18 Şubat 2010 Perşembe

The Bosphorus Blue


Hava Harp Okulu'nun düzenlediği "Tasarla Yap Uçur" yarışmasının ilanını görünce geçmişe döndüm, üniversitedeki ilk yılımın sonuna...

İTÜ Uçak ve Uzy Bilimleri Fakültesi'nden bir grup öğrenci olarak, American Institute of Aeronautics and Astronautics'in (AIAA) 2000-2001 yılı için düzenlediği Design-Build-Fly yarışmasına katılmıştık. Ben de üniversite birinci sınıfın sonunda bu küçük ama hevesli tasarım ekibine katıldım. Türkiye'nin ilk özgün İnsansız Hava Aracı'nı (İHA) üreten şirket olan Elektrik Elektronik Sistemler A.Ş. ise projemize sponsor oldu, tesislerini ve malzemelerini kullanmamıza izin verdi. 

Projemizin adı "The Bosphorus Blue", yani "Boğaz Mavisi" idi.



Uçağımızın, yarışma kuralları uyarınca ilk görevinde belli bir miktar çelik top ve ikinci sortide tenis topu taşıması gerekiyordu. İki sorti peş peşe yapılmak zorundaydı ve iki payload (faydalı yük) arasında geçiş yapmak için çok kısıtlı bir süre vardı. Biz çekmece tipi bir gövde yapısı tasarlamıştık; uçağın burnu iki ray vasıtası ile koalayca çıkıyor ve payloadlar kolayca takılabiliyordu.

Motorlar doğal olarak Rotax'tı; piyasada neredeyse tekel zaten. Ancak -şu anda tam veriler hafızamda değil- inanılmaz sıkı kısıtlamalar nedeniyle her bir gramın ve amperin hesabını yapmak zorundaydık: berbat bir optimizasyon sorunuydu. Piller ağırlığı çok artırıyordu ve yeteri kadar güç üretecek kadar pili bir araya toplarsak bu sefer uçağın ağırlığı aşırı artıyordu. İniş takımlarını her inişte kırılabilecek kadar hafif ama kolayca değiştirilebilecek kadar da basit tasarlamayı bile düşündüğümüzü hatırlıyorum. İşimizi çok rahatlatacak olan ve S-70'lerin pallerinde kullanıldığını öğrendiğimiz karbon fiberlerin maliyeti ise evlat acısı gibiydi. O yıllarda cam elyaf, epoksi vb malzemeyi yurt içinden temin etmek şimdiki gbi basit ve ucuz değildi; şimdi sanırım özellikle Tuzla'da çok rahat bulunabiliyor.

Bize her türlü desteği veren EES'de o dönem, TAI'de dahi bulunmayan know-how vardı. The Bosphorus Blue'dan arta kalan zamanlarımızda artık malzemelerle mikro uçaklar yapıyorduk, bir oda içinde uçabilen kullan-at tipi RC modeller. Aynı zamanda İHA kontrol simülatörümüz vardı, farklı tipte İHA ve R/C uçakları bilgisayar ortamında uçurup deneyim kazanıyorduk (=oynuyorduk)

Bizden sonraki yıllarda gerek üniversite gerek sanayi gerekse devlet bu tür yarışmaların önemini kavradı ve kesenin ağzını açmaya başladı. ATA serisi uçaklar hala her sene AIAA'nın yarışmalarına katılmakta. 2.lik dahil güzel başarılar kazanıldı. Bu yarışmalarda rol alan gençlerin çoğunu da sektör hemen kapıyor zaten. Bu ekiplerin üyeleri havacılık ve savunma sanayiinde çok güzel konumlara geldiler.

The Bosphorus Blue'nun akıbeti? Test uçuşlarını başarıyla gerçekleştirdi. Ancak yarışmada, galiba ilk sortide çok kötü bir şekilde yere çakıldı ve diskalifiye oldu. DBF'nin son derece katı kurallarının bulunduğu proje raporu etabından çok iyi bir puan aldık.

Hani eskiden Milli takımımızın "şerefli mağlubiyetler" dönemi vardı ya, aynı onun gibi.. US Naval Academy, MIT bile diskalifiye olmuştu o yarışmada :)

EES'nin akıbeti?

Tasarlayıp ürettiği ve döneminde yabancı muadilleri arasında performans açısından çok iyi bir yere sahip İHA'lar, Türkiye'de ilgi görmedi. Bir süre sonra da iflas etti.

Aşağıdaki fotograflarda "The Bosphorus Blue"nun üretimden çıkmış, test uçuşlarından önceki hali görülüyor. Arka planda ise EES'nin taktik İHA'ları.


 
 




Hiç yorum yok: