30 Ocak 2006 Pazartesi

MilGem: Ne? Ne İçin? Nasıl?


MilGem (Milli Gemi) prototip gemisi olan TCG Heybeliada tersanede üretiledursun, tasarım üzerinde ciddi tartışmalar yapılmakta. Bu tartışmalar esnasında projeye yöneltilen eleştiriler esas olarak iki başlıkta toplanabilir:

1. MilGem konsepti: MilGem tasarımının kamuoyuna açıklanmış halde olmasının sebepleri. Açık ifade ile Türk Deniz Kuvvetleri'nin "Denizaltı Savunma Harbi (DSH) kabiliyetli korvet" ihtiyacının nedenleri

2. MilGem tasarım özellikleri: MilGem'in genel özellikleri ve kullanılan / kullanılması planlanmış sistem ve alt sistemler, özellikleri, artıları, eksileri.



1 ve 2 aslında son derece girift konumda. Bu, tartışmayı yapmak için faha geniş bir perspektiften bakmayı zorunlu kılıyor kanımca.

Türkiye'in DSH korveti ihtiyacının sebepleri nelerdir?

Takip edilebildiği kadarıyla Türkiye son 10 - 15 yıldır deniz stratejisini ve doktrinlerini değiştirmekte ve dönüştürmekte. Soğuk Savaş sonrası dönem bunu zaten dikte ettirmekte, bu malum.

Türkiye'nin denizdeki en "sıcak" bölgesi olan Ege'de ise yoğun bir tehdit ortamı bulunmakta. 4 adet AIP Tip 214 (ki piyasadaki en ölümcül denizaltı tasarımlarının başında gelmekte), ilaveten orta vadede 4 adet daha AIP (modernizasyon) ciddi bir risk, bu aşikar.

Türkiye'nin firkateynleri, "resmen talep etmediği, sadece ABD'nin henüz resmen teklif ettiği ve muhtemelen A-10 hikayesinin yeni versiyonunun kahramanları olan" Spruance'ler bunu yapamaz mı?

Başka işleri, başka görevleri varsa yapmazlar.

Nedir başka görevler?

Açık sularda DSH harbi, su üstü harbi, (Allah o günleri görmeyi kısmet etsin) alan hava savunması ve komuta kontrol gibi.

O AIP'ler neden tehdit?

Çünkü onların yegane görevi Türk denizaltılarını avlamak. Çünkü Türk denizaltıları öyle bir konumda ki, "o AIP'lerin sahibi"nin şah damarına Yatağan'ı dayamış durumda. "O AIP'lerin sahibi", boğazındaki Yatağan'ı kaldırabilmek için gerekirse batiskafa bile DM2A4 ve AIP takar. Ege ortamında su üstü gemilerini avlamak için AIP muazzam bir lükstür zira; israftır. Ama Ege'de AIP, "denizaltı avcısı denizaltı" için elzemdir, büyük avantajdır.

Allah göstermesin, Ege'de "bir şeyler" olursa iki kıyıdaki gazetecilerin deniz üstünde doğru dürüst bir hareketlilik göreceğini bile sanmıyorum, yüzeye çıkan çelik parçaları ve yağ hariç.

İşte, benim amatör - profesyonel perspektiften Ege bakışım ve içgüdülerim, MilGem benzeri bir DSH kabiliyetinn burada gerekli olduğunu söylüyor. MilGem DSH katmanını bir kademe ileri taşıyor çünkü. Kıyı bölgesindeki savunmayı üstleniyor, 10t DSH helikopteri ile bu savunmayı artırıyor ve açık sulardaki DSH katmanı üyelerinin (firkateynlerin) görev yükünü büyük oranda hafifletiyor.

Eğer Türkiye açık (mavi) sularda bayrak gösterecekse, önce Ege'den çıkabilmelidir.

Burada başka bir hususa, proje modeline değinmek isterim.

Şu anda İstanbul Tersanesi Komutanlığı'nda inşa edilen Ada sınıfı korvetlerin ilk gemisi olan TCG Heybeliada, bir prototip gemisidir. Bu gemi denize indirildikten sonra, yanlış bilmiyorsam eğer, 2 sene boyunca testlere tabi tutulacak. Bu testler sonucu "seri üretim" versiyonu tasarımı kesinleştirilerek, geri kalan 3 + 8 gemi üretilecek. Bu aşamada çok radikal değişiklikler beklenmemeli, alt sistem, entegrasyon konularında yoğunlaşılacak diye tahmin ediyorum.

İlaveten, Heybeliada'da tasarım aşamasında VLS lançeri, 76mm topun arkasında opsiyon olarak düşünülmüştü. Bu opsiyon hayata geçirilmeye karar verilirse nasıl yapılır, ne gibi bir tasarım metodolojisi izlendi, ne derece modüler, ne derece modüler değil bilmiyoruz. Belki, belki, 76mm'nin arkasında genişçe bir kapak ve o kapağın altında dikdörtgen şeklinde bir boşluk olacak ve oraya "tak-çalıştır" şeklinde VLS entegre edilebilecek (ihtiyaç olduğunda), kim bilir? Bizim bilmediğimiz kesin.

Ancak Türkiye'nin DSH ihtiyacı çok acildir. Ege'deki DSH harbimiz İskenderun'un bile güvenliği açısından hayati çünkü, Kıbrıs bir yana. Ege'de bir şeyler yapmadan daha ilerisi için Milgem II'yi, TF-xxxx'i düşünemeyiz bence.

K130 meselesi için bir parantez açmak isterim.

K130'ları üreten Almanya'nın doğusunda bir "Alman Shepherd'ı" ülke var, batısı güllük gülistanlık. Almanya şu anda dünyanın herhangi bir yerindeki sınır muhafızı için cennet konumunda. Almanya'nın Baltık'ta küçük ve hızlı hücumbotlarla vurması gereken Polnochny'ler, Krivak'lar, Grisha'lar Osa ve Komar'ların 90%ı ile Hans'lar, Otto'lar traş oldu, geri kalanları ise o günlere özlem duyan pas rengi gözyaşları döküyor, Gdansk'ta.

Schröder hırsından ağlayacaktı genel seçim arifesinde, "Almanya'nın savunması Afganistan'dan başlar" diye. Bunları söylerken o Şansölye, Alman kıyılarında düşman gemisi gözükmesi olasılığı sıfırdı. Kara, hava ve deniz sınırlarını güvene almış bir ülke tsarladı K130'u, inanılmaz sancılı bir sürecin sonucunda.

Yunanistan deniz kuvvetleri lağv etmedikçe Türkiye aynı yoldan gidemez. Türkiye'nin şah damarı olan Ege Denizi'nin, "güvenli", "kontrol altında" sıfatlarını hak etmek için torunlarımızın torunlarını görüp cenneti hak etmeliyiz.

Kapa parantez.

MilGem'de sistem / tasarım bazındaki eleştirilerin VLS haricindeki diğer odak noktası olarak baca tasarımı dikkat çekiyor. Bu bacanın "konvansiyonel" olması yenilik arz etmediği için eleştirilmekte. Peki bunu nereden biliyoruz? Bu bacada IR izini azaltmay için farklı bir yöntem deneniyor olamaz mı? Daha yeni milli ROV mayın imha aracının geliştirildiğini haber aldık, havadan atılan milli sonobuoy sistemi, milli denizaltı decoy sistemi.. Bunlar ve benzerleri "şakk" diye ortaya çıkan ve çoğu ARMERKOM - TÜBİTAK kaynaklı haberler. Dünyadaki güncel trendler takip edilirken, "konvansiyonel baca" tasarımının artı ve eksileri değerlendirilmemiş midir? Su jetinin artı eksileri, tasarım karmaşıklığı hiç incelenmemiş midir? Bir terazi misali, suya bırakılan egzos gazı sisteminin gemi tasarımı ve inşası açısından yarattığı meydan okuma hiç araştırılmamış mıdır?

Sonuçta bir terazi işi bu ve bazı ödünler verilmek zorunda. Bunu optimum bir tarzda yapmak gerekiyor ve MilGem'de bunun izlerini görüyoruz. G-MSYS'nin yarın bir gün Barak, ESSM, milli HWT'ye izin veren bir yapıda olup olmadığını bilmiyoruz. Gövdenin nasıl üretildiğini bilmiyoruz. Radar olarak ne düşünüldüğünü de bilmiyoruz. Prototip gemi henüz denize inip testlerine başlamadı.

F-22 Raptor'un ilk prototipi ile seri üretim versiyonu arasındaki farklar dağlar kadar. Geçenlerde müzaeye kaldırılan ilk EF-2000 prototipi ile şimdiki de ha keza. Denize ilk inen Spruance ile en sonuncusu arasındaki fark bile. CVF'de, LCS'de kimbilir neler olacak. Prototip adı üstünde... Kaldı ki VLS için (hafızama yine tam güvenemiyorum) "32 hücre lançer için yer bırakıldı, ihtiyaç olduğunda konulmaya hazır" denmişken, alt sistemler hakkında kısa süre sonra paylaşıma açacağım kitapçıktakiler hariç herhangi bir bilgimiz yokken....

MilGem’de eleştirilecek yönler elbette var, olmalıdır ve eleştirilmelidir de, sonuna kadar. Ama bu esnada biz de sokaktaki vatandaş olarak bir terazi kurmalıyız, aynı MilGem proje ofisinin tasarım sırasında yaptığı gibi.. Daha savunma basınına bile yansımamış, çizim masasında taze duran tasarımları bile değerlendirmeye alırken yaptıkları gibi.