28 Nisan 2010 Çarşamba

Siyah Gri Beyaz 5 Yaşında

Tam 5 sene oldu... Böyle söyleyince ve yazınca kolay geliyor ele ve dile. Ancak o kadar da kısa bir süre değil aslında, geriye bakınca ve geridekileri düşününce.

Siyah Gri Beyaz bloguna ilk yazıyı koymamın üzerinden tam 5 sene geçti. İlk yazı, "Ejder ve Kaplan - I: Çin'in J-10 Projesi", Turkish Defence forumu için hazırladığım bir makalenin ilk bölümü idi. Zaten Siyah Gri Beyaz'daki ilk yazıların çoğu, gerek Turkish Defence gerekse daha sonradan Savunma ve Strateji Forumu'ndaki yazılarımın görece uzun ve emek harcanmış olanlarından oluşur.

Aslında Siyah Gri Beyaz'ın ilk doğuşu çok daha önce, 2004 ilkbaharı idi. Çektiğim fotografları, aklıma esen bir iki satır yazıları koyuyordum. Ancak bugünkü haline, yani üzerinde düşündüğüm, yazıp çizdiğim şeylerle ilgili kişisel bir internet günlüğüne dönüşmesinin miladı, 26 Nisan 2005'in o ilk saatleridir. Savunma alanında düzenli yayın yapan blog sayısı dünya çapında sınırlıyken o zamanlar, tamamen Türkçe savunma - strateji ağırlıklı konulara eğilen bir kişisel site ile kiminle neyi paylaşacağımı düşünmemiştim o gün. Sadece yazacaktım, kafamdakileri ve öğrendiklerimi. 

Ancak bugün baktığımda, gönül rahatlığı ve tatmin edici bir doygunluk hissi ile "iyi ki başlamışım, iyi ki baskılara boyun eğmemişim, iyi ki pes etmemişim ve iyi ki 'damn the torpedoes, full speed ahead!' demişim" diyorum.

5 senedir ağırlıklı olarak savunma sanayi, askeri tarih ve uluslararası politika ağırlıklı düşüncelerimi, yazı / makale ve çalışmalarımı ve kimi zaman da beğendiğim makaleleri paylaşmaktayım. Siyah Gri Beyaz'ın benim için iki anlamı var:

1. Siyah Gri Beyaz ardımdaki izdir, ayak izimdir, kişisel mütevazi eserimdir.

2. Siyah Gri Beyaz, okuyucuya öğrendiklerimi, düşündüklerimi ve hissettiklerimi aktaran bir ulaktır, vesikadır.

Bu 5 seneyi benimle birlikte geçiren; vaktini, ilgisini ve dikkatini ayıran okuyucuya en içten teşekkürlerimi sunuyorum.


M. Arda MEVLÜTOĞLU
Ankara, 28.04.2010

26 Nisan 2010 Pazartesi

Okur Mektubu: 24 Nisan ve Ermeni İddiaları

Siyah Gri Beyaz'a zaman zaman katkıda bulunan Taner Kılınç, 24 Nisan ve Ermeni Soykırımı İddiaları ile ilgili aşağıdaki mektubu gönderdi. Konu ile ilgili bu kadar tek yönlü dezenformasyon varken, okunmasında fayda olduğuna inandığım güzel bir derleme olmuş.

Arda Bey Merhaba

Uzun zamandır sitenize katkıda bulunamadım. Bu yüzden tekrar merhaba demek ihtiyacını hissettim. Açıkçası geçen zaman içinde pek fazla çalışmada yapamadım ancak son bir ayda çalışmalarımı tekrar derleme ve yeni çalışmalara imza atabilme fırsatı elde edebildim. Bugün 24 nisan, sözde ermeni iddialarının ayyuka çıktığı bir gün. Bu iddalların ne derece gerçek olduğu gerek Türk Tarihi gerek askeri tarih açısından malum. Alman Genelkurmaynın telkinleri ve Ittihat Terakki yöneticilerinde Enver ve Talat paşaların cephe gerisi güvenliğini sağlamak amacıyla zorunlu göç politikasını uygulamaları maalesef karşımıza "soykırım" olarak çıkarılmakta ve deyim yerindeyse aşağılık Nazilerin Yahudilere uyguladığı Yahudi soykırımıa eşit tutulmaktadır. Cephe gerisinin güvenliğini sağlamak amacıyla yapılan zorunlu göç uygulamasının soykırım olarak değerlendirilmesi 1915'ten başka bir zamanda hangi tarihte görülmüştür. 2. dünya savaşı sırasında ABD topraklarında yaşayan Japon asıllı Amerikalıların zorunlu göçe tabi tutularak toplama kamplarına toplanması, Vichy Fransa'sında yaşayan Yahudilerin önce toplama kamplarına tıkılmaları daha sonra da Nazilere teslim edilmeleri neden 1915'te Osmanlı Ermenilerinin zorunlu göçünden daha temiz ve ahlaki olarak görülmektedir. 1925 tarihli Cenevre Konvansiyonu cephe gerisi güvenliğinin sağlanması için bölge halkının göçe tabi tutulmasını suç saymazken (kanunların geriye yürütülmemesi kuralı hiçe sayılarak) hangi dayanakla 1915 zorunlu göçü soykırım olarak nitelendirilmektedir doğrusu buna şaşırıyorum. Dahası bugün yani 24 Nisan 2010'da Taksimde toplanan kendini aydın olarak nitelendiren şahısların tarihi ve uluslarası kanunları bilemeden, incelemeden açıkça kendi vatanlarının tarihini ve kendi halkını suçlu saymaları, sözde soykırım iddilarına destek veren kuruluşlara destek vermeleri, bu sözde iddaların kabul edilmesi için deyim yerindeyse kendilerini yırtmaları açıkçası siyaset ve uluslararası ilişkiler mezunu olan, askeri tarihi araştırmaları yapabilmek için uykusuz geceler ve günler geçiren benim kanımı dondurmaktadır. Bu sözde aydınlar ve onalrın safsataları sadece benim değil kendisiyle sohbet etmek fırsatı bulabildiğim ve bu konuda soru soma şansı yakaladığım Prof. Dr. Ilber Ortaylı'nın dahi sinirlerini oynatabilmektedir. 

Aşağıda size 1895 yılında tehcirden  tam 20 yıl önce yaşanmış bir Ermeni provakasyonunu anlatacağım. Daha doğrusu dönemin ünlü Fransız gazetecisi ve ünlü Matin gazetesi yazarı Stephane Lausanne'nin konuyla ilgili yazdığı kitaptan (sf. 59) çözümleme yaparak size aktaracağım. Umarım bu yazımı yayınlarsınız. Elimden geldiğinde objektif olmaya çalıştım.

21 Nisan 2010 Çarşamba

Ayak İzlerim

Yürüyorum. Ne kadar zamandır yürüdüğümü bilmeden. Ne kadar zamandır yürüdüğümü ne zaman unuttuğumu da bilmiyorum. Bilmeden yürüyorum. Nereye gittiğimi bilmeden. Nereye, neye gittiğimi hiç bilmiş miydim, onu da bilmiyorum. Ama yinede yürümeye devam ediyorum.

Bir kapı beliriveriyor önümde ya da kapı olmasını ben istiyorum. Başka hiç bir şey belli değil. Ne üzerinde yürüdüğüm yer, ne üstümde olması gereken gök: Hepsi asıllarının silik, solgun birer hayaleti gibi. Renkleri, tadları, kokuları ve şekilleri olmayan hayaletlerin içinde yürüyorum. Ama karşımdaki kapıyı açık seçik ayırt edebiliyorum. Orada ve tam yürüdüğüm yolun üzerinde. Gerçi bir yol üzerinde miyim, onu da bilmiyorum.

Açıyorum kapıyı, daha doğrusu kapı açılıyor. O anda farkediyorum: Kendi bedenim dışında hiç bir şeyi kontrol edemiyorum. Hiç bir etkim, hiç bir izim yok. Suyun içinde yürür gibiyim; bedenimin dışı hiçlikle kaplanmış gibi. Basıncı hissediyorum. Hiçliğin bu kadar kuvvetli bir etkisi olabilir mi?

İçeri giriyorum kapıdan (ya da kapıya benzeyen "hiçbir şeyden"). Üzerimdeki basınç azalıyor artık, çevremdeki dünya daha belirgin: Kana ete bürünüyor sanki. Daha net görüyorum, daha net işitiyorum. Çöle benzeyen bir yerdeyim artık, en azından bunun ayırdına varabiliyorum. Ve bu, beni mutlu ediyor. Bir çölde yürümekten keyif alabileceğimi ummazdım...

Herhangi bir çöl gibi değil burası. Olması gerektiği kadar çorak, sıcak ya da unutulmuş değil. Ama rahatsız edici bir yanı var. Mutsuz bir yer burası. Hüzünlü değil; hüzün masumiyet barındırır. Huzursuz da değil; huzursuzluk hareketi doğurur. Sadece mutsuz burası. Sanki mutsuzluktan başka hiçbir şey yetişmiyor bu topraklarda.

Yürüdükçe bu çölde yalnız olmadığımı farkediyorum. Başkaları da var; benim gibi yürüyen başkaları. Bana yakın değilleri kim olduklarını seçmek imkansız. Hepsi birer gölge gibi. Sadece aynı yöne yürüdüğümüzü farkedebiliyorum. Bir şeye bakıp sadece tek bir ayrıntıyı seçebildiğimi farkediyorum bu sefer de. Duyularım birbirinden ayrılmış gibi: Renkleri, kokuları, şekilleri aynı anda seçemiyorum. Bir gülü dalından koparıp burnuma yaklaştırdığımı düşünmek midemi bulandırıyor. Ve ilk kez o anda yalnızlık hissi üzerime çöküyor. Çok ağır, eziyor sanki omuzlarımı ve kalbimi. Haykırıp çevremdeki gölgelere, yanıma yardıma çağırmak istiyorum. Ağzımı açıp iyice, ciğerlerimdeki tüm havayı boşaltmak istiyorumç Ve o an, ilk kez pek çok şeyi aynı anda farkediyorum:

Ciğerlerimde hava yok. Ciğerlerim yok. Dilim yok. Ağzım yok. O uğursuz basıncı yine hissediyorum. Bu sefer hem üzerimde hem içimde. Şeffaf kireçle dolu bir kuyudayım sanki. O kadar büyük ki kuyu, duvarlarını göremiyorum. Yakıyor, eziyor o görünmez kireç. O anda anlıyorum o saf mutsuzluğun sebebini, kaynağını. Ve anladığım an, ilk kez aklıma geliyor arkama bakmak: İlk kez yürüdğüm yöne değil, arkama bakıyorum.

Kapıyı görmeyi (ama gözlerim yok!) umuyorum başımı çevirince (ama başım yok!). Kapı yok, çöl yok, gölgeler yok. Yerine beni hem ısıtan hem de hüzünlendiren bir şey var. Hayatımı görüyorum arkamda. Beni üzen, mutlu eden, bana ihanet eden, sadık kalan insanları görüyorum. Büyük acılarımı, küçük acılarımı, büyük mutluluklarımı, küçük mutluluklarımı görüyorum. Yaşadğımı görüyorum ardımda; yaşadığım her günü, hatta her anı görüyorum. Gerye bıraktığım izler orada; ayak izlerim onlar benim.

Bir yandan yürürken bir yandan da ayak izlerime bakıyorum. Avutuyor gördüklerim, ama "keşke" diyorum, "keşke biraz daha iz bırakabilseydim". Keşke daha sert, daha kararlı yürüseydim de izlerim ta uzaklardan bile görülseydi". Halbuki en yürümeye devam ettikçe izlerimi görmek daha da zorlaşıyor. Anılarım, sevenlerim ve sevdiklerim güneşte sararan kağırlar gibi, git gide silikleşiyor.

Yürüyorum... Ne kadar zamandır, neden, nereye yürüdüğümü bilmeden yürüyorum. Yürüyorum ve bir yandan da ardımda bıraktığım izleri düşünüyorum...

Acaba ardımdakiler de izlerime bakıyorlar mıdır?

20 Nisan 2010 Salı

Siyah Gri Beyaz Anket: Tank Tasarım Kriterlerinin Önem Sıralaması

Siyah Gri Beyaz'ın sağ panosunda bir anket açtım.

Bu ankette, bir ana muharebe tankının tasarımını etkileyen üç ana tipik özelliğin önem sıralamasının seçilmesi isteniyor.

Bu özellikler şunlar:

Devrik Kırgız Lider Belarus'ta

CNNTürk'ün haberine göre Kırgızistan'ın devrik lideri Kurmanbek Bakıyev Belarus'a geçmiş.

Rus güdümündeki Belarus'a gitmesi, Bakıyev'in Rusya tarafından himaye edildiği anlamına geliyor olabilir. Eğer bu doğruysa, dolaylı olarak Kırgız Darbesi'nin arkasında Atlantik Bloku'nun bulunduğu iddia edilebilir.

Neresidir ki Kırgızistan?

Orta Asya'nın göbeğinde sağlam bir jeostratejik konuma sahip ülke hepi topu. Doğuda Çin'e, kuzeyde Kazakistan'a, doğuda Çin'e, batıda Özbekistan'a, doğuda Çin'e, güneyde Tacikistan'a, doğuda Çin'e sınırı var.

Doğuda Çin'e sınırı var.

19 Nisan 2010 Pazartesi

Hakan Fidan: MİT'in Müstakbel Yeni Müsteşarı

Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) halihazırdaki müsteşarı Emre Taner'in görev süresi Mayıs ayında yaş haddinden doluyor. Kendisinin görevi zaten 4 kez uzatılmıştı.

Taner'in yerine atanması beklenen yeni müsteşar olarak, 42 yaşındaki Dr. Hakan Fidan öne çıkmış bulunuyor. Müsteşar Yardımcığı görevine atanan Hakan Fidan, eğer Taner'in selefi olarak MİT'in başına geçerse bu göreve getirilen en genç bürokratlardan biri olmasının yanı sıra, Sönmez Köksal'dan sonra teşkilat dışından atanan ikinci isim olacak.

Fidan'ın kariyeri incelendiğinde iki husus özellikle dikkat çekiyor: İstikrarlı bir yükseliş ve uluslararası görev tecrübesi.

15 Nisan 2010 Perşembe

Gripen Bulgaristan'ın Peşini Bırakmıyor

Brezilya F-X2 projesinde Dassault Rafale'ye karşı son kozlarını oynayan Saab Gripen, Romanya'nın ABD'den ikinci el F-16 alım kararı ile büyük bir darbe yemişti. Bu başarısızlığın hemen ardından firma, 2006 yılından bu yana takip ettiği Bulgaristan'ın modern savaş uçağı ihtiyacı ile ilgili olarak yeni bir hamle yaptı.

Defense Technology News'in haberine göre Saab, Bulgaristan'a ikinci el F-16 fiyatına Gripen teklif etmiş durumda. Firmanın Bulgaristan temsilcisi Daniel Boestad, Gripen teklifinin, düşük işletme - idame maliyetleri ve daha az bakım personeline ihtiyaç duyulması gibi etkenler nedeniyle ikinci el F-16 ya da MiG-29'a göre çok daha avantajlı olduğunu belirtmiş.

Ancak Gripen'in işi Bulgaristan'da çok zor. Aynı Romanya gibi ciddi ekonomik sorunları olan ve savunma projeleri tamamen olmasa bile sekteye uğramış ülkenin tercihinin ABD'den ucuza ikinci el F-16 alımı olması büyük bir sürpriz olmayacaktır.

Brezilya, Danimarka ve Hindistan projelerinde yer alan ve harıl harıl yeni ihrac müşterisi arayan Saab, bel bağladığı NATO üyesi olan eski Doğu Bloğu ülkelerinde umduğunu pek bulamayacak gibi. Bir diğer ciddi müşteri adayı olan Hırvatistan'da da ibre F-16'ya kayıyor gibi.

10 Nisan 2010 Cumartesi

2010 Blog Ödülleri

İnternet üzerinde yayın yapan Türkçe web günlüklerinin (blog) yarıştığı "Blog Ödülleri 2010" yarışmasına, NTVMSNBC'nin sponsor olduğu "Haber Gündem" kategorisinde katıldım.

Siyah Gri Beyaz'ı içerik, tasarım ve kalite olarak beğenen okuyucudan ricam, http://2010.blogodulleri.com/frame/show/siyah-gri-beyaz-1423 adresinden oy kullanmasıdır.

Haydi hayırlısı...

7 Nisan 2010 Çarşamba

Siyah Gri Beyaz Özel: Ole Nikolajsen Röportajı

Türk Havacılığı ile ilgili son derece nitelikli çalışmaları ve kitapları olan, saygın havacılık tarihçisi ve araştırmacı Ole Nikolajsen ile röportaj gerçekleştirme onuruna eriştim.

Kendisi kuruluşundan itibaren Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi Türk askeri ve sivil havacılığı ile ilgili geniş bir yelpazede yayın shibi, Danimarkalı bir havacılık tutkunudur.

Bu fırsatı bana tanıdığı, alçakgönüllülük ve samimiyetle sorularımı cevapladığı için kendisine en derin şükranlarımı sunuyorum.

Röportajın tam metnini aşağıda bulabilirsiniz. Ayrıca kendisinin web sitesini ziyaret etmenizi de tavsiye ederim.

Rus Destroyerinin Reenkarnasyonu

Rus Deniz Kuvvetleri'nin Proje 1155A Udaloy I sınıfı destroyerlerinden Vitse-Admiral Kulakov, yaklaşık 18 yıl kızakta bekledikten sonra 5 Nisan günü tekrar hizmete girdi.

Bendeki bilgilere göre gemi, Kasım 1977'de kızağa konmuş, Mayıs 1980'de denize inmiş, Aralık 1981'de hizmete girmiş. Kuzey Denizi Filosu envanterinde görünüyor.

Vitse-Admiral Kulakov 1992'den beri tamir ve kısmî modernizasyonda idi. 18 yıl kızakta beklemek, her ne kadar refit maksatlı da olsa, bir savaş gemisi için yıpratıcı olsa gerek. Buna rağmen gemiyi tekrar hizmete almak için gösterilen bu inat, Rusya'nın donanmasını güncel tutmak için elindeki tüm imkanları seferber ettiğinin bir göstergesi bence.

Bir başka azim sınavı Stereguşçi korvet projesi. İlk gemi 5, ikinci gemi 7 senede denize inebildi. Daha 18 tane daha inşa etmeyi planlıyorlar.

Bu arada geminin kızağa çekilmeden önce "659" olan borda numarası, "400" olarak değiştirilmiş. Rus Deniz Kuvvetleri'nin, özellikle Sovyetler Birliği zamanlarından kalan, takipçileri oldukça zorlayan bir uygulamasıdır, sık sık ve neredeyse rastgele bir biçimde borda numarası vermek ve bunları sık sık değiştirmek.

6 Nisan 2010 Salı

Taraf Gazetesi Yazarı Süleyman Yaşar'ın "Angela Merkel Niye Geldi" Başlıklı Makalesine Gönderdiğim Yanıt


Taraf Gazetesi yazarı Süleyman Yaşar bugünkü köşesinde, Alman Şansölyesi Angela Merkel'in Türkiye ziyaretini, Tip 214 denizaltı projesi ile ilişkilendiren bir yazı kaleme almış. Yazıda çok sayıda hatalı bilgi ve daha vahimi okuyucuyu yanlış yönlendirme çabası sezdim. Kendisine bir e-posta gönderdim. Aşağıda önce kendisinin yazısını, ardından gönderdiğim e-postayı ekliyorum.

F-X2 İhalesinde Karar.... Ertelendi...

Hindistan'ın MRCA projesi ile birlikte askeri havacılık camiasının gündeminde en üst sırayı işgal eden Brezilya'nın yeni nesil savaş uçağı ihalesi F-X2'de nihai kararın dün açıklanması bekliyordu.

Fransız La Tribune'ün haberine göre, Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, kararın Mayıs sonunda verileceğini açıkladı. Silva, Mayıs başında toplanacak Savunma Konseyi'nin yapacağı son değerlendirmenin ardından kazanan uçağın Mayıs ortasından sonra ilan edileceğini belirtti.

F-X2 ihalesi, özellikle Rafale ve Gripen için, Super Hornet'e nazaran çok daha büyük önem taşıyor. Rafale'nin henüz herhangi bir ihracat başarısı bulunmuyor, Gripen ise piyasada tutunmak ve kendini geliştirmek için bu projeye bel bağlamış durumda. Her ne kadar siyasi olarak Rafale'nin çok büyük bir avantajı bulunsa da, Brezilya Hava Kuvvetleri'nin ve havacılık sanayii firmalarının Gripen'den yana tercihlerini belirttikleri biliniyor.

5 Nisan 2010 Pazartesi

Ekonomik Sıkıntılar Bulgar Savunma Projelerini Vurdu

Bulgaristan'da bir süredir devam eden bütçe sıkıntıları, bazı askeri uçak ve helikoper alım programlarını sekteye uğratmış görünüyor.

Bulgar Savunma Bakanı Anyu Angelov'un beyanına göre, 6 adet Eurocopter AS-565MB Panther hafif genel maksat helikopteri alım programında iptal ya da sayı azaltılması gündemde. Bu iptal ya da azaltma ile yapılacak tasarrufun, Eurocopter AS-532AL Cougar Mk1 alımına aktarılması planlanıyor.

1 Nisan 2010 Perşembe

Proje 20380 Stereguşçi Sınıfı İkinci Korvet Denize İndirildi

Rusya'nın yeni nesil korvet projesi kapsamında geliştirdiği Proje 20380 Stereguşçi tasarımı korvetlerin ikincisi olan Soobrazitelni, dün St Petersburg'daki Severnaya Verf tersanesinde denize indirildi.

60% oranında tamamlanmış durumdaki Soobrazitelni, 20.05.2003 tarihinde kızağa konmuştu.

Far East Military Aviation Monitor: March 2010







Japan to replenish military jets
Air Force mission: Make it rain
FIDAE 2010: Samsung Thales pushing helicopter EO/IR pod
ROC Air Force donates F-5 jet fighter to museum in California
Air Force Commander inspects SLAF Stations
Taiwan Air Force blasted for not reacting to Russian warplane
Japan's Fighter Contest Heats Up
Taiwan Compensated For Flaws In Mirage Jets
Air Forces rebuts report on negligence in air defense
Taiwan Says China Now Has Edge In Air Power
RMAF pilot crashes and dies during solo performance
Malaysian air force pilot dies in crash
RSAF centralises training
Singapore's arms tests in Gaza
PLAAF J-10 crash pictures surface
Latest News and Information on Kawasaki C 2
Chinese Jet Fighter Parts Made by Unqualified Workers
US support for sale of F-16s growing
China Warns U.S. Against Selling F-16s to Taiwan
China air force covers North Taiwan with Russian-built missiles
In the air, China versus Taiwan
Two S.Korea Air Force Fighter Jets Crash during Drill
Taiwan's A-1W helicopter crash is a part failure
F-16 Sale to Taiwan, Would It Make A Difference?
Singapore's S-70 Helicopter: A potent combination to defend the seas
Singapore Begins Operating New S-70
S. Korea Releases RFP For UCAV Demonstrator
Despite China, US reveals Taiwan air force needs help
Surion takes to the air
Korean Aerospace Industries (KAI)/Eurocopter Surion First Flight
Taiwan Says China Now Has Edge In Air Power
Multi-aircraft mission provides key training in Thailand
Two South Korea Air Force jet fighters missing
RoKAF F-5E and F-5F crashed
2 ROKAF F-5s crash, all pilots killed
Sri Lanka Air Force celebrates 59th anniversary
The PLA raises its voice
F-35 price tag may force fighter review
China says it's up to the US to improve relations
Only F-16 jets strong enough to protect Taiwan from China air force
China selling MA60s to Myanmar and Sri Lanka
Taiwan air force helicopter airlifts Filipino crew member to hospital