9 Kasım 2014 Pazar

Tank, Tank Tasarımı ve Tankı Tasarlayanlar

Perşembe günü (6 Kasım) Gazi Üniversitesi Otomotiv Mühendisliği bölümü bünyesindeki Otomotiv Bilim ve Teknoloji Topluluğu kulübünün davetlisi olarak "Ana Muharebe Tankı Tasarımı" başlıklı bir konferans verdim. Konferansa ilgi beklediğimden de yüksekti. Bu beni hem çok memnun etti hem de heyecanlandırdı.

Konferansta tankın tarihçesi, tasarımını belirleyen parametreler ve tank tasarımının geleceği üzerine genel bir çerçeve çizmeye çalıştım. Konu oldukça kapsamlı ve karmaşık, dolayısıyla tankla ilgili her şeyi 1 saat gibi bir sürede aktarmak mümkün değildi. Bunun yerine, öğrencilere tank tasarımının ana hatlarını, tankı oluşturan bileşenleri ve bunların birbirleri ile ilişkilerini anlatmaya çalıştım.

Tank, gerek otomotiv sanayii ile ilişkisi, gerek görsel özellikleri gerekse de heybeti ile savunma teknolojilerine meraklıların en çok ilgisini çeken platformlardan. Kara muharebesindeki sonuç alıcı niteliği nedeniyle de modernizasyon ve tedarik programlarının öncelik listesinde üst sıralarda yer alıyor. Nitekim Türkiye'nin de savunma projeleri arasında en önemli ve iddialılarından biri, Milli İmkânlarla Ana Muharebe Tankı Üretimi (MİMTÜ) projesiyle geliştirilen Altay. Altay'ın halen prototip testleri devam etmekte.

Konferansa ilgi duyan öğrencilerin önemli bir kısmı birinci ve ikinci sınıfa devam ediyordu. Bunun da üzerime ayrıca bir sorumluluk yüklediğini hissettim. Zira Türk savunma sanayii kritik bir yol ayrımına doğru ilerlemekte. Eğer insan kaynakları hızla hem nitelik hem de nicelik bakımından geliştirilmezse bütün kazanımların heba olması işten bile değil.

Zira çok sayıda ve iddialı projeleri gerçekleştirmek, sürdürmek ve geliştirmek için gerekli insan kaynağına sahip değiliz. Eğer kazanımları geliştirerek korumak için nitelikli insan kaynağına yatırım yapılmazsa, Türkiye bir prototipler cenneti olabilir. Tank özelinden gidecek olursak:

Bir tankın hareket kabiliyetini tanımlayan ana alt sistemler motor, aktarma organı (transmisyon), hız düşürücü (tork konvertör), cer dişlisi, süspansiyon ve palettir. Bu bileşenlerin her biri ayrı bir uzmanlık alanıdır. Tankın teknik ve taktik isterleri nedeniyle bu sistemlerden beklenen performans her geçen dönem daha da artmakta ve zorlayıcı olmaktadır. Dolayısıyla bu sistemlerin her birini, bir tankın maruz kalacağı ortam ve performans koşularına dayanabilecek şekilde üretebilecek makina, metalürji ve elektronik mühendisliği birikimine sahip olan ülke sayısı düşmektedir. Başka bir ifade ile günümüzde sayılan bu sistemleri üretebilecek kapasite ve birikime sahip ülke sayısı bir elin parmağını geçmemektedir.

Çünkü bu bir avuç ülke, 80, 90 yıldır tank üretmekte, savaşlarda kullanmakta, alınan dersler ışığında geliştirmekte, mühendislik altyapı ve birikimini geliştirmektedir. Bugün dünyanın en gelişmiş tankları kabul edilen Leopard 2, M1, T-90 gibi tankların her bir alt sistem ve parçasında 20'nci yüzyılın neredeyse tüm savaşlarının, teknoloji ve bilim birikiminin izi bulunmaktadır. Bu tankları üreten ülkeler, sıfırdan tank geliştirmemiş, otomotiv ve ağır makina sanayilerinin birikimi ve potansiyeli ile tank geliştirmişlerdir.

Bu tanklarla rekabet edebilecek kapasitede bir ürün ortaya çıkarmaya çalışmış Türkiye ise, lisans altında üretime dayalı otomotiv sanayii ve daha önce ulusal bir tank kapsamlı modernizasyon ve üretimine imza atmamış savunma sanayii ile MİMTÜ projesine soyunmuştur. Diğer tank üreticisi ülkelerle arayı kapatmak için tek yol, ArGe, inovasyon ve öğrenmeye yatırım yapmaktır.

Zira kritik teknolojiler transfer edilmez, paylaşılmaz ya da öğretilmez. Transfer edilir gibi, paylaşılır gibi ya da öğretilir gibi yapılır. Ama hiçbir şirket, bir tank namlusunu nasıl döktüğünü ya da stabilizasyon sistemini nasıl geliştirdiğini, dost ve kardeş bile olsa başka bir ülke ile paylaşmaz. Her koyun kendi bacağından asılır. Her ülke, kritik teknoloji ve bilgi birikimini kendi kurmak ve geliştirmek zorundadır. Ve bunu bağımsız bir şekilde başarmak zorundadır.

Yani çözüm, bu konularda araştıran, düşünen, yazan - çizen, proje çizen, üretim yapan insan sayısını artırmaktır. Eğer Türkiye ana muharebe tankından uyduya, savaş gemisinden jet savaş uçağına neredeyse tüm savunma sistemlerini kendi başına geliştirmek, üretmek istiyorsa buna mecburdur. Savunma sanayiine ilgi duyan mühendis sayısının artması bunun için başlangıçtır. Örneğin tank için makina, metalurji, otomotiv mühendisliği gibi dallardaki öğrenciler araştırmaya, proje geliştirmeye, sektör şirketlerinde staj yapmaya teşvik edilmelidir.

Treni tamamen kaçırmış durumda değiliz. Teknolojinin gelişme hızı nedeniyle bazı alanlarda, gelişmiş ülkelerle aynı şeyleri aynı anda öğrenen konuma gelebiliyoruz. Geliştirilen teknik ve teknolojiler bu ülkeler kadar olduğu için bizim için de yeni oluyor. Burada öğrenme, özümseme ve üretim hızını artırabilirsek açığı hızla kapatabiliriz.

Burada da iş, bu açığı kapatacak mühendislerden ve bilim adamlarından bolca yetiştirmeye düşüyor.

5 yorum:

Ünsal dedi ki...

Güzel paylaşım olmuş. Türkiyenin tank konusunda çok fırın ekmek yemesi gerek. Özellikle ara eleman açığı ve eğitime yapılan yatırımlar göz önüne alacak olursak birde buna sanayi devrimi trenini kaçırmış olmamız bir başka nedendir. Türkiye'de ilk demir çelik fabrikasının resmi olarak kurulması 1926 dır aktif hâle geçmesi ancak 1939 olmuştur. Bu döneme bakacak olursak ikinci dünya savaşının tank yapımında ve gelişimde büyük etkisi olmuştur.
75 yılda sadece 21. yüzyılında daha yeni yeni milli gemi,uçak ve tank yapmışızdır. Bu yolda çok uzun bir yolumuz var. Dünya değişiyor teknoloji gelişiyor artık savaş alanlarına robotlar girmeye çalışıyor. Türkiyenin iki yolu takip etmesi gerekiyor. Bu yapar yada yapamaz geçtiğimiz yıllarda göreceğiz.

Adsız dedi ki...

Arda Bey,

Umarım bir kerede tarafsız yorumlarınız adı altında OLUMLU bir şeyler yazarsanız. Sizi uzun süredir takip ediyorum. 2004 yılından beri savunma sanayinde ciddi bir şeyler yapılıyor ve gelinen yer azınsanacak bir yer değil. Altay tankı ve diğer projeler içinde yeterli AR-GE yeterli alt yapı ve mühendis vardır.

En azından Otokar ve diğer firmalar en önemlisi de devlet yetkilileri bu şekilde açıklamalar yapmaktadırlar.

Eleştirmek hakkınız ama eleştiririnizin genel boyutuna bakarsak bahsettiğiniz bu pojenin içinde bire bir yer almanız gerekir

Otomotiv sektörü ile ilgili olarak dediklerinizin bir kısmına katılıyorum ama bu ülke motor teknolojisini hallederse diğer tüm projeler çok rahatlıkla devam edecektir. Son olarakta bazı krıtik teknolojilerinin üretilmesi veya satınalınması hususunu projeden çalışan insanlar bile bilmez tahmin ederler. O yüzden gerçekten tarafsız eleştirilerinizi bekleriz.

Sevgi selamlarımla...

Arda Mevlutoglu dedi ki...

Sayın Adsız (13.11.2014; 10:06)

Görüş ve eleştirileriniz için teşekkür ederim.

SASAD 2013 yılı verilerine göre Türkiye'de savunma sanayiinde istihdam edilen personel sayısı yaklaşık 32,000 kişi (http://www.sasad.org.tr/uploaded//SASAD-PERFORMANS-RAPORU-2013-_4_4-son.pdf). Örneğin İsveç'in savunma ve havacılık sanayiinde istihdam ettiği personel sayısı da buna yakın: 30,000 dolaylarında (http://www.soff.se/$-1/file/filarkiv/soff/extranet-file-archive-80811/presentationer/2013-03-14-soff-presentation-cast.pdf)

Türk savunma sanayiinin cirosu yaklaşık 5 milyar dolar iken, İsveç bu rakamın iki katına yakın bir ciroyu 2011 yılında elde etmiş.

Türkiye 32,000 kişi ile her türlü kara muharebe aracı, uçak, helikopter, İHA, uydu, her türlü savaş gemisi, her türlü C4ISR sistemi vb yaparken, İsveç belli alanlarda uzmanlaşma ve odaklaşma yoluna gitmiş.

TAI örneğini ele alalım. Yaklaşık 5,000 personelle uydu, uçak, helikopter, İHA üretiyor, modernize ediyor, uçuş eğitm okulu var, alt sistem ve aksam üretiyor vb. Söz gelimi EMBRAER, 2014 itibariyle yaklaşık 20,000 personele sahip ve sadece eğitim / taarruz uçağı ve bölgesel yolcu uçağı üretiyor.

Örnekler çoğaltılabilir. Ancak durum şu: Mevcut projeleri sürdürmek ve geliştirmek için yeterli sayıda personele sahip değiliz. Her yıl çok sayıda mühendis mezun oluyor üniversitelerden ama kasıt bu değildir. Tabi ki nitelikli işgücü yetiştirmek, kabiliyet ve kapasite altyapısı teşkil etmek için yeterli değildir. Bu hususu görmezden geliyor değilim.

Sayın yorumcu,

Kazanımlar ve başarıları asla görmezden geliyor değilim. Sanırım beni yeteri kadar uzun süre takip etmemişsiniz. Ancak bu kazanım ve başarılar, ileriye yönelik endişeleri, yapılması gerekenleri ve mevcut / muhtemel sorunların tespitini yapmama da engel değildir. Başarıları herkes, her şekilde över, bunda sorun yok. Ancak önemli olan, dişimizle tırnağımızla kazıyarak geldiğimiz bu yeri korumak ve daha da ileri taşımak için yapmamız gerekenleri dürüst, tarafsız ve objektif bir şekilde görmek ve dile getirmektir.

Tarafsızlığımı korumaya çalıştığım için naçizane eksiklik ve aksaklıklara ilişkin tespitlerimi burada dilim döndüğünce, bilgim yettiğince, kalemim yazdığınca not düşmeye çalışıyorum. Aksi takdirde Siyah Gri Beyaz bir basın bülteni blogundan farksız olurdu.

Sevgi ve saygılarımla,

Arda Mevlütoğlu

Abuzer Kuru dedi ki...

İnsanlarda olduğu gibi devlet ve kurumlarında kişiliklerinin yapılanmasında geçmiş hatıralar büyük rol oynar. Birinci Dünya Savaşında Mondros Mütarekesinin imzalanmasında en önemli nedenlerden biri Suriye Cephesinde yenilmemiz değildi. Esasen Osmanlı Orduları Irak ve Suriye'de İngiliz taarruzlarını durdurmuşlardı. Kafkasya ve İran Cephelerinde ise taarruzlarını geliştirmişler, aKafkasya'da Hazar Denizi Kuzeyine ulaşmışlar, Tebriz'de ve Baku'yü İngilizlerden ele geçirmişlerdi. Ancak, Bulgaristan'ın çökmesi sonucu Osmanlı İmp. ile Almanya İmp.nun ikmal bağlantısı kopmuş ve yeterli bir sanayiye sahip olmayan Osmanlı İmp. silahsiz ve cephanesiz kaldığı için Mondros Mütarekesini imzalamıştı. Türkiye Cumhuriyeti ise 1974 yılında milli menfaatleri sonucu icra ettiği Kıbrıs Barış Harekatının cezasını ABD'nin silah ambargosu ile ödemişti. 1990'lı yıllarda ise İç Güvenlik Harekatı nedeniyle bu kez Almanya tarafından kısmi bir silah ambargosuna maruz kalındı. ALmanya ekonomik nedenlerle fazla ileriye gidemedi. İşte bu nedenle TSK için azami yerli silah ve malzeme tedarik etmek istemekte, siyasiler ise asker sivil ilişkileri nasıl olursa olsun yerli silah sanayi için çabalamışlardır ve bu çaba halen devam etmektedir. Kısacası yukarıdak bahsettiğiniz hususun nedeni de budur

Adsız dedi ki...

Vatandas goy goy istiyor.