13 Ağustos 2012 Pazartesi

Güney Afrika Denizaltısız Kaldı

Times Live haber sitesinde 12 Ağustos günü Bobby Jordan imzası ile yayınlanan habere göre, Güney Afrika Deniz Kuvvetleri'nin Almanya'dan satın aldığı üç adet Tip 209 / 1400Sa tipi, Manthatisi sınıfı denizaltının üçü de çeşitli sebeplerle gayrıfaal durumda. Bu, ülkenin denizaltı gücünden tamamen mahrum olması anlamına geliyor.

Habere göre, denizaltılardan S103 borda numaralı Queen Modjadji denizaltısı, geçtiğimiz hafta eğitim seyrindeyken Port Elizabeth açıklarında okyanus tabanına çarparak omurgasından yaralanmış ve kuru havuza çekilmiş.

7 Ağustos 2012 Salı

Selam Olsun Sana Ey Hür Denizci!

Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli stratejlerden biri, tanımaktan onur ve gurur duyduğum Sn Cem Gürdeniz'in bu yazısını okurken gözlerim doldu. Bir ülke böyle değerlerini böyle hoyratça harcamamalı. Kendisi mektubunda tevazu göstermiş ama Sn Gürdeniz, Akdeniz Kalkanı'ndan BlackSeaFor'a, Türk Deniz Kuvvetleri'nin çok sayıda inisiyatifinin ardındaki stratejik zekanın başında gelmektedir.

Kendisi, "dışarıdakilerden" misliyle hürdür. Fikri hürdür zira, vicdanı hürdür.

Asıl siz helal ediniz komutanım hakkınızı yurttaşlarınıza. Emdiğiniz süt kadar bembeyaz üniformanıza leke sıçratmaya yeltenenleri engelleyemedik.

Arda Mevlütoğlu



CUMHURİYET DONANMASINA VEDA EDERKEN

1972 yılının Ağustos ayının ilk haftasında Deniz Lisesi öğrencisi olarak, 14 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Bahriyesi-TCB’ nin bir denizcisi oldum. Tam tamına 40 yıl sonra, 2012 yılının gene Ağustos ayının ilk haftasında 12 Orgeneral ve Oramiralin de imzası olan Yüksek Askeri Şura kararları neticesinde emekliye sevk edildim.

Diğer bir deyişle, sahte delillere dayalı Balyoz komplosu sonucu, diğer 13 kıymetli Amiral ile birlikte, aynı zamanda silah arkadaşlarımız ve komutanlarımız olan YAŞ üyesi orgeneral ve oramirallerin onayı ile Tümamiral rütbesinde tasfiye edildim. Tasfiye edildiğimi, 18 aydır tutuklu bulunduğum Hasdal Cezaevinde televizyondan öğrendim.

Beni tasfiye veya emeklilikten daha çok yaralayan, Balyoz komplosunun bini aşkın maddi hata ve onlarca bilirkişi raporlarıyla ispat edilmiş olmasına rağmen, bu çıplak gerçeğin görülmemesi, masumiyetimizin savunulmaması ve tasfiyeye imzalarla onay verilmesi oldu.

Mustafa Kemal’in sadık bir denizcisi ve Amirali olarak Cumhuriyet Donanması ile dolu dolu geçen 40 yılın her gününden, yaptığım her görevden büyük haz ve onur duydum. Başarılardan ve başarısızlıklardan ayrı ayrı dersler çıkardım. Denizde gemi komutanı, komodor ve filo komutanı olarak değişik rütbelerde yaptığım tüm görevlerde gemimi ve gemilerimi her görev sonrası limana kazasız ve sapasağlam geri getirdim. Bayrağımızı fırkateyn komutanı olarak yedi denizlerde dolaştırma onuruna sahip oldum. Yurt içi ve yurt dışında icra ettiğim tüm kara görevleri ve toplantılarda denizlerimizdeki hak ve çıkarlarımızı sonuna kadar savundum. Lekesiz ve tertemiz geçen yıllar sonunda 2004 yılında Amirallik ile onurlandırıldım.

Sadece ben değil, benimle beraber hukuk adına, hukuk katledilerek Hasdal, Maltepe, Hadımköy ve Silivri’de bu acıları aileleri ile beraber çeken ve sahte davalar sonucu tasfiye edilen çok kıymetli, seçkin, ulusal duruşu yüksek, Atatürk’ün rotasından en küçük bir sapma göstermeyecek Deniz Kuvvetleri mensubu Amiral, subay ve astsubayların aslında tek suçu, Deniz Kuvvetlerine 90’lı yıllardan sonra tek kelime ile büyük sıçrama yaptıran üretken ve yaratıcı değerler arasında bulunmalarıydı.

Soğuk Savaş süresinde enerji toplayan ve bu enerjiyi Soğuk Savaş sonrası dönemde büyük bir ivme ile açık denizlere çıkarak, dışa vuran Cumhuriyet Donanmasını ne ekonomik krizler, ne de 1999 Gölcük depreminin yok edici enerjisi durdurabildi. Cumhuriyet Donanması özellikle 90’lı yıllardan itibaren tarihinde benzeri görülmemiş bir şekilde yükselmeye devam etti.

3 Ağustos 2012 Cuma

Teröristlerde Görülen Keskin Nişancı Silahı Hakkında

Habertürk gazetesi, 2 Ağustos Perşembe günkü internet sürümünde, Şemdinli'ye baskın yapmak isterken etkisiz hale getirilen PKK'lı gruba mensup bir teröristin üzerinden çıkan Flash bellekteki fotograflara yer verilmiş.

51 adet fotografın arasında birkaçı özellikle dikkatimi çekti. Zira bu fotograflarda beş adet, oldukça hacimli ve büyük dürbünlü keskin nişancı tüfeği görülmekteydi. Teröristler bu tüfeklerle poz vermişler, ayrıca tüfekleri değişik açılarda yerde de çekmişlerdi. Fotografların içeriği, propaganda niteliğine daha uygun görünüyordu; aslında tam da bu yüzden Habertürk gibi bir gazetenin bu denli fütursuzca yayınlamasını yadırgadım.

Söz konusu tüfeklere daha dikkatli baktığımda merakım ve ilgim daha da arttı. Çünkü bu tüfek tasarımını daha önce hiçbir açık kaynakta görmemiştim ve tüfeklerin genel duruşu, standart seri üretim kalitesinde durmuyor gibiydi. Toplama ya da çıkma malzemeden yapılmış gibi değillerdi ama, fabrikadan çıkmış bir mamül gibi de durmuyorlardı.

Konu ile ilgili kendi çapımda bir araştırma yaptım, The Firearm Blog sitesi editörü Steve J ile de konuyu tartıştım (nitekim kendisi de görüşlerini The Firearm Blog'da yayınladı) ve böyle bir silahın PKK'lı teröristlerin elinde ne aradığı, ne maksatla kullanılabileceği ve silahın cinsi üzerine fikir yürüttüm.

Öncelikle fotograflar hakkındaki gözlemlerimle başlayayım:

2 Ağustos 2012 Perşembe