7 Nisan 2009 Salı

Haftalık Bakış #4: Saldırı Helikopterleri: Quo Vadis?


Saldırı Helikopterleri: Quo Vadis?

126 adet çok rollü savaş uçağı ihalesi ile askeri havacılık çevrelerinin ilgisinin üzerinde olduğu Hindistan, Mart ayının son haftasında bir başka önemli projeyi –şimdilik- iptal ettiğini duyurdu.

İptal edilen proje, Hint Hava Kuvvetleri (HHvK) envanterindeki Mil Mi-35 Hind’lerin yerini almak ve özellikle sorunlu Keşmir bölgesinde silahlı devriye görevlerini ifa etmek üzere, yüksek irtifa kabiliyetini haiz saldırı helikopterlerinin tedariğini kapsamaktaydı. Toplam 22 helikopter için yaklaşık 550 milyon Dolar’lık bir bütçe ayrılmıştı. Hint Savunma Bakanlığı’ndan 21 Mart günü yapılan açıklama, projeye teklif veren adayların hiçbirinin, şartname isterlerini karşılayamadığı, yeni bir teknik şartname ile tekrar ihaleye çıkılacağı şeklinde.

Teslimatların 3 yıl içerisinde tamamlanmasının öngörüldüğü projede en son üç aday yarışmaktaydı: Kamov Ka-50; EADS Tiger ve AgustaWestland AW-129 Mangusta. ABD’li üreticiler Bell (AH-1Z King Cobra) ve Boeing (AH-64D Apache Longbow) geçtiğimiz sene Ekim ayında, şartnameyi öne sürerek ihaleden çekilmişlerdi. Hazırlanacak yeni şartnamenin, ABD’li şirketleri tekrar sürece dahil edecek şekilde tadil edilmesi beklenebilir.



Hindistan’ın ayrıca geniş ölçekli bir genel maksat helikopter tedarik süreci devam etmekte: Rus Rosoboronexport firmasından yaklaşık 1 milyar Dolar tutarında 80 adet Mi-17IV alınacak. Ayrıca hava ve kara kuvvetleri için iki pakette toplam 300’den hafif genel maksat helikopterinin tedariği gündemde. Hava kuvvetleri için 134, kara kuvvetleri için 64 adet genel maksat helikopterini kapsayan ilk paket için Teklife Çağrı Dosyası 24.07.2008 tarihinde yayınlandı. Agusta-Westland, Bell (Bell 407), Eurocopter (AS-550C-3), Kazan, Kamov ve McDonnell (MD-500) teklif sundu. İkinci pakette ise, Hindustan Aeronautics Limited (HAL) tarafından geliştirilecek bir helikopter tedarik edilecek.

Hindistan’ın iptal ettiği ihale üzerinden, küresel saldırı helikopteri piyasasındaki mevcut sistemlere, bu sistemlerin nasıl bir evrim geçirdiklerine göz atalım.

Saldırı helikopterlerinin üç ana görevi vardır:

1. Tanksavar,
2. Yerdeki dost birliklere yakın hava desteği,
3. Keşif.

"Tanka karşı en etkili silah başka bir tanktır" sloganı, zırhsavar ve insansız araç teknolojilerindeki gelişmeler nedeniyle eskisi kadar güçlü değil. Ancak yine de güncelliğini uzun süre koruyacak gibi görünüyor. Ne var ki yaklaşık 20 sene öncesine kadar, yani halen piyasadaki tüm saldırı helikopterlerinin ya seri üretimde ya da tasarım masasında olduğu bir dönemde, Avrupa ovalarına akmaya hazır onbinlerce Varşova Paktı tank ve zırhlı aracı hazır bekliyordu. Bu onbinlerce "Kızıl Zırhlı"nın karşısında, NATO’nun 90, 105, 120mm çapında on binlerce namlusu yoktu. Dolayısıyla onları hızlı biçimde durdurmanın yegâne yolu tanksavar füzeleriydi. Füze ise, onu ateşleyecek ve güdecek bir fırlatıcıya ihtiyaç duyar.

Bu durumda şu soruya yanıt aramalıyız: Füzeyi en etkili hangi fırlatıcıdan fırlatırız?

1. Kamyon ve jeep'lerin kasasına monteli lançerlerden: Ucuz çözüm. Mekanize piyade ile birlikte hareket eden araçlar. Yola bağımlıdırlar, arazi kabiliyetleri düşüktür veya yok denecek kadar azdır. Ucuzluk ve basitlikleri sebebiyle çok sayıda temin edilebilirler.

2. Zırhlı ve paletli araçlara monteli lançerler: Nispeten pahalı çözüm. Mekanize piyadelerle birlikte her türlü arazi koşulunda tam zırh korumasında anti tank görevi icra edebilirler. Bir önceki çözümden nispeten pahalıdırlar; nispeten az sayıda üretilirler, ancak tank birlikleri ile eşgüdümlü hareket edebilmeleri sebebiyle mekanize savaş taktik ve stratejilerine daha uygundurlar.

3. Helikopterlere monteli lançerler: A-10, AMX, Su-25 gibi saldırı uçaklarını saymazsak en pahalı çözüm. Helikopterin uçuş masrafı, pahalı aviyonik ve alt sistemlerin idame maliyetleri ve harekatlarının hava koşullarına bağımlı olması eksi özellikleridir. Ancak sürat, elastikiyet ve kesinlik sağlarlar.

1 numaralı seçenek Land Rover ve Mercedes jeep kasasına monteli Milan ve HOT ile HMWVV tavanına monteli TOW'ları,

2 numaralı seçenek Warrior, Bradley, Marder gibi top + güdümlü füze kombinasyonuna sahip; paletli, zırhlı ve piyade taşıyan araçları doğurmuştur.

3 numara için ise farklı alt-seçenekler gerçekleşmiştir:

3a. "Dedicated", yani adanmış tanksavar helikopterleri,

3b. Tanksavar helikopterine dönüştürülen hafif genel maksat helikopterleri

Dikkat edilecek olursa Tiger, A-129 Mangusta ile birlikte Avrupa'da üretilen ilk "dedicated" saldırı / tanksavar helikopteridir. Yani başlangıçtan itibaren salt tanksavar / saldırı görevleri için tasdarlanmışlardır. Bu iki helikoptere kadar Avrupa'daki NATO ülkeleri Gazelle, BO-105, Lynx gibi hafif genel maksat helikopterlerine hedef tespit - teşhis sistemleri ile TOW / HOT gibi tanksavar füzeleri entegre ediyorlardı. Kargo bölümünde yedek füzeler de taşıyan bu helikopterlerin bakım ve idamesi, safkan saldırı helikopterlerine göre daha kolay ve ucuzdu. Kısa sürede çok sayıda füzeyi, safkan tanksavar helikopterleri kadar olmasa bile oldukça etkili biçimde ateşleyebiliyorlardı ve hepsinden önemlisi fazla pahalı değillerdi. Nitekim bu özellikler hatırı sayılır ihracat başarısı kazanmalarını da sağlamıştır (“Fakir adamın saldırı helikopteri”!).

Ne var ki, safkan saldırı helikopterleri, pahalı sensör ve aviyoniklere ihtiyaç duymaktadırlar; işletme ve idameleri pahalı, zordur. ABD Kosova'ya AH-64 Apache filosu gönderirken, risk analizinde tüm pilotları kaybedebileceğini hesaplamış, Apache'lerin harekat bölgesini "yumuşatmak" için MLRS bataryası konuşlandırmış, bölgedeki olası hedefleri ve tehdit alanlarını tespit için bir E-8 JSTARS'ı görevlendirmiş, bölgeye bir miktar tank birliği kaydırmış, C-17'lerle lojistik destek amaçlı 160 sorti uçuş yapmıştır. Sonuç? Harbe hazırlık oranı 60%'dan düşük olmuş, AH-64'ler hiç bir muharebe görevine çıkamamış, ilk uçuşta iki pilotun kaybedildiği bir kaza yaşanmıştır. "Maliyet - etkinlik öyküleri" kitabına girmeyi pek haketmeyen bir sicil...

Bu tabi ki, AH-64'ün kötü, başarısız bir helikopter olduğu anlamına gelmiyor. Bu durum, AH-64 gibi "dedicated" bir saldırı helikopterini doğuran ihtiyaçlar ile doğrudan ilintili. ABD'nin Varşova Paktı zırhlılarını imha etmek için helikopterlere ağırlık vermesinin nedeni, ABD Kara Kuvvetleri, Kara Havacılığı doktrininde gizli. Şöyle ki:

ABD Kara Kuvvetleri, doktrinlerini dünya çapında harekât icra etmek üzere şekillendirmiştir. Bu resmin odağında ise, dünya çapında herhangi bir bölgeye lojistik destek ve imkânların hızlı ve etkin bir şekilde yönlendirilebilmesi bulunur. Savaş ya da savaşı dışı harekâtlarda kullanılacak kara havacılık unsurları, aynı zamanda diğer havacılık birimleri ile eşgüdümlü hareket etmek zorundadır. ABD, Somali ve Kosova’da bu doktrini test etmiş, çıkarılan dersleri, 2001 Afganistan ve 2003 Irak’ta uygulamaya koymuştur. (Kosova’daki Allied Force harekâtına ilişkin ABD Kara Kuvvetleri “Center for Army Lessons Learned” [Kara Kuvvetleri Öğrenilen Dersler Merkezi] komutanlığı tarafından hazırlanan “Tactics, Techniques and Procedures from Task Force Hawk Deep Operations” başlıklı doküman, önemli bilgiler içermekte)

Dolayısıyla, normalde zırhlı araçlara karşı maliyet – etkinlik bazında en optimum çözüm yine zırhlı araçlarken, ABD'yi pahalı, sofistike, bakım ve idamesi masraflı ve zahmetli saldırı helikopterlerine yönelten koşul budur: Hareketlilik. Herhangi bir kriz anında stratejik nakliye uçaklarıyla çok sayıda saldırı helikopteri ve destek ekipmanı taşınabilir, ancak aynı sayıda zırhlı savaş aracının kısa sürede taşınması mümkün değildir.

Yer ateşine karsı dayanıksız (ya da dayanıklılığı düşük diyelim) helikopterlerin olabildiği kadar fazla sayıda düşman zırhlı aracını bertaraf etmesinin yolu, onları uzun menzilden tespit ve teşhis edebilmek, yine uzun menzilden füzeleri ateşleyebilmekle mümkündür. Tel güdümlü füze ideal değildir, zira uzun menzilde tel güdümü, uzun hover süresi, dolayısıyla düşman ateşine maruz kalma tehlikesi demektir. Bu durumda at - unut tipi füzelerin kullanılması gerekecektir. At - unut tipi uzun menzilli tanksavar füzelerinin geliştirme ve üretim süreçleri zahmetli ve pahalıdır, karmaşıktırlar (bkz: Hellfire). ABD savunma sanayii, hele 80'lerdeki aşırı agresif Reagan politikalarının da yardımıyla bu tür bir yükü kaldırabilecek kapasitedeydi; sonuçta AH-64 + Hellfire kombinasyonu ortaya çıkabildi.

Peki Avrupa’yı "dedicated" tanksavar helikopteri arayışına iten sebep nedir?

Burada Eurocopter Tiger’a bakalım: Tiger, sadece bir tanksavar helikopteri değildir. Birden fazla tipte göreve uyarlanabilecek sensör ve silah konfigürasyonuna sahip olmak üzere tasarlanmıştır. Tespiti zor, tespit edilse bile vurulması zor (ince silüet, aktif - pasif koruma tedbirleri, diğer muharebe unsurları ile entegre bilgi dağıtım sistemi gibi), hızlı bir helikopter üzerine, eskort, hafif destek ve tanksavar görevleri için farklı sensör ve silah yüklerinin taşınabilmesi amaçlanmıştır. Tiger, olası bir savaşta ön hatların gerisine hızlıca sarkıp tabiri caizse "pinpoint" yani nokta saldırılar yapıp ayni süratle geri dönmek için tasarlanmıştır. Diğer görevleri arasında NATO zırhlı ve mekanize konvoylarına refakat, hafif silahlı keşif bulunmaktadır. Bu kadar geniş bir görev yelpazesi, başlangıçta AH-64 için düşünülmemiştir örneğin: Apache, Fulda Ovası’nda Sovyet / Varşova Paktı zırhlılarını vurmak için doğmuştur.

İtalyan A-129 Mangusta'nın başlangıçta makineli topsuz olarak üretilmesini de sağlayan etkenler benzerdir. Çünkü kısa / orta menzilli tel güdümlü tanksavar füzeleri taşıyan, manevra kabiliyeti yüksek olmayan genel maksat helikopterlerinin, gelişmiş mobil Sovyet alçak irtifa / kısa menzil hava savunma sistemleri (örneğin ZSU-23-4 Shilka) karşısında fazlaca şansı yoktu. Bir tanksavar helikopterinin makineli top kullanacak kadar Sovyet ileri hatlarına yaklaşabilmesi olanak dışıydı. Tek amaç vardı: hızlı ol - vur - hızlıca kaç.

Demir Perde’nin öte yanında da farklı ihtiyaçlar farklı çözümleri dikte ettirmekteydi.

Sovyetler Birliği’nde Mi-24 (NATO kod adı Hind) saldırı helikopterinin yerini alacak yeni nesil saldırı / tanksavar helikopteri projesi için, iki Rus helikopter üreticisi, tasarım özellikleri açısından önemli farklılıklar arzeden iki aday sundular: Mil Mi-28 (NATO kod adı Havoc) daha klasik bir görünümdeyken, Kamov Ka-50 (NATO kod adı Hokum) koaksiyel rotoru, tek kişilik kokpiti ile daha sıradışı bir konfigürasyona sahip idi. Bu iki helikopterin de geliştirilmesine 1970’lerin ortalarında SSCB Savunma Bakanlığı’nın aldığı karar doğrultusunda başlanmıştı. Mi-28’in ilk versiyonu “Proje-280” Aralık 1976’da, Ka-50’nin ilk modeli V-80 ise Ocak 1977’de ortaya çıktı.

Kamov Ka-50 tasarlanırken aslında üç farklı rotor konsepti düşünülmüştü: V-50 (zıt yönlerde dönen yan yana iki rotorlu), V-80 (eşeksenli / koaksiyel) ve V-100 (bir adet ana rotor ve bir adet itici rotor). Kamov firması mühendisleri koaksiyel rotor tasarımı konusundaki tecrübelerine binaen V-80 çözümünü tercih ettiler. Hokum’un bir başka karakteristik özelliği olan tek kişilik kokpit ise taktik bir yorumun sonucuydu. Kamov tasarımcılarına göre bir saldırı helikopteri hedef veya harekât bölgesine gidene kadar tespit edilmemek ve / veya vurulmamak için çok alçak (5-50 m) irtifalardan uçmak zorundaydı. Bu alçak uçuş esnasında silah operatörünün her hangi bir fonksiyonu bulunmuyordu. Hedef / harekât bölgesine gelindiğinde ise saldırı helikopterleri genelde aniden irtifa kazanıp atış pozisyonuna geçiyor, silah atış parametrelerini sağlamak için uygun pozisyon paternine giriyordu. Uçuşun bu aşamasında da pilotun uçuştaki dominant etkisi azalıyordu. Bu tespitlerinin ardından Kamov mühendisleri iki pilotun işini kombine edebilecek bir konfigürasyon tasarlamak üzerinde yoğunlaştılar, bu biraz da teknik bir zorunluluktan kaynaklandı, çünkü koaksiyel rotor düzeninden dolayı helikopterin ağırlığı bariz biçimde artmıştı, bu ağırlığı yeterli performansta uçurmak için de daha büyük (ve dolayısıyla daha ağır) motor takılması gerekmişti. Tek mürettebatlı saldırı helikopteri için otomatik hedef tespit teşhis sistemleri gerekliydi ve bir yandan da bu sistemler tasarlandı.

İhtiyaçların özgünlüğünün çözümlerin özgünlüğünü doğurmasına güzel bir örnek...

Ne var ki Soğuk Savaş sona erip üstüne 1991 Körfez Savaşı’nda özellikle AH-64'ün üstlendiği görevler görülünce saldırı helikopteri doktrininin değişime uğraması kaçınılmaz oldu. Saldırı helikopterlerinin tanksavar ve keşif ile birlikte başat görevlerinden olan yakın hava desteğinin önemi ve kapsamı arttı; arttığı yetmezmiş gibi karmaşıklaştı.

Körfez'de Apache'ler tanksavar rolünün yanında sabit üs ve tesislerin imhası, hafif zırhlı ya da zırhsız düşman hareketli unsurlarının vurulması gibi görevlerde sıklıkla kullanıldılar. Makineli top ve güdümsüz roket gibi başlangıçta ikincil olarak düşünülen silahlara çok fazla iş düştü. T-72, BMP, BTR’lerin yanı sıra hedef vizörüne makinalı tüfek monte edilmiş Toyota arazi araçları, bir apartmanın bodrum katındaki cephanelik, ara sokakta pusu hazırlığındaki sivil giyimli şahıslar girmeye başladılar. Üzerinde uçulan bölgeler geniş Avrupa düzlüklerinden dağlık, ormanlık, bazen çöl arazilere, ama ekseriyetle şehirlere, meskûn mahallere kaydı. Helikopterler, Shilka'larla, Tunguska'larla değil, Doçka'larla, RPG'lerle, SA-7'lerle, PKM'lerle boğuşmaya başladılar. Pahalı sensörlerin yapacağı fazla bir şey yoktu, çünkü onları taşıyan helikopterler 12.7, 14.5mm çapındaki mermilere belli bir seviyeye kadar tahammül edecek şekilde tasarlanmıştı.

Artık modern orduların saldırı helikopterleri, İHA’lar, taktik savaş uçakları, yerdeki keşif veya muharip unsurlar ile eşgüdümlü hareket etmek zorunda. Taktik veri linkleri, güvenli uydu veri terminalleri, müşterek muharebe sahası resmi, C4ISR (Command, Control, Communications, Computers, Intelligence, Surveillance, Reconnaissance; Komuta, Kontrol, Muhabere, Bilgisayar, İstihbarat, Gözetleme, Keşif) gibi kavramlar, “mantra” haline geldi: Ne kadar çok söylenirlerse o kadar güçlü ve büyülü oluyorlar. Ancak bu durum, “ağ”ın önemini azaltmıyor.

Her bir unsur, ancak diğer unsurlar ile bu ağ içerisinde uyumlu çalışırsa etkin olabiliyor.

Ve özgün ihtiyaçlar, özgün çözümleri gerektiriyor...


Hiç yorum yok: