30 Mart 2009 Pazartesi

Haftalık Bakış #3: EMB-314 ve Yakın Hava Desteği

EMB-314 ve Yakın Hava Desteği

Özellikle turboprop motorlu uçaklar alanında pazarda büyük yer sahibi Brezilyalı uçak üreticisi Embraer şirketi, 23 Mart günü yaptığı açıklamayla Ekvador Hava Kuvvetleri’ne (Fuerza Aérea Ecuatoriana; FAE) 24 adet EMB-314 Super Tucano satışını teyid etti.

Satışa ilişkin 2008 yılında imzalanan sözleşme, 24 adet EMB-314 Super Tucano eğitim ve saldırı uçağı, bir adet simülatörü de kapsayan entegre eğitim ve görev destek sistemini (Training and Operation Support System; TOSS) içeriyor. Embraer’in açıklamasında satışın mali boyutuna ilişkin bilgi yok, ancak önceki satışlardan hareketle 230 – 240 milyon Dolar civarında olduğu tahmini yapılabilir.



FAE, Super Tucano’ları ağırlıklı olarak sınır devriye ve pilot eğitimi görevlerinde kullanacak. Teslimatların 2009 ortalarında başlaması bekleniyor. Ekvador, Super Tucano’nun dördüncü ihraç müşterisi. Embraer bu uçağı kendi ülkesi Brezilya haricinde şimdiye kadar Dominik Cumhuriyeti, Kolombiya ve Şili’ye sattı.

Brezilya’nın 99 adet tedarik ettiği EMB-314’ün ilk ihrac müşterisi olan Dominik Cumhuriyeti, 10 uçaklık siparişini Ağustos 2001’de açıkladı. Ancak daha sonra siparişi iptal etti ve nihayetinde 2008 yılı içerisinde 8 adet uçak için 94 milyon Dolar’lık bir sözleşme imzaladı. Uçaklar iç güvenlik ve sınır devriye görevlerinde kullanılmak üzere alınıyorlar. Kolombiya 25 uçak için 7 Aralık 2005 tarihinde 235 milyon Dolar tutarında bir sözleşme imzaladı. Şili ise 15 Ağustos 2008’de 12 adet EMB-314’ü, komple bakım ve yedek parça pakedi ile birlikte 420 milyon Dolar’a aldı: Uçakların bedeli 120 milyon, bakım, yedek parça ve lojistik destek sisteminin tutarı 300 milyon Dolar civarında.

En son Ekvador satışı ile birlikte iyi bir grafik tutturan EMB-314, yeni bir tasarım değil; Embraer’in Brezilya Hava Kuvvetleri Kuvvetleri’ndeki (Fuerza Aérea Brasileira; FAB) ihtiyacına binaen 1978 yılında geliştirmeye başladığı ve 1980 yılında ilk uçuşunu gerçekleştiren EMB-312 Tucano’nun yeni nesil versiyonu. Bir adet 750 beygir gücünde Pratt & Whitney PT6A-25C turboprop motora sahip, iki mürettebat tarafından kullanılan ve 3,100kg azami kalkış ağırlığına sahip EMB-312, oldukça iyi bir ihracat siciline sahip: FAB için 133, İngiltere için Shorts şirketi tarafından S132 kodu altında 130 adet üretilen versiyonu da dahil olmak üzere 15’ten fazla ülke için 650 civarında üretildi.

İşte EMB-314, bu başarıyı devam ettirmek üzere geliştirildi.

Geliştirme çalışmaları 1991 yılında EMB-312H kodu ile başlayan EMB-314, ilk uçuşunu aynı yılın Eylül ayında gerçekleştirdi. Uçağın ilk ciddi sınavı, ABD Hava Kuvvetleri’nin yeni nesil eğitim uçağı ihalesi olan JPATS (Joint Primary Air Training System) projesi idi. Super Tucano bu yarışı Raytheon T-6 Texan II’ye karşı kaybetti. Ancak kendi memleketi Brezilya’nın ihtiyaçlarına yönelik olarak geliştirilmesine devam edildi. SIVAM (SIstema de Vigilancia da AMazonia) Amazon bölgesi güvenlik ve gözetleme projesi çerçevesinde bir gözetleme ve hafif saldırı uçağına ihtiyacı olan FAB, teknik şartnameyi 1994 yılında hazırladı. “ALX” adı verilen proje kapsamında Embraer firması ile 18 Ağustos 1995 tarihinde 50 milyon Dolar tutarında bir geliştirme sözleşmesi imzalandı. İlk prototipler 1996 yılında havalandı. Nihayetinde 50 çift koltuklu (AT-29B eğitim ve saldırı versiyonu) ve 49 tek koltuklu (A-29A saldırı versiyonu) için Ağustos 2001’de sipariş verildi.

Brezilya AT-29B / A-29A’larının görev sistemleri arasında AN/AAQ-22 FLIR (Forward Looking InfraRed), GPS/INS seyrüsefer sistemi, İsrail Elbit şirketi yapımı aviyonikler, RWR (Radar Warning Receiver; Radar İkaz Almacı), MAWS (Missile Approach and Warning System; Füze Yaklaşma İkaz Sistemi), chaff / flare karşıtedbir salıcıları ve IFF (Identification Friend or Foe; Dost Düşman Tanımlama) sistemi sayılabilir. Bu görev sistemleri büyük oranda ihraç versiyonlarında da sunulmakta.

1,300 beygir gücündeki Pratt & Whitney PT6A-68-3 turboprop motoruna sahip Super Tucano’nun taşıyabildiği silah sistemleri arasında kanatlarda 200 mermili 12.7mm makinalı tüfekler, kanat altı pilonlarda 20mm makinalı top podları, Mk81 ve Mk82 genel maksat bombaları, havadan yere roketler ve Brezilya yapımı MAA-1 Piranha kızılaltı güdümlü havadan havaya güdümlü füzeler sayılabilir. Uçağın kokpit ve yakıt tankı bölgelerine kevlar balistik korumalı zırhlar takılabilmekte; aviyonik sistemleri gece görüş gözlüklerine uyumlu olarak üretilmiş.

Bu noktada bir parantez açıp, Yakın Hava Desteği (YHD) kavramına ve YHD ihtiyacına yönelik olarak geliştirilen çözümlere genel hatları ile göz atmakta fayda var:

YHD özellikle günümüzün asimetrik – meskûn mahal ağırlıklı muharebe ortamında önemi daha da anlaşılan bir görev türüdür. ABD bunu Vietnam’da, Fransa Cezayir’de, SSCB Afganistan’da, Türkiye de iç güvenlik harekatı ile Güneydoğu’da anlamıştır. Esasen II. Dünya Savaşı’nda ortaya çıkan bu tür görevler kendine has pek çok koşul ve yöntem gerektirmektedir.

Günümüzdeki trendlere göz attığımızda, YHD görevleri için üç değişik sınıfta uçak tipinin kullanıldığını görürüz:

1. “Dedicated” yani özellikle bu amaç için tasarlanmış uçaklar (A-10, Su-25, Jaguar, Q-5 Fantan gibi).
2. Çok rollü uçaklar (F/A-18, F-16 gibi)
3. Çift rollü eğitim / saldırı uçakları (A/T-37, EMB-312/314, Hawk gibi).

Bir ülkenin bu üç seçenekten hangisini veya hangilerini uygulayacağı, genel konseptlerine ve harekat ihtiyaçlarına (taktik ve stratejik anlamda) göre değişir. Düşük bütçeli ve sınırlı bir hava gücü bulunduran ülkeler genelde düşük maliyetleri sebebiyle üçüncü kategorideki uçakları seçmektedirler. Bir istisna olarak eski SSCB ile yakın ilişkiler içinde bulunan pek çok ülkede Su-25 ve Su-22 gibi “dedicated” YHD uçağı bulunduğu görülür, bunun başlıca sebebi SSCB’nin bu ülkelere yoğun askeri yardımda bulunmuş olmasıdır.

“Dedicated” uçakların tasarımında esas çıkış noktası ülkenin belirli bir taktik / stratejik ihtiyacının olmasıdır. Söz gelimi A-10 Thunderbolt’un tasarımında amaç, Avrupa’daki devasa SSCB / Varşova Paktı zırhlı birliklerini etkin biçimde önlemekti, zira NATO’nun aynı büyüklükte bir zırhlı araç filosu oluşturması mümkün değildi.

Bir başka jet motorlu YHD uçağı olan Su-25 Frogfoot’u ortaya çıkaran ihtiyaçlar da kısmen benzer niteliktedir. Vietnam Savaşı’nın gösterdiği ihtiyaçlar doğrultusunda tasarım çalışmalarına 1968’de başlanan bu uçaktan istenenler; bozuk ve kısıtlı imkanlara sahip ileri cephe üslerinden havalanabilmesi, mümkün olan en yüksek hassasiyetle mümkün olan en fazla silahı düşmana karşı kullanırken yer ateşinden en az şekilde etkilenmesiydi. Zırh koruması, bakım kolaylığı ve silah taşıma kapasitesi açısından çok dikkat çekici bir uçaktır. İki kanatta toplam 10 adet silah taşıma istasyonu vardır. Yakıt olarak ihtiyaç duyulursa dizel benzin kullanılabilir. Zırh koruması ile ilgili olarak bir ilginç anektod da şudur: Afganistan işgalinin son safhalarında görev almış bir Su-25, 3 füze ve 62 mermi isabetine rağmen üsse dönmüş ve 1989 Paris Hava Şovu’nda sergilenmiştir. Yalnız burada ayrıca eklenmesi gereken bir durum da, Rus Hava Kuvvetleri’ne ait hiçbir uçak ya da helikopterin, gerekli teçhizat ve eğitim mevcut olmadığından dolayı, Çeçenistan’da gece / kötü hava şartlarında harekata katılamamış olmasıdır. Rus ordusunda gece operasyon yapma yeteneğine sahip tek YHD platformu modernize edilen bir miktar Mi-24 ile yeni sipariş edilen Mi-28N’dir. Rus Hava Kuvvetleri’nin bu durumu en son Ağustos 2008’deki Gürcistan Savaşı’nda da etkilerini göstermiştir.

Birinci tür YHD uçağı sınıfına giren ve asimetrik savaş, iç güvenlik ve isyan bastırma görevlerinde kullanılabilecek / kullanılmış turboprop motorlu uçaklardan başlıcaları Arjantin yapımı IA-58 Pucara, ABD Douglas yapımı A-1 Skyraider ve ABD Rockwell (Boeing) yapımı OV-10 Bronco’dur. Bunlardan IA-58 Pucara Latin Amerika’da uyuşturucu kartellerine karşı kısıtlı, A-1 ve OV-10 ise Vietnam’da yaygın şekilde kullanılmıştır. Bu üç uçağın da ortak özelliği FAC (Forward Air Controller; İleri Hava Kontrolörü), keşif-gözetleme ve YHD görevlerini aynı anda yapmak üzere tasarlanmış olmalarıdır. Bu tür uçaklardan beklenen başlıca özellikler nispeten uzun menzil (ve dolayısıyla uzun uçuş süresi), kabul edilebilir miktarda silah taşıma kapasitesi ve alınan isabetlere karşı dayanabilme yani maksimum zırh korumasıdır. Pervaneli olmaları IR izlerini düşürür, ancak bu, omuzdan atılan füzelerin oluşturduğu tehdidin minimuma indiği anlamına gelmez.

Çok rollü uçaklar artık pek çok ülkenin esas tercihi olmaktadır. Kısılan bütçeler ve daralan savunma organizasyonları birden fazla tür görevi aynı etkinlikle yapabilecek platform tedariğini mecbur bırakmaktadır. (Bunun en güzel örneklerinden birisi de JAS-39 Gripen’dır). F-16, projenin o zamanki resmi adı olan “Lightweight Multirole Fighter” ın tam olarak karşılığını verebilmiş, son derece başarılı bir savaş uçağı tasarımıdır. Zaten bunun bir göstergesi de ihracat başarısıdır. F-16 gibi çok rollü bir uçağın her türlü görevi (hava üstünlüğü, önleme, SEAD, YHD) %100 etkinlikte yerine getirmesi beklenemez, önemli olan verilen göreve kolay adaptasyon ve maksimum verimdir. F-16, şimdiye kadar girdiği çatışmalarda bu konudaki yetkinliğini göstermiştir.

İşte bu genel resim içerisinde Tucano / Super Tucano ailesinin temsil ettiği turboprop motorlu eğitim ve hafif saldırı uçaklarının son yıllarda yıldızı hızla yükselmekte.

Turboprop motorlu eğitim / hafif saldırı uçakları, uyuşturucu ve kaçakçılıkla mücadele, hükümet karşıtı / terörist gruplarlara karşı saldırı, gözetleme ve devriye gibi görevlerde, başta Latin Amerika ve Afrika olmak üzere dünya çapındaki sıcak bölgelerde uzun süredir yaygın olarak kullanılmaktadır. Afganistan ve bilhassa Irak’ta ABD’nin başını çektiği koalisyon güçlerinin isyancı güçlerle başetmekte zorlanması; saldırı helikopterleri ve jet motorlu taktik savaş uçakları kombinasyonlarının her zaman istenen performansı verememesi ve çatışmaların giderek artan oranlarda meskûn mahal bölgelerine kayması, YHD görevlerine yönelik olarak alternatif çözüm arayışlarını dikte ettirmekte. Bu tür uçaklara yönelen ülkeler sadece Latin Amerika ya da Afrika’nın düşük bütçeli ülkeleri değil; ABD gibi modern hava kuvvetlerine sahip ülkeler de giderek artan bir ilgi ile turboprop motorlu eğitim / saldırı uçakları ile ilgilenmekteler.

EMB-314’ün bu pazardaki başta gelen rakipleri olarak Raytheon A/T-6 Texan II ile Korean Aerospace Industries KT-1 Wong Bee sayılabilir. Hatta bu listeye, her ne kadar eğitim görevi olmasa da OV-10’un dahi dahil edilmesi olası: Üretimi 1969 yılında tamamlanan çift motorlu bir YHD / gözlem uçağı olan OV-10 Bronco’nun üretim hattının tekrar açılması, üretici Boeing tarafından değerlendirilmekte. Öte yandan salt YHD görevleri için tasarlanan tek kişilik US Aircraft Corporation A-67 Dragon gibi tasarımlar da gündemde.

Turboprop YHD uçaklarına gösterilen rağbetin artmasındaki bir başka etken olarak, BlackWater gibi özel şirketlerin giderek artan oranda sıcak çatışma bölgelerinde görev almaları da gösterilebilir. Irak ve Afganistan gibi kriz bölgelerinde yakın koruma, refakat gibi görevler için ihaleler alan ve yarı-askeri birimler olarak çalışan ancak görev alanları çoğu zaman son derece flu bu gibi şirketlerin kendilerine ait tam teçhizatlı zırhlı araçları, helikopterleri ve hatta uçakları bulunuyor. Nitekim bu yazıya konu olan EMB-314’ün müşterileri arasında BlackWater da bulunuyor: Şirket 2008 yılında Embraer’den 4.5 Milyon dolar karşılığında bir adet EMB-314B-1 Super Tucano uçağı satın aldı.

İşletme ve idame giderlerinin düşüklüğü, nispeten bozuk pistlerden iniş/kalkış yapabilmeleri, bakım ve pilotaj eğitimlerinin kolay oluşu ile düşük ilk alım maliyetleri, turboprop motorlu uçakları YHD görevleri için ideal kılmakta. Esasen, turboprop eğitim / hafif saldırı uçaklarının, özellikle FLIR gibi sensörlerle donatılmış olarak taktik jet savaş uçakları ile İnsansız Hava Araçları arasındaki boşluğu doldurduklarını iddia etmek mümkün.

Peki turboprop uçaklar YHD için biçilmiş kaftan mı?

Bu soruya “evet” demek o kadar kolay değil. Özellikle bu tür uçakları tek başına bir ilaç olarak düşünüyorsak.

Öncelikle YHD görevlerinde esas olan tepki süresidir. Zira yerdeki ateş görevi talep eden, çoğunlukla çatışma halindeki ve hatta baskı ya da geri çekilme veya kuşatılma tehlikesi altında olan dost birliklere mümkün olan en kısa sürede, asgari tanzim atışlı azami hassasiyette ateş desteği sağlamak esastır.

YHD görevleri iki şekilde gerçekleştirilir: 1. Planlı, 2. Acil. Bu tür muharebenin doğası gereği acil durumlarda YHD talebi daha sık gerçekleşmektedir. Dolayısıyla tepki süresi son derece kritik hal almaktadır.

YHD görevlerinin odak noktasında hava ve yer unsurlarının eşgüdümünü, hedef tayin ve tarifi ile görevin yönetimini üstlenen İleri Hava Kontrolörü (İHK) yer alır. Bilhassa YHD harekatında, destek talep eden birlikte İHK bulunması (planlı görev), bulunmuyorsa mümkün olan en kısa sürede birliğe ulaştırılması (acil görev) gerekir. Eğer bu ikisi de mümkün değilse, yer unsurunun, hedef tayin ve tarifi ile YHD eşgüdümü konusunda eğitilmiş ve tecrübeli olması şarttır.

Turboprop uçaklar, bilhassa işletme ve idame maliyetlerinin düşük olması ve uçuş sürelerinin nispeten uzun olması nedeniyle önemli avantajlar sunmaktalar. Ancak bu tür uçakların mücadele edecekleri asimetrik tehdidin öteki tarafı, yani gerilla grupları ve örgüt ya da düşük bütçeli ülkelerin de artık sofistike teknoloji ve gelişmiş silahlara erişimi çok daha kolay. Omuzdan fırlatılan kısa menzilli uçaksavar füzeleri (MANPADS), gelişmiş (uydu) muhabere ve kısmen de olsa elektronik kestirme (ESM) ya da harp (ECM) sistemleri artık çok daha düşük maliyete ve kolaylıkla sahip olunabiliyor. Bu konuda en güzel örnek Tamil Gerillaları'dır (LTTE).

Halbuki,

Güdüm kontrol sistemlerindeki gelişmeler, Ağ Merkezli Muharebe konsepti çerçevesinde git gide daha da küçülen ve gelişen hedef tespit, teşhis ve muhabere sistemleri ile İnsansız Hava Aracı (İHA) alanındaki gelişmeler, YHD doktrininde büyük ve maliyet - etkin bir devrimi mümkün kılmaktadır. Dolayısıyla artık sabit ve döner kanatlı saldırı uçakları, güdümlü mühimmat kullanan namlulu / namlusuz topçu sistemleri ile İHA'lardan oluşan katmanlı bir yapı, YDH görevlerini çok daha süratli, isabetli ve düşük maliyetle gerçekleştirebilme kabiliyetini haizdir.

Bu yapının yer alacağı organizasyon kabaca üç katmandan oluşmaktadır:

1. Muharip kara unsuru,
2. Komuta Kontrol Merkezi (ara katman),
3. Ateş Destek Katmanı (ÇNRS bataryası, K/M Obüs bataryası, silahlı/silahsız İHA, sabit/döner kanatlı saldırı uçakları)

24 saat ateşe hazır durumda bekletilen ve güdümlü mühimmat kullanan bir ÇNRS bataryası, yerdeki dost unsurlara çoğu durumda YHD uçaklarından çok daha isabetli, etkili ve hızlı bir şekilde ateş desteği sağlayailir. Buna ilaveten 24 saat esasına göre devriye uçuş yapan ve 2.75" lazer güdümlü roket, tanksavar güdümlü füzesi ve lazer güdümlü bomba taşıyan İHA'lar, talep edilen YHD görevinin etkin biçimde yerine getirilmesine katkı sağlayabilirler.

Bu yeni konseptin, salt jet motorlu taktik savaş uçakları ile yürütülen YHD görevlerine göre başlıca avantajları şu şekilde sıralanabilir:

1. Tepki süresi çok daha kısadır.

2. Kara unsurundaki hedef tespit ve işaretleme cihazı kullanan her personel İHK görevi üstlenebilir,

3. Birim YHD görevi başına maliyet çok daha düşüktür (özellikle her bir jet uçağının [mesela F-16] birim görev başına tükettiği yakıt ve ihtiyaç duyduğu bakım hesaba katıldığında)

4. Sabit kanatlı uçakların büyük ölçüde, döner kanatlı uçakların kısmen YHD görevlerinden serbest kalması, dolayısıyla yıpranma oranlarının düşürülmesi ve düşman ateşi riskinden uzaklaştırılmaları sağlanmaktadır,

5. YHD görevi icra eden personelin (ÇNRS / Obüs / İHA operatörü) karşılaştığı risk sıfırdır,

6. Komuta Kontrol ara katmanları ve bu katmanların bağlı oldukları Komuta Kontrol üst katmanları aracılığı ile daha kaliteli bir durumsal farkındalık sağlanması mümkün olmaktadır. YHD görevi talep eden her tim, görev talep ettiği anda bir keşif / istihbarat birimine dönüşmüş olmaktadır; görevleri bu olmasa bile. Düşman hareketleri çok daha hızlı ve sağlıklı bir biçimde izlenebilmektedir. Klasik YHD görevlerinde her bir görev izoledir, münferittir. YHD taleplerinden toplam taktik resmin güncellenmesi süreci çok daha yavaş gerçekleşmektedir.

Yakın Hava Desteği, şartları son yıllarda en hızlı değişen görev türlerinden biri ve hava kuvvetlerinin karşısına gitgide daha zor bir yapı ile çıkmakta. Çatışmalar sarp dağlık araziler kadar şehir / köy bölgelerinde de cereyan etmekte; modern silah sistemlerinin ucuzlaması ile birlikte gerilla tipi hasım unsurlar daha iyi donatılmış olarak ortaya çıkmakta, sensör ve muhabere sistemlerindeki gelişmeler farklı muharip unsurların eşgüdümünü ironik olark aynı anda hem kolaylaştırmakta hem de karmaşık hale getirmekte.

Tüm bu karmaşa içinde etkin bir hava kuvveti idame ettirmek için gerektiğinde radikal alternatifleri de değerlendirebilme cüreti de bir şart olarak ortaya çıkmakta...



1 yorum:

Helimintersi dedi ki...

Bu tip bir uçak, Güneydoğumuzda taarruz helikopterlerine ucuz bir alternatif, veya en azından takviye olabilir mi?

İHA'lardan pek verim alamadığımız ortada. Ya patır patır düşüyorlar, ya tamire gidip gelmiyorlar. Üstelik silahsızlar. Hem öylesi dağlık bir bölgede İHA artı topçu kombinasyonu her istenilen yeri ateş altına alamaz herhalde.