topçu roketi sistemleri, bir kara operasyonunun destek unsurlarıdır.

Burada şu soru öne çıkıyor: Türkiye'nin elinde bu türden sistemler var mı ya da neler var?

Türk Kara Kuvvetleri'nin hizmetinde M270, T-107, T-122 ve T-300 çok namlulu topçu roket sistemleri bulunuyor. Bunlardan M270 ve T-300, HIMARS muadili sistemlerdir; zaten M270'lerimiz HIMARS ile aynı roketleri kullanabiliyor (GMLRS hariç). [*]

Bu durumda, ABD'nin HIMARS konuşlandırmasının teknik ya da askeri değil, siyasi bir boyut taşıdığı fikri öne çıkıyor. Bu sistemin, IŞİD (ve IŞİD'in roket saldırıları) karşısında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en öncelikli ya da acil ihtiyacı olmadığı da ortada.

Ben bu denklemi çözemiyorum.




[*] Ayrıntılar için bkz: "Turkish Surface to Surface Rocket and Missile Systems": http://www.acig.info/CMS/index.php?option=com_content&task=category&sectionid=5&id=33&Itemid=47

9 yorum:

Adsız dedi ki...

incirliği nasıl uçuş maliyeti için istediyse, bunuda onun için getiriyorlar, biz istemişiz gibi sunuluyor ama PYD ve peşmergenin topçusu olarak vazife görecek gibi.
HIMARS GPS güdümle (bizim kulandığımızdan farklı hassiyette) oldukça isabetli atışlar yapabiliyor.
Kara unsurları tarafından ateş baskısıyla ISİD unsurları sabit mevzilenmeye zorlanıp, tepesine atarlar yada binalar gibi sabit hedeflere...
Bize lazım olan silahlı iha veya uzun süre havada kalan insanlı silahlı turboprop uçak....geçikmesiz "kill chain" için.

Adsız dedi ki...

İHA'larn silahlandırılması kesinlikle büyük etki sağlayacaktır, fakat şu an Suriye'ye havadan operasyon düzenleyebilir miyiz? Silahlandıktan sonra sınırın öte tarafına geçerse bu İHA'lar, diplomatik bir problem olur mu? Bence bu daha önemli bir problem.

Adsız dedi ki...

Çözemediğini söylediğiniz denlem: ABD'nin Türkiye topraklarına iyice yerleştirmesinin sağlanması; hükümetimiz her fırsatta ABD unsurlarını bahanesini arkasına alıp topraklarımıza yerleştirmek Pakistanlaştırmak istiyor. Yoktan yere Suriye şavaşını körükleyip bu duruma getiren yine Türkiye değilmiydi.

ALFACINO dedi ki...

HIMARS'ın neden gelecegini ben de cozememistim. Arda Bey sizin de teyit etmeniz beni memnun etti. Burada yer alan diger tahminler de beni tatmin etmedi.

Yorum yapan Adsız kardesim:
Suriye savasini koruklemek te ne demek? Ortadogu haritasini degistiriyor muhtelif gucler. Suriye savasi da bu surecin bir parcasi. Siz kalkmis bunu Turkiye'nin uzerine yikiyorsunuz. Bu yorumlari gorunce cok uzuluyorum.

Durustce kendinizi sinava tutun. Suriye'nin sehirlerinin tumunu sayabiliyor ve haritada konumlarini gosterebiliyorsaniz bu hususta kelam etme hakkinizi alma yolunda ilk adimi asmis olursunuz.

Subjektif ve siyasi ofkelere dayanan yorumlarin burada yer almasi bu bloga uymuyor.

Ozgun.

Adsız dedi ki...

UÇAKSAVAR MERMİSİYLE ROKETİ DURDURMAK BU ŞAKA MI? İSRAİLİN DEMİR KUBBE SİSTEMLERİ ANCAK BU SALDIRILARA KARŞI ETKİLİ SAVUNMA SİSTEMİ OLUR. FİLİSTİNLİLERİN ATTIĞI KISA MENZİLLİ FÜZELERİ %90-80 ORANINDA DURDURDULAR

Adsız dedi ki...

sanırım İHA'ların taşıdığı geniş alan gözetleme sistemlerine ve tabii bunları taşıyabilecek platformlara olan ihtiyaç bariz bir biçimde hissediliyor. gönlümden geçen, elde edilen görüntüyü ilgili merkezlere anında indirebilmek mümkün olsa ve IAI firmasının Top Gun güdüm kiti gibi bir imkan olsa belki çok daha maliyet etkin bir çözüm olur.
diğer taraftan GMLRS kullanırlarsa istenen hassasiyet sağlanır bahse konu denklemde kabul edilebilir bir yakınsaklıkla çözülebilir gibi geliyor bana. HIMARS'ın konuşlandırılmasına bakarak, K+ projesinin daha meyve vermediği sonucunu çıkarıyorum.
Iron Dome reklamlarını fazla seyretmiş arkadaşımızın kaçırdığı husus uçaksavar mermisiyle durdurulanların havan mermileri olduğu.
Diğer bir sıkıntı da, fikri taassubun dibine vurmuş bir kısım yazılı ve görsel basının gazına gelen yurdum insanının, Suriye'deki gerilimin başlangıcını 2011 martına veya Arap Baharına bağlama yanılgısına düşmesi. düşmesi diyorum ama bu yurdum insanı tipolojisinin azımsanmayacak bir kısmı benzer bir fikri taassubtan muzdarip olduğundan olsa gerek aslında bu hataya düşmüyor resmen atlıyor. meselenin fransız işgaline inen köklerinin, sonrasında baba esedin zulmünün pas geçilerek konuyu türkiye'nin kışkırtması na bağlamak ya kolaycılık ya da cehalet adlı kitle imha silahına maruziyetin bir neticesi;) uygur

MustafaTRK dedi ki...

Rusyanın hava üstünlüğüne rağmen işe yarayacak 2 yol daha var:

1-Atışların gerçekleştiği bölgede son derece dağınık - az sayıda özel birlik bulundurmak, temel lojistiklerini yerelden sağlamak ve topçu birliklerine önleyici atış için anında istihbarat vermek.

2-Atışların gerçekleştiği bölgede gayrı resmi birliklerle desteklenmiş - hafif silahlı kara birlikleri bulundurmak - atış mahallerine akın yaparak yerinde karşılamak.

Adsız dedi ki...

aklıma takılan hususlar; İHA'lar sadece gözetleme amaçlı mı kullanılacak? silahlı uçacaklarsa suriye hava sahasına girecekler mi? girmeyeceklerse katyuşa'ların menzilinden daha uzun bir menzili vurabilecekleri silahlarla teçhiz edilecekler mi? hedef aydınlatması yerden mi havadan mı yapılacak?yerden yapılacaksa TSK unsurları sınır ötesine geçecek mi? İHA'lar suriye hava sahasına gireceklerse rus veya rejim kuvvetleri bunlara nasıl muamele edecek? uygur

Adsız dedi ki...

Suriyeye iha ile giremeyiz rusya intikam için fırsat bekliyordur. Sınırı iha ile geçemeyiz