10 Ocak 2015 Cumartesi

Palavra Dedektörü: Gerçeğe Offset Vermek

Anadolu Ajansı'nın (A.A.) 9 Ocak tarihli ve "Türk Savunma Sanayi[sic] İhracatta Hız Kesmedi" başlığı ile verilen bir haber, dikkatimi çekti (tam metni yazının sonunda). Haber, yalan ya da yanlış bilgi içermiyor; yanıltıcı sayılamaz; propaganda olarak da değerlendirmek acımasızlık olur; palavra ise hiç değil. Ancak Türk savunma sanayiinin kabiliyet ve rekabetçiliğini net ve sağlıklı bir şekilde ölçmemizi engelleyen bir bakışı yansıttığı için dedektöre takıldı.

Çünkü bu haberin ele aldığı gösterge ve verileri sunuş biçimi, sektörde de sıkça görülen bir kendi kendini kandırma halini yansıtıyor; amacı bu olmasa bile.

Öncelikle haberin içeriğini ele alalım.

"...Türk savunma ve havacılık sektörünün 2014 yılı ihracatı, bir önceki yıla göre yüzde 18 artarak 1 milyar 647 milyon dolar olarak gerçekleşti..."

A.A. muhabiri, Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin (TİM) verilerini derleyerek haberi hazırlamış. Buna göre Türkiye, 2014 yılında toplam USD1.647 milyarlık savunma ihracatı gerçekleştirmiş. Bu miktar, 2013 yılına göre %18.7'lik bir artışa karşılık geliyor.

Savunma Havacılık Sanayii İmalatçılar Birliği'nin (SASAD) "Savunma ve Havacılık Sanayii Performans Raporu 2013" başlıklı raporuna göre, sektörün 2013 yılı ihracat miktarı bir önceki yıla göre %24.38 artış ile USD1.569 milyar; 2012 yılı ihracatı ise bir önceki yıla göre %14.73 artışla USD1.262 milyar. Savunma ihracatımızın inişli çıkışlı bir artış eğilimi izlediği dikkat çekiyor.

Ancak...

"...Dünyada 150'nin üzerinde ülke ve serbest bölgeye ihracat yapan Türk savunma ve havacılık sanayisine en büyük ilgiyi ise ABD gösterdi..."

İşler burada karışıyor. Zira haberin, muhtemelen kasıtlı olmadan, atladığı bir nokta var. Ancak bu hususun atlanması son derece önemli, zira sektörün performansını sağlıklı ölçmeyi engellediği gibi, kendimizi olmadığımız bir yerde görmemize neden olabilir.

Çünkü Türk savunma sanayiinin ihracatında çok büyük bir payı, offset'ler teşkil etmektedir. ABD, İspanya, Almanya, İtalya gibi ülkelere yapılan satışlar da, bu ülkelerin Türk savunma ürünlerine gösterdiği ilgiden ziyade, offset yükümlülüklerinin sonucudur.

Burada offset kavramını kısaca açmakta fayda var.

Eski Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, "Kalkınmada Pragmatik Bir Uygulama: Offset" başlıklı makalesinde, offset kavramını şu şekilde tanımlamış:
‘Offset’ en yalın anlatımla, yapılacak ithalata karşılık aynı sözleşmede ihracatın ve yerine göre Türkiye’de üretimin, teknoloji ve sermaye transferinin, teknik eğitimin vb. şart koşulmasıdır... Dünya ticaretinin yüzde 10’u offset ile gerçekleştirilmektedir. ABD, İngiltere, İsrail, Güney Kore gibi pek çok ülkenin benimsediğin bir uygulamadır..."
Yani ABD'den USD1 milyara uçak alınıyorsa ve bu alım sözleşmesi kapsamında %75 offset öngörülmüşse, ABD'li uçak üretici şirket Türkiye'den USD750 milyon bedelle mal ve hizmet satın almakla yükümlüdür.

Sanayinin gelişmişlik seviyesinin yüksek olmadığı 1980'li yıllarda savunma alımlarının offseti, meyve sebze satışı ile yapılıyordu. Örneğin Peace Onyx F-16 projesinin offset'i ile ABD'ye yüklü miktarda kayısı ihracatı gerçekleştirilmiş, Ankara Hilton oteli inşa edilmiştir. Ancak süreç içinde yerli savunma sanayiinin kabiliyetlerinin artması ile birlikte Savunma Sanayii Müsteşarlığı, sanayi katılımı ve offset (SK/O) süreçlerini yönergelerle düzenlemiştir. En son Nisan 2011 tarihli yönerge ile yönetilen SK/O işlemleri ile yerli ve yabancı ana yüklenicilerle imzalanan sözleşmelerde yükümlülükler katı kurallarla denetlenmekte; offset uygulaması yerli savunma sanayiinin geliştirilmesi için kullanılmakta.

Halen savunma sanayiinde yürütülen offset uygulamalarının, diğer kamu alımlarında da hayata geçirilmesi gündemde. Söz gelimi Türk Hava Yolları'nın maddi açıdan büyük hacimli uçak alımlarında offset maddesinin olmaması önemli bir eksikliktir.

Offset, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) gelişmesinde, kısmen teknoloji transferinde ve yurtdışı pazarlara açılımda son derece faydalı bir uygulamadır. Disiplinli ve etkin kullanıldığında, sektörel gelişimin itici güçlerinden olabilir. Güney Kore ve Brezilya son derece başarılı offset tecrübelerine sahip ülkelerdir örneğin.

Peki sorun nerede?

Yanıtı vermek için öncelikle SSM tarafından Nisan 2014'te yayınlanan "2012 Yılı Verileriyle Savunma Sanayii Analiz Raporu" başlıklı rapora göz gezdirelim. Raporun 19'ncu sayfasının sonundaki tespit aynen şöyle:
Sektörün ihracat rakamında offset önemli bir yer tutmakta olup, sektörün toplam ihracatının %55'i katsayısız offset kredisi kapsamında gerçekleşmiştir.
SASAD verilerine göre 2012 yılı savunma ihracatı USD1.262 milyar. Yani bu miktarın USD694.1 milyonu offset ile gerçekleşmiş. 2013 ve 2014 yılı ihracatında offset yükümlülüklerinin oranına dair güncel veri bulamadım ama %60 civarında gerçekleşmiş olması kuvvetle muhtemeldir. %60 kabul edersek eğer, 2014 savunma ihracatının USD988.2 milyonu offset ile yapılmış demektir. Doğrudan hükümetlerarası satışlara ilişkin bir veriye ben ulaşamadım. Ancak iyimser bir tahminle, geri kalan miktarın yaklaşık yarısı bu şekilde elde edildiyse, kabaca USD370 milyonluk bir ihracatın, ihale ortamında yapıldığı ileri sürülebilir.

SASAD 2013 raporuna geri dönelim. Şu tespit dikkat çekici:
Sektörümüzde henüz satışı yapılan bir ana hava platformu üretilmediğine göre kişi başı ciro yedek parça üretiminden ortak projelerden kaynaklanan iş paylaşımından, bakım, onarım, yenileştirmelerden ve offset tabanlı işlerden kaynaklandığı değerlendirilebilir.
Offset ile yapılan ihracatta herhangi bir ihale ya da rekabet koşulu söz konusu değildir. Yabancı ülke şirketi, Türkiye'deki şirketlere belli bir miktar iş vermek zorundadır. Dolayısıyla offset ile yapılan satışlar, sektörün rekabetçilik ve sürdürülebilir gelişme performanslarını ölçme açısından sağlıklı göstergeler değillerdir. Kaba tabirle, zaten "cepte" olan bir satış söz konusudur.

Ancak, eğer bir sektörün ihracatı büyük oranda offset'e ve hükümetler arası doğrudan satışlara dayanıyorsa; ihale sonucu alınmış projeler ve katma değeri yüksek platform ya da sistem satışları oransal olarak düşük kalıyorsa ortada bir sorun var demektir.

Eğer sektör hayatta kalmak için en önemli can damarı haline gelmeye başlayan ihracat konusunda, offset'e bağımlı kalırsa; uluslararası iş ve pazar geliştirme, pazarlama ve tanıtım faaliyetlerindeki kabiliyetlerini geliştiremezse, ortada ciddi bir sorun var demektir. Sektörün ihracatı için ya devletin kendi ordusu için doğrudan yerli üreticiden; ya da yabancı üreticinden savunma alımı yaparak offset yükümlülüğü yaratması gerekecekse eğer, rekabetçilik, inovasyon, ArGe, sürdürülebilir gelişim refleksleri körelecektir.

Sektörel ihracat, offset'e ve hükümetlerarası satışa dayalı olarak büyüyorsa; katma değeri yüksek sistem ve ihale başarısı gelişimi geride kalıyorsa eğer, ihracatın artışı ile ilgili bu gibi haberler yarardan çok zarar getirir. Zira sektörün durumunun net tespitini ve buna uygun politikaların geliştirilmesini güçleştirir.

Başarıyı elde etmek ve sürdürülebilir kılmak için öncelikle kendimize karşı dürüst olarak işe başlamalıyız. Gerçek canımızı ne kadar acıtırsa acıtsın...



Türk savunma sanayi ihracatta hız kesmedi

09 Ocak 2015 11:35 (Son güncelleme 09 Ocak 2015 11:44)

Türk savunma ve havacılık sektörünün 2014 yılı ihracatı, bir önceki yıla göre yüzde 18 artarak 1 milyar 647 milyon dolar olarak gerçekleşti.

İZMİR - RAMAZAN ERCAN

Türk savunma ve havacılık sektörünün 2014 yılı ihracatı, bir önceki yıla göre yüzde 18,7 artarak 1 milyar 647 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Dünyada 150'nin üzerinde ülke ve serbest bölgeye ihracat yapan bu sektördeki en büyük satış ise 547 milyon dolar ile ABD'ye yapıldı.

AA muhabirinin Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerinden derlediği bilgilere göre, "yerlileşme" oranı son 12 yılda büyük oranda artan Türk savunma ve havacılık sektörü, ihracatını artırmaya "hız kesmeden" devam ediyor.

Aralık 2014'te 175 milyon dolarlık ihracatla bir önceki yılın aynı ayına göre satışını yüzde 7 artıran Türk savunma ve havacılık sektörü, 2014 yılını da 2013'e göre yüzde 18,7'lik artış ve 1 milyar 647 milyon dolarlık dış satımla tamamladı.

-En büyük alıcı ülke ABD

Dünyada 150'nin üzerinde ülke ve serbest bölgeye ihracat yapan Türk savunma ve havacılık sanayisine en büyük ilgiyi ise ABD gösterdi.

ABD'ye 2014 yılında 547 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirilirken bu ülkeye yapılan satış oranı, sektörün gerçekleştirdiği ihracatın yüzde 33'üne denk geldi.

Türk savunma ve havacılık sektörünün en fazla ihracat gerçekleştirdiği ikinci ülke 120 milyon dolar ile Malezya, üçüncü ülke ise 106 milyon dolarlık dış satım ile Birleşik Arap Emirlikleri oldu.

Bu sektörün en fazla ihracat gerçekleştirdiği 10 ülke ile rakamları ise şöyle oluştu:
1     ABD           547.678
2     MALEZYA           120.076
3     BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ     106.581
4     İSPANYA           87.747
5     AZERBAYCAN-NAHÇİVAN     77.195
6     İTALYA           77.108
7     FRANSA           60.095
8     KATAR           52.783
9     ALMANYA           49.625
10     TÜRKMENİSTAN     48.387
                 
      (1000 ABD DOLARI)

2 yorum:

sabri ünal dedi ki...

Gerçekleri anlatan çok güzel bir yazı olmuş; Arda bey abimizin ellerine sağlık.

Yine hakikati görüp nedenleri anlamak ve bu nedenler üstünden ileri adımlar atmak yararlı görünüyor; birikmiş bir offset ihracatımız olmakla birlikte bu firmalar ile olan ikili ilişkilerimiz de bir o kadar gelişmiş durumda.

Mesela offset kapsamında yapılan işlerin ne kadarını hangi firma oluşturuyor ve bu offset kapsamında ne satış yapmış; TAI özelinde uçak gövdesi, parça imalatı yapılmış olması muhtemel; TEİ özelinde motor parçası imalatları bu alanı dolduruyor olabilir.

ABD merkezli satışların %90'ı offset; Malezya offset dışı satış, BAE offset dışı satış, İspanya TEİ üstünden A400M motorları için parça, TAİ üstünden A400M gövdesi, Fransa ile muhtemelen aynı AIRBUS Military satışları, Almanya denizaltı alımları kapsamında Offset Katar ve Türkmenistan offset dışı satışlar.

Açık kaynaklardan bilebileceğim şahsen bunlar.

Malezya'ya yapılan satışın FNSS gibi %50 amerikan ortaklı bir firmamız tarafından yapılması, TEİ'nin ve ALP Havacılık gibi amerikaya ürün üreten ortaklıkların bu alandaki ağırlığı hesaba katılınca Ortaklık yapılarının ve Offset yükümlülüklerinin Savunma ve Sanayi sektörümüzü ayakta tuttuğunu görebiliyoruz.

İşte belki de bu yüzden ASELSAN, TUSAŞ gibi TSKGV vakıf/firmaları sektör için ana oyuncular haline geliyor.

Özel sektör'ün daha fazla yatırım yaptığı günleri de görürüz inşallah.

Adsız dedi ki...

'THY'nin yerli Savunma-Havacılık firmalarını desteklemek için uçak alımlarında off-set uygulaması' bana pek makul gelmiyor. Ne de olsa THY yarıdan fazlası özelleştirilmiş ayrı bir tüzel kişilik ve havacılık sektöründe üretim yapan firmalar da -mesela TAI ve TEI'yi alalım- ayrı tüzel kişilikler. dolayısıyla 'cepler, cüzdanlar' ayrı. THY bunun yerine kıran kırana pazarlık yapıp indirim almaya çalışacaktır.
Off-set yükümlülüğü altına giren yabancı bir firmadan alınan iş payının 'zaten cepte' olması da irdelenmesi gereken bir husus. Yerli firma, yabancı firmanın standartlarını tutturamıyorsa üretilen parça zaten kabul edilmeyecektir. bu durumda ya istenen standartın tutturulması için üretim süreçleri iyileştirilecek, belki tezgahlar yenilenecek ya da kal edilen parçalar nedeniyle zarar edilecek. 2. şıkkın olması durumunu bir tepe yönetici patronuna (vakıf yönetimi veya bizzat siyasiler) anlatabilir mi? anlatamazsa yerini koruyabilir mi? el-mahkum standartlar tutturulacak. dünya çapında müşterilere üretim yapmak şampiyonlar liginde oynamak gibi bir şey. ha çok şey mi? değil, ama bir şey. 10 değil ama 5, bilemedin 6. sizi sadece zinde tutar, piyasadan kopmamanızı sağlar. bence yabancı firmaların taşeronu olmak, o kadar yatırım yaptıktan sonra üretilecek bir şey bulamayıp traktör, akıllı su sayacı vs üretmek zorunda kalmaktan daha iyi. en azından üretim hattında çalışan personel ayrılıp, mesela otomotiv sektörüne kaymaz hem de yetenek olarak istim üzerinde durur.
uygur