20 Kasım 2015 Cuma

Yüksek İrtifa, Uzun Menzil, Karışık Kafalar - III: Türkiye Nike Hercules'ü Seçti

CNN Türk'ten Kenan Şener'in 15 Kasım tarihli "Türkiye Çin Füzesi Almaktan Vazgeçti" başlıklı haberi, klasik tabirle gündeme bomba gibi düştü. Haberinde Şener, Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi Projesi'nde (T-LORAMIDS: Turkish Long Range Air and Missile Defence System) Çin ile iki yıldır yürütülen görüşmelerin sonuçsuz kaldığını ve projenin tümden iptal edildiğini bildiriyordu.

Nitekim Milli Savunma Bakanlığı'ndan (MSB) 17 Kasım günü -açık ve anlaşılır olmaktan epey uzak bir Türkçe ile- yapılan resmî açıklama ile, projenin 13.11.2015 tarihli Savunma Sanayii İcra Komitesi (SSİK) kararı ile iptal edildiği, yeni bir proje kurgusu ve modeli ile tedarik çalışmalarının sürdürüleceği duyuruldu.

MSB'nin açıklamasının ertesi günü (18 Kasım), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ATV ve A Haber kanalları ortak özel yayınında verdiği mülakatta proje ile ilgili sorulan soruya verdiği yanıtta, iptal kararının arka planına ilişkin bilgiler verdi. 26 Ekim günü SETA'da düzenlenen "Stratejik Hava Savunma Sistemleri ve Türkiye'nin Yol Haritası" panelinde konuşan Savunma Sanayii Müsteşarı Prof. Dr. İsmail Demir ile ASELSAN ve ROKETSAN yetkilileri de satır aralarında önemli bazı ipuçları vermişlerdi.

Siyah Gri Beyaz'da Türkiye'de savunma alanında yürütülmekte olan projelerle ilgili yazmayı pek tercih etmiyorum. TX/FX ile birlikte bu proje önemli bir istisna. Zira bu projelerin Türkiye'deki ulusal savunma ve güvenlik mekanizmasının güncel durumlarına ilişkin önemli ipuçları barındırdıklarını düşünüyorum. 26.09.2013 tarihli SSİK kararı ile başlayan ve iptal ile sonuçlanan süreç bu açıdan tam bir ibretler külliyatı haline geldi.

Başka bir deyişle, ihaleye ve adaylara ilişkin teknik değerlendirmeden ziyade, ihale sürecinin ortaya çıkardığı sorunlara odaklanmayı tercih ediyorum.

Sırayla gidelim.


Arka Plan


Türkiye'nin, özellikle balistik füzelere karşı, şehirlerinin ve yüksek öneme sahip merkezlerinin hava savunmasını uzun menzilden gerçekleştirecek sistemlere ihtiyacının olduğunu, 1991 Körfez Savaşı sırasında farketti. Esasında 1960'lı yıllardan itibaren Batı (Bulgaristan), Güney (Suriye, Irak) ve Doğu (SSCB) sınırlarında artan yoğunlukta bir balistik füze tehdidi ile karşı karşıya bulunulmaktaydı. Tehdidin boyutlarının farkedilmesi için yaklaşık 30 yıllık bir süreç geçmişti ki, Türkiye koşullarında rekor denebilecek ölçüde kısa bir zaman zarfıdır. Geçelim.

O döneme kadar Türkiye'nin uzun menzil + yüksek irtifa hava savunması, ABD askeri yardımı ile tedarik edilen Nike Hercules füzelerine dayanmaktaydı. 1960'lı yılların teknoloji ve konseptlerine uygun olarak geliştirilen bu füzelerin tasarım amacı, çok sayıda uçaktan oluşacak Sovyet bombardıman filolarını uzun mesafeden önlemekti. Geniş bir alanda uçan çok sayıda bombardıman uçağını düşürebilmek için küçük nükleer başlıklar ile de donatılabilmekteydiler. Türkiye de, başta Boğazlar olmak üzere, olası bir savaşta Sovyet bombardıman uçaklarının hedefi olması olası stratejik bölgelerine bu füzeleri konuşlandırdı.

Dolayısıyla Türkiye, stratejik hava savunma konseptini, Nike Hercules füzeleri özelinde, 1960'lı yılların konsept ve doktrinlerine göre şekillendirdi. Aradan geçen süreçte dünyada ve doğal olarak Türkiye'nin çevresindeki füze tehdidi baş döndürücü bir hızla evrildi: Menziller ve süratler arttı, yeni kabiliyetler kazanıldı, güdümlü füzeler devreye girdi.

Sadece halef - selef ilişkisine bakılacak olursa bile aradaki ciddi açık farkedilecektir: Türkiye, bir bakıma elindeki Nike Hercules'leri T-LORAMIDS projesi ile değiştirmek istemektedir.


T-LORAMIDS Projesi: Kısa bir Tarihçe

Proje kararı 30.06.2006 tarihli SSİK toplantısında alındı. Teklife Çağrı Dosyası 08.04.2009 tarihinde yayınlandı, teklifler 15.01.2010 tarihinde toplandı. Adaylar PATRIOT, S-300 ve FT-2000. FT-2000'in seçildiği, 26.09.2013 tarihli SSİK toplantısında duyuruldu. 13.11.2015 tarihli SSİK kararı ile proje iptal edildi.

SSM tarafından 2006 yılında hazırlanan bir fizibilite çalışmasının ardından, projeye başlama kararı, 30.06.2006 tarihli SSİK toplantısında alındı. Bahsi geçen fizibilite raporunda SSM, hava savunma mimarisine yönelik olarak alçak, orta ve yüksek irtifa / menzil katmanlarında komuta kontrol, haberleşme, hedef tespit-teşhi-stakip ve önleme sistemlerinin hangilerinin, hangi oranlarda yurtiçinde üretilebileceğini, mevcut kabiliyetleri ve geleceğe yönelik bir yol haritasını belirledi. Bu rapor ile tespit edilen bulgular ışığında hava savunmasına yönelik olarak,
projeleri başlatıldı. Alçak ve orta irtifa hava savunma sistemi projeleri başlangıçta bir miktar hazır alım ve yabancı partner ile ortak geliştirme modeli ile kurgulanmıştı. Sırasıyla T-LALADMIS (Turkish Low Altitude Air Defence Missile System) ve T-MALADMIS (Turkish Medium Altitude Air Defence Missile System) adı verilen bu projeler, 06.01.2010 tarihli SSİK toplantısında iptal edildi ve yerlerine yurtiçi geliştirme modelini öngören yeni projeler başlatıldı. Sözleşmesi 20.06.2011 tarihinde imzalanan ve ASELSAN ana yükleniciliğinde devam eden projelerde aynı füze altyapısını kullanan Hisar A ve Hisar O sistemlerinin testlerine devam ediliyor. Sistemlerin menzillerine yönelik isterlerin değiştiği, bunun da teslimat takvimini ötelediğine dair bir haber mevcut.

T-LORAMIDS projesinde ise, proje başlangıç kararından sonra 01.03.2007 tarihinde bir Bilgi İstek Dossyası (BİD) yayınlandı. BİD'de ihtiyaç miktarı olarak 4 batarya (+ 4 opsiyon) belirtilmişti. BİD'de tarif edilen sistemin etkili menzili en az 40km, irtifa ise en az 30,000ft (yaklaşık 9,145m) olarak belirlenmişti. 

BİD'i müteakiben 08.04.2009 tarihinde yayınlanan Teklife Çağrı Dosyası'na yanıtlar için mühlet 15.01.2010 olarak belirlenmişti, ancak süre 01.03.2010'a kadar uzatıldı. Bu süre uzatımında Rusya ile yarışa sonradan dahil olan MBDA - Alenia - Thales ortaklığı olan EuroSAM'ın yenilenmiş fiyat teklifi hazırlama taleplerinin etkili olduğu kaydedildi. Bu süreçte Çin de, Çin Halk Kurtuluş Ordusu tarafından kullanılmakta olan HQ-9 sisteminin ihrac türevi olan FD-2000'i içeren bir teklif sundu.

Dolayısıyla yarışta adaylar,

ABD: Raytheon - Lockheed Martin ortaklığı: PATRIOT PAC II / PAC III
Rusya: Rosoboroneksport Antey 2500
Çin: CPMIEC FD-2000
EuroSAM: SAMP-T (Sol AirMoyenne Portée - Terrestre)

olarak şekillendi.

Proje adaylarından Lockheed Martin, yabancı askeri satışlar (Foreign Military Sales; FMS) kredisinin fiyat avantajını ve ABD hükümetinin lojistik desteğini arkasına aldı. Bu kapsamda ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı Savunma Güvenlik İşbirliği Kurumu (Defense Security Cooperation Agency; DSCA), 09.09.2009 tarihinde ABD Kongresi'ne USD7.8 milyar tavan bedelli muhtemel satış ile ilgili bir bilgi notu iletti.

Teklif değerlendirme çalışmaları devam ederken bir yandan da aday firmalar, sanayileşme ve yerli katkı stratejileri kapsamında Türk savunma sanayii firmaları ile işbirlikleri kurmaya başladılar. MBDA firması, 2010 Kasım ayında ROKETSAN, ASELSAN ve Aydın Yazılım (AYESAŞ) ile işbirliği anlaşması imzalarken, Lockheed Martin de ROKETSAN ile PATRIOT sisteminin alt bileşenlerinin üretimi için 2012 Haziran ayında bir anlaşma imzaladı.

Teklif değerlendirme çalışmalarının sonuçlanması ile birlikte, 26.09.2013 tarihli SSİK toplantısında, kısa listede birinci sırada gelen Çinli CPMIEC şirketi ile sözleşme görüşmelerine başlanması kararı alındı.

Karardan kısa süre sonra SSM tarafından düzenlenen basın bilgilendirme toplantısında, dönemin müsteşarı Murad Bayar tarafından ifade edildiği üzere projede, öncelikli olarak hava soluyan (uçak, helikopter, seyir füzesi, İHA vb) hedeflere ve ikincil olarak kısa menzilli (SCUD ve türevi) balistik füzelere karşı savunma sağlayabilecek bir sistemin tedariği hedeflenmekteydi. Proje modeli yurtdışı hazır alımdı ancak sarf malzemesi, yani sistemde kullanılacak füzeler ile bazı alt sistemler yurtiçinde üretilecekti.

TÇD ile çizilen çerçeve, T-LORAMIDS'in bir ara çözüm olması, ana hedefin uzun vadede muadil ve hatta tercihen daha üstün niteliklere sahip bir sistemin yurtiçi imkânlarla geliştirilmesi şeklindeydi. Bu nedenle, mümkün olduğunca hızlı bir tedarik süreci öngörülmüştü. Bu kapsamda Bayar'ın ifade ettiği üzere Çin'i öne çıkaran etkenler daha yüksek miktarda yerli katkı payının öngörülmüş olması, daha kısa sürede teslimat (sözleşme imzasından sonra 4 sene içinde teslimatların tamamlanması ve daha düşük fiyat idi.

Çin tercihinin açıklanmasından kısa süre sonra ABD ve NATO'dan askeri, siyasi ve endüstri cephelerinden yoğun bir eleştiri bombardımanı başladı. Çin sisteminin NATO savunma mimarisine entegrasyonunun stratejik, hukuki, askeri ve teknik boyutlarına yönelik endişeler, kimi zaman diplomasi ve nezaket sınırlarını da aşacak şekilde resmî ve gayrıresmî kanallarla Türkiye'ye iletildi.

Projede imzanın 2014 ilk yarısı sonlarına doğru atılması bekleniyordu. Ancak 2013 sonlarına doğru diğer adaylara tekliflerini güncellemeleri taleplerinin iletildiğinin ortaya çıkması ile bazı soru işaretleri doğdu. Nitekim 2014 Temmuz ayında, teknoloji transferi konusu nedeniyle teklif değerlendirme süresi tekrar uzatıldı. Aynı sene sonbaharında, Türkiye'nin baskılar ve teknoloji transferi konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle Çin tercihinden uzaklaştığına dair haberler çıkmaya başladı. Nihayet 2015 Haziran ayında, görüşmelerin teknoloji transferi konusunda tıkandığı iddia edildi ve 13.11.2015 tarihli SSİK kararı ile proje iptal edildi.


Gözlem ve Değerlendirmeler

Türkiye, 1991'den bu yana belirlemiş olduğu ve aciliyet arz eden, stratejik bir savunma sistemi ihtiyacını giderememiş durumdadır. Yaklaşık 10 yıldır süren ihale süreci sonuçsuz kalmıştır.

T-LORAMIDS ihalesinde her üç aday da, TÇD ile belirlenen teknik, hukuki ve idari çerçeve kapsamında tekliflerini sunmuşlardır. Bu çerçeve, belli bir seviyede yerli katkı ile yurtdışı hazır alımdır. Orijinal TÇD'de teknoloji transferi ya da ortak geliştirme öncelikli hususlar olarak belirlenmemiştir. Buna karşılık sözleşme görüşmelerinde konu bu alana kaymış ve en nihayetinde iptal kararının gerekçesi olarak kamuoyuna açıklanmıştır. İtibar ve güvenilirlik açısından alınmış büyük bir hasar söz konusudur.

Kaldı ki, bu tür stratejik savunma sistemlerine yönelik hiçbir ülke kritik teknoloji transferi gerçekleştirmez. Bu tip sistemler, ulusal çabalarla geliştirilmek durumundadır. Stratejik savunmasını füze teknolojileri temeli üzerine inşa etmiş olan Çin Halk Cumhuriyeti'nin, balistik füze önleme kabiliyetli bir sisteme yönelik olarak, bir NATO üyesi ülke ile kritik teknoloji paylaşması söz konusu dahi olamaz.

Tüm bu durumdan çok daha vahim olmak üzere, Türkiye'nin çağdaş manada ulusal savunma ve güvenlik mimarisini kurmaya yönelik herhangi bir kabiliyetinin olmadığı malesef ortaya çıkmış bulunmaktadır. Açmak gerekirse:

Bu ölçekte stratejik savunma sistemlerinin ihtiyaç planlama, geliştirme, tedarik ve operasyonları, sadece askeri - taktik boyutta ele alınamayacak kadar karmaşık, çok boyutlu ve çok katmanlıdır. Savunma sanayii ve askeri tedarik programları, ekonomik, ticari, teknolojik, sınai, kültürel ve sosyal boyutları da içeren; tüm bu boyutları kapsayıcı disiplinlerarası bir yaklaşımla analiz edilmesi gereken konulardır. Ülkenin ulusal savunma stratejisi ve bu strateji doğrultusunda gerçekleştirilecek askeri tedarik ve geliştirme projeleri, yukarıda sayılan alanları içeren bir yaklaşımla yürütülmek zorundadır.

Ama ve fakat ne kadar acıdır ki, T-LORAMIDS ihalesinde değerlendirme sadece teknik seviyede yapılmış, handiyse aday sistemler bir tabloda sayısal olarak karşılaştırılmış ve neticede bir karar alınmıştır. Bu kararın askeri, siyasi, teknolojik ve politik yansımaları ve yan etkileri değerlendirilmemiş, bu yönde bir değerlendirme yapılmış olsa dahi dikkate alınmamıştır. Çin sisteminin tedarik edilmesi durumunda karşılaşılabilecek askeri, siyasi, ekonomik ve teknolojik sorun ve yaptırımlara karşı tutarlı ve kararlı hiç bir karşı tez sunulamamıştır.

Savunma ihtiyaç planlama ve tedarik sürecinin bir ürünü olarak, 25 yıldır giderilemeyen stratejik bir gedik, en az 10 yıl daha mevcut kalacaktır. Türkiye, ulusal savunmasına yönelik ihtiyaçlarını tanımlayamamakta, tehdit analizi yapamamakta, doğru tedarik yapamamaktadır. 1980'lerin başlarında tanımlanmış ağır nakliye helikopteri tedariği hala yapılamamıştır. Taarruz helikopteri ihtiyacı, 20 yıllık bir sürecin sonunda hala tam olarak giderilememiştir. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Acil ihtiyaçların temini en az 10 yıl sürmektedir.

Stratejik hava savunmasına yönelik milli bir sistem çözümü ise iki büyük risk ile karşı karşıyadır:

i. Böyle bir sistemin, yabancı teknik destek ile geliştirilmesi durumunda dahi, prototip seviyesine ulaşması ciddi bir zaman alacaktır. Bu ölçekteki sistemlerin, komuta - kontrol, hedef tespit ve füze bileşenlerinin gerektirdiği yüksek performans isterleri nedeniyle geliştirilmeleri son derece pahalı ve zaman alıcı ArGe süreçleri gerektirmektedir. Ortalama 10 yıl sürmesi beklenebilecek böyle bir süreçte tehdit ortamı da evrilmeye devam edecektir.

Bugün sınır komşumuz İran, 1,500 - 2,000km civarı menzile sahip balistik füzeler üretmekte, hassas güdümlü silah sistemlerine yatırım yapmaktadır. Dahası nükleer programı üzerine Batı dünyası ile anlaşmaya varmış, üzerindeki yaptırım kıskacından büyük ölçüde kurtularak jeopolitik olarak belli bir rahatlığa kavuşmuştur. Önümüzdeki 10 yıl içinde füze teknolojisinde sıçramalar kaydetmesi son derece olasıdır. Yani özet olarak, Türkiye bugünkü ihtiyacına yönelik olarak milli çözümü 10 yıl içinde ortaya koyduğunda, karşı karşıya bulunulan tehdit "yarından sonraki güne" varmış olabilir.

Acil ihtiyacım temini noktasında hazır alım ise, zaten büyük zarar görmüş itibar ve ciddiyete bir darbe daha indirecektir. Tabiri caizse Türkiye'nin risk katsayısı artmıştır. İki yıl süründürülen sözleşme görüşmelerinin, ihalenin önceliği olmayan bir konu nedeniyle iptal edilmesi, zatn acil alım konusunda zafiyeti bulunan Türkiye'nin üreticilerin nezdinde önceliğini düşürebilir.

ii. Türk savunma sanayiinin gerçekleştirmiş olduğu hava savunma radar ve komuta kontrol sistemleri, Hisar A ve Hisar O ile Korkut hava savunma platformları, performansları ve teknik kabiliyetleri ile göz doldurmakta, gelecek vaat etmektedirler. Ancak, balistik füzelere karşı savunma kabiliyetli stratejik hava savunma sistemleri farklı bir lige ait sistemlerdir. Kaba bir benzetme ile: İlk yolcu uçağını hangardan çıkarıp uçuş testlerine başlayan bir şirket, ertesi gün uzay mekiği geliştirme soyunamaz. İki platformun çalışma ortamları, teknik ve teknolojik koşulları çok farklıdır. Sadece uçak, İHA ve seyir füzelerine karşı savunma kabiliyeti sunacak, bir bakıma "Hisar ER" (ER: Extended Range: Artırılmış Menzil) gibi bir başlangıç çözümü mümkün ve makûl olabilir. Ancak bu durumda da kısa ve orta menzil balistik füzeler ile yüksek süratli seyir füzelerine karşı savunma ayağı eksik kalmış olacaktır. Kaldı ki, Hisar A ve Hisar O sistemlerinin ilk seri üretim modellerinin 2010'ların sonunda hizmete girmesi planlanmaktadır. Dolayısıyla bu projelerin sağladığı teknik ve teknolojik birikimin, böylesine bir stratejik proje için şu anda yeterli olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Milli geliştirme projesinin en az iki yıl öncesinden zaten başlatılmış olması gerekirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın televizyon mülakatında çizmiş olduğu çerçeve, yani "savunma" sisteminden ziyade "saldırı" sistemine odaklanma, hatalı ve eksik bir yaklaşımdır. Savunma ve saldırı kapasiteleri, birlikte ve bir bütün olarak ulusal savunma ve güvenlik yapısını oluştururlar. Füze tehdidi, giderek artan hızda asimetrikleşmektedir. IŞİD gibi örgütlerin SCUD, FROG gibi balistik füzelere erişmeleri korkutucu derece kolay hale gelmiştir. Bu tip irrasyonel, kararları öngörülemeyen hasımlara karşı taarruz kapasitesi herhangi bir caydırıcılık sağlamaz. Evet, özellikle Çin ve Rusya, caydırıcılık stratejilerini esas olarak taarruzî sistemler üzerinden inşa etmektedirler. Başdöndürücü bir hızla gelişen füze teknolojileri, yakın gelecekte yaygınlaşacak hipersonik füzelerle birlikte taarruz eden tarafı daha da öne geçirecektir. Ancak bu, iç içe geçmiş katmanlardan oluşan bir (hava) savunma yapısının önemini ortadan kaldırmaz.

Ancak ne yazık ki, Cumhurbaşkanı'nın çizdiği çerçeve ("en iyi savunma, saldırıdır") uyarınca alınmış iptal ve yeni projeye başlama kararının, bir stratejik konsepte ya da yol haritasına dayanıyor olduğunu iddia etmek güçtür.

Öte yandan, bu seviyede sistemlerin tedarik ve işletilmeleri, organizasyonel ve kültürel manada dönüşümü gerektirmektedir. Stratejik hava savunması saniye ve saliseler ölçeğinde icra edilir. Bir tehdit anında komuta - kontrol işlevleri neredeyse tamamen yapay zeka ve otomasyon sistemleri ile gerçekleştirilmek durumundadır. Bu da, hedef tespit, teşhis, takip ve önleme zincirinin, önceden belirlenmiş yetkilendirmeler doğrultusunda yapılmasını, farklı kuvvetlerin müşterek olarak çalışabilmesini gerektirir. Birlik ve kuvvet ismi değiştirerek ya da farklı birimleri aynı çatı altında toplayarak bu dönüşümü sağlamak mümkün değildir. İzin ve yetkilendirmeleri baştan yapabilecek, ademi merkeziyetçi bir planlama ve yönetim anlayışının yerleşmesi, askeri ve sivil savunma bürokrasisinin bu yönde bir vizyona sahip olması gerekmektedir.

Bu hususlar bakımından Türkiye'nin stratejik hava savunması için Nike Hercules ile devam etme kararını aldığı iddia edilebilir.

21 yorum:

sabri ünal dedi ki...

"Cumhurbaşkanıma laf söyletmem arkadaş" taifesinin gazabından korkmadan kaleme aldığınız yazınızla bizleri aydınlattığınız için teşekkürler...

İnşallah bu karar bizlere hazır alımlarla acil teradiklerle uğraşmak yerine özgün ürüne ağırlık vermeyi teşvik eder...

2011'de diğer projeler gibi bu projenin de özgün bir ürün olarak ele alınması belki daha doğru bir karar olacaktı; veya Çin sistemi yerine EuroSAM sistemi tercih edilseydi belki +2 yıl daha geç elimize ulaşacaktı ama elimizde bir hava savunma sistemi bulunacaktı...

Herzaman söylendiği gibi, en ucuz teklif hiçbir zaman en doğru tercih olmuyor.

Murat Odabasi dedi ki...


Herhalde bu ülkeyi idare edenler burada yazılanlardan çok daha ayrıntılı olarak konulara vakıftırlar. Öyle değil mi?

Elinde yüksek irtifa hava savunma füzesi kabiliyetleriyle durdurulacak derecede uzun menzilli balistik füzeye sahip olacak hangi örgüt var acaba? Elimizde saldırı silahları olduğunda yalnız bu örgütleri değil, bu örgütlerin arkasında ağababalarını da çılgınlık yapmaktan alıkoyabiliriz.

Türkiye'yi her türlü silah sistemini yerli olarak üretme kabiliyeti kazanmasından alıkoyacak her türlü engeli aşmak da Türkler olarak bizim için kaçınılmaz olacaktır.

Adsız dedi ki...

"Bu ülkeyi idare edenler" siyasetçilerse, onlar neden bu konulara vakıf olsun? Bunları bilmesi gereken bazı "teknik" personelse, ki muhtemelen öyledir, onların "idare" gibi bir yetkileri, daha doğrusu onlara soran var mı acaba?

Cemal KALINTAŞ dedi ki...

Muat ODABAŞIN'a katılıyorum. Ülke savunması için ihtiyaç duyulan sistemlerin neler olduğu konusunda yetkililer, diğer savunma uzmanlarından daha fazla bilği ve donanıma sahip olduğunu savunmak hiçde yanlış olmaz. Kaldıki ülkenin acil ihtiyaçları konusunda bizim okuyup, duyup yada gördüğümüz tüm haberlerin dışında daha farklı ihtimalleride göz önünde tuttuklarını düşünüyorum. Sonuç olarak bende, savunma kalkanından önce balistik füzze geliştirmenin daha doğru olacağını savunuyorum(savunma kalkanı haberlrinden öncede bu şekilde düşünüyordum) İŞİD veya başka bir terör örğütünün balislik tehdit oluşturacagına ihtimal vermiyorum. Buna herşeyden önce bölge ülkeleri ve nato izin vermez. Caydırıcılık açısından saldırı gücü çok daha büyük bir etkendi. Sistem geliştirme hususunda bir sıralama va ise eğer saldırı sistemleri 1. sırayı almalı veya en kötü iki sistem bir arada yürümeli. Saldırı sistemi geliştirmenin bir diğer avantajıda daha hızlı ve zorluk derecesi savunma sistemine ğöre daha az zorluk derecesinde sistemler. son olarak ne kadar iyi saldırı sistemi geliştirirseniz savunma sistemi de ona göre daha da mükemmellik seviyesi artartacagını düşünüyorum.

Adsız dedi ki...

Ne zaman evimin önünde bir iş yapmaya başlasam aklı evvelin biri gelir kendince akıl vermeye çalışır bazen verdiği akıl iş te yapar ammaa çoğunda güzelce söylenmiş boş laflardır,vesselam.

Adsız dedi ki...

Merak ettim yorumlara mı attığın taş yoksa haberin kendisinemi

Adsız dedi ki...

Herkes balistik füzelere takmış gidiyor, bu yanlış.
ABD bile uzun menzilli füzelere karşı çoklu başlık ve yanılma yöntemlerini düşünürsek tam manasıyla bir çözüm bulamamış ve isabet oranları hayli düşük.
ABD ve israil hava savunma ve füze sistemlerini ayırmış biri diğerinin işini yapmaz yani ikisibirarada sistemler olmuyor.
Füzeye karşı en iyi önlem şimdilik sizin 2 katı füze fırlatabilecek kapasiteyle caydırıcı olmak.
Ama balistik füze savunmam olsun diyorsanız iki ihtimali düşünmeliyiz, gelen başlık nükleer mi?(rusya)-o zaman zaten NATO devreye girer ve THAAD dan aşağısı da kurtarmaz.50 tane de uydu ister.
Yok başlık kimyasal veya konvansiyel ise (iran)
1-2km sapması olan sistemle pek bişey yapamazlar(karşı tedbirleri vardır uzun uzadıya tartışılır).Bunları 100km de vurmakla 3km. de vurmanın bir farkı yok.Üstelik çoklu başlığa ve yoğun gelişe karşı nokta savunma yapmak zorundasınız.
Burada hisar-a ve korkut devreye giriyor.Bu ikisine ayrıca hisar-uzunu yaptığınızdada ihtiyacınız olacak, bir dibine, birde uzaktaki seyir füzesi rotasına...çünkü uzun menzilli füze hem yakına ateş edemiyor hemde reaksiyon süresi uzun.
Balistik füze savunması yapan ülkelere bakın, hepsi Güvenlik konseyi üyesi, nüfüslarına ekonomilerine bakın, isterseniz ay"a da gidebilirsiniz ama savunma harcamalarını aşırı abartırsanız savaşa gerek olmadan yenilir batarsınız, sovyetler gibi.
Paranız azsa o zaman bir öncelik sıralaması yapmalısınız.Bu durumda hisar alçak ve orta hava savunma ile korkuta öncelik verecek, uzun menzilli hava savunmayı uçaklar için planlayıp füzeleri unutacaksınız.Balistik füzelerin (konvansiyonel) çaresi daha önce yazdığım gibi yine balistik füzeler, bırakın düşman düşünsün, ekonomisini batırsın.Size saldırmaya da cesaret edemez, merak etmeyin.Biz ABD ve rusya gibi dünya hakimiyetine oynadığımızda tekrar düşünürüz.
Saygılar.
M.H.


Adsız dedi ki...

Ayrıca hava savunma sistemi diğer Türk devletleriyle birlikte geliştirilmeli, hem ekonomik olur hemde tehdit durumuna göre kaydırma yapılabilirsin.(ilk saldırıda sistemlerinizin yarısını kaybettiğinizi düşünün,yerine gelebilecek yabancı sistemi personel eğitim durumundan kullanamaz.üretim tesisleriniz tahrip olmuş veya yeterli zaman olmayabilir)
Arapları da parası var diye karıştırmayın, hem jeopolitik sorunlarını taşırlar hemde batıdan ambargo yersiniz :) Türklere ise rusya ve irandan (Hatta çin) dolayı yeşil ışık yakma ihtimalleri var.

M.H.

Murat Odabasi dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Murat Odabasi dedi ki...

Türkiye'nin saldırı silahı geliştirmesini istememek Türkiye'nin düşmanlarının yaptığı birşey.

Savaşmak için hem saldırı hem de savunma silahına ihtiyaç duyarsınız. Elinizde kılıç olmadan sadece kalkanla düşmanı korkutup size saldırmaktan vazgeçiremezsiniz.

Uzun menzilli balistik füze yapmak başarılı bir savunma füzesi yapmaktan daha kolay. O nedenle yapabildiğimiz her silah sistemini yapmalıyız yaklaşımıyla hem balsitik füze hem de kısa ve orta vadede yapabileceğimiz savunma füzesini yapmaya girişmeliyiz. Daha uzun vadede yapabilieceğimiz, daha yüksek teknoloji gerektiren sistemleri yapmaya da zamanla girişebiliriz.

Ancak bu sistemleri edinmek değil bu sistemleri üretebilme kabiliyeti kazanmak öncelikli olmalıdır. Ayrıca en iyisini yapamadık diye daha az kalitelisini yapmaktan da geri duramayız.

golgelerprensi dedi ki...

Aselsan ve Roketsan ın Hisar U yu biz yaparız açıklamaları neyi ifade ediyor. Hazir alım 4+4 sistem ile Iran ın cok sayıdaki BF lerinin KAÇINI durdurabiliriz.. Konu savunma sanayi fakat siyasi mualiflik kokan yaklaşımları hos bulmuyorum. Savunma sanayi eleştirilen iktidardan once ne durumda idi. O donem ki iktidarlar neler yaptılar. Teknolojik olarak geri kalmış oldugumuz açık uzun bir yolumuz olduğu kesin ancak en buyuk eksik malesef zaman...

Mert Aldemir dedi ki...

Bu kadar yerli silahın yapımına sebep olmuş bir Cumhurbaşkanının stratejisini eleştirmek ne kadar doğrudur

Adsız dedi ki...

Devlet yetkililerinin, özel sektörde çalışan savunma sanayi yetkililerinden durumu daha iyi analiz edebileceğini düşünen yorumcu arkadaşlara sormak isterim ki;

- F 16 uçaklarının alımı gerçekleştirilirken, öz savunma sistemlerinden mahrum bırakılması
- 84 itibari ile terörle mücadele eden bir ülkenin ağır nakliye helikopterini halen tedarik edememesi
- Taarruz helikopteri ihalesinin çok ama çok uzun süren gecikmelerin ardından tamamlanması ve güç bela erken duhul ile hizmete sokulması

gibi sayısı arttırılabilecek örnekler de, devlet yetkililerinin şüphe duyulmayan analiz kabiliyetleri sonucunda yapılmış hatalar değil midir?

Tabii ki, tek boyutlu olarak değerlendirmemek lazım, belki devlet adamları doğru kararı vermek isterken başka boyuttaki sebepler bu kararı vermelerine mani oldu.

Ama bu koşullar şu an için de geçerli değil mi? Yani bürokrat ve siyasiler, bugün tüm katmanlardaki etmenlerden bağımsız mı karar alıyor?

Kabul etmeliyiz ki, ülkemizi 2. Dünya Savaş'ının ardından oldukça kötü yönettik ve durumu düzeltmek için, bir konuda okumuş-yazmış-çizmiş ehil kişilerin tümünün görüşlerinin bir değeri var. Konunun içerisine bir siyasinin adı karıştığı için, üretken tartışmalardan uzaklaşıp, fanatizme bulaşmamalıyız diye düşünüyorum.

Sürç-i lisan ettiysem affola.

cemal kalıntaş dedi ki...

Öncelikle belirtmk isterimki yorumunuzu üzerime alıyoum.

Yaptığım yorumun gayet açık ve anlaşılır olduğunu düşünüyorum. Ancak netleştirmek için biraz daha açmak istiyorum. Şöyleki; SSM ve diğer savunma sanayi yetkilileri diye vurgulamak istediğim zümrenin içinde özel savunma şirketleri uzmanlarıda mevcuttur. Ayrıca yetkililer bu konularda yazan çizen veya araştıran bu işe cidden gönül ve zaman vermiş uzmanlardan daha fazla bilğiye sahip olduğunu düşünüyorum. Düşüncemin nedeni ise bu konularda yorum yapan herkez (ki bunların salt çogunlugu bu konularla ilğili 1. derece uzmanlar değil konuya ilği duyan ve yakından takip eden arkadaşlardan oluşuyor şahsımda bu zümrenin içindedir)İlgili haber ve makalelerle ilğili bir sürü eksik ve yanlışlara işaret ediyoruz.
Arkadaşlar biz bu okuduklarımızla ,duyduklarımızla veya araştırmalara dayanarak yorum yapıyoru. Bu işin asıl göbeginde olanların bizim düşündüklerimizi düşünememelerini idda etmek veya bu ihtimalleri göz önünde tutmadıklarını söylemek hiç de mantık alır bir tarafı yok, bir ülkenin savunmasının gelecegini ve ayrıca milyarlarca dolarını böyle insanlara emanet edecek kadar da kimse akıl tutulmasına saplanmamıştır eminim.
Konuya bir siyasinin adının karıştığı için düşüncelerin bu şekilde yönlendiğini düşünmekde ayrı bir konu. Azıcık muhalif bir söylemde hemen bu sebebe bağlamak biraz düşünme üşenğeçliğidir bence. Her düşünceye saygım sonsuzdur yanlış anlaşılmak istemem.

Ayrıca Arda Bey'in yazılarına, araştırmalarına ve kanaatlerine olddukça saygılı oldugumudda belirtmek isterim.

Adsız dedi ki...

"Mert Aldemir dedi ki...
Bu kadar yerli silahın yapımına sebep olmuş bir Cumhurbaşkanının stratejisini eleştirmek ne kadar doğrudur"

Mert Bey,
güzel bir konuya temas ettiniz. bu kadar yerli silahlardan gerçekten yerli olanı da bir söyler misiniz? Ben size söyliyeyim.. MRTP-76 tüfek.. o da az kalsın H&K'un 416'sı Mehmetçik diye sokuşturuluyordu.. zor döndü ucundan.. ben biraz sayayım sizi zorlamasın: T129 motor amerikan, bilgi ingiliz-italyan. Anka: motor alman idi şimdi çin, iniş sistemleri amerikan, oto kontrol amerikan, görev bilgisayarı İsrail'den yediğimiz kazıktan sonra yerli, fırtına obüsü namlusu G. Kore, mühimmatı? o zaten ortada yok. gelirse g. koreden gelir. hürkuş? o bayağı bir yerli.. motoru, aviyoniği, fırlatma koltuğu amerikan.. tasarım türk.. KT-1 değil.. altay? namlu kore, alt takım amerikan, zırh teknolojisi kore.. ben daha sayayım mı siz düşünür müsünüz gerçekleri?

Murat Odabasi dedi ki...

"silahlardan gerçekten yerli olanı da bir söyler misiniz? Ben size söyliyeyim"

%100 yerlilik kime lazım? Amerikan silahları bile %100 yerli değil. Kaldı ki yöneticiler %100 yerliliğe ulaşmak istiyorlar, daha doğrusu yönetici.

Yerlilik oranları

Almanya ve Fransa'da bile %80'ler civarında. Türkiye'de ise 13 sene önceki %25'lerden şu anki %55'lere gelmiş durumda. Bu oranın %90'lara varması için bir 15 sene daha geçmesi gerekiyor.

Silahların %100 yerli olmadığı için ne kadar şükretsek az. Çünkü ekonomik durumun elvermediği halde %100 yerli silah yapacağım deselerdi bir sürü kaynak israfı yapılacak ve ona rağmen silah ihtiyacı karşılanamayacaktı.


aykut sağırkaya dedi ki...

Elektronik alt yapıyı geçtim çünkü biraz daha yakınız. Ancak roket motorları nasıl ne zamana yapılır emin değilim. V-2 lerin atalarının fırlatıldıktan sonra patlaması gibi test atışlarında sil baştan tecrübe de görmek istemiyorum.

kaygılıyım...
Allah yardımcımız olsun...

golgelerprensi dedi ki...

Evet.. ucak fabrikalarimiza kilit vurulup Kibris harbindeki ambargo yeme tecrubemize ragmen... Hibe hurdalarla asker sayimizla ovunmekle oyalanmis onlarca yildan sonra birileri bir seyler yapmaya calisiyorsa bu taktir edilmeli once sonra elestirilmeli tabiki... Ancak Hic bir sey yapmayan birini ancak tembellikle suclaya bilirsiniz.. Biri bir seyler yapiyorsa cokca eksigi olmasi ve elestirilmesi dogal.. Siyasi mualiflik adina fanatiz mi bir birakmamiz lazim. Eksige su eksik, yanlisa su yanlis dememiz yapilana takdir etmemiz lazim. Motoru yerli mi..? komik kaciyor. Tumosan traktor motoru disinda motor mu vardi bu ulkede... yavas yavas alt sistemlerde uretilecektir. Teknoloji ve uretim olarak cok geride kaldigimiz dogrudur, hizla arayi kapatmaya calismaktan baska care yok. GUCLU NUN HAKLI OLDUGU BIR DUNYA DA BUNA MECBURUZ...

ALFACINO dedi ki...

Erdogan'ı gönülden destekliyorum. Fakat milli savunma hususunda tarafgirlik, gerçekleri görmezden gelme uzun vadede can yakacak hatalar.Bu konuda sen ben ayrımı yapılmamalı. Herkes doğru bildiğini dostça paylaşmalı ve uyarılarını yapmalı.
Savunma uzmanı değilim. Sokaktaki insandan çok daha iyi bilirim o ayrı.
Benim kanaatim de bu ihalede hata yapılmıştır. Vazgeçilecekse neden onay verildi. Teknoloji transferi öne çıkarılmadıysa bu neden baştan belirtilmedi adam gibi. Ki bu hususta kim sizinle neyi paylaşır o da başka mevzu.
Obus, tank vb. hususlarda da eleştiriler maksadı aşmamalı. G.Kore şimdi orjinallerini yaptığı tank ve obüsleri yapmayı kendi sıfırdan becermedi. O da başka platformları taklitle ve başka güç grupları ve ekipmanları kullanarak, baz alarak bu işe başladı. Bence başlangıç mantıklı. Ama sadece iyi başlamak önemli değil adam gibi de devam edebilmek lazım.
Bence de doğru olan kısa vadede NATO uyumlu optimum platformu seçmek uzun vadede de kendi yolunu çizmekti. Bu füzelerin de herhangi bir balistik füze saldırısında neyi önleyebileceği de meçhul(aslında pek meçhul de değil).
Benim de kanaatim balistik saldırı kabiliyetimizin acilen artırılıp potansiyel hasımların gözünün önüne çıkarılmasıdır.

İyi günler dilerim,

Özgün.

Adsız dedi ki...

Her zamanki gibi güzel ve okunmaya değer bir yazı olmuş, yazara teşekkürler.

Dipnot: Biraz insaflı yorum yapalım lütfen.

Engin Kaplan dedi ki...

Ülkemizin 780000km2 lik yüz ölçümü ve birçok stratejik bölgesi göz önüne alındığında çok sayıda YİHS sistemi ve dolayısıyla çok yüksek bir parasal kaynak gerekiyor.Yüksek irtifa hava savunma sisteminden kaç tane üreteceksiniz?nereye koyacaksınız?Ne kadar alanı ve ne kadar etkin bir koruma içine alabilecesiniz?
Füze teknolojisinin çok çabuk geliştiği günümüzde hem bunların tedariki hemde sürekli teknolojik geliştirme/iyileştirme (modernizasyon)masrafları önemli meblağlar tutacaktır.
Özet olarak YİHS sistemi tamamen yerli olarak geliştirilmeli ve İran gibi ülkelere gözdağı içinde çok sayıda uzun menzilli balistik ve seyir füzesi üretilmelidir.
Cumhurbaşkanımız bu modeli ortaya atarken öncesinde TSK komuta kademesi ve güvenlik danışmanlarıyla bu konuda uzun çalışmalar yapmıştır diye düşünüyorum.